Cevaplar.Org

ZEKİ KARAKAYA HOCAMIZLA ÇOK SORULAN SORULAR ÜZERİNE

Muhterem hocam, Banka kredisi ile ev almanın hükmü hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir, finans bankların kredi kartları kullanılabilir mi?


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-05-22 04:24:14

Değerli ziyaretçilerimiz. Sizlerden gelen sorular içinde en çok sorulan on soruyu ülkemizin fıkıh uzmanlarından muhterem M. Zeki Karakaya hocamıza götürdük. Hocamız da çok yoğun olmasına rağmen vakit ayırıp kısa ve veciz şekilde cevapladılar. Kendilerine teşekkür borçluyuz.

Hocamız, 1947 yılında Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve Lise tahsilini Erzurum'da tamamladı. 1967 yılında İmam-Hatiplik görevine atandı. Erzurum ulemasından Sakıp Danışman ve Mehmed Kırkıncı Hocaefendilerden okudu ve icazet aldı. 1979 yılında Erzurum Müftülüğü Murakıplığı görevini yürüttü. 1981–1984 yılları arasında Erzurum Müftülüğü vekaletini yürüttü.1985 yılında Kars Müftülüğü'ne atandı. Halen Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliği görevini yürütmektedir.

Muhterem hocam, Banka kredisi ile ev almanın hükmü hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir, finans bankların kredi kartları kullanılabilir mi?

İslam’da faiz, kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret olmadıkça faiz almak da faiz vermek de caiz değildir. Ev, araba vb. satın almak üzere bankalardan alınan faizli krediler de böyledir. Faizsiz tüketici kredisi almak ise caizdir.

Polidipsi (Susuzluk duygusunun olağandışı güçlü olması ve bu nedenle kişinin normalden daha çok su içmek zorunda kalması durumu.) hastası birisi ramazan da oruç tutamıyor. Ne yapması gerekiyor.      

Kur’an’ı-Kerimde; “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı.) Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir…” (Bakara,184) buyurulmaktadır.

Bu ayetin hükmüne göre, oruca dayanamayan veya mazeretleri nedeni ile ramazanda ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan aciz kimselerin, her bir oruç günü için fidye ödemeleri yeterlidir. Ağır bir hastalığa yakalanan ve iyileşme umudu bulunmayan hasta, orucu ileride kaza etme ihtimali çok düşük olduğu için, bu ihtimal yok sayılarak şeyh-i fani (düşkün ihtiyar) gibi değerlendirilmiştir.

Fidye yoluyla telafi biçimi, devamlı hastalık ve yaşlılık sebebiyle oruç tutamayan kişilere mahsustur. Sorunuzda söz konusu ettiğiniz, normal hastalık, yolculuk, çok güç işlerde ve maden ocaklarında çalışmak zorunda olmak, oruç tutmaya güç yetiremeyecek bir işle meşgul olma halinde bulunmak gibi durumlar, oruç tutmamaya veya başlanmış bir orucu bozmaya ruhsat teşkil etse de, bu zamanlardaki tutulmayan oruçlar için fidye ödenmesini caiz kılmaz (İslam, İlmihali C.1, s,423–414).

Bunun yanında çeşitli sebeplerle oruç tutmamış, kaza edecek zamanı ve fırsatı bulduğu halde kaza da etmemiş olan kimse ölümünden önce şayet malı varsa, borçlu olduğu her gün için fidye verilmesini vasiyet etmelidir. Bu takdirde varisler tarafından bu vasiyet yerine getirilir. Ölenin vasiyeti yoksa, mirasçıların bu oruçlar için fidye vermesi İslam alimlerince teberru olarak uygun görülmüştür (Fetvalar, 267).

Aynı zamanda düşkün ihtiyar veya devamlı hasta olan kişi, orucunun fidyesini verdikten sonra şifa ve güç buldukları takdirde, onlar da önceden fidyesini vermiş oldukları oruçlarını kaza eder (Diyanet İslam İlmihali, 257). Sürekli yolculuk halinde olan kişiler misafir hükmünde olmakla birlikte, ilk fırsatta oruçlarını tutmaları uygun olur.

Bankaların kredi kartları zamanın da ödense bile kullanılabilir mi? Finans kurumlarınınkiler de aynı mıdır?

Alışverişlerde, aracılık yapan kişilerin, bu hizmetlerinden dolayı komisyon almalarında sakınca yoktur. Buna göre, dilekçenizde belirttiğiniz firmanın ürünlerini, sözleşmede belirtilen komisyonları alarak satabilirsiniz.

Ancak, kredi kartı ile satış yapıldığında malın bedelinin bankayla anlaşılan tarihte alınması gerekir. Bu tarihten önce kırdırmak ya da iskonto yaptırmak suretiyle alacağın eksik alınması faiz olacağından, caiz değildir.

Bu ve benzeri sıkıntıları aşmak için bankanın size teklif ettiği iskonto bedeli kadar müşterilerinize indirim yaparak, onları peşin parayla alış-veriş yapmaya teşvik edebilirsiniz. Bu uygulamadan hem sizler, hem de müşterileriniz yararlanmış olurlar.

Günümüzde İslami kesim tarafından revaçta olan ''Faizsiz Bankacılık'' sistemi ile çalışan finans kurumlarına elde olan paranın veya altın cinsinden malların değer kazanması için kâr amaçlı yatırım yapılması caiz midir?

Kâr ve zarar ortaklığı şeklinde meşrû ticaret gayesiyle kurulmuş bulunan ve İslâm’ın ticaret konularında belirlediği genel kurallara uygun şekilde hareket eden finans kurumlarına (yeni adıyla katılım bankalarına) para yatırmakta ve bunların mûdilerine dağıttığı kâr payını almakta dinen bir sakınca bulunmamaktadır.

Gerçek şu ki, söz konusu kurumların yöneticileri, mûdilerini aldatma cihetine gitmeyip aralarındaki sözleşme esaslarına bağlı kaldıkları sürece, yaptıkları ticari faaliyetlerden dinen sorumlu olmazlar.

Buna göre, Özel Finans Kurumlarındaki Kar-Zarar Katılım Hesabında bulunan paralarınızla sahip olduğunuz hisse senetlerinden nisaba ulaşmaları halinde 1/40 oranında zekat vermeniz gerekir.

Hazine Bonolarına gelince, dinimizde faiz alıp vermek haram olduğundan, bunların da sadece anaparasına 1/40 oranında zekat vermeniz gerekir.

Fonlara gelince: Portföyünde tahvil, faizli bono ve dinen meşru olmayan faaliyetlerde bulunan şirketlerin hisse senetlerinin yer aldığı yatırım fonlarına ortak olmak, evrakını alıp satmak dinen caiz değildir. Uzmanlardan edinilen bilgiye göre bankaların A ve B tipi yatırım fonları portföyünün yaklaşık %50 si tahvil ve bono gibi faize dayalı kıymetli evraktan oluşmaktadır. Dolayısıyla, hazine bonosunda olduğu gibi faizli işleme girmiş olduğunuz için ve faizin zekatı da olmayacağından, bunların sadece ana parasına 1/40 oranında zekat gerekir.

Diş dolgusu olan bir insanın yapmış olduğu ibadetlerde yani namaz kılarken Hanefi mezhebine bağlı olduğu halde maliki mezhebine geçmesi mi lazım.

Diş ve ağız sağlığının önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Ağız sağlığı vücut sağlığı demektir. Vücut sağlığına dikkat etmek gerektiği gibi, diş sağlığına da önem vermek gerekir. Nitekim Peygamberimiz(s.a.v.) “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim her namazdan önce misvâk kullanmalarını emrederdim” (Buhârî, Cuma, 8), “Misvâk ağzı temizler, Rabbi, râzı eder” (Buhârî, Savm, 27) “Peygamberlerin sünnetlerindendir.” (Tirmizî, Nikâh, 1), “Cibril misvâk üzerinde o kadar çok durdu ki farz olacak diye korktum” (Ahmed, V,263) hadisleriyle Peygamberimiz (s.a.v) misvâk kullanılmasını teşvik etmiştir. Bununla amaç, dişlerin temizliğini ve ağız sağlığını korumaktır.

 Diş kaplama, özellikle takma, doldurma ve protez gibi olaylar, ağız sağlığını temin hususunda başvurulan ve son asırda ortaya çıkan çarelerdir. Yapılan bu işlemler tedavi amaçlı ve zaruridir.

 Hz. Peygamber (s.a.v.) hastalıkların tedavisini emretmiş, hastalandığı zaman kendisi de günün şart ve imkanları ölçüsünde, ilaçlar kullanmış ve tedavi görmüştür. Konuyla ilgili hadislerden ikisi şöyledir: “Ey Allah’ın kulları! Tedâvi olun, çünkü Allah, yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifâ veya devâ yaratmıştır. Ancak bir dert müstesnâ; o da ihtiyarlıktır.” (Tirmizî, Tıb 2; Ebû Dâvud, Tıb 1; İbn Mâce, Tıb 1; Ahmed bin Hanbel, III/156)

 “Her derdin bir devâsı vardır. Onun için, derdin devâsı bulunduğu zaman o dert iyi olur.” (Buhârî, Tıb 1; Müslim, Selâm 69, Fedâil 92; Ebû Dâvud, Tıb 1).

Kur’ân-ı Kerim’de dişleri kaplama ve dolgu yaptırma ile ilgili açık bir hüküm yoktur.

Hadislerde de Arfece b. As’ad (r.a.)’in Külâb savaşında burnu kesildiği, gümüşten bir burun yaptırdığı, aradan biraz zaman geçince burnunda kötü bir koku meydana geldiği ve bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)in ona altından bir burun edinmeyi emir buyurduğu yer almaktadır. (Ebû Davud, Hâtem, 7; Tirmizî Libâs, 31; Nesâî, Zîne, 41)

Dişleri bağlama veya kaplamalarda altın ve gümüş madenlerinin kullanılmasının dinen sakıncalı olup olmadığı konuları yukarıdaki hadis çerçevesinde fakihlerce ele alınmış bu konularda hükümler ortaya konmaya çalışılmıştır.

Fakihler bu diş kaplama ve doldurma işini, aynı zamanda bir yara üzerine konan cebire’ye (sargı) benzetilmektedirler. Abdest ve gusülde sargı üzerine meshetmek caiz olduğu gibi, ağzında kaplamalı veya dolgulu dişi bulunan kimsenin suyu çalkalaması yeterlidir. Bu konuda fakihler arasında herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Onlar altın veya gümüş diş edinmekten veya kaplatmaktan bahsetmekte, fakat hiçbirisi, bunun abdest veya gusüle engel olduğundan söz etmemektedir.

 Hanefi fakihlerinin bu konudaki görüşlerine (Kâsânî, el-Bedâyiu’s-Sanayi; V,132); (İbn-i Abidin, Reddü’l-Muhtar, V, 252 veya tercümesinden) bakabilirsiniz.

Sonuç olarak diş dolgusu veya kaplama yaptırmak gusle engel değildir. Yapılan bu işlem tedavi amaçlı ve zaruri olduğundan, burada “başka mezhepleri taklit etmek gerekir” gibi görüşlerin, ya da aksini iddia eden kitapların ilmi bir değeri yoktur.

Bu itibarla, kişi hangi mezhepten olursa olsun, gerektiğinde dişlerini tedavi amaçlı olarak dolgu veya kaplama yaptırabilir ve başka mezhepleri taklit etmeye de gerek kalmadan kendi mezhebine göre abdest/ gusül alıp, ibadetlerini yapabilir.

Peygamber Efendimiz(S.A.V.) in “kim bir kavme benzerse o ondandır" Hadisini açıklar mısınz? mesela İspanyol paça pantolon giymek, iskoç deseni giyinmek bu hadisin kapsamında mıdır? İnsanı küfre düşürür mü?

Bilindiği üzere, dinimizde gerek erkek, gerek kadın, vücudun belirli yerlerinin örtülmesi gerekir. Ancak örtünmenin (tesettürün) dinen belirli bir şekli yoktur. Bu itibarla tarih boyunca Müslümanların giydikleri elbiseler, sadece model ve kalite bakımından değil; zaman, mekân, değişik iklim, örf ve adetlere göre, şekil bakımından da farklı olmuştur. Küfre veya kibre şiar olması; erkeğin kadınlara, kadının erkeklere mahsus kıyafet seçmesi; erkek için ipek elbise... gibi bazı sebeplerle yasaklamalar dışında, dinen tayin edilmiş bir kıyafet şekli yoktur. Bu konuda dikkate alınması gereken husus, elbisenin vücut hatlarını apaçık belli edecek derecede dar ve altını gösterecek şekilde ince veya şeffaf olmamasıdır.

Hz. Peygamber (s.a)’in davranışlarında hâkim olan özellik, peygamberlik ve örneklik vasfıdır. Pek çok ayet-i Kerime ve hadis-i şerifte O’na uyulması, itaat edilmesi, örnek alınması ve sünnetine sarılınması istenmiştir. Ancak bir insan olarak, O’nun da her insanda bulunan ve örneklikle ilgisi bulunmayan tabii ve beşeri ihtiyaç ve temayülleri ve bunlara bağlı davranışları da vardır. Yeme, içme, yatma, giyinme şekli, bazı yemekleri sevme veya sevmeme... gibi hususlar bunlardandır.

Günah ve yasak çerçevesine girmemek şartı ile günlük hayatta bu gibi konularda ümmetini serbest bırakmıştır. O halde, bir din görevlisinin, gerek camide, gerek cami dışındaki kıyafeti, yasak çerçevesine girmemek şartı ile cemaatin ve içinde bulunduğu toplumun örf ve adetlerine göre yadırganmayacak bir şekilde olmalıdır. Nitekim İslam fakihleri bir ülkede âdet olmayan kıyafetin, şahsiyeti zedeleyici bir davranış olduğunu, böyle birisinin şahitliğine itibar edilemeyeceğini açıklamışlardır. (Muğni’l Muhtac, 4/409-410, Mısır, 1329).

On yaşlarındaki çocuğunu şahit göstererek hanımına üç defa “boş ol” demesinin hükmü nedir, Mahkeme boşanmasından sonra eşler birbirine dönebilir mi?

İslâmî hükümlere göre eşler, en fazla iki defa boşanıp tekrar evlenebilirler. Üçüncü kez boşanırlarsa tekrar evlenmeleri artık caiz değildir. Mahkeme yoluyla resmen boşanan eşler, dinî hükümlere göre bir bâin talakla boşanmış olurlar. Mahkeme yoluyla boşanan eşler, daha önce iki defa daha boşanma meydana gelmemiş ise, istedikleri takdirde yeniden nikâhlanmak suretiyle evliliklerini iki bağ ile devam ettirirler. Yeniden nikâhlanma suretiyle evliliklerini sürdürmeleri eşlerin isteği ve iradesine bağlı yeni bir nikâhla mümkündür. Kişi eşini boşarken şahit bulundurmaya gerek yoktur. İslam hukukunda boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir. Bir kimsenin evli bulunduğu eşi ile aralarında üç nikâh bağı vardır. Her bir boşama ile bu bağlardan biri kopar. Üçü de koptuğu zaman, yeniden nikâhlanmaları ve evliliklerini sürdürmeleri dinen caiz olmaz.

Bir temizlik dönemi içinde veya bir mecliste eşine birden çok boşama sözünü kullanan kişi eşini bir talakla boşamış olur. Bu şekilde ayrılan çiftler, kadının iddeti içerisinde yeni bir nikâha gerek olmaksızın, iddeti bittikten sonra ise yeni bir nikahla tekrar bir araya gelebilirler. Bu durumda evlilikleri daha önce bir ayrılık vuku bulmamış ise iki nikah bağı ile devam eder.

 Eşini bir veya iki talakla boşayan kimse, kadının iddeti bittikten sonra onunla tekrar evlenmek ister ve kadın da buna razı olursa yeni bir nikâhla tekrar evlenebilirler. Bu takdirde mehrin yeniden belirlenmesi gerekir. Kadın isterse mehri bağışlayabilir.

 Üç talakla boşanmış bir kadın, iddetini bitirdikten sonra normal şartlarda başka biri ile evlenip bu ikinci eşinin ölümüyle veya boşamasından sonra iddeti bitince ilk kocası ile evlenebilir.

İddet: Boşanan kadın hamile ise, iddeti doğumla biter, değilse ve normal olarak adet görüyorsa iddet süresi üç hayız süresidir. Adetten kesilen kadınların iddeti ise üç aydır.

Kadınların üreme organlarını[kordonlarını]bağlatması dinimizce yasak mıdır?

Gebeliği önleyici tedbirlere başvurarak doğumu kontrol altında bulundurmak, istenmeyen durumlarda gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündür.

 Kadınlarda ve erkeklerde uygulanan kordon bağlama kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. Bu yöntemde kadında ve erkekte doğuştan var olan üreme özelliği kaybolmaktadır. Bir anlamda fıtrat bozulmaktadır.

Bu itibarla; gerek erkek, gerekse kadının üremeyi engelleyecek sonuca götüren herhangi bir ameliyeye tabi tutulması, fıtratı bozan bir durum olarak caiz değildir. Ancak, gebe kalması annenin sağlığı açısından tehlike arz ediyorsa ve geri dönüşü olan diğer koruma yöntemleri gebeliği önlemede yeterli olmuyorsa, bu durumda son çare olarak bu yönteme başvurulabilir.

Eşlerden birinin ölümünde diğer eş, çocuklarının rızası olmadan yeniden evlenebilir mi?

İnsan hayatta daima iyi ve güzel şeylerle karşılaşmaz. Hayatın güzellikleri kadar zorlukları, sıkıntıları ve musibetleri de vardır. Müslüman’a düşen, karşılaştığı sıkıntılara ve musibetlere sabredip bunları atlatmak için elinden gelen gayreti göstermektir. Peygamberimiz (s.a.v.) müminin ayağına batan dikenin bile günahlarının bağışlanmasına vesile olabileceğini haber vermektedir. (Riyazu’s-Salihin, I, 68)

Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir.

Dinimiz aile müessesesini toplumun en önemli kurumu olarak kabul etmiş, Müslümanların evlenip yuva kurmalarını tavsiye etmiş, insan neslinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için aile yuvalarının korunup yaşatılması üzerinde de önemle durmuştur. Evlilik, kadınla erkeğin birbirleriyle uyuşma ve anlaşmasına dayanan nikâh akdi ile başlar, karşılıklı sevgi, saygı, şefkat, merhamet, sadâkat ve güvenle devâm eder.

O halde, bu hasletlerin güzelce korunması gerekir. Bakınız Yüce Allah, evlenmenin nasıl bir lütuf olduğunu, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklamaktadır: “Kendileri ile huzur ve sükûn bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda büyük bir sevgi ve merhamet var etmesi de, O’nun (varlığının ve birliğinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır” ( Rûm, 30/21).

Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir gereği olan evlilik, eşlerin hayatını sükûnete, gönüllerini huzûra erdirir. İnsanî duygularını geliştirir ve onları, evliliğin asıl hikmetine ulaştırır. Yüce Allah da onlara, sevgi ve şefkatle büyütüp beslemeleri için, çocuklar ihsan eder.

Bilgili, görgülü ve faydalı birer insan olarak yetiştirilen o çocuklar, ana baba için en büyük mutluluk ve mükâfat vesilesi olurlar. Eşlerin kurdukları yuvayı, ölünceye kadar yaşatmaları ve evliliğin ölümle son bulması esastır.

Eşlerden kadının ölümü, erkeğe daha ağır gelir. Kadın, kendi ihtiyaçlarını daha kolay karşılayabilir. Ancak erkek, ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı çeker. Bunun için erkek, evlenme ihtiyacını hisseder. Babalarının başka çaresi yok ve çocukları da küçükse, evin ihtiyaçlarını karşılayacak bir eşe ihtiyaç duyabilir. Çocukların normal karşılamaları gerekir.

Örtünme zorunlu mudur? Peruk takmanın hükmü nedir?

Örtünmenin zorunlu olduğuna şu âyet delildir: “Evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların ziynetlerini (bütünüyle) açmaksızın (dış) elbiselerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama iffetli olmaları onlar için daha hayırlıdır...” (Nûr, 24/60) Ayet, evlenme ümidi olan kadınların avret mahallerini açmalarının günah olduğuna işaret etmektedir. Peygamberimiz, sahâbe, tâbiîn ve daha sonraki nesillerde asırlardan beri örtünme ve başörtüsü uygulana gelmiştir.

İslâm dini tesettüre böyle önem vermekle birlikte, örtünmenin şekli konusunda ayrıntıya girmemiş, bunu örf ve âdete bırakmıştır. Böylece her çağda ve her bölgede bu emrin yerine getirilmesine imkan verilmiştir. Sonuç olarak tesettür evrensel, sürekli bir hüküm; örtünmenin şekli ise yereldir.

Peruk takılmasına gelince; insan saçından yapılmış olan peruk kullanılması caiz görülmemiştir. Nitekim Buhâri ve Müslimi’in Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma’dan naklettikleri bir hadis-i şerifte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz; başkasının saçını takan ve taktıran kınamıştır. Ancak insan saçından başka şeylerden yapılan peruğu takmakta sakınca yoktur.

- Çok teşekkür ederim efendim, Allah razı olsun..

-Ben teşekkür ederim.

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

vahıt güneyce, 2010-01-09 18:12:55

ALLAH razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

kemal dogru, 2009-10-30 16:24:06

ALLAH razı olsun hocam.merak ettiğim konulardı.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

eda, 2009-10-11 13:30:24

hocama bizleri bilgilendirdiği için çok teşekkür ediyorum..ve yine bilgi almak istiyorum.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ibrahim, 2009-07-01 10:21:44

resmi görevde olanların üslubu ile emekli olmuşların üslubu biraz daha farklı oluyor gibi geldi bana. ismail hocamın biraz daha cesur ifadeleri var. zekeriya hocamın daha nazik. belki bana öyle gelmiştir

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-3

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-3

-Seyda izninizle başka bir soruya geçiyorum. Vehhabiler ehl-i sünneti müşrik olarak mı görmek

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-2

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-2

-Yani şimdiki Selefilerin hataları onları ehl-i sünnetten çıkarmıyor mu? -Hayır çıkarmıy

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-1

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR  MEZHEPLER ÜZERİNE-1

-Sizce Türkiye’de Ehl-i Sünnete karşı olan cereyanlar kuvvetlenmiş midir? Mesela şöyle bir

DR. VEHBİ KARAKAŞ HOCAMIZLA MÜSLÜMAN GÜNDEMİ ÜZERİNE

DR. VEHBİ KARAKAŞ HOCAMIZLA MÜSLÜMAN GÜNDEMİ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir mülakatımızı sizlerle paylaşmanın sevinç ve huzurunu du

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-3

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-3

-Bediüzzaman Hazretlerinin inşa fikriyatını nasıl değerlendiriyorsunuz? -Bediüzzaman gelenek

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-2

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-2

İran, 79 devriminde “la Şiiye la Sünniye, İslamiye İslamiye” sloganıyla yola çıkmadı m

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-1

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-1

Değerli ziyaretçilerimiz, İslam coğrafyasının her karışı hakkında engin bilgi ve görgüs

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-3

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-3

FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ Ben Hocaefendiyi, kendisi Edirne’de vaaz yaparken tanımaya başlad

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-2

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-2

-Elmalılı Hamdi Efendi seferilik konusundaki görüşünden dolayı tenkit edilmiştir değil mi?

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-1

PROF. DR. M. SADİ ÇÖGENLİ HOCAMIZLA SON DEVİR ULEMASI ETRAFINDA-1

Hocamızla kendisini yetiştiren hocaefendiler başta olmak üzere Erzurum ulemasından başladık,

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE SELEF AKİDESİ VE SELEFİLİK ÜZERİNE MÜLAKATIMIZ-2

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE SELEF AKİDESİ VE SELEFİLİK ÜZERİNE MÜLAKATIMIZ-2

Seyda, peki şimdi ben selefiyim diyen insanlara ne diyeceksiniz? -Alaküllihal şimdi “ben selef

Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç bir ortak koşmasın.

Kehf, 110

GÜNÜN HADİSİ

Takat getirebileceğiniz ameli alınız.Allah'a yemin olsun ki siz usanmadıkça Allah usanmaz.

Müslim, Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Peygamber Efendimiz hakkında aşağıdaki eserlerden hangisini en çok beğendiniz?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI