Cevaplar.Org

BEDREDDİN AYNİ VE MEVLANA

Garez ile ilim çok farklı şeyler. Garez manevi hastalık belirtisidir. Bazen ilim kalıbına dökülebilir, bürünebilir. Bugüne kadar Mevlana ve meşrebini eleştirenler olmuştur. Bunlardan bir kısmı da selefi meşrepli zevattır. Ahmet Yaşar Ocak Mevlana’nın Rufai gezgin dervişlerinden, bürhan geleneğinden pek hoşlanmadığını aktarır. Mevlana tasavvufta daha üst anlayışı temsil ettiğinden, kendisine avam meşrep gelen Rufai tarzına pek iltifat etmediği söylenebilir


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2023-12-07 22:12:20

 Garez ile ilim çok farklı şeyler. Garez manevi hastalık belirtisidir. Bazen ilim kalıbına dökülebilir, bürünebilir. Bugüne kadar Mevlana ve meşrebini eleştirenler olmuştur. Bunlardan bir kısmı da selefi meşrepli zevattır. Ahmet Yaşar Ocak Mevlana'nın Rufai gezgin dervişlerinden, bürhan geleneğinden pek hoşlanmadığını aktarır. Mevlana tasavvufta daha üst anlayışı temsil ettiğinden, kendisine avam meşrep gelen Rufai tarzına pek iltifat etmediği söylenebilir. Bazılarının da Mevlana'nın tarzından pek hoşlanmadıkları açıktır. 'Renkler ve zevkler tartışılmaz' deyimi bunu ifade etse gerek. Meşrep, anlayış farkı insanları farklı kulvarlara dökebilir.

 Ebu'l Hasan en Nedevi de Mevlana hakkında İmam Malik'in sözünü hatırlatan bir değerlendirme yapar; "Bu kabrin sahibinden başka herkesin sözü alınır veya atılabilir." Nedevi'nin ikinci Mevlana olarak anılan Muhammed İkbal ve birinci Mevlana hakkında değerlendirmeleri birbirine benzer.

Elbette Mevlana masum değildir ve eleştiriye açıktır. Bununla birlikte yüksek bir kültürü temsil etmektedir. İslam kültürüne ve İslami ilimlere vâkıf olduğu tartışmasız bir gerçektir.  Kelamı anlattığı dil kelamcıların fevkindedir. Sözgelimi kelamcıların üzerinde sofistike bir dil kullanmıştır. Bununla birlikte Mevlana'nın her meselesi taklit edilecek veya alınacak diye bir şey yoktur. Fakat Mevlana istiğna edilecek ve aşılacak bir zat da değildir. Mevlana'yı hafife alan kendi seviyesini göstermiş olur.

Tasavvufla alakalı sorunları olanların sorunları olması makuldür. Mevlana ile ilgili sorunları olanların sorunları olması da anlaşılabilir. Lakin İslam'da tasavvuf damarını inkar etmek mümkün değildir. Hasan el Benna buna tasavvufun hakikati ve çekirdeği demektedir. Kalanı kışır,kabuk olarak da algılanabilir. Tasavvufa karşı çıkan Selefilerin görüşleri de böyle değil midir? Allah ve Resulü dışında kimsenin görüşü ismet sıfatına haiz değildir. Selefilerin bütün görüşleri isabetli midir, alınmaya değer midir? Bundan dolayı Selefiler tasavvuf konusunda haksızlık yapıyor.  Yöntem olarak tamamen karşı çıkıyorlar. Halbuki, bütünüyle karşı çıkmaları zincirleme diğer alanlara, kelama ve diğer ilimlere de karşı çıkmayı gerektiriyor. Bu da meselesi toptancılığa götürüyor. Onlar da bundan paylarını alıyorlar.

Selefiler tarihi birikime bütünüyle karşı çıktıklarından diğer kesimler de kendi tarz ve metotlarına bütünüyle karşı çıkıyorlar. Haksız tutumları bu şekilde bumerang gibi geri dönüp kendilerini vurmuş oluyor. Böylece içten eleştirme imkanını kaybediyorlar. Lakin doğrudan tasavvufu aradan çıkartarak sorunları aşmak mümkün değildir. Muhammed Gazali'nin ifadesiyle tasavvuf maden gibidir. Toprakla karışmış vaziyettedir. Yani gülün dikeni de vardır. Hadis veya ayet gibi mahza hayır olmayabilir.

Tasavvufi birikim gerçekten de her düzeyde bilgiye havidir. Kelam gibidir. Bazı alimler kelamı ilaca benzetmişlerdir. Kur'an ve Sünnet gıda gibidir. Her an besleyicidir. Kelam ise ilaç gibidir. Hastalık haricinde gıda gibi her zaman alınmaz. Tasavvuf da gıda gibidir lakin içinde bozuk ve miadı geçmiş yönler olabilir.

Bugün İslam dünyası çeşitli sızmalarla maluldür. Batılılar kimi Batılılaşmış Müslüman aydınlar üzerinden kendi görüşlerini ve doktrinlerini İslam toplumlarına zerk ederler. Tasavvuf içinde de ed'iya düzeyinde kalpazanlar vardır. Bunlar manevi yolların kutta-i tariki yani yol kesicileridir. Tasavvufa yönelik itirazların kaynağını teşkil ederler. İçlerinde tasavvufu cerciliğe dökenler olmuştur. Lakin bu yine Mevlana'nın deyimiyle aslının kıymetli olmasından ileri gelmektedir. Aslı kıymetli olmasaydı kimse paranın sahtesini yapmazdı.

Buhari şarihlerinden Bedreddin Ayni, Memlüklüler tarafından Konya'ya elçi olarak gönderilir ve burada Mevleviliği inceler.  Mevlevilerin Mevlana'yı tazimlerinde ileri gittiklerini söyler. Ya da bu algıya kapılmıştır. Bu mülahazası mümkündür de. Bununla birlikte Ayni'de Mustafa İslamoğlu'nun eleştirisi kesinlikle yoktur. Ayni de Celaleddin Rumi'ye Mevlana lakabı verilmesine yönelik herhangi bir itiraz ve eleştiri yoktur. Aksine Mevlana ismini benimseyerek kullanmıştır.

Mevlana deyimine veya ifadesine bugüne kadar Mustafa İslamoğlu'ndan başka itiraz edenle karşılaşmadım. Olsa bile bu lakabı taşıyanların yanında itirazcıların mesabesi hiç mesabesindedir. Zira itiraz gerekçesizdir. Hanefi mezhebine mensupluğuyla ve Türk oluşuyla iştihar eden Bedreddin Ayni, 823 tarihinde (hicri) Konya'yı ziyaret eder, ahvalini tetkik eder. Mevlevilerin pirlerini muhabbette ifrat ettiklerini mülahaza eder. Ya da görüşü bu yöndedir. Bedreddin Ayni, Melik Zahir Tatar'ın biyografisini kaleme almış ve burada Türk asıllı Memlüklü hakanı Melik Zahir'le alakalı sürekli olarak 'mevlana' ifadesini kullanmıştır. (1) Eser boyunca sürekli olarak 'Mevlana es sultan' ifade ve kalıbına rastlamaktayız. Bugün Fas gibi ülkelerde hem devlet adamlarına hem de ilmiye sınıfı mensuplarına hitaplarda 'mevlaya' ifadesi kullanılmaktadır. Mevlaya, Mevlana ifadesinin tekilidir. Efendim, üstadım ve mirim anlamına gelmektedir.

Günümüzde de Mevlana tabiri ilmiye sınıfı içinde tedavüle devam etmektedir. Mevlana Halid-i Bağdadi müceddit sıfatıyla anılan, Nakşibendiliğin mühim siması arasındadır. Hindistan alimlerinin birçoğu mevlana sıfatıyla anılmaktadır. Mevlana Ebul Kelam Azad, Mevlana Mevdudi ve  Mevlana Şibli Numani bunlardan sadece bir kaçıdır. Allah'ın isimlerinin ve sıfatlarının kullanılmasında ise yasak olan şey bu isimlerin ıstılahi olarak kullanılmasınadır. Bu ıstılahlar da yerden yere coğrafyadan coğrafyaya değişiklik arz eder. Sözgelimi Abdu Rabbu'r Resul ismi Afganistan mücahit reislerinden Sayyaf'ın ismidir. Bununla birlikte bazen Allah'a isnat edilmeden abd kelimesi doğrudan abdunnebi veya abdurresul ya da abdulhaseyin gibi isimlerde de kullanılmaktadır. Bu isimlerin Arap diyarında kullanılması sakıncalıdır. Zira, bu coğrafyanın anlayışında kul ile Allah arasında abdiyet sıfatı karıştırılmakta ve kula perestiş ve ubudiyet isnat edilmektedir. Lakin Arap olmayan diyarlarda abd, kul ile sınırlı olmayıp hizmetçi, köle anlamında kullanılmaktadır ve bu farktan dolayı da Peygamberin hizmetkarı anlamındadır. Mevla veya mevlana meselesi de böyledir. Abdu Menaf gibi tabirler de Menaf oğulları anlamında kullanılmalıdır. Kulu kölesi anlamına gelse de bu dünyevi rütbelerle veya statüyle alakalıdır. Diyarı Arabın haricinde hatta bazen dahilinde de abd kelimesinin Allah'ın dışındaki varlıklara izafetinde doğrudan tapınma karinesi yoktur.

Bedii meselesi de böyledir. Günümüzde ıstılahi anlamda değil de lugavi anlamında bedii ismi fani kullar için de kullanılmaktadır. Bunlardan birisi de Müslüman Kardeşlerin hapisteki son mürşidi Muhammed Bedii'dir. Mardin Artuklu Üniversitesinin Rektörü Bedii Umay da bedii ismini taşıyanlardan bir başkasıdır. Bedii Faik Akın da tanınmış kalem erbabı arasındadır. Burada erbabı da kullandık; rabbin çoğuludur. Elbette erbabı mecaz olarak kullandık usta anlamına gelmektedir. Demek ki mesele çok yönlü ve boyutludur. Mustafa İslamoğlu'nun ileri sürdüğü mahzurları taşımamaktadır. Peki bu yüklenme niye?

Demek ki Mevlana diyarında pek anlaşılabilmiş değil. Bunun nedeni de tefritçilerdir. Kaldı ki bu bir imtihan sırrıdır oğlu Alaeddin bile babasını anlayamamıştır. IŞİD'in yolunu döşeyenler Mevlana değil ona gölge edenlerdir. IŞİD'çilerin panzehiri Mevlana'dır, Lakin onu iki kesim anlaşamaz. Bir IŞİD damarına yatkın olanlar bir de aşk mesleği ile batiniliği birbirine karıştıranlardır. Bu yönde, Mustafa İslamoğlu ile Cemalnur Sargut madalyonun iki yüzünü temsil ediyorlar.

 Dipnot

*Er Ravdu'z Zahir Fi Sireti el Melik ez Zahir (Tatar), Bedreddün Ayni, takdim Muhammed Zahid el Kevseri, El Mektebetü'l Ezheriyye Littürasi. S. 21

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BEDREDDİN AYNİ VE MEVLANA

BEDREDDİN AYNİ VE  MEVLANA

Garez ile ilim çok farklı şeyler. Garez manevi hastalık belirtisidir. Bazen ilim kalıbına dö

BEDİÜZZAMAN-2

BEDİÜZZAMAN-2

İttihatçıların yüzeye çıktıkları sıralarda da Türkiye’de siyaset anlamını kaybetmişt

BEDİÜZZAMAN-1

BEDİÜZZAMAN-1

Bediüzzaman, ‘ muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yok’ derken daima insanlar arasında iyi

MÜNİR GADBAN(1942-2014)

MÜNİR GADBAN(1942-2014)

Muhammed Kutup’un vefatı üzerinden çok geçmeden yine Mekke’den ikinci bir ölüm haberiyle i

YUSUF KARADAVİ

YUSUF KARADAVİ

Yusuf Karadavi geçenlerde Arap Baharının önünü, İsrail’in ömrünü uzatmak için kestikle

MUSTAFA SIBAİ(1918-1964)

MUSTAFA SIBAİ(1918-1964)

Son devirde Reşid Rıza, Mustafa Sıbai, Karadavi Şiilerle uzun dönemler dostane münasebetler ge

SEYYİD KUTUP(1906-1966)

SEYYİD KUTUP(1906-1966)

*20’inci yüzyıla ait şehitler kervanı arasında temayüz eden isimlerden birisi de Seyyit Kutu

MUHAMMED KUTUP(1919-2014)

MUHAMMED KUTUP(1919-2014)

Muhammed Kutup’un en temel vasfı teorisyen olmasıdır. Mütefekkirden öte bir teorisyendir. Tef

MUSTAFA SABRİ EFENDİ

MUSTAFA SABRİ EFENDİ

* Şeyhülislam Mustafa Sabri için ‘ asrının yektası idi’ diyenler olduğu gibi ‘ne kendi

HASAN EL BENNA(1906-1949)

HASAN EL BENNA(1906-1949)

Hasan el Benna’nın projesi, arzulanan İslami itidal cemaati gerçekleştirmektir. Bu aynı zaman

EŞREF ALİ TEHANEVİ(1863-1943)

EŞREF ALİ TEHANEVİ(1863-1943)

İmam Rabbani ve izindekilerden sonra, geçen yüzyılda Şeyhül Hind Mahmud Hasan ile birlikte her

"Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, şüphesiz ki sen her şeye kadirsin."

Tahrim, 8

GÜNÜN HADİSİ

Takat getirebileceğiniz ameli alınız.Allah'a yemin olsun ki siz usanmadıkça Allah usanmaz.

Müslim, Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha

TARİHTE BU HAFTA

*Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanunun kabulu.(3 Mart 1924) *Selahaddin Eyyubi'nin Vefatı(4 Mart 1193) *Abdulgani Nablusi Hz.lerinin Vefatı(5 Mart 1713) *Piri Reis'in Vefatı(6 Mart 1554) *Yıldırım Beyazıd'ın Vefatı(8 Mart 1403)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI