KIZIL İCAZ BEŞİNCİ VE ALTINCI İ BEYİT- 9. DERS

Ders: Kızıl İcaz (9. Ders) İzah: Ali Haydar Çetintürk Hocaefendi Musa Körpe Hoca: Benim Kızıl İcaz’da en çok dikkatimi çeken şey; normal mantık şerhlerine baktığınız zaman, altta hep Mantık ilmine dair örnekleri görürsünüz. Yani, gerçekten Mantık’ın dışında bir şey yoktur. Ama Hazret-i Üstadın şerhi bu değil. Bir bakıyorsunuz, Süllem’in bir metninden aşağıda, akaidin çok mühim, ciddi bir meselesini çözdüğünü görüyorsunuz, hadisi yorumlamasını görüyorsunuz. Biz bugün buna “disiplinler arası geçiş” diyoruz.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2023-09-17 23:13:45

Ders: Kızıl İcaz (9. Ders)

İzah: Ali Haydar Çetintürk Hocaefendi

Musa Körpe Hoca: Benim Kızıl İcaz'da en çok dikkatimi çeken şey; normal mantık şerhlerine baktığınız zaman, altta hep Mantık ilmine dair örnekleri görürsünüz. Yani, gerçekten Mantık'ın dışında bir şey yoktur. Ama Hazret-i Üstadın şerhi bu değil. Bir bakıyorsunuz, Süllem'in bir metninden aşağıda, akaidin çok mühim, ciddi bir meselesini çözdüğünü görüyorsunuz, hadisi yorumlamasını görüyorsunuz. Biz bugün buna "disiplinler arası geçiş" diyoruz. Yani Hazret-i Üstad, alet ilmi olan Mantık'ı gerçekte alet ve vasıta olmaktan çıkarmış, "ulum-ı âliye" dediğimiz Hakaik-i imaniye ve Kur'aniye'nin doğru idrak edilmesine, anlaşılır ve anlatılır bir vaziyete getirilmesine hizmet etmiş. Mantık'ı Mantıkta bırakmamış. Nazariyatta kalmamış, nazariyatta boğulmamış diyelim.

Ali Haydar hoca; Başlamadan önce itirafımızı yeniden yapalım; biz bu işin ehli değiliz. Ehli olmadığımız işi yapmaya, başarmaya çalışıyoruz. Rabbim bereketlendirsin inşallah.

Şimdi müsaadenizle ben ibareyi tekrar okuyacağım;

من خصنا بخير من قد ارسلا

Manasını tekrar verelim; geride "biz hamd ederiz" kelimesi geçmişti. Kime hamd ederiz, "şu zata ki, bizi gönderilenlerin en hayırlısına, yani Rasulullah'a (aleyhissalatu vesselam) tahsis etti."

Yine nasıl bir zata bizi tahsis etti?

وخير من خاض المقامات العلا

Yüce olan makamları toplayan veya -bir nüshada geçtiği gibi-yüce olan makamları hâiz olan zata.. 

Üstad bunu şerh ederken diyor ki;

لانه علي خلق عظيم

"Çünki o büyük bir ahlak üzeredir." 

Devamında diyor ki;

عطف الدليل علي المدلول بجهتين بتنقيح المناط وتخريج المناط

"Delil medlul üzerine atfedildi." Burada affedilen cümle خير من خاض المقامات cümlesi olduğu için, Hazret-i Üstad bu cümleye delil demiş oldu. Bu cümle medlul (kendisine delil getirilen) üzerine atf edilmiş oldu. O zaman بخير من قد ارسلا da medlul olmuş oluyor.

Bunun da anlaşılması için şöyle soracak olursak, "Peygamber efendimiz Peygamberlerin en hayırlısıdır. Delilin ne? Çünkü o yüce makamlara hâiz olanların en hayırlısıdır.

 بجهتين بتنقيح المناط وتخريج المناط  

Bu da iki yömüyle; tahricül'menat ve tenkiku'l menat. Onu da bugün İşaratü'l İcaz'a baktım. Bu ibarenin şöyle bir benzeri var;(Arapça İşaratü'l İcaz, 45. sayfası)

وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ

 ayet-i kerimesinin tefsirinde geçiyor. (Not: İlgili kısmı merhum Abdülkadir Badıllı ağabeyin İşaratü'l İ'caz tercümesinden naklediyorum. (Salih Okur)

"Şu nazm, diziliş ve bağlanışında dört ayrı letaif bulunmaktadır.(İkisini naklediyoruz konumuzla alakalı (Salih Okur)

Birincisi: Medlul'un delil üzerine olan atfıdır. Yani: delil ile ispatı yapılmış olan eski peygamberlerin ve kitaplarının medlulu,

وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ

ye atfedilmiş olmasıdır. Yani –mealiyle– şöyle demektedir ki: "Ey insanlar. Kur'ana iman ettiğinizde, münzel olan sabık kitaplara dahi iman ediniz! Çünkü Kur'an, o kitapların hem tasdikcisi, hem de onların hak olduklarının şâhididir.

نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

ayeti bu hükmün delilidir. (Bu ayetin delil olduğu şu noktadandır, ayetin tamamı mealen) Şöyle diyor: "Ey nebiyy-i zîşan! Sen onlara de ki: Cebrail Aleyhisselama düşmanlık eden (–ki Yahudilerdir– "neden bu Kur'a'nı Muhammed'e indirdi" diye ona düşman olmuşlardı) kimseler gebersinler. Zira Cebrail Aleyhisselam hem Kur'anı, hem eski peygamberlerin kitaplarını getirmiştir. Dolayısıyla Kur'anında, eski kitapların da tasdikçisi odur... İlh.)

İkincisi: Delilin medlul üzerine olan atfıdır. Bunun manası da şöyle ifade edilebilir: "Ey ehl-i kitap! Siz madem geçmiş peygamberlere ve kütüb-ü salifeye iman ediyorsunuz, her halde Kur'ana ve Hazret-i Muhammed'e de (A.S.M.) iman etmeniz lazımdır. Zira, eski peygamberler ve onların kitapları Hz. Ahmed'in (A.S.M.) geleceğini müjdelemişlerdir. Hem çünki eski peygamberlerin ve kitaplarının doğruluklarının medarı; ve peygamberliklerinin merc' ve menatı, hakikatıyla ve ruhuyla en ekmel vechle Kur'anda ve en zahir bir tarzda Hz. Muhammed de bulunmaktadır. Şu halde, kıyas-ı evlevî ile, Yani: eğer onlar peygamber iseler ve ellerindeki kitaplar Allah'ın fermanları iseler; her helde ve hiç çaresi yok, bu da onlar gibi peygamberdir; elindeki Kur'an da Allah'ın kelamıdır."

Ali Haydar hoca; Aynı mantığı burada da kullanırsak;

خير من خاض المقامات  

Delil olduğu gibi, medlul de olabildi. بخير من قد ارسلا medlul olabildiği gibi, delil de olabildi. "İki cihetle" denilince, bu benim aklıma geldi.

...Yeni beyte geçebiliriz; 

محمد سيد كل مقتفي

Başta Muhammedun diye de okuyabiliriz. Muhammedin diye de okabiliriz. Muhammedun mahzuf mübtedanın haberi olarak ötreli okunabileceği gibi, veya بخير kelimesi mecrur olduğu için, ona atf-ı beyan yaparsak, o da mecrur okunabilir. Bu nahivle alakalı bir şey.

محمد سيد كل مقتفي 

"Öyle bir Muhammed ki(aleyhissalatu vesselam) her ittiba olunan, her kendisine uyulanların seyyidi." Şimdi şerhte Muhammed ve Seyyid kellimesi izah edilecek inşallah.

Öyle kendisine uyulan ki;

 العربي الهاشمي المصطفي  

"Araplara mensub, Haşimi oğullarından ve seçilmiş."

Şimdi Üstadın şerhine geçelim. Hazret-i Üstad ilk olarak Muhammed kelimesini şerh ediyor;

اسما ومسمي 

İsmen ve zat olarak Muhammed. الثاني سبب الاوبل İkincisi yani müsemma olması yani onun zatı birincisinin sebebidir. Yani isminin sebebidir. Yani cismi isminin sebebidir.

Muhammed isminin manası "ziyadesiyle övülen" manasınadır. Abdülmecid efendi haşiyesinde; orada "hamd eden" manası demiş. Ama Hamd eden manası Ahmed isminde var biliyorsunuz. Muhammed kelimesinin köküne indiğimizde onda bir hamd etme manası da var ama kelimenin manası asıl olarak övülen manasındadır. Dedesi tarafından bu isim veriliyor.

Devam edersek;

 الثاني سبب الاوبل لكنه بالاول 

yani onun zatı böyle isimlendirilmesinin sebebidir. Lakin ikincisinin birincisine sebeb olması evveliyet yolu iledir.

Bu evveliyet meselesini kısaca şöye izah edebiliriz. Mecaz bahsine baktığımızda mecaz lugavi ve akli diye ikiye ayrılıyor. Mecaz-ı lugavide müşebbeh ile müşebbehun bih arasındaki alaka teşbih olursa ona istiare deniyor. Eğer teşbihin dışında bir alaka oluyorsa ona da mecaz-ı mürsel deniyor.

Mecaz-ı mürsel'i de ulema aralarında taksim etmişler. Kimi dokuz, kimi on, kimi 11, kimi 28 maddeye kadar söylemişler. Ben bunlardan bir kısmını yazdım, kısaca evveliyenin anlaşılması için bunlara nazar edebiliriz;

1-Cüz'iye; Bir şeyi bir parçası ile isimlendirmek. Mesela göz gibi. Mesela casusa göz denebiliyor. Ayn(göz) kelimesinin 36 manası var, bildiğimiz göz manasına geliyor, pınar manasına geliyor, casus manasına geliyor.

Not: Mesela şöyle denilir; "Düşmanın durumunu öğrenmeleri için gözleri gönderdim." Yâni casusları gönderdim. (Salih Okur)

2-Külliye; Bir şeyi tamamının ismi ile isimlendirmek Mesela parmak(esabiğ) kelimesi ise enamil (parmak ucu) kastedilmesi gibi. Mesela Cenab-ı Hak ;

لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ

"parmaklarını kulaklarına tıkadılar,"(Nuh: 71/7) Parmaklarının tamamını sokuyorlar, hayır, uçlarını(enamil) sokuyorlar. Burada da cüz yerine küllün zikredilmesi mevzu bahis.

Not: Başka bir ayette de;

يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ

حَذَرَ الْمَوْتِ

"O, kâfir ve münafıklar, yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.(Bakara suresi, 2/19) Yâni parmak uçlarını buyrulur.(Salih Okur)

Not: Hocamız müzakeredeki ağabeylerle istişare edip diğerlerini atlıyor ve evveliye'ye geçiyor. Merak edenler, Nureddin Bolelli Hocanın "Belagat(İFAV Yayınları) adlı eserinin "Beyan İlmi" bahsine bakabilirler.(Salih Okur)

Evveliye, bir şeyi ileride döneceği hali ile isimlendirmek.. Mesela Yusuf Suresinde

قَالَ أَحَدُهُمَا إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْراً

"Onlardan biri Yusuf'a: dedi; «Rüyamda kendimi şarap sıkarken gördüm." (Yusuf suresi, 12/36)âyetinde olduğu gibi. Şarap sıkılmaz. Yani "ileride şaraba dönüşecek üzümü sıkıyorum" demektir.(*)

Not: Bir başka misal; "Ateşi yak" sözü gibi ki, akılacak olan odundur ve ateş olacağı hal söylenmektedir.(Kâmus)

Bunu şimdi buraya uygulayacak olursak, Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellemin adı Muhammed'dir. Yani ileride o hale dönüşeceği için, dedesinin de dediği gibi, yerlerde ve göklerde ziyadesiyle övülen birisi olacağı içindir.

-devam edecek-

(*)Burada Prof. Dr. Ahmed Akgündüz hocanın 1996'larda yaptığı bir Muhakemat dersinden şu izah yerinde olur(Salih Okur);

 " Üstad, 1930'ların Türk ordusu için "mücahid ordu" tabirini kullanıyor(Şualar s: 589) Bazı idraklerin bunu anlayabilmesi çok zor. Ama bence burada mecaz var. Mecazdan kasıtla da, ileride alacağı vaziyet kastediliyor. Mesela Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın kıssasında kendiyle beraber zindanda bulunan iki kişiden bahsederken; "Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi, birisi ben, dedi: rüyada kendimi görüyorum ki şarap sıkıyorum"(Yusuf Suresi: 12/36) buyruluyor. Şarap sıkılmaz, şira sıkılır. Ama netice itibarıyla o üzüm şırası şarap yapılacağından ilerideki vaziyetine mecazen bu ifade kullanılması gibi."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır.

et-Teğabün: 3

GÜNÜN HADİSİ

Berâe (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Müminlerden (özür sahibi olanlar dışında) (evlerinde) oturanlar ile Allah yolunda malları ve canları ile savaşanlar bir olamaz."

TARİHTE BU HAFTA

*Genç Osman'ın Yedikule'de Şehid Edilmesi (20 Mayıs 1622) *İbn-i Sina'nın Vefatı(21 Mayıs 1037) *Dandanakan Zaferi (23 Mayıs 1040) *Necip Fazıl'ın Vefatı (25 Mayıs 1983)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI