NECDET İÇEL HOCAMIZLA ANILARIN AYDINLIĞINDA-1

İzmir merkez vaizlerinden, araştırmacı yazar Necdet İçel beyefendi ile iman ve Kur’an hizmetinde tanıdığı bazı simalar hakkında bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Kendisinin tashihinden geçmiş ilk kısmını sunarken istifadeye vesile olmasını


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-10-21 01:54:12

İzmir merkez vaizlerinden, araştırmacı yazar Necdet İçel beyefendi ile iman ve Kur’an hizmetinde tanıdığı bazı simalar hakkında bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Kendisinin tashihinden geçmiş ilk kısmını sunarken istifadeye vesile olmasını Mevla’dan dileriz. Cevaplar.org  

Muhterem hocam, bildiğim kadarıyla Hocaefendi 1966 senesinde İzmir’de Kestanepazarı Kur’an Kursunda vazifeye başladı. Siz kendisini ne zaman tanıdınız?

-Kendisini 66’nın başından beri, yani İzmir’e geldiği zamandan beri tanıyoruz. O zaman 11 yaşlarındayım. Hocaefendi gelmeden önce, merhum Yaşar Tunagür Hocaefendi onun geleceğini müjdelediği için, Yaşar Hocanın etrafında toplanan o günkü cami cemaati ve hitap ettiği kimseler; “Yaşar Hocanın göndereceği Hoca” olarak onu beklediler ve geldiği zaman da “Yaşar Hocanın gönderdiği Hoca” olarak, Yaşar Hocaya teveccüh etmiş ne kadar insan varsa hemen hemen hepsi de Hocaefendiye teveccüh etmiş oldu. Böylece aslında Yaşar Hoca, Hocaefendi’ye zemin hazırlamış oldu.

Yaşar Hoca da, o döneme kadarki vaaz eden diğer hocalar da genelde cemaati ağlatırlardı. Kendilerinin ağladıkları pek görülmezdi. Hocaefendi kendisi de ağladığı için iki-üç ay içerisinde “ağlayan hoca” olarak meşhurlaştı. Etraftaki davetlere de icabet eder, mesela; köylere, sohbetlere, vaazlara giderdi.. O zaman arabasıyla götüren de yoktu tabi. Mesela Torbalı’ya gidecek, normal dolmuşlara biner gider, köye gidecek olsa Torbalı’dan da köylere giden dolmuşlara biner, o şekilde giderdi. İlk dönemlerinde özellikle öyle. Mesela biz Torbalı’nın Korucuk köyündeniz. Bizim köye iki veya üç defa vaaza geldiğini bilirim. Hocaefendi üç-dört ay içerisinde bantlarıyla beraber “Ağlayan Hoca” lakabıyla meşhurlaştı.

Babam rahmetli “Sen ilkokulu bitir, seni de Kestanepazarı’na vereceğim” derdi. Yani biz Kestanepazarı’na gitme heyecanlarıyla yaşadık. Tabi Kestanepazarı’nda ben az kaldım. O zamanlar Hocaefendi’den Arapça okuduk ama o yaşlarda onun ilmî büyüklüğünü keşfedebilmemiz biraz zor. İlim kimde var, onu ancak ilim sahipleri belki bilebilir. O yaşta bulunan bir insanın öyle büyük zatları keşfedebilmesi gerçekten zordur.

O zamanlar Hayreddin Karaman Hoca’nın Arapça metinler kitabı vardı. İmam Hatip okullarında senelerce okutulmuştur. Mesela orada Hz. Halid’in vefatını anlatan bir bölüm vardır. Hocaefendi onu bize okuturken -ki derdi Arapça öğretmekti aslında- Hz. Halid’in o coşkusu, o ifadeleri, ölüm döşeğinde söyledikleri… Oraya gelince, ağlamaktan kendisini tutamadı ve talebenin karşısında da çok da sevimsiz duruma düşmemek için dersi terk ederek, sınıftan çıktı gitti. Bu başka yerlerde göremediğimiz bir haldi.

-Hocaefendi’nin ilmi cephesi hakkında bizlere neler söyleyebilirsiniz?

Bir kere on yaşında hafızlığı bitirmiş. Bu herkese nasip olabilecek bir şey değildir ve halen de çok güçlü bir hafızdır. Bütün Kur’an’ı Fatiha gibi rahatlıkla okuyabilecek güçtedir, hâlâ o hali devam ediyor.

Biz Hocaefendi’den Arapça gramerine dair Emsile, Bina, Maksud, Avamil, İzhar okuduk. İzhar’ı kendisinden iki defa okudum. Hâlâ İzhar bantları piyasada mevcuttur. O bantları deşifre etmiştim, yani tek tek, cümle cümle çözmüştüm. Bende vardır onlar..

Sonraları, Ezher ulemasından, hadis üstadı Eş Şeyh Mansur Ali Nasif’in telif ettiği, beş ciltlik Et’ Tac Camiül lil Usul Fi Ehadis’ir Rasul’u okuduk. Hocaefendi oradaki hadisleri ezberden okurdu. Buhari’yi okuduk, Nevevi şerhli Müslim’i okuduk.

En son, Ebu Davud’un Süneninin şerhi olan El Menhel’ül Azb-ül Mevrud Şerhu Sünen-il İmami Ebu Davud’u okuduk. Orada önce hadisin ravilerinin kritiğini yapıyor. Ana hadis şerhleri böyle yapar. Her hadisin başında üç-dört veya beş tane isim olur, bunlara rical veya hadisin senedi denir. Senedsiz hadis nesebsiz çocuk gibidir derler. O seneddeki şahısların hayatı da çok önemlidir.

Yer yer bunların takibi yapılır. Kimden hadis almış, kime hadis vermiş. Ve hadisçiler onun hakkında ne demiş? Hadisin sıhhati, derecesi buna göre ölçülür. Sonra hadisteki terkiplerin, garip kelimelerin ve hadisin izahını yapıyor, sonra faslı müştereklerini söylüyor. Dağınık gibi görünen cümlelerin arasındaki ortak payda üstünde duruyor, sonra da fıkh ul hadis diyerek, hadisten anlaşılan, anlaşılması lazım gelen, mezheblerin delilleri olarak da fıkıh ve hadisi söylüyor. Menhel o noktasıyla gerçekten harika bir eser. Onun gibi başka hadis şerhleri de oldukça fazladır.

Mesela biz onu Hocaefendi’den okuduk. O zat Ebu Davud’un Süneninin yarısına kadar gelmiş, vefat etmiş. Talebelerinden Emin Mahmut Haddad, iki cilt daha tamamlayıcı tekmile yazarak tamamlamak istemiş, o da vefat etmiş ve gerisi kalmış. Aslında Hocaefendi onu tamamlamak istemişti ve o mevzuda iki-üç ciltlik çalışması var zannediyorum.

Hatta bu Menhel’i okurken sekizinci cilde Duhan(Duman) bahsi gelince, Hocaefendi sigara ile alakalı şöyle bir hatıra anlatmıştı. Ezher Üniversitesinden bir Üstad sigaranın caiz hatta müstehab olduğunu ifade edermiş. Diğer bir Üstad da “hayır müstehab olmaz, haramdır” dermiş.

Bu fikirlerini akademik bir dergi olan El Belağ mecmuasında karşılıklı olarak tartışırlarmış. Sigara caizdir diyen zat bir gün bir özür yazısı kaleme almış ve eski fikirlerinden tamamen vazgeçtiğini ifade etmiş. Hocaefendi “o sayı bende vardı” deyip derginin o sayısını getirdi ve o özür yazısını bize okudu.

O zat gördüğü bir rüyayı da oraya yazmış. Rüyasında cennete girdiği görmüş. Cenneti gezerken canı sigara içmek istemiş. Cebinden bir cigara çıkarmış. Ama aramış taramış, ceplerine bakmış, ama kibrit yok, ateş yok.

Yanındakilere sormuş, “Burası Cennettir, burada ateş olmaz” demişler. Meleklerden istemiş. Onlar da; “Burası Cennet, burada ateş olmaz. Bak, şuradan şöyle gideceksin. İleriden sağa döneceksin. Oradan kapıdan çıkınca, şöyle gittiğin zaman Cehennem var, orada ateş çok” demişler.

O da gitmiş, cigarasını yakmış, tüttüre tüttüre geri gelmiş. Kapıdaki melekler demişler ki; “İçeri giremezsin” “Eee, ben Cennetliğim, az önce çıktım buradan. Siz de gördünüz” dediyse de, Melekler “Olsun, burası Cennet. Bu dumanla, bu ateşle Cennete giremezsin” demişler.

Girerim, giremezsin, münakaşasıyla o kadar yorulmuş ve terlemiş ki, bir uyanmış, ter içinde yatakta oturuyor. O zaman anlamış ki sigara mahzurlu, o özür mektubunu kaleme almış.   

Menhel’i okuduğumuz sıralar “Hocam hadis ricalinden kaç kişinin hayatını bilirsiniz?” diye sormuştum. Çünkü hiç kitaba bakmadan söylemesi çok dikkatimi çekmişti. Ben böyle sorunca “Elli bin hadis ricalini, babamın oğlunun hayatı gibi bilirim ve sayarım” dedi. Şimdi değil Türkiye’de, âlem-i İslam’da cerh ve tadil ilmi ölüdür. Hadis âlimi dediğimiz kimselerin pek çoğunun, oturup da bize on tane hadisi ricali ile beraber okuyabileceklerini tahmin etmiyorum. Hadisi ezbere okuyabilirler, bir kısım kısa hadisleri, pek çok hadisleri ezberden okuyabilirler, ama hadis ricalinin ismiyle, Efendimiz aleyhisselam’a kadar dayanan senetten sonra o hadis-i şerifi okuyabilmelerini çok tahmin etmiyorum. Hocaefendi bu mevzuda da çok ileri seviyede bir zattır.  Kendisinin bu yönünün başkaları tarafından bilinebilmesi gerçekten zordur. Hadis ricali ilminde de aslında Hocaefendi devrin en büyük Üstad’larındandır

Ben zaten bir o kadar da hadisin ezberinde olacağını tahmin ediyorum. Ne kadar hadis ezberinde var bilmiyorum, ama şu ana kadar ne kadar vaaz etmiş ve sohbet yapmışsa, hadisleri metinleriyle beraber okuduğuna göre en az Kütüb-ü Sitte’deki hadisleri ezberden bildiğini tahmin ediyorum. Bu mevzuda uzun hadisleri bile ezberden metinleriyle beraber okurdu.

Hocaefendi’nin Fıkıh Sahası

Biz Hocaefendi ile fıkıh okuduk. Senelerce Osmanlı medreselerinde okutulan el-Hidaye’yi okuduk. Onun şerhleri vardır. En meşhur şerhi İbn-i Hümam’ın Fethul Kadir’idir. Suriye’de öğrendiğime göre Hidaye’nin altmış üç tane şerhi varmış. Doğuda medrese mezunu bir arkadaş vardı, o da Hidaye’yi şerh eden bir kitap yazıyordu. “Bunu niye yazıyorsun? Bir sürü şerh varmış” dedim. “Hocam, altmış üç tane var ama, ben altmış dördüncüyü yazıyorum. Boş kaldım, işim de yok, yazıyorum” dedi. Fakat bunlar içerisinde en çok dikkat çekeni Fethul Kadir’dir. Bazı arkadaşlarımızın elinde Hidaye vardı, bazılarının elinde Fethul Kadir vardı. Hocaefendi’nin elinde de Fethul Kadir vardı. Biz de onu okuduk.

-Kemal İbnü’l-Hümam Hanefi fukahasından büyük bir zat değil mi?

-Hanefi fukahasından evet.  Hocaefendi kitabı önüne koyar, laf olsun diye bakardı. Hocaefendi’nin fıkıh ilminde de büyük bir Üstad olduğunu herkes bilir, bilmesi gerekiyor.

Hocaefendi’nin Tefsir Sahası

Hocaefendi tefsir yazmaya kaç kere niyet etti. Dört defa başladı, ama şartlar gereği bıraktı. Bir ara Manisa Hatuniye camiinde Cuma akşamları tefsir vaazı yapıyordu ki, Fatiha Üzerine Mülahazalar adlı eser o vaazlardan derlenmiştir.

Hatay caddesinde, Çeşme durağına yakın Çeşme Dershanesi vardı. Orada da ilahiyat talebelerine biraz daha seviyeli, akademik bir tefsire başlamıştı. Fakat ihtilalin atmosferi içerisinde o da devam edemedi. Benim en büyük arzum o idi aslında. Mesela Hocaefendi Elmalılı Tefsiri gibi bir tefsir ortaya koysaydı… Fatiha Üzerine Mülahazalar bile okunduğu zaman Hocaefendi’nin tefsir sahasındaki vukufiyet hakikaten ortaya çıkacaktır.

Asr-ı Saadete Vukufiyeti

Hocaefendi’nin en büyük dahi olduğu noktaya gelince; Asr-ı Saadet ve Sahabe-i Kiram’ın hayatıdır. Asr-ı Saadeti kendi hayatı gibi, özellikle Sahabe-i Kiram’ın hayatını kendi hayatından daha ileri seviyede bilir. Bunu bütün vaazlarına baktığınız zaman delilleriyle, kaynaklarıyla görebilirsiniz. Tevhid vaazlarından tutunuz, Nübüvvet serisinden, diğer bütün vaazlarına kadar, Asr-ı Saadetten mutlaka tablolar aktarır.

Hocalarımız eskiden Asr-ı Saadeti yeteri kadar tablolaştıramazlardı. Hocaefendi ile bu mesele yeniden canlanmıştır ve Hocaefendi Sahabe-i Kiram’ı bize gerçek anlamda tanıtan bir insandır. Sanki Asr-ı Saadetin içinde bulunmuş, yaşamış da öyle anlatıyor. O yönüyle de baktığımız zaman; İslam tarihi, özellikle Asr-ı Saadet tarihi olarak Hocaefendi’nin bir farklılığı ortaya çıkacaktır.

Tasavvuf Sahası

Kalbin Zümrüt Tepeleri’ne baktığımız zamanda; tasavvufî yönünü, derinliğini, ilim olarak tasavvufî yönünü orada da görebilirsiniz.

İlim ve Aksiyon Bir Arada

“Hocaefendi bir aksiyon adamıdır, bir fikir adamıdır. İlmî cephesi yok” demek, bir insanın kendi ilminin olmadığını gösterir. Veya kendi ilmî enaniyeti o şeyi görmeye engel olmuş demektir. Hocaefendi bana göre şu anda asrın en büyük âlimlerindendir. Hem tefsir sahasında, hem hadis sahasında, hem fıkıh sahasında, hem İslam tarihi sahasında, hem tasavvufta hem de felsefe ve felsefe tarihi sahalarında bu böyledir.

Risale Kültürü

Tabi en önemli tarafı da Hocaefendi’nin Risale-i Nur kültürü içerisinde onları bütün dini ilimlerle mezc ederek farklı bir boyuta taşıyabilmesidir ki, bunu Risale kültürü olmayanlar anlayamaz. Mesela Hocaefendi durmadan konuşuyor, hâlbuki Risale ruh ve mantığını söküp alsanız, fikir bakımından orada fazla bir şey kalmayacak aslında. Onu ayet, hadis ve devrin şartlarıyla mezc ederek, belli bir noktaya çekebilmesi önemli.

Ezberindeki Şiirler

84 senesi Van’dan; Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat kanalıyla Ankara’ya doğru giderken, Yozgat’a varmadan önce Akdağmadeni taraflarında, ormanların içerisinden geçiyoruz, önde şoför Zafer ağabey, sağ tarafında Hocaefendi oturuyor, ben de arkada oturuyorum. Baktım mırıldanıyor, yaklaştım şiir okuyor. Güneş doğmak üzere, sonbahar mevsimi güneşli, tatlı bir hava.

Hocaefendi’ye sordum: “Hocam ezberinizde ne kadar şiir var? Tasavvuf şiirleri, Arapça şiirler vs. hepsi ” dedim. Dedi ki: “Okuduğum beyti tekrar etmemek şartıyla dört gün şiir okuyabilirim.”

İmam Şabi Hazretleri de demiş ki: “Benim hayatımın en çok cahil olduğum saha şiir sahasıdır. Ben çok fazla şiir bilmem, ama okuduğum beyti tekrar etmemek kaydıyla size tam bir ay şiir okurum” demiş. Cahil olduğu sahaymış o! İmam-ı Şabi Hazretleri Abdülmelik b. Mervan’ın Bizans’a göndermiş olduğu dev bir elçidir. Abdülmelik’in büyüklüğü de devrindeki ulemanın büyüklüğüyle ortaya çıkar.

Hocaefendi’nin Gönül Hayatı

Bütün bunlardan öte tabi ilim bile yaşantının yanında ikinci planda kalır. Hocaefendi’nin bir gönül hayatı var. Yirmi yedi yaşında İzmir’de vaaz ettiği dönemlerde bile hıçkıra hıçkıra ağlardı. Ağlamak neyi ifade eder? Neyi ifade ederse odur. Özellikle takvası çok farklı, kul hakkına saygılı olması çok daha ileri seviyede. Özellikle müsamahası… Kendisinden farklı düşünenlere bile, hatta tenkit, hatta gıybet eden insanlara karşı bile oldukça müsamahakâr davranması da onun ayrı bir büyüklüğüne işaret eder.

Ben Hocaefendi’nin hayatı ile alakalı bir kitap yazıyorum kendime göre, o sahada yazılan bir kitap yok. Hocaefendi hizmetin geniş dairesiyle de meşgul olduğu için, o yönle bakanlar Hocaefendi’nin büyüklüğünü tanıyamazlar.

-Çok mu kitap okurdu?

-Tabii, bir vaaz etmek için Arapça 500 sayfa kitap okurdu.

-Mesela Evrim konferansı gibi bir konferansı hangi Hocaefendi verebilir? Değil mi hocam?

-Zor! O zaman da veremediler, şimdi de veremezler! Her Sahada konferans verdi. “Altın Nesil” var, “İçtimai Adalet” var, “Darwinizm” var… O denli yani.

-Bir de 1976- 80 arası yaptığı soru cevap sohbetleri var. Ona da değinebilir miyiz Hocam?

- O sohbetleri Bornova’da yapmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Samsun’da bir İskender Hocaefendi varmış. Samsun müftülüğündeymiş.  İlk defa bu tarz soru cevaplı bir sohbeti ilk defa o yapmış. İskender Efendi daha çok fıkıhtan sorulan sorulara cevap vermiş. etmiş. Onun kayıtları elimizde yok.

Bir gün bir bir sohbetinde “Her şey Kur’an’da vardır” demiş. Cemaatten birisi ayağa kalkmış: “Hocam her şey Kur’an’da var diyorsunuz, benim sakallarımın sayısı tek midir, çift midir bu da Kur’an’da var mı?” demiş. “Var tabi çift” demiş Hocaefendi. “Nerde var Kur’an’da” diye sormuş. Hocaefendi:  Kur’an’da“Biz her şeyden çift çift yarattık. (Zariyat:49) buyruluyor. Senin sakalın da şey olduğuna göre, mutlaka çifttir. İstersen de sayabilirsin” demiş.  Ama çok eski yani, Cumhuriyet’in başlarında yapmış onu. İlk Diyanet teşkilatı kurulduğu yıllara denk geliyor herhalde. İskender Efendi önce Samsun-Ladik müftülüğü, sonra Samsun müftülüğü yapmış. Cemaatin çok fazla saygısını kazanmış biriymiş, o geldiği zaman dükkânında, mağazasında herkes ayağa kalkarmış, o kayboluncaya kadar kimse yerine oturmazmış. Öyle büyük bir zat imiş.

İnsanlar o bantları dinleseler, Hocaefendi’nin ilmî vukufiyetinin ne kadar farklı bir zat olduğuna vâkıf olacaklardır. Hocaefendi’nin ilmî tarafını göremeyenlere ben hayret ediyorum, herhalde kendi enaniyetleri perde oluyor. Kitaplarına baksalar da bunu görebilirler, demek okumuyorlar.

Mehmet Özyurt

Mehmet Özyurt bizim İlahiyat’ta okuduğumuz zamanlarda Bornova Merkez İsa Bey Camiinde imamdı. Talebeyken de imamdı. Mezun olduktan sonra Bornova İsa Bey Camiinde imamlığına devam etti. İmam iken de evliydi, onun için caminin lojmanında kalıyordu.

Mehmet Özyurt Hoca daha çok Kur’an okumasıyla, kıraatiyle o dönemde temayüz etmiş bir hocamızdı. Arabî makamda okurdu. Zaten kendisi Antakya’nın bir köyündendir, belki aslı Araptır bilemiyorum. Kur’an’ı Kerim kıraati öne çıkardı. Hocaefendi olmadığı zamanlarda orada hutbe okur, vaaz ederdi.

-Sesi de çok benziyormuş Hocaefendi’ye.

-Sesi Arabi bir makam. Bizim çok arkadaşlarımızın sesi Hocaefendi’ye benzer. Hitabet tarzı daha çok… Sevdiğinden olabilir, insan sevdiğine benzemek ister.

Biz kamplarda kalırdık 76 senesinde İzmir’in Menderes ilçesi –eskiden Cuma ovası idi sonra Menderes ismi olarak değiştirildi- Gümüldür’de bir kamp yeri vardı. Rahmetli Osman Kara Hoca ile beraber o kampa gelir-giderlerdi. Rahmetli Osman Kara Hoca o zaman Karşıyaka müftüsüydü, sonra Turgutlu vaizliğine, oradan da Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğüne tayin oldu. Hocaefendi Osman Kara Hoca’yı, Taharet, istinca, istibra meselelerini talebelere onların anlayacağı dilden anlatsın diye göndermişti. Mehmet Hoca’da onunla beraberdi. Namaz kıldırırdı, namazdan sonra çok güzel Kur’an-ı Kerim okurdu.

Mehmet Hoca’yı herkes severdi. Mezun oldu, çevre hizmetleri başlayınca, Hocaefendi onu Diyarbakır’a gönderdi ve imamlıktan istifa ederek, bu kadar müktesebatını terk ederek Diyarbakır’a gitti. Ama orada onu anlayabilecek, tanıyabilecek fazla insan yoktu. Zannederim orada çok ama çok fazla çile çekti.

İsteyenlere satayım diye, Arapların veya o bölgenin giydiği sarık, cüppe filan getirdi Demek bunlardan aldığı paralarla geçiniyordu. Ben de o sattıktan sonra, kaldığım yerdeki arkadaşlara hediye etmek için, geri kalanları genelde toptan satın alırdım, ondan da çok mutlu olurdu.

84 senesinin Eylül ayında Hocaefendi ile beraber Van seyahatimiz oldu. İzmir’den çıkıp, Ankara, oradan Aksaray, Adana, Antep, Maraş, Malatya, Elaziz, Bingöl, Tatvan kanalıyla Van’a seyahatimiz oldu. O zaman Elaziz’de iki veya üç gün kaldık. Oradan Antep’e gittik, bir gün kaldık. Hocaefendi Mehmet Hoca’yı Diyarbakır’a çağırttı, orada da bir gün beraber kalmış olduk.

Mehmet Hoca rahmetli, 1988 senesinde elim bir trafik kazasında şehit oldu, hizmet yolunda olunca inşallah şehit olmuştur. Allah rahmet eylesin.

-Devam Edecek-

Fotoğraflar

1- Necdet İçel beyefendi

2- M. Fethullah Gülen Hocaefendi

3- Merhum Mehmed Özyurt hoca

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Hayrullah, 2013-06-20 16:37:10

Hocam Allah razı olsun Ömrüne hayırlı ömür Versin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ahmet Faruk Saki, 2011-03-28 07:49:58

Bu hatıratı Hocaefendıyı sevıyorum dıyen herkes altını cızerek okumalı...Talebeye esnafa ıhtıyacı olan herkese tahsıdat yaparken kullanılabılcek cok guzel ve aktüel bır döküman

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Necdet Kerim, 2011-02-15 11:23:20

Hocaefendi’nin Risale-i Nur kültürü içerisinde onları bütün dini ilimlerle mezc etmesi gerçekten muhteşem. Allah razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Atıf, 2009-11-13 10:43:47

Allah razı olsun ağabey.. Söyleyecek söz bulamadım ki, harikulade/fevkalade bir fetanet ve ilim..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Murat AKBULUT, 2009-10-26 13:16:40

Gerçekten harika bir söyleşi olmuş.Devam eder inşallah.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hakan, 2009-10-22 12:27:24

Cidden çok güzel bir söyleşi. Hocaefendi'nin ilmi cephesini öğrenmek için ana kaynaktan hoş rayihalar içeren bir yazı. Allah razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Feyzi Bozkurt, 2009-10-22 02:39:04

Çok güzel anılar. Necdet hocam Allah sizden razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

HATIRALARDA MERHUM SUNGUR AĞABEY

HATIRALARDA MERHUM SUNGUR AĞABEY

Sitemiz cevaplar.org'da neşredilmiş, Sungur ağabey ile ilgili hatıralar

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDEN BEDİÜZZAMANLA İLGİLİ İKİ HATIRA

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDEN BEDİÜZZAMANLA İLGİLİ İKİ HATIRA

Kıymetli ziyareçilerimiz, yazarımız Mehmet Gürler beyin hazırladığı bu yazıda Üstad Bedi

NUR KAHRAMANLARI

NUR KAHRAMANLARI

Gençlik yıllarımdan başlayarak Nur hizmeti içinde şahit olduğum bazı hususları okurlarla pa

Şüphesiz Biz Seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Fetih, 8

GÜNÜN HADİSİ

"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Peygamber Efendimiz hakkında aşağıdaki eserlerden hangisini en çok beğendiniz?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI