Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-55

Ders: 13. Şua’dan Bir Mektup İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen metnin baş kısmı: “Kastamonu'da ehl-i takva bir zât, şekva tarzında


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-12-31 15:00:08

Ders: 13. Şua'dan Bir Mektup

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

İzah edilen metnin baş kısmı: "Kastamonu'da ehl-i takva bir zât, şekva tarzında dedi: "Ben sukut etmişim. Eski halimi ve zevkleri ve nurları kaybetmişim." Ben de dedim: Belki terakki etmişsin ki, nefsi okşayan ve uhrevî meyvesini dünyada tattıran ve hodbinlik hissini veren zevkleri, keşifleri geri bırakıp, daha yüksek makama, mahviyet ve terk-i enaniyet ve fâni zevkleri aramamak ile uçmuşsun. Evet bir ehemmiyetli ihsan-ı İlahî; ihsanını, enaniyetini bırakmayana ihsas etmemektir.. tâ ucb ve gurura girmesin.(Şualar s: 317 )

*Bir şey nefsin hoşuna gidiyorsa, orada erken uyarı itibarıyla duracaksın. Nefsin lezzet aldığı şeylerde, hakikat noktasında fayda ve hisse-i azime yoktur. Aldığı lezzet nefsindir, hakikatın değildir.

*Üstad iki tabir kullanıyor;

1-Enaniyetsiz büyüklük diyor. Bir insanın idraki, ilmi, istidatı büyük olabilir. Ama nasıl büyüklük olmalı? Enaniyetsiz büyüklük, kibir ve gurursuz büyüklük.

2- Rekabetsiz Hizmet; Bizim hizmetimiz çok önemli midir? Evet.. Ama nasıl hizmet? Rekabetsiz hizmet. Bu iki husus İslami hizmetlerde çok önemli.. 

*Bütün velayet yollarının, bütün hakikat çarşılarının, bütün marifet sokaklarının alt yapısı tevazu ve mahviyettir.

*Bir buğday tarlasına git. Başaklar yükselmiş. Bak o başaklara. Bazıları dikelmiş, göğü delecek gibi. Bazıları boynunu eğmiş. Dik olanlar hangisi? İçi boş olanlar. Dolu olanların boynu bükük. Bu hal insanlar için de geçerli..

* Dört unsuru (Anasır-ı Erbaa) düşünelim;

1-Toprak

2-Hava

3-Su

4-Nur(Işık)

Bunlardan su, ışık ve hava latiftir. Toprak ise kesif. Bakıyorsun toprak mahviyet ve tevazu simgesi olarak ayaklar altına serilmiş. Gelen basıyor, giden basıyor. Gelen tükürüyor, giden tükürüyor. Toprak ayaklar altında paspas mı? Paspas..

Ama bakın bütün bağlar, bahçeleri, semereler, meyveler kimin göğsünden fışkırıp çıkıyor? Toprağın. Niye? Çünkü toprak varlık dağını eritmiş. Toprak tevazu ve mahviyete, fenaya mazhar ve ma'kes olmuş. Onun için Rahmanın bağları bahçeleri, topraktan patlıyor. Bu kanun maneviyatta da aynıyla câridir. Toprak gibi olmayanlar maneviyat yolunda ilerleyemiyor.

Not: Hz. Mevlana da toprak gibi olmaya teşvik babında derki;

Ez behârân key şeved sersebz seng

Hak şev ta gül bi rûyed reng reng

"Bahar mevsiminde bir taş yeşerir mi? Toprak ol ki, senden renk renk güller ve çiçekler yetişsin."

Sâlhâ tu seng budi dil hırâş

 Âzümün kün yek zamanş hak bâş

"Sen de senelerce yürek tırmalayan taş gibiydin. Tecrübe olmak için bir müddet toprak oluver." (Salih Okur)

*Şarkın büyük hakimi Şeyh Sadi Şirazi de şöyle buyurmuş; "İnsanoğlu topraktan yaratılmıştır. Eğer toprak gibi mütevazı olmazsa, insan değildir." Ve yine demiş ki; "Ey kardeş! Sonunda toprak olacaksın. Toprak olmadan, toprak gibi mütevazı olmaya bak" (Salih Okur) 

*Başka bir sohbetinde Şener Bey şöyle diyor; "Bakın aziz Üstadımız ne diyor: "Said tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risalet-in Nur'u bulandırmasın, tesirini kırmasın." Kastamonu L: 96

Evet, eneyi eritmek, tam toprak olmak şarttır. Toprak, bir nokta-yı nazarda kemalatı, velayeti ifade ettiği gibi, Allah'ın avn ve inayetine taalluk eden sehavet-i mutlakaya bakan hususiyetlere de ayna olur. Yani, toprak ol, bütün meyveler senden zuhur eder, senindir. Cenâb-ı Hak senin mahiyet aynana öyle bir inbisat verir ki; fetheder, açar. Bir de toprak bir nokta-yı nazarda hakikat-ı uhuvveti temsil eder. Uhuvvetin ma'nâsını sembolize eder toprak. Meseleyi kim söylemiş değil, bazı zaman ne söylenmiş daha mühimdir. Adamın biri şöyle çok güzel söylemiş, çünkü sözü tam hakikat-ı uhuvveti sembolize ediyor. Anlatacağını toprakla anlatmış, demiş ki: "Karnın yardım kazma ile, yüzün çırdım tırmık ile, el ile, karşıladın beni yine gonca ile, gül ile" demiş. İşte Müslüman böyle olacak, birisi karnını yardı, birisi yüzünü çırdı diye kızmak, darılmak, kaçmak yok, affedeceksin ve onu yine gül ile karşılayacaksın."

*Varlık dağını eritmekle melekût yolunda gidilir. Şan ve şerefle, paye ve rütbeyle iddia peşinde koşmakla Allah'ın rızasına gidilmez.

Not: Şener Bey "Risale-i Nurda Derinleşme adlı eserinde, "Manevi Açılımın Engelleri" bahsinde birinci engel olarak "Varlık Dağını" almış ve şu izahatı yapmıştır;

Varlık Dağı

"O ahiret yurdunu biz, kibir ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere veririz." (Kasas, 28/83)

Hakikat-ı imaniyenin en dehşetli engeli, kemalat-ı insaniyenin yol kesicisi, feyz ilahiyyenin katili, varlık dağıdır. O varlık dağının içinde irili ufaklı pek çok sıradağlar; dehşetli uçurumlar, korkunç çukurlar, pis kokulu bataklıklar mevcuttur.

O varlık dağını fotoğraf makinesi ile görüntülemek mümkün olsaydı; o dağda yer ve göklere sığmayan enaniyet tepeleri görünürdü: firavuniyet tepesi, ırk ve kavmiyet tepesi, soy, sop asalet tepesi, enaniyet-i ilmiye tepesi, şöhret-i kazibe tepesi, makam ve mevki tepesi.

O dağda, insanları donduran, nefesleri kesen, katmerli, soğuk, cesim ve dehşetli gurur ve kibir buzulları vardır.

O dağda çok derin, çok karanlık, çok dehşetli inat ve haset çukurları vardır. Kıskançlık, nefret, tezyif ve tahkir yanıkları vardır.

O dağda, akıl ve hayale sığmayan riya, şan, şeref ve gösteriş pazarları vardır. 0 dağın kendini görme, kendini beğenme, kendine meftun olma gibi aynalı çarşıları vardır. 0

O dağın, küçümseme, hor görme, alay etmek, tezyif ve tahkir etme ile örülü girift çıkmaz sokakları vardır.

O dağda, kirli, bulanık, pis kokulu, habis, mikrop saçan gayr-i meşru zevk ve sürur bataklıkları, zevk u sefa sazlıkları vardır.

O dağda, ihanet yılanları, hıyanet canavarları, menfaat çakalları, hile ve tuzak tilkileri, iştah maymunları, tecessüs çakalları, su-i zan baykuşları vardır.

Evet, evet. .. Varlık dağı çok dehşetli bir perdedir Hakka. Maneviyat yolu, şan ve şeref, kibir ve gurur, varlık ve devlet yolu değildir. O yolda varlık kaftanını giyenlere, payeler içinde görünenlere, iddia peşinde koşanlara hiçbir şey verilmez. 0 kudsi libaslar ancak kendinden geçenlere, varlık dağını eritenlere giydirilir. O müzeyyen, münakkaş atlaslar, mahviyat örtüsüne bürünenlere, sıdk ı hulus ile yürüyenlere, fena gömleğini giyenlere giydirilir.

Evet, evet, enaniyet, gurur ve kibirle Allah' a gidilir mi hiç? Riya, gösteriş, haset ile hakka ulaşılır mı hiç?"( Risale-i Nurda Derinleşme, s: 311-312-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

Not: 2: Şener bey bir başka sohbetinde bu varlık dağı meselesine temas ettikten sonra şu ikazı yapıyor; "Kardeşim illâ bu sendeki varlık dağı eriyecektir. Yoksa. . . İşte nâkıs kalıyorsun, külliyet kesbedemiyorsun, filizlenemiyorsun. Onun için azamet-i kibriya insanlara yakışmaz, Allah'a mahsustur. İmân inkişaf ettikçe, ubudiyet küllileştikçe insanın da tevâzu ve mahviyet ile huzuriyet derecesine çıkması, fıtrileşmesi gerekir. Yoksa tehlike şiddetli ve şedidtir." 

*Hz. Hasan(r.a) kendi meslek ve meşrebini bir cümleyle ifade ediyor; "yürü yürü.. Bir avuç toprak ol."

*Risale-i Nur'da bir cümle var; "Varlık dağını eritmeden irciiden sesler gelmez."

Not: Şener ağabeyin söylediğini ifadenin aynısı Risalelerde yok. Mefhum olarak mevcut. O da, merhum Hasan Feyzi ağabeyin yazdığı bir yazıda geçiyor ki, bu yazı Ayetül Kübra Risalesine eklenmiş mektuplar arasındadır. Bu durumu geçen hafta telefonla görüştüğümüzde muhterem Şener ağabeye bildirmiş, o da mefhum olarak geçtiğini söylemişti. İlgili bahis aşağıdadır.(Salih Okur)

 "Risale-i Nura sahip olanlardan hırs ve hiddet zevale yüz tutar, zulmet ve şehvet erir. Cehalet ve şekavet ateşi söner. Tabiat uykusu azalır. Gaflet uykusu kalkar. Kara ve çirkin, bozuk ve uyuşuk kanlar düzelir. Nefes ve kalb işler. Kan boruları birer mecra-i Nur olur. Hubb-u dünya ve meyl-i mâsiva kalmaz. Ene ve ente gider. Yetmiş bin diye söylenen perdeler kalkmaya ve varlık dağı delinmeye başlar.

ارْجِعِي إِلَى رَبِّك

(Rabbine dön." Fecr Sûresi, 89:28) den sesler gelir. Vuslat yolu açılır. Misk ü anber saçılır.

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

("Kullarımın arasına katıl." Fecr Sûresi, 89:29)ile memur, 

وَادْخُلِي جَنَّتِي

( Ve Cennetime gir." Fecr Sûresi, 89:30.) nişanı ile mec'ur olur."

 *Nefis gübre gibidir. Gübreden fayda elde edilir mi? Edilir. Toprağa atarsın, gül şu kadarsa şu kadar büyütür. Meyveyi olgunlaştırır. Ağacı kuvvetlendirir. Teşbihen ağacın meyvesini onun kemalat ve velayeti dersek, gübre ağacın velayetine kuvvet verir.

Gübre ağacın velayetine kuvvet verir ama gübre yine gübredir. Gübreyi getir, mutfakta temizlemeye çalış. Ortalığı batırır. 

Onun için velayet yollarında, hakikat çarşısında bir Müslüman nefsini tanımazsa çok yorulur, emin ol yolda kalır.

* "Ben oldum" dedin mi, sen belayı buldun demektir. Allah senin akıbetini muhafaza etsin.

*Osmanlıların son döneminde Elazığ'da yaşamış Beyzade Efendi isminde bir zat var. Kabri Harput'tadır. Bir mecliste onun müridlerinden biri demiş ki; "Efendi hazretleri, ben nefsimi hallettim, üstesinden geldim. O zat, dönmüş demiş ki; "Oğlum! Bekle de gör! Bir gün birisi senin kuyruğuna basarsa, o zaman anlarsın nefsini hallettin mi, halletmedin mi?"

Not: Şener Bey bu zatla alakalı bu güzel hatırayı muhtelif sohbetlerinde anlattığı gibi, "Risale-i Nur Nasıl Okunmalı?" adlı eserinde de (s. 375) yer vermiştir.(Salih Okur)

*Nefis yılan gibidir. Dünyanın en zehirli bir yılanını yanına al Kutuplara götür. Hayvan orada soğuktan uyuşur, kış uykusuna yatar. İstersen yanında yat, sana hiç mi hiç zarar vermez. Ama gel kuzey kutbunda sıcak memleketlere. Birden o zalim hareketlenmeye başlar. Sana bir vurur ki gözünü ahirette açarsın.

Not: Hz. Mevlana Mesnevi'de aynı misali verir. Bir yılan tutucunun, eski Bağdat'a soğuktan kaskatı kesilmiş bir yılanı seyir için getirdiğini anlatır. İnsanlar yılanı görmek için toplanır. Bu zaman zarfında Irak güneşinde kendine gelen yılan başta avcı olmak üzere birçok kimsenin ölümüne sebeb olur. Mevlana hazretleri bu kıssayı anlattıktan sonra hisse olarak der ki; "Nefis bir ejderhadır. O nerden öldü ki? Aletsizlik ve vasıtasızlık gamından uyuşmuş ve donmuştur"(Mesnevi, 8762. Beyit) ve yine der ki; "Nefis ejderhası fakru zaruret halinde ufak bir meyve kurdu haline girer. Mal ve mansıb ise bir sivrisineği sakar(doğan cinsinden bir yırtıcı kuş) haline getirir."

(Mesnevi, 8765. Beyit) "Nefis ejderhasını firak karları altında(yani mahrumiyet içerisinde) bulundur. Ona Irak güneşini gösterme." (Mesnevi, 8766. Beyit) "O ejderhaya güneşi gösterme ki donmuş bulunsun. Eğer canlanırsa, sen onun tek lokması olursun(Mesnevi, 8767. Beyit)"(Salih Okur)

*Müslüman nefsini iyice tanımalı. Şarki Anadolu'da çoban köpekleri vardır. "Kollu" derler bizim oralarda. Kolluların kuyruklarını keserler. O kısacak kalmış olan kuyruk devamlı havadadır. Şimdi sen o kollunun kuyruğunu al, prese koy, iyice sık. Kırk sene tornada kalsın. Kırk sene sonra aç biraz sonra yine havaya kalkar. Eski tas eski hamam. Nefis de böyledir. Biraz gevşemeyle hemen başını kaldırır.

*Ayakkabının altında yay var. Üzerine potinle basıyorsun. Desen ki "arkadaş, yay ayağımın altında, ezdim, nefesini kestim." Bekle, bir gaflet et. Yay da onu bekliyor. Seni bir fırlattı mı duvara çarpar. Nefis işte o yaydır.

* Şah-ı Nakşibend hazretleri buyurmuş ki; "Bu dergâha gelen, nefsini firavundan yüz derece aşağı ve alçak bilmedikçe, bu dergâhtan feyz alamaz."

 *İmam Rabbani hazretleri diyor ki, "benim nefsim köpeklerden daha adi ve alçaktır. Cenab-ı Hakkın bana ettiği nimet-i azimesi ise, o başka.."

 *İnsan Allah'a yaklaştıkça hatasını kusurunu daha iyi görür.

*Sayıya ve nispete giren şeylerin birbirlerine bir üstünlükleri olabilir. 100 1o'dan büyüktür, 1000'den küçüktür vs. Ama sonsuza karşı hiçbirinin bir üstünlüğü kalmaz. Sonsuzdan biri de çıkarsan sonsuz, 100 bini de. İşte Cenab-ı Hakk'ın kemalatı sonsuz. Onun kemalatı yanında bir âmi insanın da bir büyük velinin kemalatı da sıfır kalıyor.

O zaman kemalatla gururlanmak niye?

*Bütün kemalat ve güzellikler Allah'a aittir. Her şeyi Ona ver, rahat et.

*Bir gece geç bir vakitte beş on kardeşle ders okuyor, sohbet ediyorduk. Nusret Hoca da arkada bir kanepede uzanıyor. Ağrılı Nusret Hoca kâmil bir ağabeyimiz. Allah ömrüne bereket versin. Şimdi epey yaşlandı. O öyle uzanmış, ben uyuyor zannediyordum, meğer bizi dinliyormuş.

Bir münasebetle o kardeşlere dedim ki; "Beni bir kardeşim yüzüme karşı methetse, ben zannediyorum ki, o adam eline zinciri almış, resmen benimle dalga geçiyor."

Baktım, uyuyor zannettiğim Nusret Hoca kalktı; " Ulan ne dalga geçmesi" dedi, "Birisi beni yüzüme methetse, bana öyle geliyor ki sanki o adam benim anama avradıma küfür ediyor!"

Not: Bu hadiseyi Şener ağabey başka bir sohbetinde şöyle nakletmiş, teberrüken buraya da alıyoruz; "Bir gece kardeşlerle sohbet ediyorduk, gecenin saat biri idi. Yanımızda Nusret Hoca da var, fakat Nusret Hoca divanda yatıyordu. Biz de yere aşağıya oturmuş idik. Hakaikten, esrardan konuşuyoruz. Öyle bir fasıl açıldı ki, bir kardeşe dedim: "Birisi beni yüzüme karşı methetse, ben de diyorum ki bu adam eline zincir almış, benimle dalga geçiyor." 

Meğer Nusret Hoca uyanıkmış. Baktım, birden böyle yataktan kalkar gibi yaparak dedi ki: "Yahu, ne dalga geçiyor dersin, birisi beni yüzüme karşı methetse ben zannediyorum ki, benim anama, avradıma küfür ediyor!"

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

De ki: "Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir."

İsra, 84

GÜNÜN HADİSİ

Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.

Müslim, 2318

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI