Cevaplar.Org

SÜHEYL B. AMR (R.A.)

Saâdet Asrı’nda, niceleri gibi Süheyl b. Amr (r.a.) da yirmi sene kadar -Kur’an nuruna gözünü kapamasından dolayı-, Kâinâtın Efendisi'nden (sallallâhü aleyhi ve sellem) uzak kalmış ve O Nur'u söndürmeye çalışanlarla birlikte hareket etmişti. O'nun kalbinde İslâm nurunun parlaması için senelere ihtiyaç vardı. Küfrün sesini kesmek zorunda kaldığı Mekke'nin fethi günü, Allah Resülü (s.a.s.), kendilerine yıllarca düşmanlık yapanlara af ilân ettiğinde, Süheyl b. Amr ve arkadaşlarının da kalbleri Kur’an hakikatlerine açılmıştı.


Saim Turgut

2022-10-22 08:27:20

Saâdet Asrı'nda, niceleri gibi Süheyl b. Amr (r.a.) da yirmi sene kadar -Kur'an nuruna gözünü kapamasından dolayı-, Kâinâtın Efendisi'nden (sallallâhü aleyhi ve sellem) uzak kalmış ve O Nur'u söndürmeye çalışanlarla birlikte hareket etmişti. O'nun kalbinde İslâm nurunun parlaması için senelere ihtiyaç vardı. Küfrün sesini kesmek zorunda kaldığı Mekke'nin fethi günü, Allah Resülü (s.a.s.), kendilerine yıllarca düşmanlık yapanlara af ilân ettiğinde, Süheyl b. Amr ve arkadaşlarının da kalbleri Kur'an hakikatlerine açılmıştı. Hiç beklemedikleri bu tavır karşısında, yıllarca küfürde direten Mekkelilerin bakışları bir anda değişmişti.

Küfür hastalıklarının devam ettiği günlerde, imanın zevkini bir türlü tadamamış olan Hz. Süheyl ve arkadaşları, İslam'a girdikleri andan itibaren Resûlullah (s.a.s.)'ı ifadeden aciz kaldığımız derecede sevmeye başlamışlardı. Allah Resûlü (s.a.s.)'in kesilen mübarek saç ve sakallarını yüzüne, gözüne sürecek kadar O'na (s.a.s.) muhabbet besleyen Hz. Süheyl'in namaz kılarken ve Kur'an okurken gözlerinden yaşlar boşalması, bir sahabînin kalbindeki imanın derinliğinin göstergesiydi. Hz. Süheyl, İslam'a girişinden vefatına kadar geçin beş senelik zaman diliminde, eski günlerindeki hatalarına bedel ve keffaret olacak işler peşinde koşarken Suriye bölgesinde İslâm'ın yayılması uğrundaki gayretleriyle sahabîler arasında ön sıralarda yerini almıştı…

Hz. Süheyl'in henüz İslam'a girmediği günlerde, onun evinde Allah Resûlü (s.a.s.)'in nuru parlamıştı... Tebliğin ilk günlerde Mekke'de Efendimiz (s.a.s)'e iman etme şerefine ulaşan Süheyl'in kızı Ümmü Gülsüm ve oğlu Abdullah, birinci Habeşistan muhacirlerindendir. Diğer oğlu Ebû Cendel ile kölesi Umeyr b. Avf de Efendimiz (s.a.s.)'e iman eden ilk dönem çilekeş sahabilerden idi. Süheyl b. Amr, seneler sonra hidayete erdiği günlerde, ailesinden bu talihli insanların çıkmasının kendisi için büyük bir bahtiyarlık olduğunu ve onların duaları sayesinde hidayete erdiğini dile getirmiştir.(1)

Mekke'de yıllarca Müslümanlara hayat hakkı tanımayan müşrikler, Hicret'ten iki sene sonra Allah Resûlü (s.a.s.) ve ashâbına öldürücü bir darbe vurmak üzere Bedir'e gelmişlerdi. Savaş sonunda pek çok müşrik esir düşerken Süheyl b. Amr da onlar arasında bulunmaktaydı. O'nun Efendimiz (s.a.s.) aleyhine şiirler söylediği bilinmekteydi. Hz. Ömer, fırsat ele geçmişken, bir daha ağzından kötü sözlerin çıkmaması Süheyl'in dişlerinin kırılmasını teklif etmişti. Bu teklifine karşılık, "Bize düşmanlık yapanlar gibi davranamayız. Biz, dersimizi Allah'tan alırız..." buyuran Rahmet Peygamberi (s.a.s.):

- Ey Ömer, bir gün gelecek Süheyl, seni sevindirecek bir mevkide bulunacaktır,(2) cevabını verdiler. Allah Resûlü (s.a.s.)'in verdikleri müjdeli haberin gerçekleşmesini Hz. Süheyl'in hayatının sonraki yıllarında göreceğiz.

Efendimiz (s.a.s.)'in Bedir esirlerini fidye karşılığında serbest bırakırlarken Süheyl b. Amr da hürriyetine kavuşmuştu. Ancak o, Kur'an'dan uzak kalarak yaşadığı şirk esaretinden kurtulması için Mekke'nin Fethi gününü bekleyecekti.

 Mekke'nin idaresini ellerinde bulunduran Ebû Cehil ve arkadaşlarının Bedir'de ölmeleriyle, insanların hidayet yollarını tıkayan büyük kayalar ortadan kalkmış oluyordu. Babalarının ve liderlerinin düşüncelerinden etkilenerek Allah Resûlü (s.a.s.)'e iman etmemede direnen niceleri, Bedir'de ölen yakınlarının intikamını alma duygusuyla İslam'a karşı bir müddet daha direnmeye devam etmişlerdi. Onların bu tutumları, Hudeybiye'ye kadar sürmüştü. Bu tarihî antlaşmaya göre, taraflar on yıl birbirleriyle savaşmayacaklardı. Böyle bir teminat, iman hakikatlerine karşı gözlerini kapayan nice Mekkeli'ye İslamı yakından tanıma fırsatı vermiş, kalplerindeki küfür buzlarını erimelerine vesile olmuştu. Hudeybiye diyalog ikliminden oldukça istifade eden Hz. Halid b. Velid, Hz. Amr b. As ve daha niceleri İslam'a girme şerefine erdiler.

 Hudeybiye'de İşi Kolaylaştıran Elçi

Allah Resûlü (s.a.s.) Hicret'in altıncı senesinde ashâbıyla birlikte Umre ziyareti için Mekke'ye hareket etmişlerdi. Ancak yolda, müşriklerin savaşma pahasına da olsa kendilerini Mekke'ye sokmayacaklarına dair haber aldılar. Bu arada, Hudeybiye mevkiine geldiklerinde, mübarek devesinin yere çöktüğünü ve bütün çabalara rağmen yoluna devam etmediğini gören Efendimiz (s.a.s.), "Ebrehe ordusundaki filin Mekke'ye girmesine engel olan kuvvet bu deveyi de çökertti" buyurarak arkadaşlarının da bineklerinden inmesini emrettiler.

Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.), müşriklerin düşüncelerini anlamak ve Umre konusunu görüşmek üzere Mekke'ye Hz. Osman'ı göndermişti. Onlarla yapılan görüşmelerde, müşriklerin Müslümanları Mekke'ye sokmamada kararlı oldukları anlaşılmıştı. Müslümanların Mekke'ye güçlü olarak girişlerinin Arap kavimlerince "zorla şehre girdiler" şeklinde yorumlanacağı düşünen Kureyş; bunu da kendileri için küçültücü bir hareket olarak görüyorlardı. Bununla beraber Müslümanların kendilerine doğru geldiğini gören Kureyşliler, önce Urve b. Mes'ûd'u daha sonra Süheyl b. Amr'ı Allah Resûlü (s.a.s.) ile görüşmek üzere gönderdiler.(3)

Allah Resûlü (s.a.s.)'in Rabbine ibadetin yanında en büyük derdi, bütün insanların hidayeti idi. Mekke'de uzun yıllar müşriklerin baskı ve işkencelerine karşı, âdeta, "Sövene dilsiz, dövene elsiz gerek" diyerek aktif sabırla cevap veren Allah Resûlü (s.a.s.), Bedir ve Uhud'a kendileriyle savaşmaya gelenlere en az zayiatı verdirmiş, esirlerini de serbest bırakmıştı. Hicret'in beşinci senesinde Kureyş liderliğindeki düşman kuvvetlerine en az zayiatı verdirmeyi düşünerek Medine'nin etrafında hendek kazılmasını emretmişlerdi. Allah Resûlü (s.a.s.), yüce Kur'an hakikatini anlamaktan kaçarak kendilerine düşmanlık yapanlarla her zaman diyalog zemini aramışlardı. Hudeybiye'de Kureyş tarafından gönderilen Süheyl b. Amr'ı gören Efendimiz (s.a.s.), ashâbına:

-İşiniz artık size kolaylaştırıldı,(4) diyerek Kureyş'in anlaşma taraftarı olduğunu haber vermişlerdi.

 Süheyl b. Amr'ın İleri Sürdüğü Barış Şartları:

Resûlullah (s.a.s.) huzuruna gelen Süheyl, Kureyş tarafından anlaşma yapmak üzere geldiğini ifade edince, öteden beri anlaşma zemini arayan Allah Resûlü (s.a.s.), bu habere çok sevinmişlerdi. Taraflarca ittifak edilen maddeler şunlardı:

1 - Müslümanlar bu sene Mekke'yi ziyaret etmeden geriye dönecekler; ancak gelecek sene, üç günlük bir ziyaret yapabilecekler.

2 - Müslümanlarla müşrikler on yıl süreyle savaşmayacaklar.

3- Müslümanlar ve Kureyş dışında kalan diğer kabileler taraflardan biriyle ittifak kurabilecekler. Bu durumda, kabileler arası çatışmalarda taraflarca herhangi bir destekte bulunulmayacak.

4 - Mekkeli Müslümanlardan biri Medine'ye giderek Müslümanlara sığınırsa, derhâl o kişi geriye teslim edilecek; ancak bunun aksine, Mekke'ye dönen Medinelilere engel olunmayacak.

 Bu maddelerden ikisi, sahabîler açısından âdeta kabulü imkânsız birer teklifti. Ancak Allah Resûlü (s.a.s.), kurmaya çalıştığı diyalog ve bunun arkasından gelecek büyük hayırlar hatırına bu maddeleri kabul ediyordu. Ayrıca Kureyş'in bu anlaşmayı kabul etmesi, Müslümanlara Ka'be'yi ziyaret yolunu açma anlamına geliyordu.

Söz konusu barış maddelerinin kayda geçilirken Efendimiz (s.a.s.), belgenin başına, "Bismillahirrahmanirrahim" yazdırmak isteyince, Süheyl b. Amr, buna itiraz ederek Cahiliyede döneminde kullanmakta olan "Bismikallahümme" ibaresini koydurmak istemişti. Belgede, tarafların isimleri belirtilirken, "Resûlullah" yazılmasına da itiraz eden Süheyl, "Seni Allah'ın Resûlü olarak tanımış olsaydık, sizinle harp etmezdik, oraya, "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazınız." demişti. Bu manzara karşısında oradaki sahabîlerin gönülleri burkulmuş, tepkilerini ortaya koymaya niyetlenmişlerdi. Ancak böyle bir anlaşmanın Kureyş'in üzerinde hakkın tecellisine vesile olacağını yakinen gören Efendimiz (s.a.s.), Süheyl'in itirazlarına olumlu bir şekilde karşılık vermişlerdi. Müslümanların aleyhine gibi görünen bu maddelerin kaydı esnasında sahabîlerin içleri burkulmaya devam ediyordu. Hele, bir Müslüman'ın tekrar Kureyş'e teslim edilmesini öngörülmesi, Müslümanları şok eden bir madde idi ki, Allah Resûlü'nün karşısına gelen Hz. Ömer (ra)'ın, "Sen Allah'ın Resûlü değil misin?" diyecek kadar kadar feveranına sebep olmuştu. Allah Resûlü bu esnada dahi sükûnetini bozmamış ve Ömer (r.a.)'ın sorularına gayet soğukkanlı olarak,

- Evet, ben Allah'ın Resûlü'yüm… hak yoldayız…, şeklinde cevap vermişlerdi. 

Kureyş'in tekliflerini kabul etmenin Müslümanlar acısından "zillet" olduğunu dile getiren Hz. Ömer'in sözlerine Efendimiz (s.a.s.), "Ben Allah'ın peygamberiyim ve Allah'a isyan edemem." şeklinde cevap vererek karar ve davranışlarının Rabbi tarafından yönlendirildiğine, yapılan anlaşma şartlarına da bağlı kalınması gerektiğine işaret etmişlerdir.(5)

Efendimiz (s.a.s.)in ashâbını teskin etmelerinden sonra sıra, son barış maddesinin kaydına gelmişti. Tam o anda, elleri zencire bağlanmış bir genç kendisini Resûlullah (s.a.s.)'in huzuruna atmıştı. Bu genç, Sühey'in oğlu Ebû Cendel (r.a.) idi. İslâm'a girmesi sebebiyle babası tarafından zincirlere bağlanıp Mekke'de evinde hapsedilmişti. O da, zor şartlarda Mekke'de hapsedildiği yerden bir fırsatını bulup kaçarak bitkin bir vaziyette Hudeybiye'ye Efendimiz (s.a.s.)'in huzuruna kadar gelmişti. Resûlullah (s.a.s.)'e sığınmak istiyordu. Bu manzaraya yürekleri dayanamayan oradaki bütün sahabiler, hıçkıra hıçkıra ağlamışlardı. Bu sırada Süheyl: "Anlaşmanın geçerli olması için ilk şart oğlumun bana iadesidir" dedi. İşte o anda kopan çığlıklar, yavrusunu kaybetmiş bir ananın ızdırâp dolu feryadı gibiydi. Allah Resûlü (s.a.s.) de gözyaşlarını tutamamıştı. Süheyl'e rica ettiler: "Daha antlaşmaya imza atmadık. Ebû Cendel muaf tutulabilir." Ancak, bu teklifler hiç mi hiç hüsn-ü kabul görmedi ve Süheyl sözünde ve talebinde diretti. Ve Efendimiz (s.a.s.), gözyaşları içinde Ebû Cendel'i geriye iade etti. Fakat ona, yakın bir gelecek için de, müjdeli bir şeyler fısıldarken, "Allah sana ve senin gibi olanlara çok yakında bir kurtuluş nasip edecektir" buyurarak böyle bir iç parçalayıcı durum karşısında dahi yapılan barışın bozulmamasına ihtimam göstermişti(6)

Hudeybiye Mekkelilerin kalblerinin İslâm'a açılması için önemli bir dönüm noktası olmuştu. Burada yapılan barış görüşmeleri için Efendimiz (s.a.s.)'in huzuruna gelen Urve İbn Mes'ûd ve Süheyl İbn Amr, Ashâbın Resûlullah Efendimiz (s.a.s.)'e bağlılıklarına şahit olmuşlardı. Allah Resûlü'nü yakından görerek O'ndaki Allah'a (cc) îmanın, mehâfetullah'ın ve O'nun üzerindeki peygamberliğe ait hâllerin ve ashabın Allah Resulü'ne olan saygı ve hürmetlerinin çok tesirinde kalmışlardı. Derken içlerindeki küfür buzları erimiş, bakışları başkalaşmıştı. Bu insanlar çok yakın bir gelecekte müslüman olacaklar ve daha sonraki yıllarda İslamiyete hizmet edecekleredi. O günden sonra dahi Müslümanlara karşı yumuşamaya başlamışlardı. O gün gördükleri hoşgörü tavrı onlar üzerinde etkili olmuş; önceki sertlikleri yerini yumuşaklığa bırakmıştı. Bu barış ortamında Halid ibn Velid ve Amr ibn As gibi sahabiler teker teker gelip Allah Resûlü'nün yanında yerlerini alıyorlardı. Bundan dolayı Allah Resûlü, çok seviniyordu. Zira, Peygamberimiz bu sağlanan bu barış ortamında İslam'ı Arabistandaki kabilelere tebliğ edecek ve İslam'a davet için komşu ülkelere mektuplar ve elçiler gönderecekti.(7)

Mekke Fethiyle İslâm'a Açılan Kalb

Hudeybiye Barış'ının müşrikler tarafından bozulmasıyla(8), Mekke kapılarını Müslümanlara açıyordu. Bu büyük fetih aynı zamanda, o tarihe kadar İslam'a girmekte direnen Kureyşlilerin kalblerini Efendimiz (s.a.s.)'e açmıştı.

Hicret'in sekizinci senesinde, Allah Resûlü (s.a.s.), Ashâbıyla birlikte kan dökülmeden Mekke kapısından şehre girdiklerinde Kureyş'in ileri gelenleri, o anda kendilerinden endişelenir hâldeydiler. Hz. Süheyl'in o gün yaşadıklarını kendisinden dinleyelim:

- Allah Resûlü (s.a.s.), Mekke'ye girdiğinde öldürüleceğimden korktuğumdan evime gizlenmiştim. Oğlum Abdullah b. Süheyl'i Muhammed'e (s.a.s.) göndererek bir kurtuluş yolu aradım.

O, "Yâ Resûlallah! Babama 'emân' verir misin?" deyince Allah Resûlü (s.a.s.), "Evet. Allah adına ona emân verilmiştir. İstediği gibi gezebilir" buyurup Ashâbına da,"Süheyl'e kim rastlarsa, onu korkutmasın; vallahi, Süheyl, akıllı ve şerefli bir kimsedir. O'nun gibiler İslâm'dan uzak kalamaz..." buyurdular. Allah Resûlü (s.a.s.)'den bu müjdeyi alan Abdullah b. Süheyl, derhâl babasına gelip işittiklerini haber verir. Bu sözleri işiten Hz. Süheyl; Allah'a yemin ederim ki, o (s.a.s.), büyük küçük herkese şefkat ve iyilikle davranmaktadır." dedi.(9)

 Süheyl b. Amr Efendimiz (s.a.s.)'in kendisine vermiş oldukları "emân" ile hayatını kurtarmışdı. O'nun için geriye, daha önemli bir mesele kalmıştı: Ebedî hayatı kurtarmak... Bu da, kalbini İslâm'a açmakla gerçekleşecekti...

Efendimiz (s.a.s.)'in Affı ve Bağışlaması

Peygamber (s.a.s.), Müslümanlara şefkatle, müsamaha ile davrandığı gibi düşmanlarını da hoşgörü ile merhametle yaklaşmıştır. İkrime'yi, Ebû Süfyan'ı hatta Vahşi ve Hind'i bağışlaması ondaki affetme enginliğini yansıtmaktadır ki, Vahşi O'nu amcasını öldürmüş, öldürmekle kalmamış organlarını parçalamıştı. Ama Vahşi Müslüman olup af dileyince onu geri çevirmedi.

Allah Resûlü (s.a.s.), ordusuyla birlikte Mekke'ye girmiş, şehre hâkim olmuştu... Yıllarca Efendimiz (s.a.s.) ve Ashâbına her türlü kötülüğü payan müşrikler, kendileri hakkında verilecek ceza hükmünü ve yapılacakları merak ediyorlardı... Allah Resûlü (s.a.s.), onların bu endişelerini ortadan kaldırmak üzere sordu:

-Benim size nasıl davranacağımı umuyorsunuz?

 Süheyl b. Amr, "Sizler güzel ve iyilik düşünen bir zâtsınız. Sizden iyilik umuyoruz. Çünkü siz, 'Kerîm' (iyilik sever ve asil) bir kardeş, kerîm bir kardeşin oğlusunuz." dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) onlara, "Ben, kardeşim Yusuf'un kardeşleri9ne söylediği sözü söylerim: Bugün sizin üzerinize bir kınama yoktur. Haydi gidiniz, serbestsiniz"(10) buyurdular...

Efendimiz (s.a.s.)'in kendilerine kötülük yapanları affedişini ilan ettiği an, Hz. Süheyl'in kalbindeki küfür buzları tamamen erir ve gönlü İslâm'a açılır.

Efendimiz (s.a.s.), Müslümanların kanlarıyla elini kirletmiş olanları affetmekle kalmayıp, onların ebedi saadeti kazanmaları için çok büyük gayretler dahi sarf etmişlerdir. Bir zamanlar, babası kadar çok sevdiği amcasını öldürmesine rağmen Vahşi'yi dahi İslam'a davet için peş peşe mektuplar göndermiştir. Allah Resûlü (s.a.s.)'in bu gayretleri Mekkelilerin gönlünde İslam'ın nurunun parlamasının yeterli birer kıvılcım olmuştu.

Hz. Süheyl'in gözü ve kalbi imana açıldıktan sonra, hayatın gayesinden uzak boşa geçen küfür günlerini hatırladıkça onlar için üzüntü duymaya başlar. O, bu duygularını bir arkadaşına şöyle dile getirir:

- Cahiliyedeki dostlarım gibi küfür üzere ölseydim, helâk olmuştum. Bedir ve Uhud... gibi pek çok yerde Allah Resûlü (s.a.s.)'in karşısına çıkarken Hakk'ı kabul etmemek için inat ediyordum. Hudeybiye günü Allah Resûlü (s.a.s.)'e yaptığım itirazlarımı hatırladıkça, kendimden utanıyorum... O gün, batıla körü körüne bağlı idim...

Mekke'de şirkin temizlenmesinden sonra Taif taraflarında yaşamakta olan Havâzinliler kendilerini İslâmiyeti ortadan kaldırabilecek tek güçlü toplum olarak görmeye başlamışlardı. Mekke fethini takip eden günlerde, Efendimiz (s.a.s.), Havâzinlilerin güçlü bir orduyla üzerlerine gelmekte olduğunu haber alır almaz, düşmana gereken dersi vermek üzere Ashâbıyla yola çıkmıştı. Kısa bir süre önce İslâm'a giren Hz. Süheyl de Efendimiz (s.a.s.)'in yanındaydı. Havâzinliler'in yenilmesiyle sonuçlanan bu savaşta Allah Resûlü (s.a.s.), ele geçirilen ganimetlerden Mekke fethi sırasında İslâm'a giren Hz. Süheyl ve arkadaşlarına bol bol verdiler. Bu ganimetlerden Hz. Süheyl'e de 100 deve düşmüştü.(11)

Hz. Süheyl İslâm'a girdikten sonra Medine'ye yerleşip Efendimiz (s.a.s.)'in manevî ikliminden bol bol istifade etti. Veda Haccı'ndan sonra tekrar Mekke'ye yerleşir.

Allah Resulü'nün Vefatında Hakk'ın Sözcüsü

Efendimiz (s.a.s.)'in dar-ı bekaya irtihallerinden sonra pek çok sahabi Allah Resulü'nü kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle şok olmuştu. Bu durum Hz. Ebû Bekir'in halka hitabıyla yatışırken; Mekke'de bu önemli vazife Hz. Süheyl b. Amr tarafından yerine getiriliyordu... Mekke Valisi Attab b. Esîd (r.a.)'in duyduğu şok haber karşında kendini kaybedip konuşmaya mecali kalmadığını gören Hz. Süheyl, Ka'be yanında topladığı Müslümanlara yaptığı bir konuşma ile halkı teskin etmişti... O'nun sözleri Hz. Ebû Bekir'in Medine halkına yaptığı konuşma ile kelime kelimesine aynı idi.(12)

 Hz. Süheyl, bu konuşmasında, Efendimiz (s.a.s.)'in fânî dünya hayatından âhiret âlemine intikal ettiğini, Yüce Allah'ın mutlak bir şekilde diri olup ölmeyeceğini dile getirdikten sonra şu ayet ile yaptığı konuşmayı tamamladı:

"...Muhammed, sadece resuldür, elçidir. Nitekim ondan önce de nice resuller gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, Siz hemen gerisin geriye dinden mi döneceksiniz? Kim geri döner, dinden çıkarsa, bilsin ki Allah'a asla zarar veremez. Ama Allah hidâyetin kadrini bilip şükredenleri bol bol mükâfatlandıracaktır." (Âl-i İmrân, 3/144)(13)

Süheyl b. Amr'ın bu konuşmaları münafıkları susturduğu gibi Müslümanları da teskin etmişti... Onun bu matem gününde hakka sözcülük yaptığını işiten Hz. Ömer, Efendimiz (s.a.s.)'in yıllar önce haber vermiş olduğu bir mucizenin gerçekleştiğini görürken, bu müjdeli haber karşısında Allah Resûlü (s.a.s.)'e imanı bir kat daha artıyordu... Efendimiz (s.a.s.)'in engin şefkatiyle o gün bağışlanan Hz. Süheyl'in dişleri, daha sonra tarihî bir vazifenin yerine getirilmesinde istihdam ediliyordu...

Gök Yüzünde Parlayan Bir Yıldız

Hz. Süheyl iman hakikatlerine gözünü açtığı andan itibaren, ibadet ve ihlâsta zirvelere yükselmişti... Küfür karanlığında kaldığı günlerde, Efendimiz (s.a.s.)'i takdir edemeyen Hz. Süheyl'in, daha sonra Allah Resûlü (s.a.s.)'e muhabbettini ortaya koyması oldukça göz doldurucudur. Bu durumu Hz. Ebû Bekir şu şekilde anlatmaktadır: "Vallahi, Vedâ Haccı'nda Süheyl bin Amr'a baktım. Allah Resûlü (s.a.s.)' kurbanlık develerini yaklaştırırken Süheyl de ona hizmet ediyordu. Allah Resûlü (s.a.s.) (kurbanlarını kesip ihramdan çıkmak üzere) berberi çağırdı. Allah Resûlü (s.a.s.) tıraş edilirken bir de ne göreyim, Süheyl, O'nun (s.a.s.) mübarek başından ve sakalından kesilen kıllarından topluyor, onları öpüp iki gözü üzerine koyuyordu. Halbuki müşriklerin elçisi olduğu Hudeybiye'de, (sulh vesikasının başında) "Bisillahirrahmanirrahim" yerine (cahiliye adetlerinden olan) "Bismikellahümme" yazılmasını ve "Resûlullah" yerine, "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazılmasını ısrar edişini görmüştüm. Bu tablo karşısında onu hidayete erdiren Allah'a hamd ettim."(14)

Hz. Süheyl'in Efendimiz (s.a.s.)'e olan bu derece muhabbeti, hiç şüphesiz ki, O'nun (s.a.s.) yolunda sâdık bir Sahabî olmasını sağlamıştır. Bu gerçeği, Hz. Süheyl'in Kur'an okumaya düşkünlüğü ve gözyaşlarıyla Kur'an okuyuşunda görebiliriz. Saadet Asrı'nda Kur'an'ı en güzel okuyanlardan biri olan Muaz b. Cebel'e sık sık giderek onun Kur'an ziyafetine katılan Hz. Süheyl'in kalb inceliğinin ifadesi olan gözyaşları, kalbini gün geçtikçe inceltiyordu.(15) Efendimiz (s.a.s.)'in "Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine tabi olursanız, hidayet yolunu bulursunuz" fermanından hareketle, örnek şahsiyetler olan her Sahabî gibi, Hz. Süheyl'den de hayatımıza geçireceğimiz pek çok güzellikler vardır.

Farz ibadetlerin yanı sıra bol bol oruç tutup geceleri namaz ile Yüce Allah'ın rızasını kazanmaya çalışan Hz. Süheyl, uğurdaki gayretleriyle cismi zayıflayıp soldun hâle gelmiştir. O, bütün bunlara rağmen, Yüce Allah'tan her zaman affını dilemiştir. Oğlu Abdullah'ın Yemâme'de yalancı peygambere karşı savaşırken şehid olduğunu işitince çok sevinmiş ve oğlunun taziyesi için gelen Hz. Ebû Bekir'in Allah Resülü (s.a.s.)'den, "şehid, ev halkından yetmiş kişiye şefaat edecektir. " hadisini nakletmesi üzerine, "Ben, oğlumun ilk şefaat edeceği kişi olmayı çok arzu ederim... "(16) demiştir.

Hz. Süheyl'in Hakperestliği

Efendimiz (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğinden senelerce sonra iman eden Hz. Süheyl, hakka teslim olmadaki gecikmeyi kendisi için bir talihsizlik olarak değerlendirerek hayatının sonuna kadar bunun etkisi altında yaşamıştır. Şu hâdise Hz. Süheyl'in bu duygularını gösterir:

 Dırar b. el-Ezver, "Ey Süheyl! Sen, Kur'an dinlemek için sık sık Hazrec'ten olan Muaz b Cebel'in yanına gidiyorsun. Kavminden birine gidip ondan Kur'an dinlesen olmaz mı? deyince şu cevabı verir:

- Ey Dırar, bunlar bizi geçecek öyle büyük işler yaptılar ki...Cahiliyede adından bahsedilmeyen kavimleri Yüce Allah, İslâm ile şerefli kıldı. Keşke bizler de, onlar gibi İslâm'a erken girseydik de, önde gelenlerden olsaydık.(17)

Hz. Ömer'in huzurunda yaşanan şu hâdise de Hz. Süheyl'in hakperestliğini ve kadirşinaslığını göstermektedir:

- Hz. Süheyl, Hâris b. Hişâm ile Hz. Ömer'i ziyaret etmişti. Halife, ikisi arasına oturarak onlarla ilgilenmeye başlamıştı. Bu sırada Muhacirlerden Hz. Suheyb, Hz. Bilal ve Hz. Ammar gibi ilk Müslüman Sahabîler teker teker içeriye giriyorlardı. Hz. Ömer, onlardan biri içeri girdikçe, Hz. Süheyl ve Hz. Hâris'i kaldırarak yerlerini onlardan birine veriyordu. Ensâr geldiğinde de yine onları yerlerinden kaldırıp yeni misafirlerini oturtuyordu. Böylece Hz. Hâris ile Hz. Süheyl meclisin köşesinde kalmışlardı. Hz. Ömer, Efendimiz (s.a.s.)'in davasına sahip çıkan Hz. Süheyb ve arkadaşlarını, önceden Kureyş'in ileri gelen isimlerinden olan Müslümanlara tercih ediyordu. O, bu hareketiyle hiç şüphesiz ki, manevî değerlere sahip olmanın üstünlük vesilesi olduğunu göstermişti.

Hz. Hâris ve Hz. Süheyl, Halifenin huzurundan çıktıklarında Hâris, Süheyl'e "O'nun bize yaptığını gördün mü?" diyerek, kendilerine yapılan bu davranışa bir anlam veremediğini ifade etti. Hz. Süheyl, "Onu kınamaya bizim hakkımız yoktur. Bunu hak eden kendimiz olduk. Onlar İslâm'a çağrıldıklarında, beklemeden kabul ettiler. Bizler ise bu çağrıyı kabul etmede çok geç kaldık." cevabını verdi. Ziyaretçilerin dağılmasından sonra arkadaşıyla birlikte tekrar Hz. Ömer'in huzuruna giren Hz. Süheyl, "Bize yapılan muameleyi, kendimiz hak ettiğimizi biliyoruz. Ancak, bu hatânın telâfisi mümkün değil mi?" deyince Hz. Ömer: "Önceden kaçırdıklarınız ve hatalarınızın telâfisi, ancak Rum sınırına gitmenizle mümkün olur" cevabını verir.

Hz. Ömer'in bu tavsiyesi üzerine, hakkın tebliği ve cihad için Şam bölgesine giden Hz. Süheyl, uzun müddet oradan ayrılmadı. Nihayet, Şam bölgesinde cihatla meşgul olduğu sırada, Emvâs vebasında vefat etmiştir (540/18) Allah şefaatine mazhar eylesin. (18)

Dipnotlar

1- İbn Esir, Üsüdü'l-Gâbe, Daru'l-Fikir, Beyrut, 1993, II, 348; Zehebi, Siyeru'l-A'lâm, Müessesetü'-Risale, Beyrut, 1992, I, 192-195,

2-İbn Hişâm, Tahkik; Mustafa es-Saka ve arkadaşları, Daru İhyatü'-Türasi'l-Arabi, Beyrut, 1971, 2: :304; Taberî 1967, 2:465, 561

3-Efendimiz (s.a.s.) ve ashabının Mekke'ye girmelerine izin vermeyen Kureyş'in bu konudaki dününce ve tutuları, yapılan barış anlaşma sırasında cereyan eden hadiseler ve Süheyl b. Amr'ın oğlu Cendel konusundaki tumumları hakkında bkz: İbn Hişam, 3: 331-332.

4-Buhâri, Şurut 15, Megazi 35.

* Ömer (ra) hızını alamamış ve Hz. Ebû Bekir (ra)'in yanına gitmiş, ona da aynı şeyleri sormuştu. O da Allah Rasûlü'nün verdiği cevapları dile getirmişti. Hz. Ömer daha sonraki yıllarda o günkü davranışını her hatırlayışta pişmanlık duyarak ızdırap çekmiş; affedilmesi için sadaka vermiş, oruç tutmaş köle azad edmiş ve istiğfarda bulunmuştu. Olayların tafsilatı için bkz: İbn Hişâm (III, 332-333, [1] Safuyyu'r-Rahman el-Mübârekfûrî, er-Rahîku'l-Mah'tûm, Dârul-Kalem, Beyrut, 1988 sh.333.

5-el-Mübârekfûrî, 332-333.

6-Allah Resûlü (s.a.s.)'in verdikleri bu müjde kısa zamanda gerçekleşecekti. Hudeybiye Anlaşmasındaki maddeler gereğince Medine'ye giremeyen Ebû Cendel ve Ebû Basir (r.a.) Mekke-Şam yolu üzerinde İss adı verilen yerde bir araya gelerek, Kureyş'in kervanlarını tehdit eder hâle gelince, Efendimiz (s.a.s.)'e gelen müşrikler, söz konusu mağdurların Medine'ye alınması ricasında bulundular. İbn Hişam, III, 337-338)

7-el-Mübarekfûrî, 336-347.

8-Antlaşmanın bir maddesi, Kureyş dışındaki diğer kabilelerin Allah Resûlü (s.a.s.) veya Kureyş ile ittifak etmesi imkanını sağlıyordu. Buna göre Huzaâ kabilesi, Allah Resûlü (s.a.s.)'in emniyet ve garantisini kabul etmişti. Benî Bekir kabilesi de, Kureyş'in himayesine girmişti. Benî Bekir kabilesi, Hicret'in sekizinci senesi Şaban ayında bir gece vakti öteden beri düşmanı olduğu Benî Huzâa'ya, Kureyş'in desteğiyle hücum ederek 23 kişiyi öldürmüşlerdi. Onların bu hareketi antlaşmanın önemli bir maddesinin ihlâli ve dolayısıyla barışın bozulması anlamına geliyordu. Ibn Hisâm, Sire, IV, 7.

9-İbn Hişâm, IV, 49-51.

10-el-Mübârekfûrî, 390.

11-İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh, II, 140 (https://www.islamweb.net/ar/library/index.php?page=bookcontents&flag=1&ID=314&bk_no=126

12-İbn Abdi'l-Berr, el-İstiab, Daru'l-Kütübü'l-İlmiyye, Beyrut, II, 231.

13-Kandehlevî,II, 343-344.

14-Kandehlevî,I, 157.

15-İbn Esir, Üsüdü'l-Gâbe, II, 348.

16-A.g.e., Gös. Yer.

17-İbn Esir, Üsüdü'l-Gâbe, II, 348.

18-İbn Esir, II, 347; İbn Abdi'l-Berr, II, 231.

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KARDEŞLİK VE HAYIR-HAHLIKTA HZ. SELMÂN VE HZ. EBÛ’D-DERDÂ ÖRNEĞİ

KARDEŞLİK VE HAYIR-HAHLIKTA HZ. SELMÂN VE HZ. EBÛ’D-DERDÂ ÖRNEĞİ

Allah Resûlü’nün (Sallallâhü aleyhi ve sellem) Hz. Selmân ile Hz. Ebû’d-Derdâ arasında

SÜHEYL B. AMR (R.A.)

SÜHEYL B. AMR (R.A.)

Saâdet Asrı’nda, niceleri gibi Süheyl b. Amr (r.a.) da yirmi sene kadar -Kur’an nuruna gözü

HZ. ALİ'NİN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ

HZ. ALİ'NİN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ

Hâfız İbn Hacer el-İsâbe'de şöyle diyor: "İlim sahiplerinden çoğunun bildirdiğine göre H

MENZİLE HADİSİNE SAHİH BAKIŞ

MENZİLE HADİSİNE SAHİH BAKIŞ

Allah Rasûlü'nün Hz. Ali’ye hitaben: "Senin bana göre konumun (menzile) Harun'un Musa'ya olan

HZ. ALİ'NİN FAZİLETLERİ

HZ. ALİ'NİN FAZİLETLERİ

1-Sa'd b. Ebi Vakkâs, Allah Rasûlü'nün Hz. Ali'ye şöyle dediğini naklediyor: "Senin bana gör

HZ. OSMAN'IN FAZİLETLERİ

HZ. OSMAN'IN FAZİLETLERİ

Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; "Kim Rûme kuyusunu kazarsa onun içi

HZ. ÖMER'İN FAZİLETLERİ

HZ. ÖMER'İN FAZİLETLERİ

Ebû Hureyre, Allah Rasûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini nakletmektedir: "

HZ. EBÛBEKİR'İN İSLÂM'DAKİ YÜCE KONUMUNA DAİR BAZI ÖRNEKLER

HZ. EBÛBEKİR'İN İSLÂM'DAKİ YÜCE KONUMUNA DAİR BAZI ÖRNEKLER

İmâm Nevevî, Tehzîbu'l-Esmâ adlı eserinde Hz. Ebûbekir'in (radıyallâhu anh) hâl tercümesi

HAZRET-İ USAME VE İTAAT ORDUSU

HAZRET-İ USAME VE İTAAT ORDUSU

اللّهَ كَانَ سَمِيعاً بَصِيراً "Şüphesiz Allah (Celle Celaluhu), size

SA’D BİN EBU VAKKAS(R.A) HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

SA’D BİN EBU VAKKAS(R.A) HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Sa'd bin Ebi Vakkas(r.a) hazretlerinin asıl isminin Sa'd bin Malik olup, Abdurrahman bin Avf(r.a)'

ABDURRAHMAN BİN AFV(R.A) HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

ABDURRAHMAN BİN AFV(R.A) HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Abdurrahman bin Avf'ın(r.a) Cahiliye devrinde ismi Abd-i Amr veya Abdü'l Kâbe iken, Allah Rasulü

Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer.

Enfal,2

GÜNÜN HADİSİ

"Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar."

Tirmizi, İlm 6, (2666)

TARİHTE BU HAFTA

-İbn-i Batuta'nın Vefatı(24 Şubat 1369) -Malcolm X'in Vefatı(25 Şubat 1965) -Tarık Buğra Vefat Etti.(28 Şubat 1994) -Buhari'nin Vefatı(2 Mart 869)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI