Cevaplar.Org implant

GENÇLİK BAHARINI SÜRMEK İSTEYENLER

Bir gün akşam namazını kıldıktan sonra 10-15 kişi medreseye geldiler ve karşımda, bir hizada oturdular. Birisi biraz öne çıktı. “Hocam, Allah-u Teâlâ bizi yarattı ve bu nefs-i emmareyi bize verdi. Öyle değil mi?” dedi. Ben de, “Elbette.” dedim. “Hem bu nefsi bize Allah veriyor, hem de nefsin isteklerini yerine getirmemizi haram ediyor. Zevk ve sefamıza mani oluyor. Gençlik ömrümüzün baharıdır. Gençliğimizin baharını yaşamak ve nefsimizi tatmin etmek istiyoruz. Neden Allah, bunları bize haram kılıyor?” dedi.


Mehmed Kırkıncı

.

2012-01-14 06:34:38

Bir gün akşam namazını kıldıktan sonra 10-15 kişi medreseye geldiler ve karşımda, bir hizada oturdular. Birisi biraz öne çıktı. "Hocam, Allah-u Teâlâ bizi yarattı ve bu nefs-i emmareyi bize verdi. Öyle değil mi?" dedi. Ben de, "Elbette." dedim. "Hem bu nefsi bize Allah veriyor, hem de nefsin isteklerini yerine getirmemizi haram ediyor. Zevk ve sefamıza mani oluyor. Gençlik ömrümüzün baharıdır. Gençliğimizin baharını yaşamak ve nefsimizi tatmin etmek istiyoruz. Neden Allah, bunları bize haram kılıyor?" dedi.

Bu sual karşısında çok şaşırdım ve üzüldüm:

"Allah Allah! Ömrümde böyle bir sual ile karşılaşacağımı hayal bile edemezdim." dedim ve devam ettim:

"Peki sen bu soruyu sadece kendi namına ve burada bulunan arkadaşların namına mı soruyorsun, yoksa bütün insanlar namına mı soruyorsun? Bunu bileyim ki, ona göre cevap vereyim."

"Bütün insanlar için soruyorum" dedi.

Ben de:

"Şu halde kendi annelerinizin ve kız kardeşlerinizin de böyle düşünmelerinde bir mahzur görmüyorsunuz, öyle değil mi?" dedim. Bu sözüm üzerine birden bire hayal kırıklığına uğradılar ve şok oldular. Böyle bir cevapla karşılaşmayı beklemiyorlardı. O vakte kadar arkadaşlarından daha önde duran ve soruyu soran genç geri çekildi ve arkadaşlarının arasına girdi.

Ben konuşmaya devam ettim:

"Anladığıma göre birtakım hayallerin peşinde koşarak, ömrünüzü geçiriyorsunuz. Cenab-ı Hakk insanın kalbine vicdan denilen bir hâkim-i adil koymuştur. O her şeyi insafla ve tarafsız olarak tahkik ve muhakeme eder, sonra hükmünü ona göre verir. Hak ve batılı gayet kati olarak temyiz ve tefrik eder. Doğru yolu gösterir. Şu halde ona buna sormanıza ne hacet, evvela vicdanınıza sorunuz. Bakalım ki, o lisan-ı hak ne hüküm veriyor.

Bu halinize çok taaccüb ediyorum. Zevk ve neşe için bütün meşru yollar ve saâdet kapıları sizlere kapandı mı ki, böyle süflî ve adî yolları takip ediyorsunuz? Siz fakültede yalnız bunu mu öğrendiniz? Sizin zevkiniz sadece nefs-i emmarenize mi münhasırdır? Akıl ve vicdanınızın zevki yok mudur? Yaradılışınızın gayesi bu mudur? Sizin düşüncenize göre Cenab-ı Hakk, bu kâinatı sadece insanların şehvetlerini tatmin için yaratmış olur. Bunu aklınız kabul ediyor mu?

Cenab-ı Hakk şehvet hissini yaratmış ama bu ihtiyacı karşılamak için de evlilik gibi helal ve meşru bir yol göstermiştir. İslâm dini evliliği bir kadınla da sınırlamamıştır. Bediüzzaman'ın dediği gibi, "Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur." Evliliğin bir çok güzellikleri vardır. Bunlardan birisi nesillerin devamıdır.

Cenab-ı Hakk'ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerden biri de şehvettir. Şehvetin verilmesindeki esas gaye nesillerin devamıdır. İnsan olsun, hayvan olsun bütün nesillerin devamı o nimet üzerine bina edilmiştir. Eğer o nimet olmasaydı, insaniyetin mevcudiyeti devam etmezdi.

İnsanların şehvetini tatmin edecek en önemli müessese "evlilik" olduğu gibi onların huzur ve iffeti de ancak "izdivaç" sayesinde olabilir. Evlenme, nesilleri karışmaktan ve dejenere olmaktan muhafaza eder. Aileler sağlam olur ve milletin yapı taşı haline gelir.

İnsan iffetini namusunu ve güzel ahlâkını evlilik ile muhafaza edebilir. Bir milletin ebed müddet yaşaması, terakki etmesi buna bağlıdır. Çünkü huzur ve saâdetin kaynağı bunlardır. Bunlardan kaçan bir gençlik, sefahatin esiri haline gelir. Akılları daima şehvete mağlup olur. Artık o millete terakki, saâdet, huzur kapıları kapanır. Tarihin şehadetiyle sabittir ki, şehvetine mağlup olan milletlerin şan ve şevketleri, kuvvet ve saltanatları zail olmuştur. Devletleri haritalardan silinmiş "

Daha sonra Lem'alardaki şu kısmı okuduk:

"Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i'dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!.."

Bütün bu konuşmalardan sonra birlikte çay içtik. Daha sonra gittiler.

Aradan birkaç gün geçmişti ki, o soruyu soran genç yalnız olarak medreseye geldi. Bana, o gün ki konuşmalarımızdan sonra bir türlü rahat edemediğini, uykularının kaçtığını ve öyle bir sual sorduğu için utanç duyduğunu anlattı ve şöyle dedi:

"Hocam çok pişmanım. O gün beni arkadaşlarım tahrik ettiler. Onların isteği ile konuştum. Fakat sizin izahlarınız sayesinde ufkumuz genişledi. Birçok hakikatlere kapı açtınız. Şimdi hem size teşekkür etmeye hem de özür dileyip affınızı istirham etmeye geldim."

Ben de, "Kusuru itiraf fazilettir. Zaten hatasından dolayı özür dilemek aklın icabı olduğu gibi mazereti kabul etmek de, insafın gereğidir. Çünkü her şeyde bir hayır vardır. Bunda da bir hayır vardır" dedim :

"Faraza bu zevkler helal de olsa ânî ve fânîdir. Meselâ, birkaç gün önce bir şey yemişsen, bu gün onun lezzetini alamazsın, çünkü o zevk ve lezzet çoktan gitmiştir. Fakat akıl ve marifetin zevki ebedîdir, daimîdir. Onlara ait bir şey tahsil etmişsen o bâkidir. Ondan sürekli lezzet alabilirsin. Akıl, Cenab-ı Hakk'ın insana ihsan ettiği en büyük bir hediyedir; hayr ve şerri idrak eden bir Nur-u İlâhîdir, bir saâdet vesilesidir. Binaenaleyh tefekkür sahibi bir kimsenin aklın hâkimiyetini temin için onu marifet ve faziletle kuvvetlendirmesi lazımdır. Her şey için münasip bir zaman vardır. Gençlik de ilim tahsiline mahsusdur.

İnsanın kalbini tatmin edecek bir vasıta varsa o da iman ve ubudiyet, fazilet ve marifettir. Ruhun gıdası ve vicdanın ziyası bunlardır. Akıl ve vicdanın huzuru da bunlarla sağlanır. Bahtiyar bir arif-i billahın vefatı anında talebeleri onun etrafında ağlayarak kendisiyle vedalaşıyorlarmış. Fakat o zat, "Sakın sakın! Bana ağlamayın, ben şimdi hayat-ı hakikiye mazhar oluyorum. Fânî hayattan ebedî hayata gidiyorum. Huzur-u Rahman'a kavuşuyorum" demiş. Herhalde o zatın hayatında ettiği iyilikler, ibâdetler, ilim ve irfan sahasında yapmış olduğu hizmetler, karşısında bir cennet manzarası gibi tecessüm etmiş. İşte iman, ubudiyet ve marifetin neticesi budur.

Geçen sohbetimizde gençlik için, "ömrümüzün baharı" demiştiniz. Eğer gençlik ömrün baharı ise, bu baharın muhakkak, bir kışı vardır. Yani insan daha sonra ihtiyar olacaktır. İnsanın gençliğinde yapmış olduğu hatalar ve işlediği günahlar hayatının son demlerinde pişmanlıklar ve vicdan azapları olarak karşısına çıkar ve onu rahatsız eder. Dudaklarından dökülen ahlar ve eninler kalbini yakar. Bundan başka, herkesin nefretini kazanmış olarak dünyadan gider. İşte kardeşim, nefs-i emmaresini tatmin etmek için sefahat içine dalan bir bedbahtın hali netice itibariyle budur. Akıllı insan daima ileriyi düşünmelidir. Önümüz ihtiyarlık ve ölüm, daha sonrası kabir, mahşer ve hesaptır."

Mevzumuzla alakalı olarak, dünyaca meşhur bir fikir adamının ölümü esnasında etrafındaki talebelerin, sizin için ne yapabiliriz, bir arzunuz var mı? Suallerine karşı "Evet var fakat siz yerine getiremezsiniz." Nedir? Dedikleri zaman "Bir avuç marifet, bir avuç marifet" diye cevap vermiş.

Mehmed Kırkıncı

Hayatım Hatıralarım

Zafer Yayınları

İst. 2007

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İRADEMİZİ TERBİYE EDELİM

İRADEMİZİ TERBİYE EDELİM

A.J. Cronin, Reader’s Digest, Amerika Otuz sene evvel(1920’ler) genç bir doktor olarak bulundu

PROF. DR. ALAADDİN BAŞAR BEYİN İBRETLİ BİR ANISI

PROF. DR. ALAADDİN BAŞAR BEYİN İBRETLİ BİR ANISI

“Lise son sınıftaydım. Bir gün hocamız sınıfa girdiğinde, tahtada ahlâk dışı bir resim

BİR ARAP ÂLİMİN İBRETLİ HİKAYESİ

BİR ARAP ÂLİMİN İBRETLİ HİKAYESİ

Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor; “1970’li yıllarda, İstanbul’daki bir sohbet

CEVAP YERİNE..

CEVAP YERİNE..

FETÖ’nün, genel anlamda İslam’a büyük zararı dokunduğu gibi, daha özel anlamda Risale-i

TARİH ŞUURU VE EHEMMİYETİ

TARİH ŞUURU VE EHEMMİYETİ

İnsanlar geçmiş zamanın hâtıratı ile zaman zaman neşeyâb olduğu gibi, milletler de mazinin

MUHAMMED ESED’İ SARSAN SURE

MUHAMMED ESED’İ SARSAN SURE

Aslen Yahudi kökenli bir Avusturyalı olan merhum Muhammed Esed(Leopold Weiss) “Mekke’ye Giden

BU DA GEÇER YÂ HÛ

BU DA GEÇER YÂ HÛ

Bu ümmet ne badireler atlattı uzun tarihi boyunca.. Ne ihanetler, kahpelikler gördü; ne zulümle

SORU CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ

SORU CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ

Soru: Kurban Kesmek Kimlere Vâciptir? Kurban kesmek dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir.

DEVLET İDARESİNDE İKİ MÜHİM ESAS: İSTİKAMET VE ADALET

DEVLET İDARESİNDE İKİ MÜHİM ESAS: İSTİKAMET VE ADALET

İstikamet; Hak ve hukuka uygun hareket etmektir. İstikamet, toplum hayatının en önemli esasla

HİÇBİR MÜFSİD BEN MÜFSİDİM DEMEZ

HİÇBİR MÜFSİD BEN MÜFSİDİM DEMEZ

Ferdleri ve cemaatleri değerlendirirken objektif olmaya, fayda ve zararın nereden gelip gelmediği

BAYRAMLAŞMA

BAYRAMLAŞMA

Küçükken bir âdetimiz vardı; şeker toplamak. Bayramda kapı kapı gezip, her evde ikram edilen

Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

Ankebut:45

GÜNÜN HADİSİ

"Kim, müslüman kardeşinin namusunu ve şahsiyetini korursa, Allah onun yüzünü kıyamet gününde cehennem ateşinden uzak tutar."

Tirmizî.

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI