Cevaplar.Org

ÖŞÜR

ÖŞÜR; ZİRAİ MAHSÜLLERİN ZEKATIDIR: Öşür kelimesi, onda bir manasınadır. Üç ayrı manada kullanılmıştır. a) Bazı zirai mahsullerden alınan zekat. b) Gümrük vergisi. c) Mîri araziden alınan vergi.


Muhammed Emin Er

.

2018-06-08 23:04:36

ÖŞÜR; ZİRAİ MAHSÜLLERİN ZEKATIDIR:

Öşür kelimesi, onda bir manasınadır. Üç ayrı manada kullanılmıştır.

a) Bazı zirai mahsullerden alınan zekat.

b) Gümrük vergisi.

c) Mîri araziden alınan vergi.

Öşür kelimesinin zekat dışında kullanılması ya arazidir, yahut da meşhur olmuş galat nev'indendir.

Hz. Peygamber (s.a.s.)in lisanında "uşr ve nısf-ul- uşr" diye ifadesini bulan mefhum zirai mahsullerin zekatıdır ve biz de burada onu tetkik edeceğiz.

ÖŞÜRÜN ŞER'İ MESNEDİ:

Zirai mahsullerde bir nev'i maldır ve bu nedenle zekata tabi olması gerekir. Bu mantıki ve kıyasi hükmü, kitap ve sünnetin açık ve kesin nasları da desteklemektedir.

a) KİTAB: Kuran-ı Kerim birkaç ayette, araziden elde ettiğimiz mahsulden fukaraya infak etmemizi, hasat zamanı meyve mahsullerin hakkını –muhtaç olanlara- vermemizi buyuruyor. Müfessirler bu ayette temas edilen infak ve hakkın zekattan ibaret olduğunu ifade ediyorlar.

b) SÜNNET: Zirai mahsullerin zekata tabi olduğunu ve bu zekatın miktarını açıklayan hadisler vardır: "Yağmurun, kaynakların suladığı veya suyu dipten alan mahsulde onda bir (uşr); Deve ile (su çekilerek) sulanan mahsulde yirmide bir (zekat) vardır." 

"Yağmur ve nehirlerin suladığı (mahsulde) onda bir, su devresi ile sulanan da yirmide bir (zekat) vardır.

c) İCMA': Teferruatta bazı görüş ayrılıkları bulunmakla beraber bütün müctehidler, zirai mahsullerden onda veya yirmide bir zekat alınacağında birleşmişlerdir.

ZEKATI VERİLECEK MAHSÜLLER:

Zirai mahsullerden zekat verilmesi gerektiğinde birleşen müctehidler, zekata tabi mahsullerin hangileri olduğu hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir:

a) İbni Ömer ve bazı selef müctehidlerine göre zekatı verilecek mahsuller; "buğday, arpa, hurma ve kuru üzümdür". Bu zevatın delili Resulullah (s.a.s) zamanındaki tatbikat ve bazı hadislerdir.

b) İmam Malik ve Şafii'ye göre, bir mahsulün zekata tabi olabilmesi için üç vasfın bulunması gerekir: Gıda olmak, ambarlanmak ve kurutulmak. Bu imamlara göre fıstık, fındık, ceviz... zekata tabi değildir. Çünkü insanlar bunları yiyerek yaşamaz. (Tabii gıdalar değildir.) Elma, armut, şeftali, nar gibi meyvelerde de zekat verilmez. Çünkü bunlar ambarlanmaz ve kurutulmaz.

Bu mezhebin delili de, bazı hadisler ile ambarlanan gıda maddelerinin diğerlerine nispetle daha kıymetli oluşudur.

c) Ahmed bini Hanbel'e göre ölçüye giren, bekletilebilen ve kurutulabilen mahsullerin zekatı verilir.

d) Ebu Hanife'ye göre, araziyi değerlendirmek üzere ekilen ve istifade edilen her mahsul zekata tabidir.

Ebu Yusuf ve Muhammed, hocalarından farklı düşünmüş; "müdahale edilmeden asgari bir yıl bekletilmeyen mahsulden zekat gerekmez" demişlerdir.

Ebu Hanife'nin dayandığı delil, bu bahsin başında verdiğimiz ayet ve hadislerdir. Bu ayet ve hadislerde madde ismi sayılmaksızın "yerin bitirdiği, yerden çıkan, yağmurun... suladığı" gibi umumi ifadeler kullanılmıştır. Bunları tahsis edecek ve bazı mahsulleri istisna edecek kuvvetli bir delil yoktur.

Neha'i, Ömer bin Abdulaziz, Mücahid, Hammad bin Ebi Süleyman gibi müctehidlerin rey'i de Ebu Hanife'ninki gibidir. Malikilerden İbni El-Arabi bu görüşü müdafaa ve tercih ederek, "Ahkam-ul Kuran ve Arizatül-Ahvezi" isimli eserlerinde muhaliflerin delillerini çürütmüştür.

4- ZİRAİ MAHSÜLLERİN ZEKATA TABİ OLAN MİKTARI (NİSAB):

Zekata tabi olan ve olmayan mahsuller üzerinde olduğu gibi, zekatı verilecek mahsulün miktarı mevzuunda da ictihad farkları vardır.

a) Müctehidlerin çoğuna (Cumhura) göre, muayyen bir miktara (nisaba) ulaşmayan mahsulden zekat verilmez. Çünkü resulullah (s.a.s.) "beş vesk miktarından az olan mahsulde zekat yoktur." Buyurmuştur.

b) İmam Ebu Hanife, zekata tabi malların cinsinde olduğu gibi miktarında da mutlak ve umumi naslara dayanarak "mahsul az olsun çok olsun zekat gerekir" demiştir.

Hem yukarıda zikir edilen sahih hadis hem de zekat müessesesinin ruh ve manası, bu mevzuda cumhurun ictihadını destekler mahiyettedir. Zekat zenginden fakire uzanan bir yardımdır. Zenginlik ise, ancak muayyen bir servet seviyesinde gerçekleşir.

Hadisde geçen beş vesk'in ölçek ve kilogram olarak miktarı üzerinde ittifak edilmemiştir. Hanefi'lerin dahil bulunduğu Irak medresesine göre bir vesk 60 sa', bir sa' 8 ratl, bir ratl 130 dirhemdir. Bu ölçülerden hareket edilince beş vesk, kullandığımız ağırlık ölçüsüne göre bir tondur. Şu halde hububat ve benzerlerinde bir ton, zekata tabi asgari miktardır.

Diğer üç mezhebin dahil bulunduğu Hicaz medresesine göre de, bir vesk 60 sa'dır. Ancak bir sa' 3 ratl değil 51/3 ratl'dır. Bir ratl da 128 dirhemdir. Bu ölçülere göre zekata tabi mahsullerin asgari miktarı (nisabı) yaklaşık olarak 650 kilogramdır.

Her iki gurup da bir sa'nın 4 müd olduğunu kabul ediyorlar. Bir müd orta büyüklükle iki elin birleştirilmiş vaziyette aldığı miktar (bir koçam) olduğuna göre, yapılan denemelerde Hicaz ölçüsünün ihtiyata daha uygun olduğu görülmektedir.

VERİLECEK MİKTAR:

Bu hususta bize ölçüyü, daha önce meallerini verdiğimiz hadisler vermektedir. Yağmurun suladığında onda bir, deve ve benzeri ile sulanarak elde edilen mahsulde yirmide bir...

6- HARACÎ ARAZİLERİN SATIŞI:

İmam Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel'in de içinde bulunduğu ulama ekseriyetine göre, haracî arazi vakıf mahiyetindedir. Alınıp satılması caiz değildir.

Diğer bazı müctehidlere göre, haracî araziyi gayri müslim sahipleri satabileceği gibi, devlet de elinde bulundurduğu haracî topraklardan bir miktarını, zaruret halinde veya faydalı bulunduğu takdirde satabilir. Her iki halde de Müslümanlar bu toprakları satın alabilirler.

Müslümanların mülkü haline gelen haracî araziden harac mı? Öşür mü? Yoksa hem harac hem öşür mü alınacaktır?

Hanefilere göre harac ile öşür birleşmez. Bir araziden, durumuna göre ya harac alınır yahut da öşür. Haracî arazi kimin mülkiyetine geçerse geçsin harac ile birlikte geçer. Çünkü:

a) "Müslüman'ın arazisinde öşür ile harac birleşmez" mealinde hadisler vardır.

b) Bazı İran'lı il beyleri Müslüman olunca, Hz. Ömer şöyle yazmış idi: "Topraklarını kendilerine verin, haraçlarını ödesinler." Burada öşür zikredilmemiştir.

c) Hz. Ömer'den beri bir çok arazi mülk haline geldiği halde bunlardan öşür alınmamıştır.

d) Gerek harac gerekse öşür toprağın nemâsına, faydasına dayanmaktadır. Bunun için de ölü topraktan harac ve öşür alınmaz. Şu halde tek sebeple iki verginin alınması uygun değildir.

e) Harac aslında toprak sahibinin Müslüman olmamasına, öşür ise Müslüman olmasına dayanır. Bu bakımdan da birleşmeleri uygun düşmez.

İmam Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel'in dahil bulunduğu müctehidlerin ekseriyetine göre öşür ile harac birleşir. Yani, haraca tabi bir arazi Müslüman'ın mülkiyetine geçerse yeni sahibi hem haracı, hem de çıkan mahsulün zekatını (öşrünü) öder. Çünkü:

a) Zirai mahsullerden zekat verilmesini emir eden naslar kayıtsız ve şartsız olup arazinin mülk veya haracî olmasını farklı hükümlere bağlamamıştır.

b) Öşür ve harac mükellefiyeti tek sebeple değil farklı sebeplerle konulmuştur. Haracın sebebi topraktan faydalanma imkanının bulunması, öşrün sebebi ise mahsulün bulunmasıdır. Öşür mahsulün borcudur. Harac boyun borcudur, zimmet ile ilgilidir, mükellefin şahsına bağlıdır. Öşrün sarf yeri, zekatın sarf yeri olan sekiz sınıftır. Haracın sarf yeri ise, ordunun ve memurların masrafı ile diğer amme hizmetleridir. İşte bu farklılıklar dolayısıyla bir şahsın her ikisi ile de mükellef olması mümkündür.

c) Öşür, kitap ve sünnetin apaçık nasları ile sabittir. Cihad ile ortaya konan harac onu ortadan kaldırmaz.

Cumhur, Hanefi'lerin dayandığı delillere de şu cevapları vermiştir:

a) "Öşür ile harac birleşmez" hadisi uydurmadır. Hz. Peygamber (s.a.s)in böyle bir şey söylediği sabit değildir.

b) Hz. Ömer'in il beyleri hakkındaki sözü öşrün alınamayacağını ifade etmez. Yalnızca "il beylerinin Müslüman olmalarının haracı düşürmeyeceğini" ifade eder.

c) Tarihte halifelerin bir müslümandan hem harac hem de öşür almadıkları iddiası da doğru değildir. Hareketlerinde Hz. Ömer'e tabi olan Ömer bin Abdulaziz'in her ikisini de toplattığı sahih kaynaklardan nakledilmiştir.

d) Harac, toprak sahibinin Müslüman olmamasına bağlı bulunsaydı, Müslümanların o toprakları satın aldıklarında harac vermemeleri gerekirdi. Halbuki bu takdirde de haracın düşmeyeceğinde ittifak vardır.

Deliller karşılaştırıldığı zaman cumhurun dayandıklarının daha kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır.

GÜNÜMÜZDE HARACI –MÎRİ- ARAZİ KALMIŞ MIDIR?

Günümüz İslam ülkelerinde, tarihteki manasıyla haraci –mîri- arazinin kalmamış olduğunu görürüz. Aslında hariciden mülk araziye geçiş hareketinin tarihi daha da eskidir. Nitekim müteahhir Hanefi fıkıhçılarından İbni Nüceym (v. 970/1563) "Mısır ve Şam arazisinin haraci olmaktan çıktığını, beytülmala intikal ettiğini, bu araziyi hukuki bir şekilde satın alan Müslümanların harac değil öşür vereceklerine..." dört asır önce ifade etmiştir.

Keza, Mehmet Ali Paşa Mısır'da iltizam usulünü kaldırmış, araziyi çiftçilere dağıtmıştır. 5 ağustos 1858 tarihinde, Hidiv Said paşa bir layiha neşrederek halkın araziye tam malik olmalarını sağlamıştır. Bab-ı Ali de bu layihayı bir Hatt-ı Humayun ile tasdik eylemiştir.

Kanuni zamanında, Şeyhul İslam Ebu's-Suud efendinin "umumen mîrîdir" dediği Anadolu ve Rumeli arazisinin statüsü zaman zaman değişmiş, 1274-1848 tarihli kanunname-i arazi ve bunun muhtelif tarihlerdeki tadilleri, intikal sahasını genişlete genişlete mîri araziyi fiilen hem de hukuken onun hususi ve tam mülkü olmuştur.

Devlet mülkü olan haraci ve mîri araziyi tasarruf edenler satamaz, başkaları satın alamaz, mutasarrıfın vefatı halinde feraiz esaslarına göre varislere intikal etmez. Hasılı tam mülkiyetin ahkamı bu sahada yürümezdi. Bu gün ise çiftçinin tapulu arazisi tam mülktür ve mülkiyetin bütün vasıflarının hükümlerine haizdir. Durum böyle olunca, Müslüman çiftçi mülkü olan veya kiraladığı topraktan elde ettiği mahsulün zekatını (öşrünü) vermekle mükelleftir. Hanefi'lere göre, topraklar mülk haline geldiği için yalnız öşür, diğer mezheblere göre ise –toprakların aslı haraci olduğu için- hem harac hem de öşür verecektir.

Dört mezhepten ve diğer mezheplerden hiç birisi ekilip biçilen toprağın hem harac hem de öşürden muaf olduğunu kabul etmez, aksine ekseriyet haraci araziden bile –harac ile beraber- öşür verilmesi gerektiğini kabul eder.

Yerinde işaret edildiği üzere harac beytülmalın varidatı arasındadır ve onda ordunun, bütün Müslümanların bu arada yetimin, fakir ve yolda kalmışların hakkı vardır. Çünkü harac, fey ve ganimet içinde mütalaa edilmektedir. Öşür ise zekatın bir nev'i olup Kuran-ı Kerim'in saydığı sekiz sınıfa aittir.

İmdi aslı Allah'ın olan ve O'nun iradesine göre kullarına bırakılmış bulunan topraktan istifade eden, mahsul alan Müslüman'ın herhangi bir bahane ile öşrü vermemesi, fukaranın hakkını yemesi helal değildir. Bu davranış İslamın içtimai, adaletçi ruhu ile telif edilemez.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İNSAN VE HİDAYET-1

İNSAN VE HİDAYET-1

Hidayet kelimesinin sözlük anlamı: Doğru yol, hak yolu, yol gösterme, kılavuz olama. Hidayet

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

Teklif nedir? Bir işi yapmak üzere birisine sunmak. Birisine bir işi yüklemek. Mükellef ne de

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

9.Allah, Mescitleri Korur: “… Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi,

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

Sordular: -Hocam! Günümüzde Peygamber varisi olma liyakatini hakkıyla taşıyan alimler var mı

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

Sözlükte Cami: Toplayan, bir araya getiren. Terim olarak cami: Cemaati toplayan büyük cami. Cum

İLİM VE ALİM

İLİM VE ALİM

Allah, tarih boyu kitap göndermekle ve peygamber görevlendirmekle bütün insanlığı alim yapmak

İNSAN VE İRADESİ

İNSAN VE İRADESİ

İrade Kelimesinin sözlük anlamı: Dilemek, arzu etmek, tercih etmek, bir hususta karar vermek.

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

a) Cehalet, İhtilaf, Yoksulluk Evet, İslam âleminin en büyük düşmanı cahillik, ayrılık ve

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

Nefsini kötü vasıflardan temizledikten sonra aşağıdaki güzel vasıflar ile kendini süslemeye

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

Ölüme hazırlanılmaz, hazır olunur, hazırlıklı yaşanır. Çünkü ölüm, “hazırlıkları

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

1. Şeyh Muhyiddin Arabî (kuddise sirruh) buyuruyor ki: a. Kim şeriat terazisini elinden bir an o

"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız"

Bakara, 183

GÜNÜN HADİSİ

İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anılmadığı ev diri ile ölüye benzer.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI