Cevaplar.Org implant

ÜSTAD HAKKINDA AZ BİLİNENLER–2


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2006-02-27 16:30:03

İşarat-ül İ’caz

Üstad Bediüzzaman’ın meşhur İşarat-ül İ’caz adlı tefsiri ilk olarak 1919’da basıldı. O zamanın İslami dergilerinden İtisam’ın 26 Kanun-u evvel 1334 (8 Ocak 1919) tarihli nüshasında bu eser hakkında şöyle bir yazı yer alıyor: “İşarat-ül İ’caz fi Mezan-il İ’caz” Darül-Hikmet-il İslamiye a’za-i mümtazesinden Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi Hazreti tarafından baladaki (üstteki) unvan ile tahrire başlanılan tefsir-i celilin birinci cüz’ü tab’ olunmuştur. Müellif-i muktedirin şöhret-i şayiası(yaygın şöhreti) bu eser-i güzin hakkında fazla söz söylemeye hacet bırakmıyor.”

Üstadla İlk röportaj

1920 yılının başlarında, yani mütarekenin karanlık günlerinde, Paris merkezinde; Kürtlerle Ermenilerin ittifak akdettikleri bir haber şeklinde duyulmuş. Bu haberi bilâhare İstanbul'da münteşir İkdam gazetesi 22 Şubat 1336 Rumi, 7 Mart 1920 Milâdî tarihinde bu mevzu'da efkâr-ı umumiyeyi yoklamak maksadıyla bir anket tarzında neşretti.

Sebilür Reşad mecmuası 4 Mart 1330 Rumi - 17 Mart 1920 miladi tarihi ve 461. sayısında Üstad Bediüzzamanla yaptığı röportaj yazısını neşretti. Günümüzdeki soruna da ışık tuttuğu mülahazasıyla dergideki bu yazıyı aynen arz ediyoruz.

“Bu hususta en ziyade söz söylemek salahiyetini haiz bulunan ve Kürtlerin salabet-i diniye, necabet-i ırkıye ve celadet-i İslamiyesini bihakkın temsil eden Darül-Hikmetil-İslamiye azasından, Kürd eşraf ve mütehayyızanından bulunan fâzıl-i şehîr Bediüzzaman Said-i Kürdi efendi hazretleri buyuruyorlar ki: "Bogos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen muhaveleye en müskit ve beliğ cevap, vilayât-ı şarkiyyede Kürd aşairi rüesası tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler, Camia-i İslamiyeden ayrılmağa asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler, mutlaka makasıd-ı mahsusa tahtında hareket eden ve kürdlük namına söz söylemeye salahiyettar olmayan beş-on kişiden ibarettir...

Kürdler, İslamiyet nam ve şerefini i'la için 500 bin kişi feda etmişler ve makamı-ı hilafete olan sadakatlarını îsar ettikleri kan ile bir kat daha te'yid eylemişlerdir. Ma'hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince; Ermeniler, Vilayat-ı Şarkiyede ekall-i kalil derecesinde bulundukları için, asla bir ekseriyet teminine ne kemiyeten, nede keyfiyeten şarkî Anadolu’da iddiay-i temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar. Maksatlarına Kürdler namına hareket ettiklerini iddia eden Şerif Paşayı alet etmeyi müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası ortada kalmayacak, Şarkî Anadolu’daki iftirak âmalı mevki-i fi'le çıkmış olacaktı. İşte bu gaye ile o ma'hud beyanname müştereken imzalandı ve konferansa takdim olundu. Ermenilerin maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü, ileride Kürdlerin kemiyeten hal-i ekseriyette bulundukları inkâr edemeseler bile, keyfiyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dûn oldukları bahanesiyle Kürdleri bir millet-i tabia haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraftar değildir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif olduklarını isbat ediyorlar.

Kürdlük davası pek manasız bir iddiadır. Çünkü her şeyden evvel Müslüman’dırlar. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine îsaleden hakiki Müslümanlardan... Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez. İslam, uhuvvet-i islamiyeye münafî olan kavmiyet da'vasını men eder. Esasen bu, tarihe aid bir şeydir. Kürdlerin asıl ve nesebleri ne olursa olsun, İslamdan iftiraka vicdan-ı millileri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin arab kavm-i necibiyle irkan alakadar bulunduğu hakaik-i tarihiyedendir.

İslamiyet, herhangi bir ırkın, diğer bir unsur-u İslam aleyhine olarak menfi surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı islamiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on kişiden ibaret!.. Hakiki Kürdler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafi' olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek ancak meclis-i mebusan-ı Osmanîdeki mebuslar olabilir.

Kürdistana verilecek muhtariyetten bahsediliyor?!. Kürdler, ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ederler. Eğer Kürdlerin serbesti-i inkişafını düşünmek lazım gelirse, bunu Bogos Nubarla Şerif Paşa değil, Devlet-i aliyye düşünür. Hülasa: Kürdler bu hususta kimsenin tavassut ve müdahalesine muhtaç değildirler.

Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı ma'lumesine gelince, bu hususta şimdilik bir şey söyleyemem. Bununla beraber, bu beyanatın tahrif edilip edilmediğini bilemiyorum.”

Üstadın Bir Meşvereti

Bediüzzaman hazretlerinin İstiklal harbindeki hizmetlerini takdir eden Ankara hükümeti kendisini defaatle Ankara’ya davet etmiş, o ise daha tehlikeli yerde mücadele etmek istediğini ileri sürerek bunu ertelemişti. O günleri Kuva-yı Milliye Alay müftülerinden merhum Osman Nuri Efendi, Zübeyir Gündüzalp ve diğer ağabeylerin 1950’lerde Ankara’da kendisini ziyaretlerinde şöyle anlatmış: "Otuz beş sene evvel, İstanbul dehşet-engiz düşmanlarımız olan ecnebilerin işgali altında iken de, Hazret canını feda edercesine ölüm ve idamı istihkar ederek onlarla mücadele ve mücahede etmekten bir an geri kalmadı. Bir zaman sonra Ankara Hükümeti belki on defadan fazla şifre ile davet etti. Hazret gitmedi. Nihayet çok dindar olan bir paşanın tavassutu ile davetin tekrarlanması ve Ankara'ya teşrifi hatırlatılınca, onun vasıtasıyla son daveti almıştı. O günlerde bir gün bu acize, bir şey meşveret edeceğini söyleyerek, Ayasofya çayhanesinde bulunacağımız saati kararlaştırdık. Ben o saatten evvel çayhaneye gidip Hazret-i Üstad'ın teşriflerini beklemeye başladım. Biraz sonra Hazret-i Üstad'ın oturduğum mahalle doğru gelmekte olduğunu gördüm. Hazretimiz teşrif ettiler ve bana lütfen buyurdular ki:

"Beni kerratla Ankara'dan davet ettiler. Ben de büyük tehlikenin İstanbul'da olduğunu, burada düşmanlarımızla mücadele edeceğimi beyan ederek gitmedim. Bu günlerde bir davet daha geldi. Sen burada kalmamı mı, yoksa Ankara'ya gitmemi mi faydalı görürsün, hangisi münasiptir?"

Ben de: "Efendim münasibi zatınıza daha iyi malûmdur. Benim kanaatim, sizin Ankara'da Meclis-i Meb'usan içine girmeniz büyük bir hizmete medar olacaktır" dedim.. ve nihayet Hazret-i Üstad Ankara'ya gitti." (Hususi Not Defteri - Zübeyr Gündüzalp S: 87)

Üstad Mecliste(1922)

Ankara'ya varış tarihini belgeleyen meclis ceridesinin C: 24 sahife 457 ve Rumi 9 Teşrin-i Sani 1338-Miladi 22 Kasım 1922 tarihli yevmiye tutanağıdır.

Bu tutanakta şunlar yazılıdır:

"Ulemadan Bediüzzaman Said Efendi Hazretlerine beyan-ı hoşamedi:

Reis: Efendim, Bitlis meb'usu Arif Bey'le rüfakasının takriri (Önergesi) vardır:

Riyaset-i celileye!:

Vilâyât-ı Şarkiye Ulema-i benamından olup, Anadolu gazilerini ve Meclis-i Âli'yi ziyaret etmek üzere, İstanbul'dan buraya gelerek, Sami'în Hocasında bulunan Bediüzzaman Molla Said Efendi Hazretlerine Hoş-Amedi edilmesini teklif eyleriz.

Takriri (Önergeyi) veren mebuslar:

 Bitlis milletvekili Arif

Yine Bitlis milletvekili Derviş

Muş milletvekili Kasım

Muş milletvekili İlyas Sami

Siirt milletvekili Salih

Bitlis milletvekili Resul

Ergani milletvekili Hakkı

Ve şiddetli alkışlar..."

Alkış ve hoş-amedi merasiminden sonra, Antalya milletvekili Rasih Efendi söz alarak: "Bediüzzaman'ın kürsüye teşriflerini ve dua etmelerini kendilerinden rica ederiz" şeklindeki talebi üzerine Bediüzzaman Hazretlerinin meclis kürsüsüne gelerek, Milli Hükûmeti tebrik edip dua ettiğini, aynı dönem Siverek milletvekili Mardinli- Yüzbaşı- Abdülğani Ensarî ile Bediüzzaman'ın talebelerinden Van meb'usu Tevfik Demiroğlu şahitlik etmektedirler

Üstad da aynı hadiseye Eskişehir mahkeme müdafaasında şöyle işaret eder: "...Ankara'ya dostane gittiğimde, Büyük Millet Meclisi'nin sami'în locasında görünmemle beraber, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte nâmındaki eserimle müdafaatımı takdir ile yâd eden meb'usların şiddetli alkışlar ile karşılamaları bunların bu yanlış manalarını kökünden keser.. Ve hem Van'da temelini attığım ve Harb-i Umumi gailesiyle geri kalan Darülfünunuma yüz elli bin liranın tahsisi hakkındaki layiha-i kanuniyeyi iki yüz meb'ustan yüz altmıçüç meb'usun imza etmesi, hükûmetin bana karşı nazar-ı teveccühünü gösterip, kararnamedeki evhamı esasıyla keser.”

Mustafa Kemal Paşa İle Başbaşa

Üstad Bediüzzaman Ankara’ya geldiğinde Mustafa Kemal Paşa ile baş başa bir görüşmesi olmuştur. Bediüzzaman’ın hizmetkârlanndan Mustafa Sungur Ağabey bu hadise ile ilgili Hazret-i Üstad'dan bizzat duymuş olduğu bir hatırayı, 1-1-1986 günü Doktor Sefer Ağaçhan'ın evinde, Abdülkadir Badıllı’ya şöyle anlatmış: "Üstadımız bir gün buyurmuşlardı: "Ben Ankara'da Reisicumhurla namaz hakkında yaptığımız münakaşadan bir gün sonra, onun riyaset odasındaki hususi görüşmemizde, Hücümat-ı Sitte'nin ikinci desisesi içindeki temsili ve hakikatini ona iki saat kadar ders vermekte iken, Mustafa Kemal Pür-dikkat kesilip dinliyordu. O anda başka bir iş için Maârif Vekili Mustafa Necati içeri girdi. Konuşmamın kesilmemesi ve dikkatinin dağılmaması için, âdeta Maarif Vekilini odadan kovarcasına eliyle işaret ederek odadan çıkarttı.”

KAYNAK

Mufassal Tarihçe-i Hayat-Abdülkadir Badıllı- İttihad Neşriyat-İst-1998

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Bilâl Tunç, 2012-01-28 08:42:11

\\\"hârun, 2011-12-22 08:20:31\\\" işâretli yoruma cevap: Çoğu tesbitlerinize katılıyorum.. Yalnız, Devlet-i ALİYYE\\\'nin yazılışı bütün Osmanlı belge, para ve pullarında böyledir.. Selâmlar.. http://www.osmanliparalari.com/Osmanli-Imp-KAGIT-PARALARI,LA_1484-2.html

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hârun, 2011-12-23 06:21:32

Takvim çevirmeleri için detaylı bilgi için şu linkten faydalanabilir siniz. http://www.risaletashih.com/index.php/hzarye/58-rumi-takvim-ve-tarihler

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hârun, 2011-12-22 08:20:31

Çok güzel bir yazı. Yalnız, rûmî târihleri mîlâdî târihe çevirmelerde çok rastlanılan bir yanlış yapılmış. Âcizâne, gördüğüm yanlışların sebebini belirteyim: 1 mart 1917 târihin den 31 aralık 1925 târihine kadar olan günlerde, rûmî takvimle mîlâdî takvim arasında gün farkı yoktur. Mîlâdî Sene ise rûmî yıla 584 eklenerek bulunur. 13 günlük zaman farkı ise mîlâdî 13 mart 1900- 1 mart 1917 arasındaki zaman dilimi içindir. Rûmî 26 kànûn-u evvel 1334 (mîlâdî 26 Aralık 1918,[1919 değil] (1334+584=1918)), Rûmî 22 Şubat 1336 (Mîlâdî, 22 Şubat 1920), 4 Mart 1330 rûmî târihinde, rûmî sene 1330 değil, 1336 olmalı. Çünkü röportajın Sebîlürreşad Mecmuası'nda neşredildiği sene, yazıda belirttiğiniz gibi 1920'dir. (1336+584=1920) Yâni Neşir senesinin târihi Rûmî 4 Mart 1336, Mîlâdî 4 Mart 1920'dir. Rûmî, 9 Teşrîn-i Sânî 1338 ( Mîlâdî, 9 Kasım 1922) Sâmiîn Hocasında yazılmış. Sâmiîn Locasında olmalı. Bir de harflerde uzatma işareti koymayınca bâzı kelimelerde mânâ değişiyor. Yazıda o kurala dikkat edilirse daha doğru olur kanaatindeyim. Devlet-i Aliyye yazılmış. Devlet-i ÂLİYYE olmalı. Hayrlı çalışmalar.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.

Ankebut, 57

GÜNÜN HADİSİ

Gerçek Müslüman

Müslüman, dilinden, elinden müslümanlar selâmette kalan kimsedir. (Buhari, Kitabü'l İman -Abdullâh b. Amr b. Âs)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI