Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN VE DAVA ŞUURU-2

Zamanın çocuklarına zamanın tefsiri gerek “Zaman büyük bir müfessirdir, kaydını gösterse itiraz edilmez.” (Muhakemat, s: 22) diyen Üstad Bediüzzaman, zamanın gösterdiği kayıtları (yani, yeni yorumlar gerektiren şartları) doğru okumuş, doğru teşhis etmiş, doğru yorumlamış ve gerekenleri doğru bir program çerçevesinde yapmaya çalışmıştır.


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2012-04-09 00:48:12

d. Zamanın çocuklarına zamanın tefsiri gerek

"Zaman büyük bir müfessirdir, kaydını gösterse itiraz edilmez." (Muhakemat, s: 22) diyen Üstad Bediüzzaman, zamanın gösterdiği kayıtları (yani, yeni yorumlar gerektiren şartları) doğru okumuş, doğru teşhis etmiş, doğru yorumlamış ve gerekenleri doğru bir program çerçevesinde yapmaya çalışmıştır.

 Bediüzzaman'ın içinde bulunduğu zamanın gösterdiği kayıtları deşifre eden bazı misalleri şöyle sıralamak mümkündür:

1. İman Cennetin Anahtarıdır

"Zaman imanı kurtarmak zamanıdır" (Emirdağ, I/26 ), diye ders veren, zaman'ın bu kesin emrini, en kutsal bir görev olarak telakki eden Üstad, bütün mesaisini, asrın idrakine hitap eden bir üslupla, iman esaslarını ders veren ayetlerin açıklamasına hasretmiştir.

İçinde bulunduğu zamanın, onun için ne kadar önemli olduğunu, şu ifadelerinde bulmak mümkündür:

" Bana, Sen şuna buna niçin sataştın, diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var. O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler..!

"Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket, memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü, türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti…"

"Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'ân'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur."( Tarihçe,s: 629-630).

Bediüzzaman'ın dava şuurunu ve iman kuvvetini şu ifadelerinde de görmek mümkündür:

Kâinatın Ezelî Sultanı yüce Allah'a intisaptan ibaret olan "iman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir. Ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltu alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder"(Sözler, s: 314). "Evet, her hakikî hasenat/güzellik gibi, cesaretin dahi kaynağı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiat/kötülük gibi korkaklığın dahi kaynağı dalâlettir. Evet, tam münevverü'l-kalb/kalbi imanla, ibadetle nurlanmış dindar bir kişiyi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz" (Sözler/3. söz, s.19).

Risale-i Nur dâvâsı: Cennet gibi ebedî bir hayatı kazanma veya kaybetme dâvâsıdır. Cihan harbine karşı herkesin büyük bir alaka gösterdiği bir zamanda, üstadı bu en büyük dünya hadisesi ile meşgul olmaktan alı koyan bir dâvâ!

Kendisine bu garip ve bedi tavrını soranlara şöyle der:

"Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmmeden daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâ tereddüt sarfedecek. İşte o dâvâ ise, yüz bin meşâhîr-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşitlerinin müttefikan, kâinat sahibinin ve mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki: Herkesin iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve bâkî ve dâimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyunluk taunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız bir kaç tanesi kazandığını müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi!" (Şualar, 202-203 ). İşte Risale-i Nurun omuzladığı dâvâ budur.

Üstadın ifadesiyle: "İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen hârika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi, âfâkî malâyaniyat ile iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur Şakirtleri, her birimizin yüz derece aklımız ziyâde olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatimiz var" (a.g.y.). Zira "Avukat tutmak isteyen Risale-i Nur'u elde etse yeter"( a.g.y).

Demek, Risale-i Nurun bu asırda avukatlığını üstlendiği dâvâ, bütün insanlığın en büyük dâvâsıdır. Dolayısıyla insanlar, bu dâvânın şuurunda olmak zorundadır.

2. Hizmet Aşkı, İhlas Kapısıdır

İmana, Kur'an'a hizmet aşkını taşıyanların en bâriz vasıfları ihlastır, samimiyettir.

Bu hususu da asrımızda bizim için canlı bir örnek, Kur'an'ın ihlaslı bir dellalı, Hz. Peygamber(a.s.m) samimi bir hizmetkârı olan Üstaddan dinleyelim:

"Rıza-i ilâhîden başka, fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi. Çünkü bu zamanda hiç bir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-ı imaniyeyi fıtrî ubudiyetle bilmeyenlere, bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek lazımdır ki, inatçı dalaleti kırsın.. herkese katî kanaat verebilsin.. Bu kanaat da bu zamanda, bu şerait dahilinde dinin hiç bir şahsî, uhrevî, dünyevî, maddî ve manevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelir. (Tarihçe, s: 686).

" İşte Nur Risalelerinin, büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalplerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur.. Said yoktur, Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur; konuşan yalnız hakikattir, hakikat-ı imaniyedir" ( Tarihçe, s: 686).

3. Fen ve Felsefeden Gelen Dalâletin Tedâvisi Zordur

Bediüzzaman'a göre "Bu zamanda dalalet fen ve felsefeden geliyor" (Emirdağ, I/21). Buna karşı, zamanın silahı olan ilmi esas alan bir mücadele vermek gerekiyor. Ancak medreselerin durumunun pek iç açıcı olmadığı ve zamanla bütün bütün kapandığı bir dönem söz konusu. Uzun zamandan beri, mektep ile medresenin karşı karşıya getirildiği bir ortam var. Din-ilim çatışması gibi, gerçeği yansıtmayan bir vehmin hâkimiyeti söz konusu. Bu mücadelenin yakın şahitlerinden biri olarak üstad, zamanın bu kaydını da pek doğru değerlendirmiş ve tâ küçük yaştan itibaren, medresenin okuttuğu dinî ilimler yanında, mekteplerde okutulan modern fen bilimlerini de yakın takibe almış ve hatta o konuda eserler yazmıştır.

Kendisine yalnız dinî ilimleri okumuş bir medrese hocası olarak görenlere karşı, sert çıkışı mânidârdır: "Risale-i Nuru anlamıyorlar yahut anlamak istemiyorlar. Beni orta çağ skolâstik felsefesine saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. –Oysa-Ben bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususta da bazı eserler telif ettim. Fakat ben öyle mantık oyunlarını bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur'an'ın tesis ettiği tevhid ve iman esasları üzerinde işliyorum"(Tarihçe, s: 628).

Tam 55 yıl Üstadın zihnini meşgul eden Medresetu'z-zehra üniversitesinin önemi, asrın bu ihtiyacından kaynaklanıyordu. Bu konuyu Üstadın şu sözleriyle noktalamak istiyorum: "Efendiler! Dalalet ve fenalıklar cehaletten gelse, defetmesi kolaydır. Fakat, fenden ilimden gelen dalâletin izalesi çok müşküldür. Bu zamanda dalâlet fenden ve ilimden geldiği için, ancak onları izale edecek ve nesl-i âtiden o belaya düşen kısmını kurtaracak ve karşılarında dayanacak, Risale-i Nur gibi her cihetle mükemmel bir eser lâzımdır." (Emirdağ,I/21).

-Devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl!

Furkan, 74

GÜNÜN HADİSİ

Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI