Cevaplar.Org

NUR RİSALELERİNİN DİLİ VE ÜSLUBU ÜZERİNE-III

Nur risalelerinin yazılış ve yayımlanışından sonra, her seviyede pek çok okuyucusunun büyük bir saygı ve sevgiyle kabulüne mazhar olduğu nasıl inkâr edilemez bir vakıa ise, zaman zaman bazı tenkitlere uğradığı da bir gerçektir. Biz, burada konumuz dolayısıyla anılan tenkitlerin dille ilgili olanlarına temas edeceğiz.


Ali Seyhan

aliseyhan62@gmail.com

2011-10-23 08:10:06

Risale-i Nur külliyatının diline yöneltilen tenkitlerin mahiyeti ve değerlendirilmesi,

Nur risalelerinin yazılış ve yayımlanışından sonra, her seviyede pek çok okuyucusunun büyük bir saygı ve sevgiyle kabulüne mazhar olduğu nasıl inkâr edilemez bir vakıa ise, zaman zaman bazı tenkitlere uğradığı da bir gerçektir. Biz, burada konumuz dolayısıyla anılan tenkitlerin dille ilgili olanlarına temas edeceğiz.

Said Nursî'nin hayatında, Nur risalelerinin müellifi, yazıcı, okuyucu ve yayıncıları hakkında çeşitli suçlamalarla davalar açıldığı bilinmektedir. Yazarın vefatından sonraki yıllarda da devam eden bu davalara bakan hâkimler, zaman zaman bahis konusu eserlerin dinî ve ilmî mahiyeti ile değeri konusunda bilirkişilere müracaat etmiş; üniversite hocaları veya diyanet işleri reisliğinde vazifeli kişiler umumiyetle kitapların muhtevasını özetleyerek lehte görüş bildirmişler; arada bir kısım parçalarına tenkitler de yöneltmişlerdir. O tenkitler, kitapların yazarı, Nursî'nin talebeleri veya avukatları tarafından cevaplandırılmıştır.

Said Nursî'nin eserleri hakkında zaman zaman görüşlerini açıklayan Neda Armaner, Nihal Atsız, A. Gölpınarlı, Turan Dursun, İsmail Kara gibi bazı yazarlar, Nur risalelerinde Türkçe'nin grameri bakımından anlatım bozuklukları bulunduğunu ve/ veya kullanılan dilin de hayli eski olduğunu belirtmişlerdir.

Nur risalelerindeki bu gibi şeklî pürüzleri dostça veya düşmanca bir üslûpla tenkit edenlerin hepsini aynı kategori içinde mütalâa etmek, doğru olmaz. Söz konusu tenkitlerin arkasında objektif davranma gayreti, rekabet, kıskançlık, ırkçılık, meşrep ve mezhep taassubu, şüphecilik, inkâr gibi çeşitli faktörlerin olduğu söylenebilir. 

Biz, Nur risalelerinde yer yer görülen gramer hatalarının başlıca sebeplerini yukarıda ifade ettik. O sözlerimize ilâveten şunu da ifade edelim ki, bu eserlerin dilinin bütünüyle kusurlu ve bozuk olduğunu söylemek, abartılı, hakikate ve insafa aykırı bir iddiadır.

Ayrıca, iyi niyetle, samimiyetle anlamaya çalışmak yerine, şüphe, inkâr, peşin hüküm, kin, kıskançlık gibi duygularla ele alındığı takdirde, bir beşer eserinin değil, bir İlâhî hidayet kitabı, nur ve şifa olan Kur'ân'ın dahi kalplerdeki hastalıkları artıracağı, bilinen şeylerdendir... Meselâ, bazı müsteşriklerin Kur'an'da Arap gramer kaidelerine uymayan ayetlerin bulunduğunu iddia etmesi, ona peşin hükümle yaklaşmanın sonuçlarından biridir.

Said Nursî'nin eserlerini okuyanlar, onun dinî ilimleri ve ayrıca ona vasıta sayıldığı için "âlet ilmi" diye adlandırılabilecek çeşitli bilgileri edinmiş bir âlim olduğunu görürler. Ele aldığı bütün İslâmî, ahlâkî bahislerde en çok Kur'an ayetlerinden ve Hz. Peygamber'in hadislerinden faydalanan Nursî, iktibas ve atıflarından anlaşıldığına göre, İslâm âlim, mutasavvıf, şair ve yazarlarının eserlerinden de istifade etmiştir.

Nur risalelerinin bu derece rağbet görmesinin arkasında yazarının samimiyeti, ihlâsı, makam, şöhret gibi dünyevî menfaatler gözetmemesi, sadece akla, kalbe, hayale değil, hem akla, hem kalbe, hem de diğer insanî duyulara hitap etmesi, yerine göre maksadını delil ve isbat, temsil, sembolik hikâye, mukayese, tahlil vb. yollarla anlatması gibi sebepler sayılabilir.

O, İslâm inanç, ibadet, ahlâk ve muamelât esaslarıyla ilgili konuları, aklı ikna edecek delillerden başka, kalb ve vicdanın ihtiyaçlarını da karşılayacak tarzda anlatmada büyük bir maharet göstermiştir. İmanlı ve inkârcı dünya görüşleri ile yaşama biçimlerinin mukayesesi, ibadet eden ve etmeyen kişinin ruh hâllerini tasvir, bazı hakikatleri sembolik olarak anlatış gibi hususlarda ne kadar başarılı olduğunu, okuyucuları iyi bilir...

"Sadeleştirme"ye dair

Nursî'nin sağlığında Eşref Edip, Necip Fazıl, Raif Ogan gibi yazarlar, bu eserlerden seçtikleri bazı parçaları, kendi anlayış ve üslûplarına göre düzeltip, sadeleştirmek suretiyle yayımlamışlar… Müellif, başlangıçta bu tasarruflara itiraz etmemiş; fakat bir müddet sonra bazı cümlelerinin hatalı anlaşıldığını görerek mani olmuştur. Nursî'ye ait bazı eserlerin onun vefatından sonra da zaman zaman bütünüyle yahut kısmen sadeleştirilmesine teşebbüs edildiği de bilinmektedir.

Burada şunu da belirtelim ki, her büyük yazarın kendisine has bir üslûbu, hatta bazı edebî şahsiyetlerin üslûpları, yani dil malzemesini çeşitli şekillerde kullanış tarzları vardır. Bu, onların ele aldıkları konular, ilim ve sanata dair kabulleri, telif şartları, ruh hâlleri, yaşları gibi faktörlere göre değişiklik gösterir.

Hikâye, roman, şiir, makale, fıkra, tenkit, deneme, biyografi gibi edebî türlerdeki eserleriyle meşhur yazarlarımızın üslûplarının birbirinden farklı oluşu, ayrı renk, koku ve tattaki çiçek yahut meyveler misali çeşitliliği, edebî bir zenginliktir.

Türk dilini sonradan öğrenen Said Nursî'nin de kendisine has bir değil, ele aldığı konulara göre çeşitlilik gösteren birden çok üslûbu vardır. Yazarın üslûbunu, hitap ettiği kişinin yaşına, işine, yaşama biçimine, anlayış derecesine göre ayarladığı da bilinmektedir.

Makale, sohbet, temsilî hikâye, hatıra, münacat, mektup gibi çeşitli edebî türler yahut dinî hitabet, hukukî hitabet, askerî hitabet gibi hitabet çeşitleri içinde mütalâa edilebilecek yazıları, tasvir ve tahlilleri, okuyucunun aklı, kalbi, vicdanı, hayal gücü üzerinde son derece tesirli olan metinlerdir.

O, "tokat" misali bazı bilinen kelimelere yeni manalar yüklemiş; fertlerin günah ve kötülükler işlemesini engelleyen dinî, manevî bağları "nurânî zincir" tamlamasıyla anlatmak gibi, yeni terkipler yapmış, orijinal buluşları olan, eserlerini veya kitap bölümlerini adlandırma konusunda da zenginlik gösteren bir yazardır.

Nesiller, onun eserlerini okuyarak inkâr ve ahlâksızlık bunalımlarından kurtuldu; manevî huzura, sevinçlere, feyiz, ferahlık ve saadetlere mazhar oldu. Gençler, yaşlılar, hanımlar, erkekler, hastalar, mahpuslar, felâketzedeler; şüphe ve vesvese içinde bunalanlar, onun derslerinin telkin ettiği imanlı, ibadetli ve faziletli bir yaşayış sayesinde huzura erdiler... 

Bu risaleleri sadeleştirmek veya onların dilini kendi anlayışlarına göre değiştirmek isteyenlere şunları ifade etmek isteriz: Bilinmelidir ki, her şeyden önce yazarın bu tür tasarruflara rızası ve müsaadesi yoktur. Nur risalelerinden günümüz insanının faydalanmasını kolaylaştırmayı hedefleyen bir niyete karşı, taassuptan ileri gelen bir reaksiyon olarak görülmemelidir bu...

Söz konusu eserler, manevî ihtiyaca cevap olmak üzere ilham edilmiştir. "Biz, müellifin rızası olmasa da bu değerli eserler yeni nesiller ve geniş kitleler tarafından anlaşılsın diye onları sadeleştireceğiz" denirse, buna cevaben, belirtilen niyetle yapılan denemelerin eksikleri ve yanlışlarının olduğunu, ayrıca umulduğu gibi büyük bir alâka ve rağbetle de karşılanmadığını söylemek zorundayız...

Son zamanlarda risaleler, sayfa altlarında bilinmeyen kelimelerin karşılıkları verilerek de yayımlanmaktadır. Anlamak isteyen okuyucular, bu tür baskılardan faydalanabilir ve zaten faydalanmaktadır da...

Nur risaleleri, Arapça, Farsça unsurlarla zenginleşmiş Türkçenin çağımızda yaşamasını sağlayan en mühim İslâmî kaynaklardandır ve okuyucularını dinî ilimlerde belirli bir bilgi seviyesine eriştirmekte; sadece bilgi seviyesine ulaştırmakla kalmamakta; ona uygun davranış ve yaşayışa da özendirmektedir.

Kısaca temas ettiğimiz ağır şartlar altında ve mahrumiyetler içinde yazılan bu eserlerin dili ve üslûbu üzerinde değişiklikler yapılmasına ise müellifinin razı olmadığı ve izin vermediği bilinmektedir. Yapılan bazı sadeleştirme çalışmalarında müellifin orijinal üslûbunun kaybolduğu, ayrıca bazı yanlış anlama ve aktarmalara rastlandığı, belki iyi niyetle ortaya konan yeni metinlerin umulduğu kadar rağbet görmediği ve aslının yerini tutamadığı da mâlûmdur.(1)

Okuyucular, Nur risalelerinin sadeleştirilmiş; bu sırada bilerek –bilmeyerek az veya çok mana değişikliklerine uğratılmış şekillerini değil; aslını okumalı ve anlamak için gayret sarf etmelidir.

Dipnot

(1)Bu konuda geniş bilgi edinmek isteyen(ler), şu eseri okumalıdır: Abdülkadir Badıllı, Sadeleştirme, Asrî Bir Tahriftir (Risale-i Nurlar Sadeleştirilemez).

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞİN İSBATI

ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞİN İSBATI

Geçtiğimiz cumartesi akşam davet edildiğim yerde önüme bir metin koydular: -Hocam, bu akşam

EKONOMİK KRİZ VE BEDİÜZZAMAN

EKONOMİK KRİZ VE BEDİÜZZAMAN

EKONOMİK KRİZ VE BEDİÜZZAMAN Ünlü sosyal antropolog Gellner’in Sovyetler Birliği’nin yı

MEDENİYET VE BEDİÜZZAMAN

MEDENİYET VE BEDİÜZZAMAN

Külliyatında Bediüzzaman, bize somut bir medeniyet projesi vermez. Zaten ondan böyle bir proje b

FELSEFE VE BEDİÜZZAMAN

FELSEFE VE BEDİÜZZAMAN

Felsefe deyince insanın aklına çok sayıda soru takılmaktadır. İlk olarak felsefe nedir? sorus

NURSİ’DE DEVLET ALGISI-2

NURSİ’DE DEVLET ALGISI-2

Siyaset-Şeriat Özdeşliği Burada ilk olarak Bediüzzaman’ın tek parti dönemindeki “siyaset

NURSİ’DE DEVLET ALGISI

NURSİ’DE DEVLET ALGISI

Geniş anlamda şeriat; genel olarak İslam’ı ifade eder ve genellikle de bu anlamda kullanılır

ALLAH BEREKET VERSİN

ALLAH BEREKET VERSİN

Bir derste, “Mucize-i Ahmediye Risalesi” olan On Dokuzuncu Mektub’un Yedinci Nükteli İşaret

İNSAN BAŞIBOŞ BIRAKILMAMIŞTIR

İNSAN BAŞIBOŞ BIRAKILMAMIŞTIR

Onuncu Söz’ün, Altıncı Hakikat’inin Altıncı Esas’ında: “Hem anlarsın ki insan, ipi b

ÂLİM KOYUN OLUR KUŞ OLMAZ

ÂLİM KOYUN OLUR KUŞ OLMAZ

Bediüzzaman’ın Sözler Kitabı’nın sonundaki Lemaat bölümünde şöyle bir vecize var; “H

CERBEZE VE “GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR” VECİZEZİNİN ANLAMI

CERBEZE VE “GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR” VECİZEZİNİN ANLAMI

Üstad, “Tuluat” eserinin başında “cerbeze” konusunu işliyor. Bu konuda cerbeze için:

NURDAN SÜZÜLEN NOTLAR- HASAN HAYRİ SARIKAMIŞ-BİON MATBAACILIK-İSTANBUL-2010- 4. BÖLÜM

NURDAN SÜZÜLEN NOTLAR- HASAN HAYRİ SARIKAMIŞ-BİON MATBAACILIK-İSTANBUL-2010- 4. BÖLÜM

...Kul kendini, kendine ve İslâmiyetine ve âhiretine kâfi görmemeli.

Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.

Şûra, 43

GÜNÜN HADİSİ

Oruç insanı cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır; tıpkı sizi harpte ölüme karşı muhafaza eden bir kalkan gibi...

Buhari,Ebû Davud,Tirmizi, Nesai

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI