Hatıralarla

HATIRALAR VE ÖLÇÜLER-33

MEHMED FEYZİ EFENDİ'NİN BİR SAKAL HATIRASI

Kastamonu'nun büyük alimi, merhum M. Feyzi Pamukçu Efendi(V: 1989) hayatı boyunca sakalını kesmemiş bir bahtiyardır. Onun ve onun gibi olanlar için bırakılmış bir sakalın kesilmesi çok ağırdır. Bediüzzaman bunu ifade sadedinde; "Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım" diyor.

 Hayati Mansuroğlu bey 28.09. 2006'da Mehmed Feyzi Efendi ile alakalı şu hatırayı anlattı; " 1980 senesinde Mehmed Feyzi ağabeyi ziyarete gitmiştik. Ona sordum; "Abi, hapishanede saçını sakalını kesmemişler. Nasıl oldu anlat" O da dedi ki; "Böyle bir grup halinde hapse girdik. Orada mecburen herkesin saçını sakalını kestiler. Oranın da bir berberi var, çizmesinin altına bir kama koymuş, kimse ona gık diyemiyor.

 Herkesin saçını sakalını kesti, sıra bana geldi. Bana şöyle dikkatlice baktı. Sonra birden çizmesinde sakladığı kamayı çıkardı. Oradakilere; "Ben bunun saçını sakalını kesmeyeceğim. Gık diyen varsa "hıh" diye, kamayı sokar gibi yaptı, herkes sustu. Benim de sakalım öylece kaldı..

 ASRIN İHTİYACINA UYGUN DERS

Bediüzzaman'ın mükerreren söylediği gibi "Risale-i Nur Kur'an-ı Azimüşşan'ın bu asrın fehmine bir dersidir" Bu söze misal olacak bir hatırayı Şahin Yılmaz Hocaefendi 30.08. 2006'da şöyle anlattılar; "Ben Üstadı tanımadan önce de üstadı çok seviyordum. Ama Risale-i Nurları okumayan üstadı tanıyamaz. Üstadı ilim adamlarına, ulemaya saygımdan dolayı ve bütün alimlerin en alimi olarak biliyor, o cihetten seviyordum. Ama Risale-i Nurları okumuyordum. Okumadığım için Akhisar'a geldiğim zaman eşi dostu topluyorduk. İlm-i kelam ulemasının delilleri ile Allah'ın varlığını ispata çalışıyorduk. Gece yarılarına kadar..Önümüzde Şerh-i Mevakıf, Şerh-i Makasıd..

Bu teselsülü, delilleri anlatıncaya kadar akla karayı seçiyorduk. Anlatamıyorduk. Muhataplarımız delilleri anlayamıyordu ki, Allah'ın varlığını anlasın. Delil davadan dağa muğlak..İknada zorluk çekiyorduk. Bu zorlukları ben hayatta yaşadığım için, 63-64'de Risaleleri tanıyınca bir yıl başka kitap okuyamadım. Halbuki ben daha önce Arapça olmayan bir kitabı elime alıp okumazdım. Risale-i Nur beni böyle etkilemişti."

 ATABEYLİ TAHİRİ

 Muhterem Abdülkadir Badıllı ağabey 20.05. 2006'da bizlere şöyle anlattı: "Şam'da Ahmed Hamdi Efendi vardı. Aslen Antakyalı, Türk.. Şam'a yerleşmiş, çoktan beri Şam''da.. Büyük bir alim.. 1969'da bir gün Tahiri ağabeyle onu evinde ziyarete gittik.Tahiri ağabeyde üstadın kırmızı bir cübbesi var, onu giymiş, sarık sarmış. O heybetli, böyle kaşları irice.. Onun oturuşu, sükutu, edep dairesinde o alime karşı saygısı, Ahmet Hamdi Efendinin çok hoşuna gitmişti. Tahiri ağabey kalktıktan sonra Ahmed Hamdi Efendi bana dedi ki; "Böyle bir zat ancak asr-ı saadette, selef-i salihinde bulunabilir. Bu zat çok hoşuma gitti. Demek Bediüzzaman'ın yetiştirdiği böyle zatlar varmış."

 

1 Yorumlar

  • ön yargılı bakmayı sanki yargılıyor yazılarınız Allah Razı olsun.

    Bu yorum faydalı mı?

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapın.