Cevaplar.Org

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

Ebu Hayyan şöyle der: İstiska, su bulunmadığında veya az olduğu zaman su istemek demektir.” (Bahru'l-Muhit. 1/226)


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2022-07-01 09:31:57

*Ebu Hayyan şöyle der: İstiska, su bulunmadığında veya az olduğu zaman su istemek demektir." (Bahru'l-Muhit. 1/226)

*Bâû, "döndüler" demektir. Râzi, bu fiilin sadece şer için kulanıldığını söylemiştir.

*İ'tida,(Bakara: 2/61)her hususta haddi aşmak olup, daha ziyade, zulüm ve isyanda kullanılır.

* "Yerin bitirdiklerinden"(Bakara:2/61) ifadesinde mecaz vardır. Zira gerçekte bitirici Allah'tır. Bu tür mecazlara mecâz-ı aklî denir. Mecazın alakası sebebiyyedir. Zira arz, bitkinin bitmesine sebep olduğu için, bitirme fiili ona isnad olunmuştur.

*Tevellî,(Bakara: 2/64) bir şeyden yüz çevirmek ve ona arka dönmek demektir.

*Hasiîn(Bakara: 2/65), horlanmış ve hakir mânâsına gelen hâsi kelimesinin çoğuludur. Dilciler: Hâsi, insanlara yaklaştığında, hoşt denilerek kovulan köpek gibi, kovulmuş, uzaklaştırılmış, alçak kimse demektir." derler.

*Nekâl,(Bakara: 2/66) caydırıcı, şiddetli ceza demektir. Caydırıcı ve önleyici olmadıkça her cezaya nekâl denmez.

*Birbirlerini takip eden iki cümle arasına gelen "ara cümle", beliğ kelâmın güzelliğini daha da artırır.

*Ebussuûd şöyle der: "Kasvet; Taşın sertliği gibi bir sertlik ve katılık demektir. İsrailoğullarınm kalpleri öğüt almaktan ve dağları eritip kayaları yumuşatan nasihat ve uyarılardan uzak olduğu için, kasvet kelimesi, bu uzaklık yerine müstear olarak kullanılmıştır.

*"Ondan ırmaklar fışkırır"(Bakara:2/74) Bu cümlede de mecâz-ı mürsel vardır. Zira, "ondan nehirler fışkırır" demek, "nehirlerdeki su fışkırır" demektir. Araplar mahalli zikredip, o mahalde bulunanı kasdederler. Nitekim nehrin zikredilip, içinde akan suyun kasdedilmesi de bunun gibidir. Karine açıktır. Zira nehir değil, içindeki su fışkırır.

*Muhakkik âlimler âyet-i kerimelerin mizah ve şaka yerinde darb-ı mesel olarak getirilmesini men etmişler ve : "Kur'an sadece tefekkür ve itaat için indirilmiştir. Şaka, mizah ve efkar dağıtma için inmemiştir," demişlerdir.

*Bazı müfessirler, bu âyette(Bakara: 2/74) geçen haşyet (korku) kelimesinin hakiki mânâsında kullanıldığını ve Yüce Allah'ın bu taşlara kendilerine göre bir korku verdiğini söylerler. "Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur" mealindeki âyette de hamd ve tesbih bu kabilden olup, hakiki mânâda kullanılmışlardır. Bazıları da, haşyet kelimesinin mecaz olarak kullanıldığı kanaatindedirler. Bu, şu atasözüne benzer: Duvar çiviye: "Beni niçin yarıyorsun? diye sordu. O da: "Beni çakana sor" dedi. En iyisini Allah bilir .

*Tama(Bakara: 2/75) nefsin bir şeyleri şiddetle istemesidir. İstek az olursa buna reca ve rağbet denir.

*Ferîk, (Bakara: 2/75)cemaat demektir. Raht ve kavm kelimeleri gibi, tekili olmayan topluluk ismidir.

*Sibeveyh şöyle açıklar: "Veyl,(Bakara: 2/79) helake düşen kimse için, veyh ise, ona yaklaşan kimse için kullanılır.

*"Allah'ın kelâmını tahrif" ifadesi, o kelamın fasit bir şekilde te'vilini ve bir kelamın yerine başka bir kelamı getirerek değiştirilmesini ifade eder. Yahudi bilginleri, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in vasıfları hakkında yaptıkları gibi, her iki mânâda da tahrifatta bulunmuşlardır.

Büyük âlim Ebusuûd şöyle der: Rivayet olunduğuna göre Yahudi bilginleri, riyasetlerinin elden gideceği korkusuyla, Rasulullah (s.a.v.)'ın Tevrat'taki vasıflarını kasıtlı olarak tahrif ettiler. Rasulullah (s.a.v.)'ın vasıfları Tevrat'ta şöyle yazılıydı: "O'nun yüzü ve saçları güzel gözleri sürmeli, teni beyaz ve orta boyludur." Bunları değiştirerek: "Uzun boylu, mavi gözlü ve düz saçlı" yazdılar. Halk, peygamber (s.a.v.)'in vasıflarını onlara sorduklarında, kendi yazdıklarını okuyorlardı. Böylece halk, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in vasıflarını Tevrat'takine aykırı bulup onu yalanlıyordu."(Ebussuûd Tefsiri, 1/94)

*Misak, yeminle pekiştirilen ahid demektir. Yeminsiz verilen söze de ahid denir.

*Hüsn, hayır mânâları kapsayan umumî bir isimdir. Tatlı söz, güzel terbiye ve güzel ahlâk gibi, güzellik ifade eden herşeye şâmildir. Bunun zıddı, çirkinlik mânâsına gelen kubh kelimesidir.

*Tevellî, bir şeyden yüz çevirmek, kabul etmemek, terketmektir. Necm sûresi, 53/29 mealindeki âyette de bu manâda kullanılmıştır. Bazı âlimler, tevellî ve i'raz kelimelerine farklı mânâlar vererek: "Tevellî cism ile, i'raz ise kalb ile olur" demişlerdir.

 *İsm,(Bakara: 2/85) işleyeni, kınanmaya müstehak kılan günah demektir.

 *Udvân, (Bakara: 2/85) zulümde aşırı gitmek demektir.

 *Hızy,(Bakara: 2/85) horlanma, azab ve işkence demektir.

 *Ruhu'l-Kuds,(Bakara: 2/87) Cebrail (a.s.)'dır. Kuds, temizlik ve bereket manasınadır.

 *Hasan-ı Basrî şöyle der: "Cebrâîl (a.s)'e Rûhu'l-Kuds ismi şunun için verilmiştir. Kuds, Allah demektir. O'nun Ruhu ise Cebrâîl (a.s)'dir. Do-Iayısıyle Rûhu'l-Kuds demek, Allah'ın ruhu demek olur. Buradaki izafet, Cebrâîl (a.s.)'i şereflendirmek içindir. Râzî şöyle der: "Nahl sûresinde bulunan "De ki: "Onu, Rûhu'l-Kuds, Rabbinin katından hak olarak indirdi."(Nahl sûresi, 16/102) mealindeki âyet, Rûhu'l-Kuds'ün Cebrâîl olduğunu gösteren delillerdendir.(Mehâsinu't-Tevil, 11/186)

*Yüce Allah, "Ey iman edenler" hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde mü'minlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın mü'minlere yönelerek bu surede yaptığı ilk hitaptır.(Bakara: 2/104) Muhatapları "Ey mü'minler!" diye seslenilmesi, onlar, bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır.

 *Millet, din demektir. Çoğulu "milel" gelir. Millet kelimesinin aslı, girilen yol demektir. Bilahare, Allah'ın indirmiş olduğu dine isim olmuştur.

*Kurtubî der ki: [Bakara 2/117] Bedi demek, tarifsiz ve örneksiz olarak gökleri ve yeri icat eden, yaratan, inşâ eden ve güzel yapan demektir. Örneği olmaksızın birşey inşa eden kimseye mübdi' denir. "Ehl-i bid'at" tabiri de bu köktendir. Bid'atı söyleyen kimse onu, herhangi bir imamın söz veya fiili olmaksızın icat ettiği için bid'at ismi verilmiştir. Buharî'de bulunan "Bu (Ramazan orucunu tutmak), ne güzel bid'attır." hadisindeki bid'at kelimesi bu manada kullanılmıştır. Kurtubî sonra şöyle devam eder: "Yaratıklardan meydana gelen her bid'atın şeriatte ya aslı vardır veya yoktur. Eğer onun şeriatte aslı varsa, o övgüye lâyık bir bid'attır. Hz.Ömer (r.a.)'in: "Bu ne güzel bid'attır" sözü de bunu pekiştirir. Eğer bid'atın şeriatte aslı yoksa, o da kınanır ve inkâr edilir. Aşağıdaki hadis-i şerif bunu açıklamıştır: "Kim İslâm'da güzel bir çığır açarsa, Ona, yaptığının mükafatı ve o yolda gidenlerin mükafatı kadar mükafat verilir. Kim de İslâm'da kötü bir çığır açarsa Ona, yaptığının günahı ve o yoldan gidenlerin günahı kadar günah yüklenir.(Müslim, Zekât 69. Kurtubî 2/87)

*Allah'ın, İbrahim (a.s)'i imtihan ettiği kelimeler(Bakara 2.124] hakkında müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunların en doğrusu, İbn Abbas'tan rivayet edilen şu görüştür: "Allah'ın İbrahim'i imtihan ettiği ve onun da yerine getirdiği yükümlülükler şunlardır: Kavminden ayrılması emredildiğinde, Allah yolunda onlardan ayrılması, Allah hakkında Nemrud ile mücadelesi, kendisini yakmak için ateşe atmalarına sabretmesi, kavminden ayrılması emredildiğinde vatanını terk etmesi ve oğlu İsmail'i kesmekle imtihan edilmesi..

*(Bakara 2.124]Âyet-i kerimede geçen "İmamlık"tan maksat, "din hususunda önderlik"tir. Bu da, Allah'ın zâlimlere nasip etmediği peygamberlik şerefidir Eğer imamlıktan maksat, dünyevî önderlik olsaydı, gerçeğe aykırı olurdu. Çünkü zâlimlerden bir çoğu dünyevî liderliği elde etmiştir. Buradan da, âyetteki imamlıktan maksadın, özellikle din hususunda olduğu anlaşılır.

* "İbrahim yükselttiği zaman" [Bakara 2.127] Bu âyetle, mâzîde cereyan eden bir olay şimdiki zaman sıyğasıyla ifade edilmiştir. Bu sanat, Arap edebiyatında bilinen güzel sanatlardandır. Burada geçmişte olan bir olay, şimdi gözler önünde cereyan ediyormuş gibi tasvir edilmekte ve gözler önüne serilmektedir. Dinleyici sanki, İbrahim ve İsmail (a.s.) binayı yükseltirken, binanın yükselişine bakıyor ve onu görüyormuş gibi olur. Ebussuûd şöyle der: "Geçmiş bir olayı nakletmek için muzâri sıygasının kullanılması, o olayın apaçık bir mucizeyi haber veren fevkalade bir olay olduğunu gözler önüne sermek içindir."

*Büyük âlim İbnu'l-Kayyım der ki: "Beytullah'ın faziletli kılınmasının sırrı kalpleri cezbetmesi ve gönüllerin onu sevmesi ve onu görmeyi arzu etmesi hususunda açıkça görülür. Onun, kalpleri kendine çekmesi mıknatısın demiri çekmesinden daha kuvvetlidir. İnsanlar dünyanın dört bir tarafından onu ziyarete gelir, fakat ziyarete doymazlar. Hatta, ne kadar fazlâ ziyaret ederlerse, ona karşı arzuları o kadar artar.

Şâir şöyle der:

"Göz onu görünce, ona bakmaktan başka tarafa dönemez. Arzu ve iştiyakla sürekli olarak ona bakar"(Mehâsinu't-te'vil, 11/247.)

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-8

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-8

Bakara: 213: بَغْياً Bağy, azgınlık ve taşkınlık demektir.

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

Bakara: 196: نُسُكٍ kelimesi, aslında ibadet manasınadır. Kurban kesmek de, mü'minin Al

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

Bakara: 183: “Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yüce Allah, Ya-hudilere de

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

*Bakara:130’daki Sefeh'in asıl mânâsı hafifliktir. Hafif yulara denir.Süfehâ, câhil, zayıf

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

Ebu Hayyan şöyle der: İstiska, su bulunmadığında veya az olduğu zaman su istemek demektir.”

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve a

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal ar

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer,27

GÜNÜN HADİSİ

Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar

Ebu Davud, Melahim 17, (4345)

TARİHTE BU HAFTA

*İskilipli Âtıf Hoca'nın İdamı(4 Şubat) *Sultan II.Ahmed'in Vefatı(6 Şubat) *İstanbul Yeni Camii İbadete Açıldı(8 Şubat) *Ömer b. Abdülaziz'in Vefatı(9 Şubat) *Sultan II.Abdülhamid Han Vefat Etti(10 Şubat)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI