Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-58

Ders: Haşir Risalesi, 3. Suret İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz * “Bak ne kadar âlî bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor.” Sözler (s: 50 ) Buradaki hikmetten kasıt, bir şeyin mutlak bir maslahat ve menfaat için yaratılmasıdır


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-02-01 03:01:36

Ders: Haşir Risalesi, 3. Suret

İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

* "Bak ne kadar âlî bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor." Sözler (s: 50 ) Buradaki hikmetten kasıt, bir şeyin mutlak bir maslahat ve menfaat için yaratılmasıdır. Bir zeytinin çekirdeğinden posasına, çekirdeğin içindeki yağına(ki zeytinyağlı sabun ondan imal ediliyor) kadar... İnsan vücuduna baktığımızda lüzumsuz bir yer var mı, yok. Ve hakeza her şeyde mutlaka bir maslahat ve bir menfaat gözetilmesi, maslahatsız, gayesiz hiçbir şeyin olmaması.. 

*Allah razı olsun Kırkıncı Hocamızın çok güzel bir misali var; Devletin bir şeker fabrikasını kurduğunu düşünelim. Fabrikada her şeyin düşünüldüğünü, en modern alet ve edevatın getirildiğini, her şeyin nizam ve intizamla yürütüldüğünü farz edelim.. Fakat bir de görüyoruz ki, fabrikadan elde edilen şekerin döküldüğü boru bir dereye tevcih edilmiş. O kadar gayret ve çalışmanın mahsulü olan şeker maddesi dereye dökülerek heba ediliyor. Böyle bir mantıksızlığı akıl kabul eder mi, etmez.

İnsaf edin, dünya denilen şu gemi saniyede 30 km hızla dört mevsimde bizi seyahat ettiriyor. Güneş denen lamba bizim için yanıyor. Koyun denilen hayvan bizim için dikenli dikensiz demeyip ot yiyor ki bize ot, et veya yün yetiştirsin. Ve bütün kâinat hikmet ve adaletle ve mükemmel bir tarzda insana hizmet ettiriliyor, insana bu kadar tabir-i caizse yatırım yapılıyor.

Kâinat ağacını meyvesi olan insana bu kadar ihtimam gösterilip, yatırım yapıldıktan sonra tarla farelerine yem olarak toprağa yatırılsa ve kaldırılmasa, aynen misaldeki fabrikanın abesiyeti gibi bir durum ortaya çıkar.

Not: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi "Hikmet Pırıltıları" adlı şaheserinde bu meseleyi şöyle anlatıyor; "Bir zat, adi maddelerden mükemmel mamuller yapanhârika bir fabrika inşa etse, bütün cihazlarını hikmetle yerleştirse ve fabrikanın bütün levazımatını tedarik etse, fabrika çalışıp maksuda muvafık neticeleri verdikten sonra, bu zât bu mamûlleri ikinci bir fabrikasına soksa ve bu fabrika söz konusu mamûlleri hammaddelerinden de daha kıymetsiz bir hale getirse, elbetteki bütün bu faaliyetler abes ve israf olmuş olur.

Eğer âhiret olmazsa, Cenâb-ı Hakk'ın yaratmış olduğu şu kâinat fabrikası temsildeki birinci fabrikaya, insan ise temsildeki ikinci fabrikaya benzer.

Kâinat fabrikasında unsurlar terbiye edilip nebatat haline, nebatat da hayvanat haline getiriliyor. İnsan ise yediği bir elmayı veya bir tavuğu necasete inkılâp ettiriyor. Eğer âhiret olmazsa ve insan oraya namzed ve ulvî gayelerle yüklü bulunmazsa, nev-i insan şu kâinatın başına belâ olmuş olur. Şöyle ki:

Güneş her sabah kendi mahsulâtı olan ışığını bizim pencerelerimizden içeri atıyor. Toprak, yetiştirdiği nebatatı bize uzatıyor. Koyun ise, akşama kadar dağda taşta dolaşıp elde ettiği sütü bizim kabımıza boşaltıyor. At ise, akaryakıtını alan bir taksi misâli, otlayıp karnını doyurduktan sonra sırtına binmemiz için kapımızda bekliyor. Hava, zaten bir an olsun yanımızdan ayrılmıyor.

Bu mahlûkatlar, bizi böyle nazeninâne besledikten sonra, biz Cenâb-ı Hakk'a karşı kulluk vazifemizi ifa etmeyip, sadece dünyevî işler ve zevkler peşinde koşsak, bütün ömrümüz boyunca bu faaliyetlerin neticesini necasete inkılâp ettirmekten başka bir iş yapmamış oluruz. Bu azîm cinayetin cezasının da ne derece dehşetli olacağını kıyas ediniz. (Hikmet Pırıltıları, s:64-65, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976, 3.Baskı)

Yine aynı eserinde hocamız şu misali vermektedir;

"Bir kimyager büyük bir ihtimam ve çalışma sonucu her yaprağı on mil­yon lira kıymetinde olan gayet güzel ve eşsiz çiçekler yapsa ve sonra bunla­rı adi bir saman çöpüymüş gibi keçilere yedirse ne kadar abes olur. O halde, her bir azası on milyarla değişilmeyecek kadar kıymetli olan bu insanları, elbette ki Hakîm-i Zülkemâl olan Allah (C.C.), sadece ve sadece toprak al­tındaki kurt ve böceklere yedirmek için yaratmamıştır.

İşte ahiret olmasa, insanın âkıbeti bu tarzda olur. " (Hikmet Pırıltıları, s:92, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976, 3.Baskı)

Merhum Osman Demirci Hocamızın tabiriyle "Ebu'l mesel"(temsil babası) olan Kırkıncı Hocamızın şu misali de konuyla alakalıdır;

"Eğer ahiret olmazsa, kazandığımız servetlerin eya eriştiğimiz ilmî mertebelerin mahiyeti şu gülünç hali alacaktır: İnsan fakir olarak ölse, tarla fareleri fakir insan etiyle; zengin olarak ölmesi halinde ise, zengin insan etiyle beslenirler. Veya okuma yazma bilmeden ölsek, tarla fareleri okumamış insan eti yerler, okuyup profesör olmamız halinde ise, onlara profesör eti takdim etmiş oluruz. Bizim dünyaya gönderiliş gayemiz tarla farelerini beslemek olamayacağına göre, elbette âhiret vardır ve Cenâb-ı Hak bizi oraya namzet etmiştir. Kabre konulan bedenimiz ise, ruhumuzun eskimiş elbisesidir. (Hikmet Pırıltıları, s:106-107, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976, 3.Baskı)

*Konuyla alakalı bazı ayet-i kerimeler;

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

"(Ey insanlar!) Bizim sizi boş (abes ve batıl) yere (oyun ve eğlence, hikmetsiz ve gayesiz olarak) yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mü'minun: 23/115)

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

"İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?"(Kıyame; 75/36)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

"Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık! Onları sadece gerçek bir sebep­le, (hikmetli bir gaye ile) yarattık (Duhân, 44/38.)

Bu mevzuda bir çok ayet-i kerimeler mevcut..

*Ekseriya inkâr istib'addan(akıldan uzak görmekten) gelir. Tekrar dirilmeyi akıldan uzak görür, inkâr eder. Bir adam Kırkıncı Hocama demiş ki; "Ya bizim doktorlar var, ben gözümü ameliyat ettirdim. Doğru dürüst edemediler, eski sağlığını iade edemediler. Benim ölmüş dedem, babam nasıl aynen iade edilecek? Hocam diyor ki; "Ula ahmak! Senin babanı sen mi iade edeceksin ki bu kadar akıldan uzak görüyorsun? Öyle olsa haklısın? Onu kim yaratmış ise, O iade edecek."

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

* قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ 

"Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. (36/78-79)

أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ 

"Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır. (36/81)

*Üstad risalelerde "saltanat-ı Rububiyet" tabirini sık kullanıyor. Bu tabir çok hoşuma gidiyor. Cenab-ı Hakkın kâinatın her tarafına yayılmış bir terbiye edici saltanatı var. Hiçbir şey unutulmadan, karışmadan, karıştırılmadan terbiye ediliyor..

*Bizim apartmanda(sohbetin yapıldığı tarih olan 1994 senesinde Akgündüz hocamız İstanbul'da ikamet ediyordu) asansör haftada bir, su hidroforu da istisnasız ayda bir bozuluyor. Hidroforun çektiği ayda beli bir tonaj, fazla değil.. Kalp hidroforumuz ise günde sekiz ton kan çekiyor. Gece uyurken "ya bu hidrofor bozulur mu" diye endişe etmiyoruz. Kâfir bile kabul etmese manen Cenab-ı Hakka itimat ederek uyuyor. Onunda kalbinin her bir zerresi Cenab-ı Hakkın Rububiyet saltanatına aynalık ediyor.

Not: Sohbetin son on dakika kadarlık kısmında çekim hatası olmuş, ses gelmiyor, oraları not tutamadım.(Salih Okur)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

"Kadınlara iyilikle muamele ediniz."

Nisa:19

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

BUHARİ, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI