Cevaplar.Org

ŞEYH NESİM KÜFREVİ

Şeyh Nesim Efendi, Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunu ve Şeyh Abdülbaki Efendi’nin büyük oğludur. İlm-i Arabî, fıkıh ve tefsiri babasının yanında bitirmiş, 1943’de babasından hilafet icazeti almıştır. Babasının 1943 senesinde vefatından sonra irşad hizmetine başlayan Nesim Efendi, çok kısa bir zaman içinde Bitlis’te büyük bir fütuhat yaptı. Âlim ve fazıl, medrese tahsili görmüş beş zata hilafet ve inabet icazeti verdi.


Vahdettin Küfrevi

vkufrevi@hotmail.com

2011-12-22 07:19:41

Şeyh Nesim Efendi, Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunu ve Şeyh Abdülbaki Efendi'nin büyük oğludur.

İlm-i Arabî, fıkıh ve tefsiri babasının yanında bitirmiş, 1943'de babasından hilafet icazeti almıştır. Babasının 1943 senesinde vefatından sonra irşad hizmetine başlayan Nesim Efendi, çok kısa bir zaman içinde Bitlis'te büyük bir fütuhat yaptı. Âlim ve fazıl, medrese tahsili görmüş beş zata hilafet ve inabet icazeti verdi.

Şeyh Efendi zayıf ve nahif, uzun boyluydu. Allah'tan çok korkan, muttaki bir zat idi. Bitliste Kızılmescid mahallesinde oturuyordu.

Şeyh Nesim Efendi'nin ahlakı çok mükemmel idi. Herkese karşı tebessümle karşılık verirdi. Kendisinden bir şey istendiğinde, yeter ki Sünnet-i Seniyyeye uygun olsun, evet kelimesinden başkası ağzından çıkmazdı.

Gündüzleri talebe ve müridleriyle haşir neşir olurken, gecenin üçte ikisini mutlaka namaz ve evrad- kudsiye ile geçirirdi.

Gelen gidenlerin içinde en fakir insanlara bakardı, yedirir, içirirdi. Hem de o fakirlerin çocuklarının ihtiyacını da temin edip gönderiyordu.

Hiçbir zaman sofradan tok kalkmazdı. Daima, açlığı giderilmeden elini sofradan çekerdi. Arkadaşlarıyla sofradan kalkmadan ta arkadaşları doyana kadar, sohbet ve muhabbet ederdi.

Dine karşı büyük bir saygı ve sevgisi vardı. Aslen Bitlis'li olup Diyarbakır'a yerleşen Molla Ali Mülayim, Şeyh Nesim Efendi'nin güzel ahlaklarından bir tanesini şöyle anlatıyordu, "Ben 12 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hıfz ettim. Hem güzel okuyordum, hem de sesim iyi idi. Arasıra şeyh efendiyi ziyaret ederdim. Hem beni çok severdi, hem de bana haftalık olarak talebelere verilen bahşişi verirdi.

Dışarıdan içeri girdiğim zaman, Şeyh Efendi beni görür görmez ayağa kalkar ve beni karşılayıp yanında oturturdu. Millete şöyle anlatıyordu; "bu mübarek talebenin karşısında ayağa kalktığımın sebebini biliyor musunuz? Bunlar yürüyen ve konuşan Kur'an-ı Kerim'dirler. Onlara çok ciddi olmamız lazım. Kâğıt içinde yazılan Kur'an samittir, yani konuşmuyor. Bunlar konuşan olanlardır."

İlk evliliği, çok genç yaşta ölen amcası şeyh Abdülbari Efendi'nin hanımı ile olur. Dört kız, bir oğlan dünyaya gelir. 1945'te ilk hanımı olan Meryem Hanım vefat eder. Bir sene sonra Ahlât Çerkezlerinden Hasan beyin kızıyla evlenir. İki kızı bir oğlu olur. Oğlu 18 yaşında bir trafik kazasında vefat eder.

Şeyh efendi hazretlerinin 1945-1953 arası birçok İslami çalışmaları olur. Beş âlim zata hilafet verir. Milletin içinde çok sevilen bir şeyh efendi olur. Ve Küfrevi tarikatını genişlettir. Muazzam bir cemaat etrafında toplanır. Babaları ve amcalarının yaptığı fütuhatın on misli kadar fütuhat yapar. Fakat daha fazlasına ömrü vefa etmez. 1953'te dar-ı bekaya irtihal eder. Muhammed Küfrevi türbesinde defin edilir.

Enteresan Bir Olay

Şeyh Nesim Efendi, anlatıyor: "Sene 1951..Demokrat Parti seçimleri kazanmış. Kasım Küfrevi milletvekili olmuş. Dine yapılar baskılar nispeten azalmış. Hocalar, şeyhler ve tarikatçılarla az da olsa bir araya gelip konuşuyoruz. İslami faaliyetlerde bulunuyoruz.

Mayıs ayında 2-3 tane sofiyle atlara bindik. Bitlis'ten kuzeye doğru açıldık. Gayemiz müridlerin arasında gezip tarikatın hal ve ahvalini sormak, herkesle haşır neşir olmaktı. Nitekim müridler de bizi daima görmek arzu ediyorlardı. Evvela Adilcevaz ve köylerine, sonra Patnos ve köylerine gittik.

Daha sonra, bir akşam Erciş'e geldik. Erciş'e gelene kadar 150 süvariden daha fazla müridler toplandılar. Karar verdik, o gece Erciş'te kalıp, sabah doğru Ağrı'ya doğru gidecektik. Erciş'te eskiden beri dostum olan Sıtkı Kürümoğlu'nun evine misafir olduk.

Kendisi evde yoktu. Van'a gitmişti. Hanım ve çocukları, izzet, ikram ve hürmetin son hududuna kadar bize hürmet ettiler. Sıtkı beyi sordum, "bu gece gelmez" dediler. Biraz yorgundum. "Yatacağım" dedim. Bir odada yatağımı hazırladılar. Saat onda gittim yattım. Diğer sofiler de başka odalarda yattılar.

Fakat benim nefsim böyle kalabalık izzet ve hürmetler karşısında çok böbürlendi, gururlandı, hoşuna gitti. Bu vesveselerle birlikte yatağa girdim, yattım. Bir ara baktım biri beni dürtüyor. "Kalk ulan, benim iznim olmadan nasıl odama girmişsin, yatağımda yatıyorsun. Sen benim hanımla işbirliği mi yapmışsın? Seni şimdi öldüreceğim" diye bağırıyor. Kalktım baktım ki, konak sahibim olan Sıtkı beydir.

Yataktan çıktım, zil zurna sarhoştu. Van'da arkadaşlarıyla öyle içmiş ki, aklını ferasetini yitirmiş. Arkadaşları onu otele götürmek istemişler. O ise "hayır, ben bu gece eve gideceğim" demiş. Şoförü onu evin kapısına bırakmış.

Dış kapı anahtarı kendisinde mevcutmuş. Onun için kimseye haber vermeden içeri girmiş. Doğrudan doğruya benim yattığım odaya girmiş. Yattığım yatak kendisine ait olduğundan beni yatakta görünce hanımının dostu sanmış. Kapıyı üzerime kilitlemiş. Eline silahını alıp, beni yataktan çıkardı. Asker gibi, "yat-kalk" diye talimat veriyor ve "seni öldüreceğim" diyor.

Hâlbuki beni o derece seviyordu ki, canını benim için verebilecek durumda idi. Öyle bir sarhoş olmuştu ki kendimi tanıtıyordum ; "sana misafir geldik. Sen burada yoktun. Senin odan ve yatağın olduğunu bilmiyordum. Bana burayı gösterdiler ve burada yatırdılar. Kapıyı aç, hanımını çağıralım. O sana her şeyi anlatacak" diyordum.

Bana şöyle cevap veriyordu ; "hı… Kapıyı açtın mı kaçacaksın. Sabah olunca polisleri çağırıp, seni onlara teslim edeceğim." Sonrada  "Kalk, yat, uzan" diye bağırıyor ve bana işkence vermeye başlıyordu..

Boyu çok kısa olduğundan bana fazla yaklaşmadı. Böylece mücadelemiz sabaha kadar devam etti. Ne şekil olduysa, hanımı bizim seslerimizi duyup yukarı kattan aşağıya inmiş.. Seslerden anlamış ki, kocası zil zurna sarhoş. Ve bana hakaret ediyor.

Hanım efendi hemen sofileri seslendi, onlar kalktılar. İki sofi kapı önüne geldiler. Beraber kapıya vurmaya başladılar. "Sıtkı Bey! Allah aşkına sakin ol. Yanlış yapıyorsun. Sarhoşsun. Ne dediğini bilmiyorsun. Kapıyı aç, konuşalım. Bu zat Bitlisli şeyh Nesim Efendi'dir. Biz de onun müridleriyiz" dediler. Ne kadar iknaya zorladılarsa da, Sıtkı Bey kapıyı açmadı. Ta şafağa doğru, çok yorulduğu için yere düştü ve uyumaya başladı."    

Şeyh Nesim Efendi'nin anlatması burada sona eriyor. Orada bulunan sofilerden dinlediğimize göre, Sıtkı beyin sızmasından yararlanan Şeyh Nesim Efendi, onun elindeki anahtarı alır, kapıyı açar. Sıtkı beyin hanımı ile iki sofi ağlamaya başlarlar. Şeyh Efendi'den özür dilerler. Sıtkı beyi götürüp yatırırlar.

Sıtkı Bey iki üç saat yattıktan sonra kalkar, banyo yapar. Aklı başına gelince hanımı yanına gelir. Akşamleyin yaptığı bütün hareketleri kendisine söyler. Sıtkı Bey bunları işitince, yeni evladı ölmüş biri gibi bağırıp ağlamaya başlar. "Şeyhin huzuruna nasıl çıkacağım. Şeyh Efendi beni affeder mi" diye üzüntüsünden kahrolur. Hatta bir ara intihar etmeyi düşünür. Silahı elinden alırlar, kendisini teskin ederler.

O arada Şeyh Nesim Efendi, onun bulunduğu odaya gelir. Sıtkı Beyi öpüp kucaklar; "Seni çoktan affettim. Çünkü bu suç senin değil, benim nefsimin suçudur. Bir iki gün önce arkasında gördüğü 100-150 atlıyı ve gördüğü hürmet ve saygıdan çok tekebbür etti, böbürlendi. Allahın ona verdiği nimeti unuttu. Ona yapılan saygı ve hürmetin kendi çalışmasından olduğunu sandı. Allah da bu böbürlenmeye karşı bir ceza olarak onu senin elinden cezalandırdı. Ben seni affettim, sen de beni affet" der.

Alvarlı Efe Hazretleri ve Şeyh Nesim Efendi

Muhammed Küfrevi hazretlerinin son halifesi ve son devrin büyük meşayıhından olan Alvarlı Efe hazretlerinin bütün Küfrevi sülalesine olduğu gibi, Şeyh Nesim Efendiye de büyük ihtiram ve hürmeti vardır. Bu konudaki bazı rivayetleri aşağıda sunuyoruz;

Nesim Efendi'nin oğlu Cesim'in askerliği Erzurum'a çıkmış. Nesim Efendi, oğluyla birlikte Erzurum'a gidiyorlar.  Bir otele yerleşip, vakit kaybetmeden Efe hazretlerinin ziyaretine koşuyorlar. Fayton ile kapısına kadar varıyorlar.

Nesim Efendi elini kapının tokmağına atarken, kapı kendi kendine açılıyor. Hayretler içinde içeri giriyorlar. Bakıyorlar ki, Efe hazretleri iç odada cemaate vaazu nasihatta bunuyor.

İçeriye Şeyh Nesim Efendinin girdiğini görür görmez, cemaattekiler hemen tanıyıp,  ayağa kalkmak istiyorlar. Şeyh Nesim Efendi elini ağzına götürüp "kimse yerinden kıpırdamasın. Çünkü ahenk bozuluyor" diye cemaate işaret ediyor. "Nasılsa Efe hazretlerinin gözü az görüyor, o biz fark edemez" diye düşünmüş.

Şeyh Nesim Efendi'nin gayesi sessizce Efe hazretlerinin yanına sokulup, onu ayağa kaldırmadan elini öpmektir. Şeyh efendi odanın kapısından içeri adımını attığı sırada, Efe hazretleri birden "Uşaklar! Hazret-i Pir'in kokusu geliyor, kim geldi" diye ayağa kalkıyor, şeyh Nesim'e doğru yürüyor ve kucaklıyor, Cesim'i de bağrına basıyor, gözlerinden öpüyor. "Sizler hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Gözümün üstünde geldiniz pirzadem. Bu köhne bendenizi âbâd ettiniz" diyor. Gözlerinden akan yaşlar hem hasretini, hem sevincini ifade ediyor.

Sonra dudaklarından şu mısralar dökülüyor;

"Gözlerimin nuru gönlüm süruru,

Sevdiğim serverim, sen safa geldin.

Ruhumun şahı, başımın tacı,

Kamervehş dilberim sen sefa geldin.

Zarf-ı zerafetim, dürri rahmetim,

Hidayet şehperem sen safa geldin.

Remz-i muhabbete, bahr-ı rahmete

Ey çarh-ı çemberim, sen safa geldin."

Belagat bağında nur çerağımda

Saadet gevherim sen safa geldin

Cam-ı men elinde, hubbu hak dilinde

Yusufiye güzelim, sen safa geldin."

Efe hazretleri coşmuş, orada olan cemaati tarif olmaz bir feyz kaplamıştı. Şiir ve medhiyeleri tamamlayınca, Nesim Efendi'ye karşı tebessümle "buyrun pirzadem, kerem edin" diye yer göstermiş, şeyh efendi o mindere oturuncaya kadar ayakta beklemiş. Sonra diz çöküp pirzadesine karşı oturmuştu.

Efe hazretlerinin mübarek cemali güneş gibi göz kamaştırıyordu. Şeyh Nesim Efendi o nur-u cemali hayran hayran seyrederken, gözlerinden inci taneleri gibi yaşlar dökülüyordu.

Bir müddet sonra Şeyh Nesim Efendi oradaki cemaate dönerek şunları söyledi; "Ey cemaat! Karşınızdaki büyük bir edep ve adapla oturan şu zat, yalnız ilahi azameti zat-ı zül celalin cemalinden tefekküre gark olmuş. O mübarek nur efşan zata dikkat edin. Saç ve sakal ve hakeza kaşlarının bir tek telinde siyah bir nokta göremezsiniz. Şu nur yumağı olan vücud ve çehresi Allah dostu olduğuna şehadet etmiyor mu" dedi ve sonra Efe hazretlerine dönerek; "Efendim ne olur, ruz-u mahşerde bizi unutma" niyazında bulundu.

Efe ise "Estağfurullah Pirzadem, o nasıl söz? Ben sizin himmetinizin niyazkarıyım" mukabelesinde bulundu. Karşılıklı sohbet ettiler, pek şafaklı demler yaşandı.

Namaz vakti olmuştu. Efe hazretleri Şeyh Nesim Efendiyi imamete buyur etti. Yerde kıbleye doğru serilmiş bir post vardı. Efe hazretleri genellikle bu post üzerinde namaz kılardı.

Nesim efendi posta adım atarken bir an durakladı; "Efe hazretlerinin gözleri az görüyor. Acaba postta namaza mani bir hal, bir kirlilik olabilir mi" diye içinden geçirdi.

O an Efe, Seyfeddin ismindeki oğluna, "Şeyh bu postu kabul etmiyor, onu kaldır, duvardaki postu indir" buyurdu. Şeyh Nesim Efendi tebessümle; "Allah senden razı olsun. İnsanın suçunu niye yüzüne vuruyorsun" dedi ve imamete durdu.

Şeyh Nesim Efendi'nin talebelerinden, merhum Molla Hüseyin Bayraktar Hocaefendi de Şeyh Nesim'in Alvar İmamını başka bir ziyaretini şöyle anlatmaktadır; "Bitlis'te Şeyh Nesim Küfrevi vardı. Şeyh Abdülbaki Küfrevi'nin oğlu, meşhur Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunu idi. Zahiri ilimlerde fazla değilse de, maneviyatı çok kuvvetliydi. Ben maneviyatından çok istifade ettim. Yani diyebilirim ki, bu fakir-o sırada Cem-ül Cevami okuyordum-zahiri ilimlerde dolaylı olarak ona yardımcı oluyordum, ama manevi ilimlerde de o bana çok faydalı oldu. Salih bir insan, mübarek bir insandı.

Efe hazretleri, onun dedesi olan Pir Muhammed Küfrevi hazretlerinin halifesi idi. 1950 senesinin son günlerinde Nesim Efendi ile beraber Efe hazretlerini ziyarete gittik. Onun evinde 3–4 gün kadar misafir olarak kaldık. Efe hazretleri, şeyhimin torunu gelmiş diye, kendi postunun yerini ona bıraktı, kendisi gitti, orada aşağıda boynunu büktü, oturdu, böyle edepli bir insandı. Gözleri artık görmüyordu mübareğin. O sene(1950) hacdan gelmişti.

Orada Konya'lı Abdurrahman isminde bir zat, askerliğini Erzurum'da yapmış, terhisten sonra da oraya yerleşerek ilim tahsiline başlamış, Arapça okuyordu.

Benim hocam Şeyh Nesim Efendi dedi ki; "Efem, benim talebemle sizin talebinizi münazara ettirelim. Sizin talebeniz galip gelirse ben sizin talebenize 5 lira harçlık vereceğim. Benim talebem galip gelirse siz beş lira verin. Efe hazretleri "Peki kurban" dedi. Efe hazretlerinin oğlu vardı; Hâce Seyfeddin Efendi, ilim ehli birisi idi. O soru soruyor, Abdurrahman Efendi ile cevap veriyoruz. Uzun uzadıya gitti ve nihayet bu fakiri nedense galip ilan ettiler.

Efe hazretleri deri kesesinden para çıkaracaktı ki, benim hocam müdahale etti; "Efem! Müsaade buyurursanız, hem sizin hem benim talebeme ben harçlık vereceğim dedi. Efe hazretleri; "Peki, emredersiniz" cevabını verdi. Nesim Efendi yanılmıyorsam ikimize de 2.5 lira veya 5 lira çıkarıp verdi.

Aralığın son günleriydi. Kaldığımızın üçüncü günü Cuma gününe denk geldi. Efe hazretleri yaşlı, gözleri görmüyor. Nesim Efendinin de gayet zayıf, nahif, nazik bir vücudu vardı. Dışarısı çok soğuktu. İkisinin de Cumaya gidecek durumları yoktu. Zaten Şeyh Nesim Efendi seferiydi de..

Ben de hem seferiyim, hem de "sen de bize hizmet et" dediklerinden, üçümüz yanılmıyorsam bir milletvekilinin evinde kaldık. Diğerleri cumaya gittiler. Ben hizmet ediyorum.

Bir ara Şeyh Nesim Efendi(Rahmetullahi aleyh) Efe hazretlerine dedi ki: "Efem! Ben bu talebemi çok seviyorum. Mümkünse ona inâbe(tevbe) verin." Efe hazretleri de "peki efendim, emredersiniz" dedi. Sonra mübarek çok etkileyici bir şekilde elimden tuttu, Muhammed Küfrevi hazretlerinin vekili, halifesi olduğunu beyan ederek benden beyat aldı."(1)

Alvar İmamının Şiirlerinde Şeyh Nesim Efendi

Şeyh Nesimdir nesim-i hidayet

Mir'at-ı cedittir bab-ı saadet"(2)

Manzum silsile-i şerifte Efe hazretleri Şeyh Nesim efendiyi bu beyitle vasfettiğine göre, o dedesi hazret-i Pir'e çok benziyormuş.

"Nesim-i Küfrevi, Nesim Efendi

Âlim-i hidayet, âlem beğendi.

Bab-ı hidayet, himmet kemendi

Sayi beliğleri derban iledir."(3)

              ***

"Nesim-i kurb-i akdesi nesimdir,

Nesim'in perr-i pervazı Cesimdir."(4)

Üstad Bediüzzaman'ın Şeyh Nesim Efendi'ye Bir Mektubu

Üstad Bediüzzaman'ın Küfrevi hazretleri ve onun evlatlarıyla yakın diyalogunu, ilgi ve alakasını geçmiş sayfalarda bir nebze aktarmıştık. Aşağıda Şeyh Nesim Efendi'ye yazdığı mektubu sunuyoruz;

"Aziz Sıddık Kardeşlerim Şeyh Nesim ve Müftüzade merhum Sadullah Efendi'nin Mahdumu,

"Evvelen: Ramazan'ınızı ve seksen sene bir ömr-ü bakiyi kazandırabilen Leyle-i Kadrinizi tebrik ile beraber, yirmi-otuz sene benim oraya, her hafta bir mektup yazmasına bedel, sizlere o şirin vatanıma ve muhterem iki büyük hanedanlarımıza iki büyük mektubum olarak, arzunuza binaen, Zülfikâr ve Asa-yı Musa namında iki kitabı gönderiyorum. Zülfikar bizzat Şeyh Nesim'de, Asa-yı Musa da Eczacı kardeşimizde bulunmakla beraber, her iki kitab, her birinize aittir. İnşaallah Risale-i Nur'dan daha mühim mecmualar, onlar gibi, tam arzunuza ve oranın istifadesine medar olmak şartıyla gönderilecek.

"Ben Bitlis'le, hususan iki hanedanınızla pek çok alakadarım. Fakat şimdiye kadar, çelik bir çember içinde bulunmak gibi, o şirin vatanımla ve o hanedanlarla alakam zahirî kesilmişti ve tam fedakâr ve nurlara benim bedelime sahip olacak bazı zatları bekliyordum. İnşaallah ikiniz o ümidimin hakikatini göstereceksiniz.

"Oralarda hayatta kalan ahbablarıma pek çok selâm edip, hususan benimle beraber, menfi müftüzade Abdülmecid hayatta mıdır? Onu çok merak ediyorum. Ve onu, merhum Sadullah Efendiyi, merhum Şeyh Abdülbaki Hazretlerini hiç unutmuyorum. Dualarımda daima hissedar ediyorum.

 Elbaki Hüvelbaki

Hasta kardeşiniz ve duanıza muhtaç Said Nursi(5)

Dipnotlar

1-cevaplar.org

2-Hülasatul Hakayık-s:19

3-Hülasatul Hakayık-s:89

4-Hülasatul Hakayık-s:442

5-Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, 2: 266

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

emin kılcı, 2014-06-16 16:28:20

Selamun aleyküm benimde dedem bu hizmetin içinde bizde bu hizmete girmek istiyoruz ama nasip olmuyor çok önemli zatlar onların dualarına nail oluruz....

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

fatih, 2013-12-15 09:58:44

kurban olduklarım dedem sizin dergaha baglı idi babam sizin dergada baglı ama bizim elimizden tutan yok ben babalarımın dergahın da devam etmek istiyorum ama gidecek yerim yok şeh mustafa babadan da korkuyorum kaç kere kapısına gittiysemde kimse kapıyı açmadı

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

kerem yılmaz, 2013-02-24 09:45:09

babam Şeyh Nesim hazretlerinin sohbetinde bulunan birinden dinlemiş. şeyh hazretleri sohbet ederken eliyle de hareket ediyormuş bir ara işaret parmağından bir nur çıkmış ve odanın içinde dolaştıktan sonra gelip tekrar şeyhin parmağına girmiş. Allah şefaatlerine nail eylesin. Amin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

nazli, 2012-12-27 08:34:11

allah hepsini rahmet eylesin, mekanlari cennet olsun. ben kendimde o sehyleri görmek ellerinden öpmek ve onlarin dualarini almak isterdim. bu yalan dünyada böyle sehyleri artik zor buluruz. benim annem sehy cesim ve sehy kasimi görüp onlarin dualarini almistir. lütfen onlarla ilgili bildiginiz baska seyler de varsa bizlerle paylasin. allaha emanet olun!!!!

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ŞEYH NESİM KÜFREVİ

ŞEYH NESİM KÜFREVİ

Şeyh Nesim Efendi, Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunu ve Şeyh Abdülbaki Efendi’nin büyük

ŞEYH ABDÜLBAKİ KÜFREVİ

ŞEYH ABDÜLBAKİ KÜFREVİ

Şeyh Abdülhadi’nin 1914’de vefatından sonra Küfrevi postuna oturan pek muktedir bir mürşid

ŞEYH ÂSIM TUREL HAZRETLERİ

ŞEYH ÂSIM TUREL HAZRETLERİ

Şarkın büyük âlimlerinden, Bediüzzaman’ın da hocası olan Şeyh Fethullah el-Verkânisî’

UŞŞAKİ MEŞAYIHINDAN HÜSEYİN VASSAF EFENDİ-1.Bölüm

UŞŞAKİ MEŞAYIHINDAN HÜSEYİN VASSAF EFENDİ-1.Bölüm

Harf Devriminin hemen öncesinde Preveze’den Bahçesaray’a; Medine-i Münevvere’den Saraybosna

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-4.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-4.BÖLÜM

Esad Hocaefendi; Avustralya ‘da geçirdiği günlerin her birini ayrı değerlendirir. Koca

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-3.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-3.BÖLÜM

1980’ler Türkiye’de İslami hareketin hızla geliştiği, Müslümanların hizmetlerini

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-2.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-2.BÖLÜM

Hocaefendi’nin; Mehmed Zahit Efendi Hazretlerinin elinden tutması ile sohbetlere başladığ

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-1.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-1.BÖLÜM

Esad Hocamız; 14 Nisan 1938’de Çanakkale’nin Ayvacık İlçesinin Ahmetçe Köyünde d

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-3.Bölüm

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-3.Bölüm

Muzaffer Efendi’nin irşad halkası genişledikçe, hizmetleri de genişler. Tam bir aksiyon adam

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-2.Bölüm

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-2.Bölüm

İbrahim Fahreddin Efendi’ye intisap eden Muzaffer Efendi’nin hali gün be gün değişi

Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir

Âl-i İmran:20

GÜNÜN HADİSİ

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resulünün Sünneti."

Muvatta, Kader 3, (2, 899)

TARİHTE BU HAFTA

*Malazgirt Zaferi(26 Ağustos 1071) *Ankara Kocatepe Camii Açıldı.(28 Ağustos 1987) *Kanuni'nin Belgrad'ı Fethi(29 Ağustos 1521) *Zafer Bayramı(30 Ağustos) *Büyük Muhaddis İmam Buhari Vefat Etti.(1 Eylül 870)

ANKET

Peygamber Efendimiz hakkında aşağıdaki eserlerden hangisini en çok beğendiniz?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI