Cevaplar.Org

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-12

Ayet: 26: Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethettiğinde ümmetine İran ve Bizans imparatorluklarının da fethedileceğini vadetti. Bunu duyan Yahudi ve münafıklar: "Heyhat, Muhammed nerde, İran ve Bizans'ı fethetmek nerde... Onlar fethedilemiyecek ve güç yetirilemiyecek kadar kuvvetlidirler. Muhammed'e Mekke yetmedi mi de, ta İran ve Bizan'ın topraklarına göz dikiyor?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah ... "De ki: Ey Allahım! Ey mülkün sahibi! Sen mülkü dilediğine


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2023-07-15 02:48:04

Ayet: 26: Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethettiğinde ümmetine İran ve Bizans imparatorluklarının da fethedileceğini vadetti. Bunu duyan Yahudi ve münafıklar: "Heyhat, Muhammed nerde, İran ve Bizans'ı fethetmek nerde... Onlar fethedilemiyecek ve güç yetirilemiyecek kadar kuvvetlidirler. Muhammed'e Mekke yetmedi mi de, ta İran ve Bizan'ın topraklarına göz dikiyor?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah ... "De ki: Ey Allahım! Ey mülkün sahibi! Sen mülkü dilediğine verirsin" âyeti nazil oldu. (Kurtubî, Cilt: 5, s. 52)

*تُولِجُ اللَّيْلَفِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِوَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

*Yani tohumdan ekini, ekinden tohumu; çekirdekten hurma ağacını, hurma ağacından çekirdeği; tavuktan yumurtayı yumurtadan tavuğu ve kâfirden mü'mini, mü'minden de kâfiri çıkarırsın. İbn Kesir böyle tefsir etmiştir. Taberî şöyle der: "Bu âyetle ilgili tefsirlerin en doğrusu, şöyle diyenlerin tefsiridir: Canlı insan ve hayvanları cansız nutfeden çıkarır. Ölü nutfeyi de canlı insan ve hayvanlardan çıkarır."

Bu âyet-i kerimenin tefsirinde, Şehit Seyyid Kutub'un parlak bir görüşü vardır. Bunu "Fî ziâl" adlı tefsirinden özel olarak naklediyoruz. Merhum şöyle der: "Gecenin gündüze, gündüzün geceye katılması demek, mevsimlerin değişmesiyle birbirlerinden zaman almaları demektir ister gündüz geceden alsın, ister gece gündüzden alsın, akıl. Allah'ın, gökleri hareket ettiren kudretini görür gibi olur. Bu kudret, güneş küresinin karşısında yer küresinin karanlıklarını tedrici olarak giderir ve gündüzleri uzatır. Karanlık yerlerle aydınlık yerleri değiştirir. Yavaş yavaş, gece karanlığı gündüz aydınlığının yerini alır. Gündüzün aydınlığı da yavaş yavaş, gece karanlığının yerini alır. Kış mevsiminde geceler uzayıp gündüzler kısalır, yaz mevsiminde ise gündüzler uzayıp, geceler kısalır... Hayat ve Ölüm de bunun gibidir. Bunlar da yavaş yavaş birbirlerinin yerini alırlar. Canlı varlıklarda, her an, ölüm ile hayat yanyana yürür. Bir taraftan ölüm onun bir miktarını yıkarken, öte yandan hayat onu yapar. Canlı hücreler ölür gider, onun yerine yeni hücreler yapılır. Gece ile gündüzün her anında da bu devr-i dâim vardır. İşte Kur'an'ın bu kısa işareti, bu olayları insan aklına göstermektedir. Hiçbir İnsan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabileceğini iddia edemez. Hiçbir akıllı, bunları programsız ve tesadüfen meydana geldiğini söyleyemez. Bunlar, ancak, yoktan yaratan, herşeyden haberdar olan ve herşeyi bir program dahilinde yapan bir kudretin idare ettiği son derece gizli, büyük hareketlerdir. (Fİ Zılali'l-Kur'an, Cilt: 5)

Telhîsu'l-beyân müellifi Şerif Râdî, âyetin izahında şöyle der: "Bu çok güzel bir istiaredir. Bu da, geceyi gündüze, gündüzü geceye sokmaktan ibarettir. Geceden eksilttiğini gündüzden; gündüzden eksilttiğini de geceden artırır. Çünkü îlâc, gece ile gündüzden birini diğerine, kuvvetli ve güzel bir şekilde mezcederek sokmak demektir." 

تُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ

Burada الْحَيَّ الْمَيِّتِ kelimeleri, mü'min ve kâfirden mecaz olarak kullanılmış; mü'min diriye, kâfir ise ölüye benzetilmiştir. Allah daha iyi bilir.

*33-34. ayetler:

"Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, işiten ve bilendir."

 Kurtubi şöyle der: "Diğer nebi ve resullerin hepsi, bunların neslinden geldiği için Allah sadece bunları zikretti. 

Ayet: 35:  

إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّراً فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

"İmran'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz hakkıyla işiten ve bilen sensin."

Rivayet olunduğuna göre İmrân'ın eşi Hanne, kısır ve ihtiyar kadındı. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken, aniden, yavrusunu besleyen bir kuş gördü. "Keşke bir çocuğum olsa" diye temennide bulunarak şöyle dedi: "Allah'ım, bana bir çocuk verirsen, Onu, senin Beyt-i Mukaddesi'ne hizmetçi vermeyi ahdediyorum. Bu benim üzerime borç olsun." Hanne hamile kaldıktan sonra kocası İmrân öldü. İşte, âyette geçen adamanın sırrı budur.(Ebussuûd Tefsiri, 1/230)

*37. ayet: Meryem kelimesi Allah'ın hizmetçisi ve ona ibâdet eden demektir. Bazı âlimler şöyle der: Allah'ın, Meryem'den başka bir kadını, ismiyle Kur'an'da zikretmemesinin hikmeti şudur: "Bu, Hristiyanların, onun Allah'ın eşi olduğuna inanmalarını örtülü bir şekilde reddetmeğe işarettir. Çünkü Yüce ve Ulu kimse, insanlar arasında eşinin isminin söylenmesini istemez, İsa'nın babası olmaması itibariyle, onu Meryem'e nisbet etmek için, âyette buyrulmuştur.(Bakınız, Celaleyn Haşiyesi, Sâvî)

وَأَنبَتَهَا نَبَاتاً حَسَناً

"onu güzel bir şekilde yetiştirdi" Yüce Allah kız çocuğunun büyüyüp gelişmesini, yavaş yavaş gelişen ekine benzetti. Bu söz, istiâre-i tebeiyye yoluyla, bütün hallerinde ona faydalı olacak şeylerle çocuğu yetiştirmekten mecazdır.

كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَ ازَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً

"Zekerriya Ma'bedde onun yanına her girişinde onun yanında bir rızık bulur" Mücâhid der ki: "Onun yanında, kış mevsiminde yaz meyvelerini, yaz mevsiminde kış meyvelerini bulurdu."

Âyetin tefsirinde İbn-i Kesir şöyle der: "Bu âyet evliyanın kerametine delâlet eder. Bunun, hadiste de birçok benzeri vardır. İbn Kesir, Cabir'den gelen bir senedle Cefne (çanak) kıssasını zikretti. Kıssanın özeti şudur: Hz. Peygamber (s.a.v.) günlerce aç kaldı. Sonra yemek istemek üzere kızı Fâtımetü'z-Zehrâ'nın yanma gitti. Onun yanında da bir şey yoktu. Komşusu ona iki yufka ekmek ile bir parça et gönderdi. Fâtıma bunları bir çanağa koydu. Sonra baktı ki çanak et ve ekmekle dolmuş."

*Ayet: 39:  

فَنَادَتْهُ الْمَلآئِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ

"Melekler ona seslendi." Burada seslenen Cebrâîl (a.s.)'dir. Cebrâîl (a.s.) meleklerin reisi olduğundan, onun şânına tazim için topluluk ismi zikredildi. Bu, zikr-i küll irâde-i cüz (bütünü zikredip bir parçasının kastedilmesi) kabilindendir. Cüz'ün büyüklüğünü ifade eder. Bu sanata mecaz-ı mürsel denilir.

44. Ayet:   Enbâ, önemli haber mânâsına gelen nebe kelimesinin çoğuludur.

إِذْ يُلْقُون أَقْلاَمَهُمْ

"kalemlerini atarlarken" Aklâm, kalem kelimesinin çoğuludur. Kalem ise, bilindiği gibi, kendisiyle yazı yazılan bir alettir. Bazen, kur'a çekilen oklara da kalem denilir ki, burada bu mânâyadır.

Rivayet edildiğine göre Hanne bint-i İmrân, Meryem'i doğurduğunda onu bir bez parçasına sararak mescite götürdü ve Yahudi âlimlerin yanma bıraktı. Bu âlimler Beyt-i Mâkdis'de, Ka'be haciplerinin yaptığına benzer vazifeler yürütürlerdi. Hanne onlara: "Bu adağı alın" dedi. Âlimler onu almak için birbirleriyle rekabet ettiler. Çünkü o liderlerinin kızıydı. Sonra kur'a çektiler. Kur'ada Zekeriyya (a.s.) kazandı ve onu himayesine aldı. (Taberî, VI/351 (56 ) Keşşaf, 1/278)

 İbn Kesir şöyle der: "Allah Meryem'in saadeti için Zekeriyya (a.s.)'nm ona kâfil olmasını takdir elti ki, Meryem ondan geniş bir ilim ve iyi amel öğrensin."

45. Ayet: Mesih, sıddık ve faruk gibi, şeref ifade eden lakaplardan bir lakaptır. Aslı, İbranicede "Mübarek" mânâsına gelen "Meşiha" dır. 

وَجِيهاً

Vech; şerefli, makamı ve değeri olan demektir. Vecahat, şerefe değer manasınadır.

47 Ayet: 

اللّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ

Yüce Allah, burada "Allah dilediğini yaratır" Yahya (a.s.)'nın kıssasında ise

اللّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ

"Allah dilediğini yapar"(Al-i İmran:40) buyurdu. Bunun sırrı şudur: Hz. İsâ'nın babasız yaratılması, normal bir vasıta olmaksızın, yoktan icat ve yaratmadır. Dolasıyle "yaratma" kelimesinin kullanılması ona uygun düşmüştür. Öbüründe ise eşler mevcuttur.. Fakat ihtiyarlık ve kısırlık faktörleri, normal olarak çocuğun meydana gelmesine manidir. Bunda da "yapma" fiilinin kullanılması uygun düşmüştür. Allah daha iyi bilir.

48. Ayet:  

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ

"Allah O'na yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecektir." İbn Kesir: "İsâ, Tevrat'ı ve İncil'i ezberlemişti" der.

49. Ayet: 

وَأُحْيِـي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ 

 "Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim" Hz. İsâ (a.s.) dört kişiyi diriltmiştir. Bunlar, kendi arkadaşı Azir, ihtiyar bir kadının oğlu, Aşir'in kızı ve Nuh oğlu Sam'dır. Kurtubî ve diğer müfessirler böyle açıklamışlardır. Burada, insanlar, Hz. İsâ'nın ulûhiyyet vasfı taşıdığı vehmine kapılmasın diye, "Allah'ın izniyle" sözü tekrar edilmiştir.

-devam edecek-

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-27

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-27

Nisa: 97: İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet olunur: “Müslümanlardan, İslam’ı hafife a

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-26

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-26

Nisa: 76 إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاً “Haddi za

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-25

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-25

Nisa: 58 ayet: إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَ

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-24

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-24

46. ayet:, مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِم

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-23

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-23

32.Ayet: Mücâhid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ümmü Seleme (r.anhâ): "Ya Rasulallah!

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-22

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-22

11.Ayet: Rivayet olunduğuna göre Sa'd b. Rabi'nin karısı, iki kızını alarak Rasulullah (s.a.

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-21

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-21

Nisa Suresi *Bu mübarek sûre kadın, ev, aile, devlet ve toplumu ilgilendiren önemli kanunlardan

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-20

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-20

Yüce Allah bu mübarek sûreye tevhid, ulûhiyet ve nübüvvet delillerini zikrederek başladı ve

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-19

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-19

172.Ayet; Karh, yara; kurh ise yaranın acısı demektir. 173. Ayet: وَقَالُواْ حَس

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-18

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-18

*Ayet: 159: فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ “Al

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-17

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-17

Uhud savaşında müslümanların başına gelen bazı musibetlerden sonra Rasulullah (s.a.v) Medine

İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.

Hac, 50

GÜNÜN HADİSİ

"Şekavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil şekavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

*I.Abdulhamid'in vefatı(7 Nisan 1789) *Şer'iye mahkemelerinin lağvı(8 Nisan 1924) *Mimar Siana'ın Vefatı(9 Nisan 1588) *Otlukbeli Zaferi(11 Nisan 1473) *Kanuni'nin Bağdatı Fethi(12 nisan 1521)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI