Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-77

Ders: Barla Lahikası(s. 66) Bahtiyar Bir Doktora Bir Mektup İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *İnsanın manevi hayatında intibah ve inşirah fevkalade ehemmiyetlidir


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-07-22 03:03:46

Ders: Barla Lahikası(s. 66) Bahtiyar Bir Doktora Bir Mektup

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*İnsanın manevi hayatında intibah ve inşirah fevkalade ehemmiyetlidir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa(a.s)'ın;

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي

'Ey Rabbim! Göğsüme genişlik ver'(Taha; 20:25) dediği naklediliyor. Peygamber Efendimize de(aleyhissalatu vesselam);

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

"Biz senin göğsünü açmadık mı?"(İnşirah; 94:1) buyruluyor. Yani hakikat noktasından Allah bir kulunu severse, ona inşirah-ı kalbi, inbisat-ı ruhi verir. Eğer bir insanın iç dünyasında inşirah ve inbisata medar bir açılım olmazsa, gaflet, afakîleşme, maddiyat, süfliyat, malayaniyat ile insan kabuk bağlıyor. Gitgide ruhsuz, hakikatsiz, manasız, kupkuru bir ahvale dönebiliyor. Bir de vechini, din ve diyanetten çevirse, o insan bir cephesiyle kütük gibi olabiliyor.

Şimdi, Cenab-o Hakkın bir sünnetullah kanunu var. Tohumu toprağa atıyorsun, su veriyorsun. Bir kaç hafta sonra onun hayat ukdesi açılıyor ve gelişmeye başlıyor. Ama bir kütük olsa, onun üzerine 10 ton su dök, kütük yine nedir? Kütüktür. Cenab-ı Hak iç dünyamızın kütük gibi yapmasın.

*Her derse gelişte aynı heyecanı duyma..Aynı tazeliği koruma. Bunun çok veçheleri var.

1-Sanki o dersi ilk defa duyuyorum, ilk defa muhatap oluyorum, ilk defa anlıyorum diyerek dinleme. O zaman o mana taravettar(taze) olur. Ülfetten izale noktasında bu psikoloji çok önemli.

2-Veya 'bugün benim son günüm. Bu ders, alacağım en son ders. Öyleyse teyakkuzla, iştiyakla, inbisatla ne alırsam bu gece alacağım.' Bu ciddiyetle derse teveccüh etmek lazım.

Not: Şener Bey bu hususu "Risale-i Nur Nasıl Okunmalı?" adlı eserinde "İlk Gün Psikolojisi" ve "Son Gün Psikolojisi" başlıkları altında incelemiştir, bakılabilir.(Prof. Dr. Şener Dilek, a.g.e, s: 40-44- Feyza Yayıncılık, İst. 2013) 

*"Nur Risalelerine çok müştak ve onların mütalaasından intibaha düşen bir doktora yazılan mektubdur. " Barla Lahikası (s: 66 ) Metodolojik açıdan bakınca bu cümlenin arkasında çok derin bir mana var. Bakın Üstad Ayet-ül Kübra'yı yazmış. Orada ne var; "yorulmaz ve tok olmaz yolcu" Asa-yı Musa (s: 127 ) Üstada soruyorlar ki; Erzurumlu İbrahim Hakkı, "Cû' ism-i a'zamdır" demiş. (Barla Lahikası s: 347 ) , açlık demek. Kelam kitaplarında Cû diye bir isim yok. Üstad tevil ediyor, "Zahiren manasızdır, belki de yanlıştır. Fakat ism-i Rahman madem çoklara nisbeten ism-i a'zam vazifesini görüyor. Manevî ve maddî cû' ve açlık, o ism-i a'zamın vesile-i vusulü olduğuna işareten mecazî olarak Cû' ism-i a'zamdır, yani bir ism-i a'zama bir vesiledir, denilebilir.(Barla Lahikası s: 347 )

*Cu ism-i Azam değildir ama insan manevi açlığını hissede hissede, hâmil-i ism-i Azam olabilir. Maneviyat açlık olayıdır, açlığını hissetme olayıdır. Cenab-ı Hak bütün ehl-i hak ve hakikate -tabir-i caizse- hakikate, maneviyata doymama hastalığını vermiş. Onlar yedikçe acıkmışlar, acıktıkça da yemişler. Bu manada Allah açlığımızı artırsın.

Not: Şener Bey, 'Risale-i Nur'da Derinleşme' adlı eserinde bu hususta şu izahı getiriyor; "Risale-i Nur Külliyatından ziyade istifade etmenin en önemli şifrelerinden birisi, açlığını hissetmektir. Envar ve Esrar-ı Kur'aniye'ye doymamaktır. "Hel min mezid" sırrına makes ve ayna olmaktır.. "Bu hakikatler herkesten ziyade benim için kaleme alınmış. Benim için yazılmış. Bu eserler benim manevi dertlerime deva olarak telif edilmiş. Risalelerdeki hakikatlere herkesten ziyade ben muhtacım" tarzında bir halet-i ruhiye içinde; sanki çölde susuz kalan insanın hasret ve iştiyakı gibi, hakikat-ı imaniyeye iştiyak göstermek gerekir. O psikoloji içinde kendini herkesten ziyade nasihate muhtaç bilmek, "dersin ilk ve en birinci muhatabı benim. Hasta benim, muhtaç benim" tarzında bir yaklaşımla marifet ve esrar-ı imaniyeye yönelmek gerekir."(Prof. Dr. Şener Dilek, a.g.e, s: 259- Feyza Yayıncılık, İst. 2012) 

*Bir sünnetullah kanunu olarak, her çekirdeğin içerisinde bil kuvve olarak ağaç olma kabiliyeti var mı? Var ama şarta tabii..doğan her çocuk okur yazar. Kuvvede böyle. Ama şarta bağlı. Okula giderse, o kabiliyet ortaya çıkabilir. Mütalaa ve müzakere de böyle.

*Tahkike giden yol, hakikat-ı Kur'aniyenin mana tabakalarına medar mazhariyetin yolu, mütalaa ve müzakereden geçer. Yoksa Üstad diyor ki, "sath-i nazar zulümattır. Nazar-ı sathi göremez."

Not: Daha önce Birinci Sözle alakalı Şener beyin dersinin notlarında da belirttiğim gibi, Üstadın tam bu şekilde bir sözü yok. Şener Bey mana olarak nakletmiş oluyor. Üstadın bu konudaki ifadeleri şöyle;

"Evet, gözleri açan yalnız nücum-u Kur'aniyedir. Öyle nücum-u sâkıbedirler ki: Cehlin zulmünü ve nazar-ı sathînin zulümatını def ettikleri gibi; âyât-ı beyyinat, yed-i beyza ile ülfet ve sathiyetin hicablarını ve zahirperestliğin perdesini parça parça ederek, ukûlü âfâk ve enfüsün hakaikine tevcih edip irşad etmişlerdir.(Muhakemat s: 49 )

"Bazen bir hakikat, sathî nazarlara görünmediğinden..(Asa-yı Musa s: 67 )

"Hem tebaî, sathî bir nazarla bakılsa, gayet muhal bir şey, mümkün görünebilir. (Sözler: s:188)

Vakta beşer, nazar-ı sathî ile kâinat kaplarında ülfet kapağı altında olan gıda-yı ruhanîyi zevkedemediğinden kabı ve kapağı yalamakla usanmak ve kanaatsızlık ve hârikulâdeye meyil ve hayalâta iştihadan başka netice vermediğinden meyl-i hârikulâde ile ya teceddüd veya tervic için meyl-ül mübalağa tevellüd eder. Muhakemat (s: 50 )

Not:2: Şener bey, "Risale-i Nur Nasıl Okunmalı?" adlı eserinde şöyle demektedir; "Tahkik dünyasına girmenin, mana tabakalarından daha fazla istifade etmenin en keskin yollarından birisi Risalelerin mütalaa tarzında okunmasıdır.

Risale-i Nur en yüksek bir ders-i Kur'ani olduğu için, gazete gibi okunmamalıdır. Dikkatle, emerek, süzerek, hakimane okunduğunda, tedricen tahkik mesleğine doğru bir derinleşme başlar. Bu yolda azim içinde bir süreklilik olursa, gitgide müdakkikane bir mesleğe kapılar açılmış olur.

Evet, hakiki ve hakikattar bir meşrebe ulaşabilme, nurun envar, esrar, elfaz ve hakikat tabaklarında gavvas olmak ile gerçekleşebilir. Bu mananın tahakkuku için ciddi bir fikri gayret ile birlikte, mütalaa için zaman tahsisine ihtiyaç vardır."(devamı için bakınız; Prof. Dr. Şener Dilek, a.g.e, s: 212-213- Feyza Yayıncılık, İst. 2013) 

*İslam fıkhında mehir var değil mi? Gelin, ana evinden çıkarken nazlanır. Mehir ana sütünün karşılığıdır. Mehirini verirsin, gelini çıkartırsın. Üstad, manayı da nazlı bir geline benzetmiş, o da harflerin, kelimelerin arkasında saklanır, hemen kendini göstermez. Onun mihri de dikkattir. Muhakemat'ta bunu ifade ediyor.

Not: Üstadın ifadesi şöyledir; "Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir. (Muhakemat s: 84 )

*Bir padişah ehl-i hikmet insanları çağırmış. "Söyleyin bana en kıymetli an, hangi andır? En kıymetli vazife nedir? En ciddi görev nedir?" Herkes bir şeyler söylemiş ama padişah bu cevaplardan mutmain olmamış. Sonra ehl-i hikmet bir zat demiş ki, "Sultanım, ben sizin sualinizin cevabını biliyorum. En kıymetli an, şu anda içinde bulunduğumuz andır. En kıymetli vazife şu anda içinde bulunduğumuz vazifedir. En ciddi görev şu anda yüklendiğimiz görevdir.'

Şimdi Risale-i Nur'u okurken bu çerçeve içinde bakmak lazım. 'Şu an hayatımın en kıymetli anıdır. Bu anın içini dolduracağım.'

*Hızlı okursun, geçer. Su hızlı akarsa, debisi fazla olursa, fazla balık tutamazsın.

*Zamanın bir yatay boyutu vardır; saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl gibi. Bir de zamanın dikey boyutu vardır. Matlup ve maksut, yatay boyut değildir. Dikey boyuttur. Şu an var ya şu an, onu derinleştirmek. An'ın bereketi var mı var. Bazen bir anın içerisine Cennet girer. Bazen bir anın içerisine de Cehennem sığar. An'a samimiyetle yönel. O an'a hulusiyet, saffet ve samimiyetini koy. Dikkatini koy. Tecessüsünü koy. Hakimane bakışını koy. İmanla, marifetle, saffetle, samimiyetle, iştiyakla hakikat-ı Kur'aniyenin o envar ve esrarında aşağıya doğru derinleştir ki, sonsuza giden bir derinlik var. Eğer bu manaya ulaşamazsak, meşrebimiz bir derece sathi ve suri olur.

Not: Bu mesele Şener beyin 6. Söz ile alakalı yaptığı dersin notlarında geçmişti. Ona da bakabilirsiniz.(Salih Okur)

*Risale-i Nur başkalarına okunmak için okunmaz. Risale-i Nur yaşanmak için okunur. 'En ziyade hasta ben' 'en ziyade perişan ben' 'en ziyade muhtaç ben' 'Hz. Üstad bu hakikat-ı Kur'aniyeyi benim için yazmış, muhatap benim ben. Başkası değil, önce ben.' Böyle düşünmeli, yoksa o istifade nakıs ve noksan olur.

Not: Muhterem Şener Bey daha 1982'de tuttuğu notlarında bu husus şöyle dile getirmiş; "Risale-i Nur kıl u kal değildir, davadır. Onun için yaşanması şarttır. Bizim hizmetimiz müspet harekettir. Malumat insanı manen tutmaz, muhafaza etmez. Risale-i Nur'da kudsiyyet ve füyuzat insanı muhafaza eder. Kudsiyyet ve füyuzat ise meşveret ve ekseriyetin temsil ettiği şahs-ı manevinin içindedir. İşte bizi muhafaza edecek olan şahs-ı maneviye tabi olmaktır. Temmuz güneşinde karın eridiği gibi, bu şahs-ı manevinin karşısında diğerleri eriyecektir."

*Allah rahmet eylesin, yaşlı bir ağabeyimiz vardı, hoca, molla, müderris. Daha sonra Risale-i Nurları tanımış. Diyordu ki; "Ben Risale-i Nurları tanımadan önce kürsüye çıkıyordum. Hep cemaate konuşuyordum. Sonra Risale-i Nur'u tanıdım. Baktım ki, en muhtaç benim. Kürsüye çıktığım zaman nefsimi önüme aldım. Nefsime konuştum.

*Nefse konuşulan ders daha müessirdir, kalplere iner. Gönüllerde masadak bulur. Nefsi muhatap etmeden yaptığın, okuduğun ders, velev beyan noktasından, velev edebiyat noktasından, velev belagat noktasından çok mükemmel dahi olsa, toneri az olan fotokopi kâğıdı gibi silik olur. Kelam silikleşir. Onun için maneviyatta çok önemli bir düsturdur; yanmayan yakamaz.

* Bir Müslümanın malumatı artıyor ama malumatla beraber hidayeti artmıyor ise, o insan tehlikededir. Malumat, insanı manen tutmaz. Kudsiyet, insanı manen tutar. Kudsiyetin yolu da ihlâstan, saffetten ve samimiyetten ve 'hakikat-ı Kur'aniyeye birinci derecede muhatap benim' manasından geçer.

*Bir kere geldik dünyaya. Bir Müslümanın bir Müslüman'a bir nefes marifeti(Allah bilgisi, marifetullah) fazla olsa o açık ebediyen kapanmayacak. Ne yapacaksa burada..Marifet de burada, ilim de burada..hizmet de burada..ibadet de burada, burada, burada..

*Her şeyin hamı kötü, Müslümanın hamı daha da kötü. Allah bizi hamlıktan muhafaza etsin.

*Benim bir arkadaşım vardı. Kayınpederi çok zengin, beş altı fabrikası var. Silisyum kumu üretiyor. Bir gün damatlarını, evlatlarını, müdürlerini bir araya toplamış. Onlara ulaştığı başarıları anlatırken demiş ki; "benim dünyam da tek bir şey var; Kum.. yatarken, kalkarken, yerken, içerken onu düşünürüm." Adam 'fena fil kum' olmuş. Bu asrın en dehşetli hastalıklardan birisi 'hasr' dır. Öyle bir kendini kaptırıyor ki başka bir şey düşünemiyor; paradır, maddedir, kadındır, sefahattir, ahlaksızlıktır, şöhrettir, alkış hissidir, makamdır, rütbedir.. Bunların her birinin derecesi nispetinde hasr var. O hasrın rüzgârına girince, o tsunaminin içerisinde pek çok insan manevi hayatı itibarıyla gerilerde belki maalesef gerilerin de gerisinde kalıyor.

*Hayatta iki tip insan var; Lokomotif insan, vagon insan. Lokomotif insanlar diğerlerine öncü olurlar, onlara hedef gösterirler, kitleleri arkalarından sürüklerler. Kur'an iyilikte ve hayırda öncü olanları över(Vakıa;10 ve Tevbe 100. Ayetlerinde olduğu gibi) ve onlara sabıkun(önde gidenler, öncüler) der. 

*Bundan 15-20 sene evvel Erzurum'dan Malatya'ya gitmek üzere otobüse binmiştim. Otobüsümüz Elazığ'a vardığında sabah namazı için abdest aldım. Otobüs kısa zaman sonra hareket etti. Baktım Malatya'ya gidene kadar sabah namazı çıkacak. Şoför beyin yanına giderek abdestli olduğu müsait bir yerde durursa namaz kılacağımı söyledim. Olumlu karşıladı. İleride güzel bir dinlenme tesisi olduğunu, orada namaz için durabileceğini söyledi. Neyse ben indim, benimle beraber 30 küsur kişi de inip namazını eda etti. Bu bana bir ders oldu. Ben de kafayı vurup yatsaydım ve şoföre ricada bulunmasaydım, o 38 kişinin de namazı uçup gidecekti. 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.

TAHRÎM,6

GÜNÜN HADİSİ

"Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar."

Tirmizi, İlm 6, (2666)

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI