Cevaplar.Org implant

ABDÜLAZİZ BEKKİNE (1895-1952)


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2002-09-01 23:11:50

TAKDİM

İz bırakanlar serimizde tanıtma gayretinde olduğumuz büyüklerden beşincisi Kazanlı Abdülaziz Bekkine hazretleri oldu. Abdülaziz Efendinin en çarpıcı bir yönü, İslami camiada aydın kesimin ilk nüvelerinin atılmasında öncü rol oynamasıdır. Onun ektiği tohumlar, halefi Mehmed Zahid Efendi zamanında inkişaf etmiş ve Üniversite camiasından pek çok münevver yetiştirilmiştir. Allah kendilerinden razı olsun. Âmin.

KISACA HAYATI

...Hacı Aziz Efendi hazretleri, 1895’te İstanbul’da dünyaya teşrif eder. Babası’nın ismi Haris Efendi, annesi Fatma hanımdır. Aslen Kazan’lıdır. Ailesi, 1880’lerde İstanbul’a hicret eden, çok dindar insanlardır. Tasavvufi bir neşve içinde yetişen Abdülaziz Efendi, çocukluğuna dair şu hatırayı anlatır: “Ben beş-altı yaşlarımdan itibaren seherden sonra hiç uyumamışımdır. Yedi-sekiz yaşlarımda ise, gene seherde kalkar, sabah namazı vaktine kadar bahçemizde ağaçlarda öten kuşların “Hu-hu” şeklinde Allah’ı zikrettiklerini dinlerdim.

...Ailesi 1908-1909’da tekrar memleketleri Kazan’a dönerlerse de, Rusya’da patlak veren Bolşevik ihtilali üzerine tekrar Türkiye göç eder. Bu dönüşlerinde yanlarında anne ve babası yoktur. Ebeveyni Kazan’da vefat etmişlerdir.

...Aziz efendinin ilk eğitimi İstanbul Kaptanbaşı Camii imamı Halil Efendi’den aldığı Arapça dersleri ile başlar. 1908’lerde memleketine dönüşünde orada dini tahsiline devam eder. Hatta bilgisini ilerletmek için Buhara’ya gider ve oranın mümtaz ulemasının önlerinde diz çöker. Beş sene Buhara’da kalır.

İstanbul’a döndükten sonra Beyazıt’taki Çarşıkapı medresesine devam eder. Zahiri ilimlerde kemale ulaşırken, tasavvufi ilimleri de tahsil için bir yol gösterici arar ve uzun bir aradan sonra medrese arkadaşı Mehmed Zahid Kotku’nun delaleti ile 23 yaşında, Gümüşhanevi dergahının postnişini Tekirdağ’lı Mustafa Feyzi efendiye intisap eder.

31 yaşında, 1926’de sulükunu tamamlayarak, şeyhinden irşad icazetnamesini alır.

...İlk haccını bekârken 1930 yılında yapar. O sıralar Hacca gitmek yasak olduğundan gizlice, yürüyerek sınırı geçer. Suriye’de bir köyde misafir olur. Köylüler beş gün misafir ettikleri aziz misafiri uğurlarken, hep birlikte ağlaşarak; “Keşke seni tanımasaydık hocam” diye sevgi ve hicranlarını dile getirirler.

...Geçimi için kardeşleri ile bir bakkal dükkânı açmışsa da, işlerinin iyi gitmemesi üzerine dükkânı kapatır, imamlığa başvurur. İlk olarak Beykoz’da bir camiye tayin edilir. Daha sonra değişik camilerde görevini sürdürür. En son olarak 1937’de Fatih Zeyrek’te Çivizade Ümmü Gülsüm camiine tayin olur ve buradaki görevine vefatına kadar devam eder. ... Gümüşhanevi dergâhının Mustafa Feyzi Efendi’den sonra postnişini olan Serez’li Hasib Efendi’nin 1949’da vefatı üzerine, cemaatin irşad vazifesini uhdesine alır. Sohbetleri ile etrafına nur saçar. 1952’de yaz aylarında gittiği ikinci ve son haccından dönerken yakalandıkları difteri hastalığı vesilesi ile 57 yaşında dar-ı bekaya irtihal eder.(2 Kasım1952)

Cenazesi, tekke arkadaşı Mehmed Zahid Kotku imametinde, Fatih camiinde kılınan cenaze namazından sonra, Edirnekapı Sakız ağacı şehitliğinde Hasib Efendi’nin yanına defnedilir.

ŞEMAİL VE AHLAKI

Aziz Efendi, büyükçe başlı, iri gözlü, kaşlarının arası açık, burnu muntazam ve sarıya çalan beyaz tenli idi. Bakışları derin ve manalı idi. Bu bakışları Merhum edibimiz Nureddin Topçu “Taşralı” adlı eserinde şöyle ifade ediyor: “Onun bende şimdi muamma olan son bakışında melek masumluğu ile ilahi bir emir birleşmiş gibiydi. Hicab ile ihtarın bir bakışta böyle birleştiğini görmemiştim.”

Yakın talebelerinden Prof. Osman Çataklı Bey de şunları yazmakta: “Hocaefendi’yi ilk gören kimse bile gözlerini kendisinden ayıramaz, yanında bulunduğu müddetçe artan bir ilgi ve hayranlıkla onu seyrederdi.”

Aziz Efendi, orta boylu, zayıfça idi. Buna rağmen çok kuvvetli idiler. Uykuları çok azdı. Hatta hanımı kendisinin sadece kaylule vaktinde 1 saat istirahat ettiklerini söylemişlerdir.

Sünneti seniyyeye azami surette ittiba etmiş bir veliyy-i kâmil idi. Deha çapında bir zekâya sahipti. Mehmed Zahid Efendi onun için: “O, dergahta, çalışkanlığının yanında zekası ile de temayüz etmişti” demiştir.

Bağlılarından Necati Coşan (Merhum Esad Coşan’ın babası) onu şöyle anlatıyor: “Kendisi Hazret-i Ali Efendimizi hatırlatan bir vücut yapısına sahipti. Saçı sakalı sarışın, kol ve pazuları kalınca, her halde güçlü kuvvetli, göğsü geniş, yüzü heybetli idi. Bazı kere tüyleri ürperten bakışlarına ve ciddî tavırlı görünmesine mukabil, misafir ve ziyaretçilerine hitab ve iltifatı gayet olgun, latîf ve çok tatlı olurdu. Münazara edası içinde sohbet vesilesi olan konuşmalardan son derece hoşlanırdı. Gecenin geç saatlerine kadar devam eden konuşmalardan sonra, evde abdest tazeleyip, yatmaya fırsat kalmadan sabah namazı için camiye döndüğümüz zamanlar olurdu.”

Son derece cömert bir zattı. Sadece malını değil, bedenini de dini hizmetlerde cömertçe harcamıştır. Bir dostu bunu ifade ederken “canına cömert” ifadesini kullanır. Sofrasından misafir eksik olmazdı. Fakir ve düşkünlerin babası idi. Son derece takva sahibi idi. Allah’tan başkasından korkmaktan korkardı. Dini muamelatta son derece titiz ve hassastı. Bir misal olarak şu hadiseyi nakledelim: “Bir vakit ailesi ile birlikte Medine’ye hicret etmeyi düşünmüş, bütün muamelelerini tamamlamışken, bir memurun rüşvet talebi üzerine gitmekten vazgeçmiştir.”

Prof. M. Orhan Okyay şöyle diyor: "Abdülaziz Efendi, Hasib Efendi kadar yumuşak olmamakla beraber, asık suratlı bir insan da değildi. Cemiyetin durumundan, Müslümanların aczinden ve zaaflarından son derece muzdarip olan bu zat, günlük hayatında çok defa mütebbessimdi. Ufak tefek şakalar yapar, yakınlarına takılmayı severdi. Abdülaziz Efendi’nin bir hususiyeti de her yaşta, her seviyede ve her sınıftan insanlarla çok kolay bir şekilde diyalog kurabilmesiydi."

Çok az insanda beraber bulunabilen üç özellik onda mevcuttu: “Feragat, sadakat ve kanaat."

Bir dostu: “Vasıfları ile Hz. Ömer’e benzerdi” der.

 SOHBET VE İRŞAD TARZI

...Aziz Efendinin sohbet metodu Gümüşhanevi dergâhının klasik olarak yürüttüğü Ramuz el Ehadis derslerinden başka bir de sualli-cevaplı sohbetlerdi. Ramuz el Ehadis adlı 562 sayfalık hadis kitabını haftada üç gün ders yapmak suretiyle 1 sene üç ay gibi bir surede bitirmişlerdi. Daha sonra yaptıkları izahlar Ramuz tercümesi şeklinde iki cilt halinde yayınlandı.

...Bir sohbetinde İslami tebliğ usulünü şöyle anlatmışlardır. “İnsanlara giriş yolu gönül yoludur. Onlara bir şey anlatacaksanız, önce kendinizi sevdiriniz. İslam’ı anlatmak için de halinizle numune olunuz. İslam yaşanan bir nizamdır, canlıdır, yaşanarak takdim edilir. Yaşanmayan bir şey konuşarak anlatılmaz. Ayrıca, İslam münakaşa dini de değildir. İnsanları karşınıza alarak onlara bir şey anlatamazsınız. Karşı cepheler kurmayınız. Bütün insanlar Allah’ın kuludur. Birlik olunuz.”

İnsan yetiştirmedeki hassasiyet ve titizliğine şu sözü ne güzel ışık tutmaktadır: "Siz zannediyor musunuz ki, mürşidler bir kusuru hemen size söyler? Bazen o kusurun düzeltilmesi için, tam tavına gelmesi için, nasihatin kabul edilebilir bir hale gelmesi için, on yıl beklediğimiz olur."

VECİZ SÖZLERİNDEN

• “Biz müminin günahından değil ucbundan(amellerine güvenmesinden) korkarız.”

• “Dünyaya kiracı olarak yerleş, ev sahibi olarak yerleşirsen gitmesi zor olur.”

• “Nefsin izzeti olmaz. Vasfın izzeti olur.

• “Dünyada her şey bir şeyle tartılır; Sevgi ise fedakarlıkla tartılır.”

• “Aynayı tanı, ayna ile hemhal ol, aynalaş.”(Mürşidi tanıma, anlama ve olma)

• “Yürek sıkıntısı kaderine razı olmamaktan gelir.”

• “Gönül gözetmek Müslümanlıkta başta gelen işlerdendir.”

• “Neyin ki Resulullah ile münasebeti var, ona muhabbet imandandır.”

• “Selef-i salihin belasız geçen gün için ağlarmış. Allah(cc) kendileriyle alakadar olmadı diye.”

• “Allah ister ki, kulunun gönlü kendisinde olsun.”

• “Hakka kulluğunu idrak eyleyen kimseye, halka hizmet borç olur.”

• “Aşk-ı mecazi öldürücüdür. Aşk-ı hakiki(İlahi aşk) ise hayat vericidir, besleyicidir. İnsanın hem maddi bünyesini, hem de manevi hayatını besler.”

• “Tefrikalar Müslümanların istikametlerini kaybettiklerini gösterir.” E-AZİZ HATIRALAR

*** Bir gece sohbetinde Aziz Efendi: "Bir gün gelir danışacak hocalarınız da bulunmaz. Öyle bir günde seçeceğiniz insanda arayacağınız vasıf nedir?" diye bir sual sordular. Herkes bir şeyler söylediyse de tatmin olmadılar. Sonra kendileri şöyle buyurdu: "O kimsenin sabrını kontrol edersiniz. İnsanlarda riyânın karışamayacağı, anlaşılabilir, hakikî tek vasıf sabırdır. Sabır, musibet geldiği an, (ilk darbede) hiç şikâyet edilmeden sineye çekebilme halidir. Şayet ilk anda feveran eder de, sonra sineye çekerse, ona sabırlı değil, mütehammil insan denir."

*** Bağlılarından Rıfat Tandoğan şöyle anlatıyor: Hocaefendi'yi görüp, sohbetine devama başladıktan sonra, içimden gelen bir hisle dargın olduğum arkadaş ve akrabalarımla barışmayı düşündüm ve gidip özür dileyip, onlarla barıştım. Diğer taraftan da, "İzzet-i nefsimi ayaklar altına mı alıyorum?" diye de bir düşünceye kapıldım. Hocaefendi'ye bu durumu anlattığımda gülümseyerek: "Senin nefsinin izzeti var mı?" dediler. Ben de: "Evet Hocam, izzet-i nefsimiz yok mudur?" dedim. Onun üzerine: "Nefsin izzeti olur mu? Nefis bir hayvandır, onun izzeti olmaz. Ancak vasfın izzeti olur. Mesela öğretmenlik, babalık ve hocalık gibi. Ve kim ki vasıflıdır, o izzetlidir" buyurdular

***Aziz Efendi büyüklerin hepsinde gördüğümüz gibi hep akibetendiş idi. Münafık olma endişesi taşırdı. İşte ilk haccı ile ilgili sözleri: "Hacca giderken bir endişem vardı. O da acaba doya doya zemzem içebilecek miyim diye düşünüyordum. Zira bir hadis-i şerifte: 'Münafıklar doya doya zemzem içemezler.' buyrulmaktadır. O zaman zemzem kuyudan kova ile çekilirdi. Zemzem kuyusunun başına gittiğimde bana da bir kova zemzem uzattılar. Kovayı başıma diktim, hepsini içmişim. Rabbime hamd ettim, çok sevinmiştim."

*** Bir gün Aziz Efendiye sordular: "Müslüman kadının kıyafeti nasıl olmalı?" Cevap olarak dedi ki: "-Oğlum Müslüman kadının kıyafeti görüldüğünde dikkati çekmeyen, ama saygı uyandıran bir kıyafettir. Bu da yüz hatlarını kısm-ı âzamını örten bol bir başörtüsü, vücut hatlarını göstermeyen bol ve uzun bir manto, kalın çorap, düz ayakkabı pekâlâ olabilir."

*** Aziz Efendinin tekke arkadaşı Mehmed Zahid Kotku hazretleri Nefs Terbiyesi adlı eserinde tekke günlerine ait şu hatırayı anlatıyor: “Vaktiyle Beykoz’daki Yuşa aleyhisselam’ın ziyaretine sık sık giderdik. Rahmetli kardeşimiz Aziz Efendi de, Kuddusi hazretlerinin menakıbını yanından hiç eksik etmezdi. Vapurda giderken biz de bir kamaraya girer, onları tatlı tatlı okurduk. Okudukça da zevkimiz o kadar artardı ki...”

KAYNAKLAR

1- Hacı Hasib Efendi ve Hacı Aziz Efendi-Prof. Osman Çataklı-Şahsi basım-İstanbul-2000

2- Abdülaziz Bekkine Hazretleri-Ahmed Ersöz-Nil yayınları-İzmir, 1992.

3-http://www.angelfire.com/ak4/dervisan/silsile/azizefendi/index.htm

4-Nefs Terbiyesi- Mehmed Zahid Kotku-Seha Neşriyat-İstanbul- 1999

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

ebul kasım el h, 2007-02-20 00:25:16

:(ABDÜLAZİZ BEKKİNE K.S.) Ariflerin ve aşıkların kutbu, şeyhül meşayih hacı aziz efendiyi tanıtımınızdan dolayı sizlere teşekkürlerimi sunuyorum. Dünya gözüyle görmesek ve görüşemesekte, üzerimizde çok büyük hakkı olan bu kutlu allah erinin şerefli nesebine zilletli şükranlarımızı sunmayı kendisiyle olan ahdu peymanımıza bir burhan biliriz. Ki bu fakir öyle kutlu bir kervanın ardısıra 3 ayağı kırık olduğu halde tek ayağıyla yüzüstü sürünmekte olan bir köpektir ve biz bu hali şeref kabul etmişizdir. Artık ne gelmek vardır nede gitmek.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Abdullah, 2006-11-09 13:56:22

Aziz Efendi hazretleri keskin bir firasete sahip, Allah'ın nuru ile bakan, günümüz müslüman gençliğinin mahrum olduğu mücahid bir Allah dostu..O'ndaki sadakat,fedakarlık ve mücahede Mevla'nın bir lütfu..Hayatını müslüman gençliğin yetişmesi için geceli gündüzlü fisebilillah adayan güzel kul.. " Gün olur danışıp,güveneceğiniz hocalar da olmazsa ne yaparsınız " buyurduğu gibi ortalığın karman çorman olduğu bir dönemde muvahhid gençliğin Kendilerine ne kadar çok ihtiyacı var..Mevlam rahmet eylesin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

saime öncel, 2006-09-30 17:43:24

selamun aleyküm benim kuzenim , babaannemin halasının oğlu olan (Abdülaziz) efendiyi anlatımınız için teşekkürler. sizlerden rica ediyorum Abdülaziz efendinin torunları benimle tanışmak isterlerse herzaman , görüşmeyi isterim.ALLAHA EMANET OLUN.( EVET Anlatımlarınızda haklısınız, bizler KAZAN TATARLARI gerçekden ilme değer veren insanlarız , ben bu yüzden diyorumki Abdülaziz efendiyi az bile anlatmışsınız? .

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Elif Bekkine Ber, 2006-09-26 14:15:49

Merhaba, Dedemi hiç göremedim. Adını yaşattığınız için teşekkür ederim.Ama onun ismini hala yaşatan torunları olduğunu biliyor musunuz?

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

habibe eren, 2006-05-14 13:58:29

şu an samanyolu tv de abdülazzizin efendinin hayatını veriyorlar bende merak ettim hayatını ve bu sitede buldum size teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

KASIM KÜFREVİ(1920-1992)

KASIM KÜFREVİ(1920-1992)

Şeyh Abdülbaki Efendi’nin oğlu olan Kasım Küfrevi Bey, 1 Mart 1336 (1920)’da Bitlis’in İ

ŞEYH NESİM KÜFREVİ

ŞEYH NESİM KÜFREVİ

Şeyh Nesim Efendi, Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunu ve Şeyh Abdülbaki Efendi’nin büyük

ŞEYH ABDÜLBAKİ KÜFREVİ

ŞEYH ABDÜLBAKİ KÜFREVİ

Şeyh Abdülhadi’nin 1914’de vefatından sonra Küfrevi postuna oturan pek muktedir bir mürşid

ŞEYH ÂSIM TUREL HAZRETLERİ

ŞEYH ÂSIM TUREL HAZRETLERİ

Şarkın büyük âlimlerinden, Bediüzzaman’ın da hocası olan Şeyh Fethullah el-Verkânisî’

UŞŞAKİ MEŞAYIHINDAN HÜSEYİN VASSAF EFENDİ-1.Bölüm

UŞŞAKİ MEŞAYIHINDAN HÜSEYİN VASSAF EFENDİ-1.Bölüm

Harf Devriminin hemen öncesinde Preveze’den Bahçesaray’a; Medine-i Münevvere’den Saraybosna

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-4.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-4.BÖLÜM

Esad Hocaefendi; Avustralya ‘da geçirdiği günlerin her birini ayrı değerlendirir. Koca

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-3.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-3.BÖLÜM

1980’ler Türkiye’de İslami hareketin hızla geliştiği, Müslümanların hizmetlerini

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-2.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-2.BÖLÜM

Hocaefendi’nin; Mehmed Zahit Efendi Hazretlerinin elinden tutması ile sohbetlere başladığ

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-1.BÖLÜM

PROF. DR. ESAD COŞAN HOCAEFENDİ-1.BÖLÜM

Esad Hocamız; 14 Nisan 1938’de Çanakkale’nin Ayvacık İlçesinin Ahmetçe Köyünde d

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-3.Bölüm

MUZAFFER ÖZAK EFENDİ(1916-1985)-3.Bölüm

Muzaffer Efendi’nin irşad halkası genişledikçe, hizmetleri de genişler. Tam bir aksiyon adam

Bilin ki, Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.

Hûd,18

GÜNÜN HADİSİ

İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.

(Tirmizi, 2649)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI