Cevaplar.Org

İSLAM’DA MÜSPET (POZİTİF) HAREKET

“Anla yavrum, ne haklı davadır; Tatlılık zorluktan evladır.” Yukarıdaki mısralar, La Fonteine’nin “Bora İle Güneş” fabl’ tercümesinden alınmıştır. Aslında bu fablı duymayan yoktur:


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2021-02-08 10:03:35

 "Anla yavrum, ne haklı davadır;

Tatlılık zorluktan evladır."

Yukarıdaki mısralar, La Fonteine'nin "Bora İle Güneş" fabl' tercümesinden alınmıştır. Aslında bu fablı duymayan yoktur:

Hani güneşle rüzgâr (bora) yarışa girerler: Yolda yürüyen bir yolcunun paltosunu kim daha kolay çıkaracak, diye.

Önce bora gücünü kullanır. Ne kadar eserse adam da paltosuna o kadar kuvvetlice bürünür. Bora estikçe eser, adam büründükçe bürünür. Bora bu işi başaramaz.

Sıra güneşe gelir. Güneş bu işi çok kolay başarır. Çünkü güneş, önce güler adamın yüzüne. Sonra onu ışıklarıyla yavaş yavaş okşar. Adam içinden ısınır ve yavaş yavaş çözülmeye başlar. Sonra güneş muhabbetiyle kucaklar adeta yolcuyu. Yolcu hiç farkına varmadan çıkarır paltoyu.

Gittiği güzergâhı, esip yağıp karla kaplayanlar; yürüdüğü yolu kum, çakıl döküp taşlandıranlar, yüzdüğü havuzu soğutup buzlandıranlar, hedeflerine nasıl varacaklar acaba?

Aciz insanlar silaha sarılır. Çünkü onların kuvvetleri bitmiştir. Silahın kuvvetinden medet umarlar. Yani silah tetiğinin kuvveti kadar güçlü olma zavallılığı içine düşerler. Çünkü fikren güçlü olan, kendini aciz hissetmez. Güçlü olan fikirlerini anlatmaktan çekinmez. Hatta fikirlerini ifade etmekten şeref duyar.

İslam, sinsi suikast silahına sarılacak kadar aciz değildir. Kendini anlatamayacak kadar fikir yoksunu değildir.

İslam, geldiği günden beri asırların tümünde ve bütün yeryüzünde bir dünya kültürü olmuştur. Geçmişe şeref mührünü basmış, hazıra umut olmuş, geleceğe ise saadet müjdelemiştir. Acaba bu gün insanlığın en çok muhtaç olduğu; Ahlak, doğruluk ve muhabbet duyguları İslam'ın ruhu değil midir? Acaba bütün insanları, hatta ve hatta bütün varlıkları "Yaratılanı sev yaratandan ötürü.(Yunus Emre)" mantığıyla kardeş sayan ve insanın bizzat kendisine en çok değeri veren İslam değil midir?

Bu gün her kıtada ezanların okunduğu, her ülkede oruçların tutulduğu, hatta Beyaz Saray da bile, iftar yemeği verildiği bir dünyada yaşamıyor muyuz? Yani bütün insanlara İslam'ı anlatma kapısı açık değil midir? Açıktır elbette. Bu kapıdan girecek kadar, bu asırda İslam'ı hakkıyla anlatabilecek kadar bilgili olanlar zaten bu işi hem yapmakta, hem de kendilerini güçlü ve rahat hissetmektedirler. Bu kapıdan giremeyen acizler, bu pencereden bakamayan zayıflar ise silah kurşunlarının açtığı milimetrelik delikleri bu kapı sanmaktadırlar.

Anarşist ruhlu insanlar, düzeni sevmezler. Ben onları Türkçe'deki ünlü uyumlarına uymayan "-yor, -ken, -leyin, -deş, -ki, -mıtrak" eklerine benzetirim. Bu ekler ne kalın, ne ince; ne düz ve ne de yuvarlak ünlü dinlemezler, hiçbirine uyum sağlamazlar.

İşte terör heveslisi insanlar da böyledir. Ne kanun tanırlar ne de hukuk. Siz onlara istedikleri düzeni sağlayın, eminim ki toplumda en başta isyan eden yine onlar olacaktır. Bu asrın birinci deccalı haksızlık, hukuksuzluk ise; ikinci deccalı da her şeye isyan eden anarşistliktir.

Anarşinin, anarşistin sağı solu olmaz, her ideolojinin anarşisti olabilir. Anarşi kanun ve insanlık dışı olan her şey demektir. Anarşi haklı bulduğu küçük bir bahanenin arkasına sığınarak; var olan doğru ve güzeli, yok etme mantığıdır. Pireye kızıp yorganı yakmaktır. Anarşist ise kendi fikrini hemen, herkese zorla kabul ettirmek isteyen kişidir.

İslam kanundur, nizamdır, hayattır ve hukuktur. İslam öyle bir hayattır ki, bırakın o hayatı yaşayan zatları; İslam'ı; Hristiyanlar, Museviler ve hatta dinsizler bile örnek almıştır. Bu gün dünyada, Hz. Ömer'in adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü; Hz. Ali'nin hak hukuk uğruna verdiği mücadelesi, gösterdiği kahramanlığı dillere destandır.

İslam hukuktur. Hem öyle bir hukuktur ki ne Roma hukukuna ne de Rus hukukuna ne de İsviçre hukukuna benzemez. Çünkü İslam hukukunda çözüm getirilen birçok hususun diğer hukuklarda ismi bile yoktur. İslam hayatı ve İslam hukuku yeryüzünde Endülüs İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu gibi sistemler kurmuştur. Bu kadar şümullü bir kültürün anarşisi ve anarşisti olamaz, olmamalıdır. "İslam'ı yeniden kurma" mantığı yanlıştır. İslam yeryüzünde bin beş yüz yıldır kurulmuş, yaşanmış ve icra edilmiştir. Şimdi de onu aslı gibi yaşamaya ve herkese anlatmaya ihtiyaç vardır.

İslam bir sistemdir. Sistemler ancak eğitimle anlaşılır. Anarşi, terör; sistemleri ve eğitimi yok eder.

İslam anarşi; Müslüman da anarşist olamaz.

Eğer olursa, dünyada bunun kadar gülünç bir şey olamaz.

Tarihten günümüze sadece çanakları, çömlekleri kalmış olan Etiler, Sümerler, Akadlar bile kültür kaynağı ve medeniyet örneği sayılırsa, İslam medeniyetini de dünyanın en büyük kültürü sayıp dünyanın bütün okullarında anlatmamız gerekmez mi?. Gerçekten de günümüzde Müslümanların yapacağı iş budur.

Peygamber (ASV) yeryüzüne bu gün gelseydi, İslam'ı nasıl anlatırdı acaba? İşit gibi, Hizbullah gibi bir çete veya Fetö gibi bir grup kurar, gizli kapaklı işler mi yapardı; yoksa İslam'ı hakkıyla yaşayan sahabeler yetiştirip onları dünyanın her tarafına mı gönderirdi? Elbette ki İslam'ı yaşayarak, yaşatarak anlatır, bilgisayar ve internet tekniğini kullanarak davasını neşreder, İslam'ı bütün dünyada seven sevilen, hoşgörülü, hoşsohbetli; aranan, beğenilen ve seçilen; yazılı, görsel ve sesli bir kültür haline getirirdi.

Hazreti Muhammed (ASV), davasını; hep sulha, iyiye, güzelliğe ve müjdelemeye dayalı olarak anlatmıştır. Düşmanları onunla savaşmak istedikleri zaman; o İslam adına; yeri, tarafı, dostu, düşmanı belli olan, savaşlar yapmış; kazansa da kaybetse de her şey, o günün insanlık savaşı ve insanlık hukuku içinde cereyan etmiştir.

Peygamber ASV'ın hayatında bu meselemize ışık tutan çok ilginç ve çok ibretli bir durum vardır. Peygamberimiz bütün hayatı boyunca gizli kapaklı olarak birilerinin eline silah verip adam öldürtmemiştir. Hatta ve hatta kendisine suikast düzenleyin Yahudi'lere ve Ebuleheb'in hanımına ve benzeri kişilere mukabele-i bilmisil yapmamış, onların sinsi davranışlarına sinsice karşılık vermemiştir. İslam devletleşip kendi hukukunu icra ettiği zamanlarda bile onlara muhakemesiz hiçbir ceza vermemiştir.

Ancak Peygamber'imizin gizli yaptığı bir husus vardır. O da İslam'ın ilk günlerinde olmuştur. Müslümanların en az, Müslümanlığı bilmeyenlerin en çok olduğu bir zamanda o, arkadaşlarıyla önce kendi evlerinde görüşmeler yapmış, sonra da "Erkam"ın evinde toplanıp Allah'ın ayetlerini okuyup dinleyip bu bağlamda sohbetler etmişlerdir. Düşmanların ise bunu önlemesi mümkün değildir. Çünkü Allah'ın isteği bu noktada tecelli etmiştir. Allah isteğinin bu noktada tecelli etmesi bir hikmettir, bir metottur. Sizi anlamayan, sizi dinlemeyen cahil çoğunluğa karşı en iyi mücadele, duygu ve düşüncelerinizi kimseye zarar vermeden, sessizce anlatmanız ve yaymanızdır.

Peygamber'imizin o zamanda yaptığı bu cihat anlayışını biz de bu zamanda yapmalıyız. Çünkü İslam tarihinde o zamana en çok benzeyen, bu zamandır.

Bu milleti iyi tanımak gerekir. Bu milletin geçmişini, siyasetini, aydınlarını, iyi incelemek lazımdır. Rahmetli Abdulhamit Han'a Selanik'ten gelen orduya karşılık İstanbul'daki orduyu kullanmayı teklif etmişlerdir. O bunu "Kardeşi kardeşe mi kırdıralım!" diyerek reddetmiş ve kendi tahtını tacını bırakmayı göze almıştır.

Bediüzzaman Hazretleri'ne doğudaki bir isyana iştirak etmesi için mektup yazmışlardır. Bu konu da onun cevabı da çok manidardır:

-"Ahmedi Mehmede mi kırdıracaksınız? Bu teşebbüsünüzden vaz geçiniz. Geçmezseniz bile bu teşebbüsünüz akim kalacaktır."

Gerçekten de bu ve benzeri bütün hareketler, akim kalmıştır. Çünkü isyan, terör, anarşi ve benzeri bütün hususlar günümüz mantığıyla, bilimle ve hiçbir hukukla bağdaşmaz.

"Yıkmak kolay, yapmak zor" ifadesi, müspet hareketin, eğitimin, insanlığın önemini anlatır. Gerçek aydın, gerçek insan, gerçek Müslüman tahripkâr olmaz, yıkıcı olmaz. Bilakis tamirci olur, yapıcı olur.

Ünlü düşünür, müceddid ve mücahit, İslam âlimi Said Nursi, tavaya yumurta kırarak rafadan yapan talebesine dikkatlice bakmaktadır. Talebesi yumurtayı ikiye bölüp içini tavaya boşalttıktan sonra, avucunda yumurta kabuklarını iyice ezerek çöpe atmıştır. Bu duruma üzülen Hoca Efendi, talebesine yumurta kabuğunu öyle ezmemesini, iki parça olarak çöpe atmasını belirttikten sonra: "Benim talebelerim tahripkâr olmamalıdır" demiştir.

İslam, "Gönüller üzerine kurulmuş bir irfan mektebidir." Onu bütün insanlara anlatmak ve bütün yeryüzüne yaymak için; mafyaya, çeteye, kurşuna, namluya topa tüfeğe ihtiyaç yoktur. Bunlara ihtiyacı olanlar, İslam'ı anlatamayacak kadar aciz olanlardır. İslam bunlara tenezzül etmeyecek kadar ciddi, ağırbaşlı, olgun ve şereflidir.

Bu anlattıklarımız Müslümanların sosyal hayatına ve günlük hayatına bakar. Elbette ki Müslümanların ülkelerindeki devletlerin donanımlı güçlü orduları olacaktır. Ve bu ordu ortak akılla, doğru hukukla hareket edecektir. Gerekirse vatanın, milletin, dinin, imanın hakkı hukuku için savaşlar yapacaktır. Halk da her zaman vatanı, milleti, dini, imanı için ya şehit olmaya ya gazi kalmaya hazır olacaktır. Bu husus başka bir meseledir, şimdiki konumuzla ilgili değildir.

Şimdiki konumuz, hukuk ve ilim dini olan İslam'ın, günümüzde bütün dünyada teröre girmeden, anarşiye başvurmadan, her yerde ve herkese anlatılabilir olmasıdır.

"...Medenîlere galebe çalmak iknâ iledir."

(Hutbe-i Şamiye-Said Nursi)

 "Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken,

Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.
Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken,
Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

(Yirmi Beşinci Söz-Said Nursi)

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-28

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-28

İlim adamlarına göre; çiçek sevildiğini, konuşulduğunu biliyor. Çiçekler, cinayetlerin ayd

MUHAMMED RASULULLAH

MUHAMMED RASULULLAH

Bu eser klasik tarzda Efendimizin bir siyeri..Müellifi hakkında pek fazla bir bilgimiz yok. 1950

ÇANAKKALEDEKİ MANEVİ GÜÇ

ÇANAKKALEDEKİ MANEVİ GÜÇ

Bu makalemizde, Çanakkaledeki manevi güçten ve Çanakkale’yi, Çanakkale yapan ruhun esintileri

YEZİD'İN VELİAHTLIĞI MESELESİ

YEZİD'İN VELİAHTLIĞI MESELESİ

Hz. Muaviye’yi Yezid’e veliahtlık vermeye iten sebep şudur: Muaviye’nin azametini bilen ehl-

İSMAİL KARAÇAM(1937 - )

İSMAİL KARAÇAM(1937 - )

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde uzun yıllar Tefsir Anabilim Dalı Başkanlığı y

ÇİÇEK, KOYUN, ÖĞRETMEN

ÇİÇEK, KOYUN, ÖĞRETMEN

Çiçeklerin dilinden anlamak isterdim. Kelebeklerle, arılarla, uğur böcekleriyle karşılaşın

TAHRİF ÖRGÜTÜ

TAHRİF ÖRGÜTÜ

TAHRİF ÖRGÜTÜ Baş aktörler: Mustafa İslâmoğlu, Mehmet Okuyan , Abdulaziz Bayındır. Yave

KADER RİSALESİ ŞERHİ-13

KADER RİSALESİ ŞERHİ-13

Ezel kavramı bazen yanlış algılanabiliyor. Zaman sislsilesinin geçmiş halkasının bir ucu gib

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-39

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-39

Putin Sovyet sistemi tam bir matruşka sistemi idi. Her gizli polisin arkasında başka bir polis o

UHUD GÜLLERİNE

UHUD GÜLLERİNE

Ak ey acı gözyaşı, ak burada, Sel olup, şehitlere ulaş da git; Ak ey acı gözyaşı, ak bur

LUCCETU’L ESRAR TERCÜMESİ-3

LUCCETU’L ESRAR TERCÜMESİ-3

Kîse hâlî bâşı behr-i rıf'et-i yevmu'l hisâb Sıfrı çûn hâlist zı erkâm-ı ade

Hala mı Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Maide, 74

GÜNÜN HADİSİ

Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.

Müslim, 2318

TARİHTE BU HAFTA

*Mimar Sinan Vefat Etti(8 Nisan 1588) *Devletin dini İslam'dır Hükmü Kaldırıldı.(10 Nisan 1928) *Mareşal Fevzi Çakmak Vefat Etti. (10 Nisan 1928) *İlk Uzay Mekiği Fırlatıldı. (12 Nisan 1981)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI