KADERLE ALAKALI BAZI ISTILAHLAR

Cüz’-i İhtiyarî: 1.Lügat manası: İhtiyarî kısım, tercih edilen ihtiyarî parça, seçilebilen şey. 2.Istılah manası: İnsanın bir şeyi ihtiyar etmesi, seçmesi. İnsanın iki şeyden birisine meylederek onu yapmayı ihtiyar etmesi, onu tercih etmesi ve diğerinden vazgeçmesi.. Buna göre, cüz-i ihtiyarinin esası, meyillerdir. İnsanın fiilleri, bu meyillerinden doğar.


Niyazi Beki(Prof. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2021-11-07 22:54:07

Cüz'-i İhtiyarî: 

1.Lügat manası: İhtiyarî kısım, tercih edilen ihtiyarî parça, seçilebilen şey.

2.Istılah manası: İnsanın bir şeyi ihtiyar etmesi, seçmesi. İnsanın iki şeyden birisine meylederek onu yapmayı ihtiyar etmesi, onu tercih etmesi ve diğerinden vazgeçmesi.. Buna göre, cüz-i ihtiyarinin esası, meyillerdir. İnsanın fiilleri, bu meyillerinden doğar.

İhtiyar ve irade kelimeleri birbirinin yerinde kullanılmakla birlikte, aralarında az bir fark da vardır. İrade, insanın ruhuna takılan sıfatlardan biridir. İnsan gözüyle gördüğü, kulağıyla işittiği gibi, bu irade sıfatıyla da bir şeyi seçer ve ihtiyar eder. Yani esas olan iradedir, bu irade ile "ihtiyar etme, seçme" olayı gerçekleşir. Buna göre, denilebilir ki, irade seçme ve tercih etme kabiliyeti; ihtiyar ise bu kabiliyetin fiile dökülmesidir.

Cüz'î irade/İrade-i cüz'îye:

Lügat manası: Parçalı halde çalışan, parçaların tümüne değil, onlardan birine taalluk eden irade.

Istılâh manası: İnsan bir anda ancak bir şey irade edebilir. İki kelimeyi birlikte söyleyemez, iki yöne aynı anda bakamaz, iki manayı birlikte düşünemez. Bu hâle "teakubî" denilir. Yani, önce bir iş görülür, onu müteakiben bir başka iş görülmeye başlar. İkisi bir anda ve birlikte icra edilemez. İnsan, kendi iradesine bırakılan işleri sırayla yaparken, bedenindeki yüz trilyon kadar hücrede sayısız faaliyetler birlikte görülüyor. Demek ki, insanın bedeni küllî bir irade ile tanzim ve idare edilmektedir.

Meyelân: İnsan nefsinin arzuladığı, istediği, sevdiği şeyleri tercih etme temayülüdür. Îcâdî noktalara dahli olmayan bu meyelânın, yaratmayı gerektirmeyen noktalarda bir emr-i itibarî olarak sorumluluk kapısını açan bir anahtar hükmündedir. İmam Maturidî'nin görüşü budur.

Tasarruf: Meyalânda varlığını gösteren arzu ve istekle-rin yönlendirilmesi, tercih edilmesidir. Meyelânın kendisi yaratılmaya muhtaç, gerçekliği olan bir mevcuttur. Onun için meyelân değil, meyelândaki tasarruf bir emr-i itibarî olup kulun eline verilebilir. İmam Eşarî'nin görüşü budur.

Emr-i İtibarî: Gerçekliği olmadığı halde, var sayılan, hayalen tasavvur edilen şey demektir. Hayalî ve itibarî olan şeyler de hakiki olan şeylerin bulunmasına yardımcı olabilirler. Meselâ; enlem; dünyayı enine kesen hayalî paralel çizgilerdir. Boylam ise, yeryüzünü boylamasına dilimleyen hayali çizgilerdir. Bu hayalî çizgilerin yardımıyla, pekçok gerçekliği olan eşyanın yeri, adresi tespit edilebilmektedir. Bunun gibi, meyelân veya tasarruf gibi bir emr-i itibarî ile de sorumlu olan kimselerin adresi bulunuyor.

İmanın Nihayet Hududu: İmanın nihayet hududu, marifetullah'ta yapılan terakki neticesinde ef'al, esma ve sıfatların mertebelerinde seyr-u sülük ettikten sonra, tevhid-i hakiki mertbesine ulaşmaktır. Bu mertbeye ulaşan kimse, bütün varlıkların, her türlü hayır ve şerrin dest-i kudretten çıktığını ayne'l-yakin derecede müşahede eder. Bu sebeple özgür iradesini de Allah'a teslim ettiğinden kendini bir hiç kabul eder. İşte bu tasavvur içinde bulunan kimsenin önemli imtihanı, iyilikler yanında kötülükleri de sahiplenmeyip Alah'a havale etmesidir. İşte bu noktada özgür iradenin varlığına olan imanı, karşısına çıkar, "yapan sensin, çünkü kötülükler ademî olduklarından gücünün dâhilindedir ve sana aittir ve onlardan da sen sorumlusun" diye uyarıda bulunur. Keza, aynı mertebede Rabbini her türlü kusurdan tenzih ederken, bütün kusurların kendi nefsine ait olduğunu idrak etmeye başlar. Tam bu noktada nefsi ona "bütün kötülükleri sen sahiplendiğine göre, bütün iyilik ve güzelliklerin sahibi de sen olmalısın" şeklinde telkinde bulunup gururlanmaya kapı açar. Buna mukabil, kadere iman karşısına dikilir ve "iyilikleri yapan sen değilsin. Onlar vücudî olduklarından onları yapmaya ne senin kabiliyetin ne de iktidarın vardır" der ve o vartadan kurtarır.

Kitab-ı Mübin: Allah'ın tekvînî emirleri ve iradesinin bir ünvanıdır. İlahî irade ve tekvînî emirlerin içinde yer aldığı bir kader defteridir.

İmam-ı Mübin: Allah'ın emir ve ilminin bir ünvanıdır ve İlahî ilmin bir divanı olan Levh-i Mahfuz'u gösterir.

Vücud-u ilmî: Allah'ın ezelî ilmindeki eşyanın gaybî varlık mertebesidir. Bunlara "Âyân-ı Sâbite" de denilir. Allah'ın ezelî ilmi ezel gibi, geçmiş, gelecek ve hal-i hazırdaki mevcudatı, herşeyi kuşatmıştır. Herşey bu kuşatıcı ilmin dairesinde bir vücud-u ilmîye sahiptir. Kur'an'da "Allah herşeyi bilmektedir" mealindeki ifade defalarca kullanılmış ve ezelî ilmin haricinde hiçbir şeyin olmadığına işaret edilmiştir.

Vücud-u haricî: Mukadder olan eşyanın kaderdeki gaybî/görülmeyen vücud-u ilmî mertebesinden kudretin giydirdiği vücut/varlık elbisesiyle şehadet âlemine çıkan vücut mertebesidir.

-Devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

"Kadınlara iyilikle muamele ediniz."

Nisa:19

GÜNÜN HADİSİ

Hayâ îmândandır.

Abdullâh b. Ömer (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Genç Osman'ın Yedikule'de Şehid Edilmesi (20 Mayıs 1622) *İbn-i Sina'nın Vefatı(21 Mayıs 1037) *Dandanakan Zaferi (23 Mayıs 1040) *Necip Fazıl'ın Vefatı (25 Mayıs 1983)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI