Cevaplar.Org

NÜKTELER-3

Takip edilecek yol Aklen hareket etmek isteyen bir kimsenin takip edeceği yol, Hâlik-ı Kâinat’ın emir ve nehiylerine harfiyen riayet etmektir. Zira insanlara İlâhî bir hediye olan aklın muktezası budur.


Mehmed Kırkıncı

.

2019-11-14 11:51:29

AKIL

Takip edilecek yol

Aklen hareket etmek isteyen bir kimsenin takip edeceği yol, Hâlik-ı Kâinat'ın emir ve nehiylerine harfiyen riayet etmektir. Zira insanlara İlâhî bir hediye olan aklın muktezası budur.

Göz ve akıl

Göz küçük olmakla beraber, şuurlu farz edildiğinde güneşi ve ziyâsını bilebildiği gibi, akıl da küçüklüğüyle beraber, Cenâb-ı Hakk'ın varlığını ve kudretinin, ilminin ve sair sıfatlarının nihayetsizliğini anlayabiliyor.

Aklın zahirperestliği

Beş yüz sene önceki insanlara, bugünkü fabrikalar tarif edilerek, insanlar istikbâlde öyle develer yapacaklar ki, onlar şu sıvıyı içip iş görecekler, denilse ve kendilerine petrol gösterilse idi, bu hakikatı belki de inkâr edecekler ve petrolü hikmetsiz ve faydasız bir katran olarak göreceklerdi. Halbuki petrol, bugünkü sanayinin en büyük gıdası olduğu gibi, üzerinde bütün dünyanın titrediği bir cevher derecesine çıkmıştır. İşte insanın aklı, görmediği ve tecrübe etmediği meselelerde bu derece kısa ve zahirperesttir. Onu hakikatin yegâne ölçüsü kabul edip, bazı müşahede ve deneye girmeyen İslâmî hakikatlerde şüpheye düşen adamın ne derece gaflet ve cehalet içinde bulunduğuna yukarıdaki misalin dürbünüyle bir derece bakılabilir.

Kur'an nuru ve akıl gözü

Göz görme âleti, akıl ise anlama âletidir. Gözün, güneşe muhtaç olması gibi, akıl da hakikatları görmekte Kur'ân'a muhtaçtır. Bir kimse, benim gözüm var, o halde güneşe ne ihtiyacım olacak? dese ve karanlıkta görmeye çabalasa gözünü bir çiviye çarpıp kör edebilir.
Aynen bunun gibi, Kur'ân nurundan gaflet ederek hakikat arayan akıl da kendini yaralayabilir ve öldürebilir.

İlkokula giden bir talebe, ilim öğrenebilmek için, hocanın A dediğine A, B dediğine ise B demeye mecburdur. Bir talebe, ben hocanın her dediğini kabul ettikten sonra bendeki aklın ne hükmü kalıyor? gibi bâtıl bir fikirle aklını anlama âleti olmaktan çıkarıp itiraz âleti haline soksa, bu talebe okuldan diploma yerine belge alacak ve cehaletten kurtulamayacaktır.

Bu âleme nereden geldiğimiz, bu dünyadaki vazifemizin ne olduğu ve bu dünyadan sonra nereye gideceğimiz gibi hususlarda, bütün akıllar mezkûr ilkokul talebesinin aklı gibidir. Bu mes'eleler, mücerred akılla tartılmayacak kadar azîm ve insan hayâlinin avlayamayacağı kadar geniştir. İstisnasız olarak bütün insanlar bu âleme iradeleri haricinde geldiklerinden ve bu âlemden gidişleri de yine kendi ihtiyârları dışında cereyan ettiğinden, hiçbir kimse yukarıda bahsedilen mes'eleleri, Kur'ân hakikatlarına göz kapayarak kendi aklına göre izah edemez.

Aklın meyvesi

İnsan bir çiçeğe baktığı zaman, aklıyla o çiçeğin arkasında balı veya sütü görüyor. Aynı şekilde, aklımız da bir çiçek olduğuna göre, bu çiçeğin arkasında neyi göreceğiz? Herhalde süt veya bal görmeyeceğiz.
Aklın arkasında hiçbir dünyevî meyve görülemez. Zira, insanların peşinde koştukları yeme, içme, evlenme gibi dünyevî işleri akılsız hayvanlar daha rahat bir şekilde yapabilmektedirler. O halde, bu aklın arkasında ancak mârifetullah meyvesi görülecektir. Yani, bir insan aklıyla bu kâinatın elbette bir Hâlik-ı Zülcelâl ve bir Mâlik-i Zülkemâl'i olduğunu idrak edecek ve O'nun rızası dairesinde hareket etmenin yolunu arayıp bulacaktır, sorup öğrenecektir

Akıl itiraz âleti mi?

İnsan, anlama âleti olan aklını itiraz âleti tevehhüm ederek, her anlamadığı şeye itiraz etse veya kabûl etmese hiçbir şey öğrenemez. Kendi cinsinden olan bir fizik âliminin yazdığı eseri anlamayan insan, bu eserdeki ilmi inkâr edemiyor. Etse divâneliğini ilân etmiş olacaktır. Buna divânelik denirse, Cenâb-ı Hakk'ın şuunatından aklının ermediği mes'elelere hemen itiraz parmağını uzatan kimsenin hali, ne ile tasvir edilecektir?

Çivinin iddiası

Bir fabrika, temelinden çatısına ve motorlarından en küçük bir çivisine kadar her şeyiyle bir intizam ve tenâsüb üzere kurulmuş ve böylece ona semeredar bir vaziyet verilmiştir. Bu fabrika sahibinin ilminde olup, her birisi kendine lâyık bir makama koyulmuş ve o makama münasip vazifelerle tavzif edilmiştir.

Şimdi, böyle bir fabrikada herhangi bir çiviyi bir an için şuurlu farzediniz. Bu çivi haddini tecâvüz ederek fabrikadaki umum faaliyetlerin kendi ilmi üzere ve arzusu istikametinde yapılmasını dâva etse ne derece hamakat etmiş olur!

İşte, akıl da bu muhteşem kâinat fabrikasında bir çivi mesâbesinde olmaktadır. Ne hâdisat onun keyfine göre cereyan edecek ve ne de felek çarkları onun dediği gibi dönecektir. O halde, aklın haddini tecâvüz etmemesi ve kâinattaki hâdisata yön vermeye kalkmaması elzemdir. Bunun aksi ise onun helâketi demektir.

ALLAH(C.C)

Sâni-i âlem, bu âleme hiçbir cihetle benzemez

Allah'ın kâinatla olan nisbeti hallâkiyettir. Yani, her şey O'nun mahlûkudur, masnûudur. Usta eserine benzemekten münezzeh olduğu gibi, Sâni-i âlem de bu kâinata benzemekten münezzehtir. Zira, kâinattaki bütün madde ve mânâlar O'nun mahlûkudurlar. Meselâ, Selimiye Camisi Mimar Sinan'ın eseridir. Onun mimarlık kabiliyeti bu eserde tezahür etmiştir. Lakin Mimar Sinan'ın zatı, bu caminin zatına benzemediği gibi, sıfatları da caminin hususiyetlerine benzemez. Ve yine, bu cami, ne Sinan'ın zatından kopmuş bir parçadır, ne de zatının tecellisidir.

Uçak ile sinek

Uçağın yapılması için katlanılan ve pek büyük meblâğ tutan masraflar dolayısıyla, bir uçağın devlete çok pahalıya mal olduğu malûmunuzdur. Bu sebeple, o uçağın bir kanadına zarar veren adam, devlet malını tahrib etme suçundan derhal ağır bir ceza görmektedir.

Hâlbuki bir sinek san'at inceliği cihetiyle uçakla kıyas kabul etmezken, bir insan her gün yüzlerce sinek öldürse de kendisinden, hiçbir kimse tarafından hesap sorulmamaktadır.

Diğer taraftan, sineğin gözleri mikroskobu çok geride bıraktığı cihetle, her gün yüz tane sinek öldüren kimse, her biri en az yüz bin lira kıymetinde olan ikiyüz tane mikroskobu tahrip etmiş hükmünde olduğu halde, kendisi hakkında hiçbir dâva açılmamaktadır. İşte bu, Ganiyy-i Mutlak olan o Sultan'ı kâinatın nihayetsiz zenginliğine küçük bir işaret.

Mahkûmiyet

Balıklara su dışında, insanlara da atmosfer dışında yaşayamayacaklarını emreden ancak Sultan-ı Kâinat'tır.

İtaat

Bir kışlada duran arabalar itaattedirler ve bir sultanı gösterirler. Depolar, silâhlar, talimgâhlar da itaattedirler. Onlar da aynı sultana işaret ederler. Bu cansız eşyanın itaatı yanında askerler de itaattedirler, kumandanlar da. Demek ki bunların hepsine hükmeden bir Sultan vardır.

Bu misâl gibi, kâinatta da güneş, ay ve yıldızlardan denizlere, dağlara, taşlara kadar bütün cansız varlıklar itaatte oldukları gibi, bütün bitkiler, hayvanlar ve insanlar da itaattedirler. İşte bu küllî itaat, bir Sultan-ı Zülcelâl'i bedahatle göstermektedir. Meselâ, bir ağaç otur emri aldığından, yerinden kat'iyyen kımıldamaz. Rüzgara karşı dayanması, sellere mukavemet etmesi, onun itaatteki hassasiyetini gösterir. Bir deve de üzerine yük konulması için çökmekle kendi aleyhine olan bir işe diz kırmakta, böylece itaat kanununa riayet ve dolayısıyla da ibadet etmektedir.

Bir gezegen ise, ağacın hilâfına olarak, gez emri aldığından bu emre harfiyen riayet etmekte ve bir an bile olsun bir durakta konaklamamaktadır.
İnsanlar da, dünyevî hayatlarının idamesi için birçok emirlere hassasiyetle itaat etmektedirler.

Mesela; hava içerisinde yaşamakta, gözleriyle görmekte, kulaklarıyla işitmekte, dilleriyle konuşmaktadırlar.

Bütün bu itaatler, kâinatın sultanı olan Sâni-i Zülcelâl'i kör gözlere dahi göstermekte ve bildirmektedir.

Kâinattaki umumî kanunları kim tatbik ediyor?

Bir elma ağacını, yanındaki armut ağacının suladığından bahsedilemez. Çünkü; o da sulama kanununa tâbidir. O halde, bahçedeki bütün ağaçları ağaç cinsinden olmayan bir bahçıvanın suladığına hükmedilir.
İşte, bir bahçedeki bütün ağaçların sulama kanununa tâbi olmaları gibi, umum mevcudatta da birçok küllî kanunlar cereyan etmektedir. Meselâ; bunlardan biri tagayyür kanunudur. İnsan da, koyun da, arı da, arz da, hava ve su da bu kanuna tâbidir. O halde, bu tagayyür kanununu, tagayyürden münezzeh olan bir Zat-ı Zülcelâl tatbik etmektedir.
Diğer taraftan, kâinattaki her şeyde bir itaat kanunu hâkimdir. Yâni, her mahlûk bir emre göre adımını atmaktadır. Bu kanunu tatbik eden Zat, elbette ki mahlûkat cinsinden olmayan bir Rabb-ı Hakîm olacaktır

Vicdanın şehadeti

Pusula ibresinin yönünü ve istikametini tesbit etmesi bir kutbun cazibesiyledir. İbrenin yönü değiştirilse bile, o yine kutba teveccüh eder.

Aynen öyle de:
İnsan, kendini hadsiz düşmanlarından koruyacak bir nokta-i istinad ve hadsiz ihtiyaçlarını karşılayacak bir nokta-i istimdad aramaya fıtraten muhtaç olduğundan, vicdan daima nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir zata teveccüh eder ve O'nu gösterir. En gafil ve mütemerrid insanların bile musibet ve korku zamanında Allah diye bağırmaları ve O'ndan meded beklemeleri bu müddeamızı teyid eder.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

NÜKTELER-6

NÜKTELER-6

Hayatın Kıymeti Ve Gayesi Hayatının son dakikalarını yaşadığını bilen bir kimseye, büt

MÜNKERİ DEĞİŞTİRMEK

MÜNKERİ DEĞİŞTİRMEK

Soru: “Sizden kim bir münkeri görürse onu eliyle değiştirsin…” hadisindeki emir kipi, vuc

NÜKTELER-5

NÜKTELER-5

CÜZ’İ İRADE(İNSAN İRADESİ) İrade sahiplerinin şerefi Farz-ı muhal olarak, Cenâb-ı Hak

YA HAYIR KONUŞ YA SUS

YA HAYIR KONUŞ YA SUS

Soru: Peygamber Efendimizin “ya hayır konuşsun ya da sussun” sözünün anlamı nedir?

SELEF-İ SALİHİNİN CUMA NAMAZINA VERDİĞİ ÖNEM

SELEF-İ SALİHİNİN CUMA NAMAZINA VERDİĞİ ÖNEM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, bilindiği gibi Cuma günü müminlerin katında diğer günlerden üst

NÜKTELER-4

NÜKTELER-4

Sütten nehirler O Rezzâk-ı Zülcelâl’in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedile

NÜKTELER-3

NÜKTELER-3

Takip edilecek yol Aklen hareket etmek isteyen bir kimsenin takip edeceği yol, Hâlik-ı Kâinat

İSLAM DAVETİNİ HİÇ DUYMAMIŞ KİŞİNİN DURUMU

İSLAM DAVETİNİ HİÇ DUYMAMIŞ KİŞİNİN DURUMU

Bütün hayatını İslam davetinden habersiz bir şekilde, bir dağın başında geçiren insanın,

EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT KİMLERDİR?

EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT KİMLERDİR?

Soru-2: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır…” hadisindeki ‘ümmet’ten kastedile

NÜKTELER-2

NÜKTELER-2

Haşr-i cismanî üzerine Geçmiş asırlarda her gün, faraza, yirmibin insan dünyaya geliyorsa,

DEİST VE ATEİST OLANLAR, HİRİSTİYAN VE YAHUDİLER İYİLİK YAPSALAR DA MI CENNETE GİREMEYECEKLER?

DEİST VE ATEİST OLANLAR, HİRİSTİYAN VE YAHUDİLER İYİLİK YAPSALAR DA MI CENNETE GİREMEYECEKLER?

Sosyal medyada bir videoya rastladım. Doğru düşünen, doğru inanan ama doğruları yanlış sö

SİTE HARİTASI