Cevaplar.Org casino maxi

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-1. BÖLÜM

“Kadı, müderris, gazeteci, mücahid, emir, devlet reisi.. Evet, bu sıfatlar bütünüyle Emir Abdülkerim el Hattabi’nin şahsiyetinde toplanmıştır. Zamanımız insanlarına onun hakkında sorulsa, çok azı hariç onu tanımazlar. Bu durum bizim büyük musibetlerimizdendir. İslam uğrunda kahramanlıkta bulunmuş kaç insan vardır ki, zamanımızın insanları ekseriyetle onların hayatlarına karşı kör olmuşlardır. İnna lillah ve inna ileyhi raciun..” Mahmud Musa eş Şerif..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2018-06-25 12:46:22

"Kadı, müderris, gazeteci, mücahid, emir, devlet reisi.. Evet, bu sıfatlar bütünüyle Emir Abdülkerim el Hattabi'nin şahsiyetinde toplanmıştır. Zamanımız insanlarına onun hakkında sorulsa, çok azı hariç onu tanımazlar. Bu durum bizim büyük musibetlerimizdendir. İslam uğrunda kahramanlıkta bulunmuş kaç insan vardır ki, zamanımızın insanları ekseriyetle onların hayatlarına karşı kör olmuşlardır. İnna lillah ve inna ileyhi raciun.." Mahmud Musa eş Şerif..

Biyografik çalışmalarıyla tanınan Mahmud Musa Şerif'in bu serzenişine katılmamak mümkün değil. İşin ilginci, bizim dışımızdaki kişilerin bu değerlerimizi tanıyıp takdir etmeleri ve başarılarındaki püf noktaları yakalayıp kendi hareketlerinde uygulamaları. Vietnam'ın ünlü gerilla lideri Ho Chi Minh'in 'silahlı bağımsızlık mücadelesinin ve modern gerilla tekniklerinin öncüsü' olarak adlandırdığı "Fas Arslanı" Emir Abdülkerim bu değerlerimizin ileri gelenlerindendir.

Yirminci asrın başlarında Kuzey Afrika'da sömürgecilere karşı İslami direnişin liderlerinden olan merhum hakkında hazırladığımız bu çalışmanın hayırlara vesile olmasını dilerim. Ruhu şâd olsun...Salih Okur/cevaplar.org

20. ASRIN BAŞLARINDA FAS

Bilindiği gibi yirminci asrın başlarına gelindiğinde Afrika kıtası bir baştan bir başa Batı devletlerinin sömürgesi olmuştu. 19. Yüzyılın ortalarından itibaren Fas krallığı toprakları da yavaş yavaş bu kadere teslim olma zorunda kalmıştı. 20. yüzyılın başında kuzey, güneybatı ve İfni bölgeleri İspanya'nın, diğer kısımları Fransa'nın himayesinde kalacak şekilde iki devlet arasında paylaşılarak sömürgeleştirilmiş oldu. Himaye idaresinin kurulmasından sonra Fas sultanı kukla durumuna düştü ve gerçek iktidar Fransız genel valisi ile İspanyol yüksek komiserinin eline geçti...

Bu kukla idareye karşı yer yer direnişler başgösterdiyse de, bunlar batılı güçler tarafından kanlı şekilde bastırıldı..

DOĞUMU VE AİLE ÇEVRESİ

İşte Emir Abdülkerim veya tam adıyla Muhammed bin Abdülkerim el Hattabi, Fas'ın kuzey doğusuna düşen Rif bölgesinde, Melile ile Tıtvan arasındaki Agadir (Ecdîr) beldesinde, Hicri 1301(M. 1882, bazı kaynaklarda 1880 ve 1883)'de dünyaya geldi. Fethi Yeken merhum, emirin soyunun Peygamber efendimize dayandığını zikretmektedir.

Babası Abdülkadir el Hattabi, merkezi Rif'in en büyük ve en güçlü kabilesi olan Beni Uriyagel (Vuryâgel) kabilesinin lideri ve Fas sultanı tarafından atanmış bölge kadısı idi. 

Babasının, bölgedeki diğer birçok insanlar gibi, Melile kenti ve Alhucemas adasındaki İspanyol askeri birlikleriyle işbirliği vardı. Alhucemas, Hattabi ailesinin yaşadığı Agadir köyünün açıklarındadır. İspanyol makamları, Fas'ın kuzey bölgesinin işgalini hafifletmek için kendisini ve diğer yerli önde gelenleri kullanmayı umuyorlardı.

TAHSİL HAYATI

Tahsiline Agadir'de bir cami medresesinde Kur'an ve Arapça okuyarak başladı. Kur'an'ı ezberledi. Daha sonra tahsilini tamamlamak üzere Melile'ye, ardından yirmi yaşındayken, Fez kentindeki meşhur Karaviyyin Üniversitesine gitti. Kaynaklarımız, bu üniversiteye girebilmek için için iki yıl boyunca Fez'de Attarine ve Seffarine medreselerinde çalıştığını belirtmektedirler.

Bu okulda hem dini ilimlerde, hem de Batı kültüründe kendisini yetiştirdi. İspanyolca ve Fransızca öğrendi. Bu iki dil ile birlikte Arapça'yı çok akıcı bir şekilde konuşabiliyordu.

MESLEK HAYATI

Parlak bir zekaya sahip olan genç Abdülkerim çok değişik meslek dallarına girdi ve hepsinde de başarılı oldu. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz;

1906'da Melîle'de Telegrama del Rif gazetesinde editör olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda bazı medreselerde hocalık, askeri tercümanlık ve Melile kadı yardımcılığı görevlerinde bulundu.

Bu görevlerinin yanı sıra 1910'da Yerli Sorunları Bürosu'nda sekreter olarak çalışıyordu. Çünkü çok iyi derecede İspanyolca ve Fransızca bilmekteydi. 1913'te İspanya'ya yaptığı hizmetler nedeniyle madalya aldı.. Yine bu tarihlerde bir İspanyol-Arap okulunda öğretmenlik yaptı..

Kısa bir süre sonra Melile kadılığına ardından da 1915'te Melile bölgesi kadi'l-kudatlığına, yani İslam başyargıçlığına atandı. Musa Şerif diyor ki; "bu sırada yaşı otüz üçü geçmemişti. Bu, onun genç yaşta temayüz etmesinin ve dehasının bir delilidir."

İSPANYOLLARLA İLİŞKİLERİNİN BOZULMASI

Bir müddet sonra kendisi ile İspanyol sömürge yönetimi arasında ki ilişkiler bozulmaya ve kendisinin İspanyol egemenliğine ilişkin görüşleri değişmeye başladı..

Çünkü Birinci Dünya Savaşı başlamış ve İspanya aktif olmasa bile Fransa tarafında yer almıştı. Almanya'nın ise 19. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren Fas'a ilgisi başlamış, hatta 1904'de Fransa ile Almanya arasında ilk Fas buhranı başgöstermişti.

Ardından 1911'de yine iki devlet arasında nerdeyse silahlı bir çatışmaya dönüşecekken, Fransa'nın Almanya'ya Kongo topraklarından 275.000 km2'lik bir araziyi bırakması ile tatlıya bağlanan ikinci Fas buhranı ortaya çıkmıştı.

Birinci Dünya Savaşının başlaması ile birlikte Fas halkı arasında, Osmanlı hilafetine karşı savaşan Fransa ve onu destekleyen İspanya'ya karşı hoşnutsuzluklar gözle görünür şekilde artmıştı. Tabii olarak sömürgecilerin bakışları Melile baş kadısı olan Abdülkerim Hattabi'ye çevrilmiş oldu.

TUTUKLANMASI

Sonunda İspanyollar

a-İdareye karş halkı tahrik ettiği,

b-Osmanlı Hilafeti propagandası yaptığı,

c- Almanya'ya olan sempatisi ve bu sempatinin yıkıcı faaliyetler biçiminde olduğu, Almanlarla gizlice haberleştiği, Alman konsolosu Dr. Walter Zechlin (1879–1962) ile bir komplo içinde bulunduğu gibi suçlamalarla kendisini 1916'da Melile'de tutukladılar.

Aslında sömürge yönetiminin asıl gayesi, o sırada Osmanlıya destek vermek için silaha sarılan Abdülkerim'in babasını bu vesileyle sıkıştırırak cihaddan elini çekmeye zorlamaktı. Ama bunda başarılı olamadılar...

Emirin babası İspanyol makamlarına şöyle yazmıştı; "Oğlumun tutuklu olarak sizin elinizde olması zannetmeyin ki, benim size karşı olan çalışmalarımı engelleyecektir. Tam tersine ben, oğlum ve tüm müslümanlar, zalimlere layık oldukları dersi vermek için devamlı beklemekteyiz."

KAÇIŞ DENEMESİ

Medrese-i Yusufiyede dört ay geçiren Abdülkerim, temin ettiği bir ip vasıtasıyla hapishaneden kaçma teşebbüsünde bulundu. Fakat ipin kısa gelmesi üzerine havada asılı kaldı. Çaresiz kalıp kendisini boşluğa bırakan genç mücahidin yere düşünce ayağı kırıldı ve başından da yaralandı. Gayet acı çeken Abdülkerim'in kaçtığını fark eden İspanyollar onu yaralı bir şekilde buldular ve tekrar hapishaneye koydular.

Bir keresinde bir İspanyol subay hapishanede kendisini ziyaret ederek, ondan babasını İspanyollara karşı mücadeleden vazgeçirmesini aksi halde bulunduğu hapishaneden, adi suçluların yattığı ve şartların daha kötü olduğu Melkete hapishanesine nakledileceğini söyleyip, aklınca onu korkuttacağını zannettiğinde, Emirden şu cevabı almıştı;

"Ben babama değil, o bana emreder ve ben de onun her emrine iaat ederim. Ben şu andan itibaren Melkete hapishanesine girmeye razıyım. Bu benim için hiç de mühim değildir. Siz bana istediğinizi yapın. Şunu da bilin ki, siz her durumda ve şartta zalimlerin ta kendisisiniz. Benden bu cevaptan başka bir şey de beklemeyin."

Burada dört ay daha geçirdi ve sonrasında onun hapishanede kalmasının, kendi aleyhlerine dönen havayı daha da kötüleştireceğini düşünen İspanyol makamları tarafından serbest bırakıldı(1917)

CİHAD NÜVESİNİN ATILMASI

Çok çabuk serbest bırakılmış olmasına rağmen, İspanyol makamları bir daha asla onun güvenini veya sempatisini geri kazanamadı.

İspanyollar onu tekrar Melile kadılığına getirdiler.(1918) Kısa bir süre İspanyolca yayın yapan bir gazetede yazıları yayınlanmaya devam etti. Ancak kısa bir süre sonra, cezalandırılmak üzere Fransızlara iade edilmekten korktu ve 1919 Ocak'ında Agadir'deki evine geri döndü.

1930 senesinde Fas'tan Mısır'a araba ile seyahat yapan Danimarka asıllı Müslüman Knud Holmboe hatıralarında Fas'ta daha önce kendisine saygıyla davranan İspanyol memurların, Arap kıyafetlerine büründüğünde nasıl horladıklarından bahisle Emir Abdülkerim'in ilk çıkışına şöyle parmak basar; "bir el hareketiyle beni kenara çektiler. Bu hareket itibarımı kaybettiğimin açık bir ifadesiydi. Artık bir Faslıydım ve bana nasıl davrandıklarının hiçbir önemi yoktu. İyi ütülenmiş pantolonlar ve monoton takım elbiseleri dünyanın çoğu yerinde, biz Avrupalıların kültür zannetikleri medeniyete sahip olmanın bir kanıtı olarak görülür.

O anda, İspanyol bir memur tarafından yumruklanmış Rif lideri Abdülkerim'in kısa hikayesini anlamıştım. Onuru kırıldığı için öfkeyle dağlara kaçmış ve büyük bir isyan çıkarmıştı. Fransızlar İspanya'nın yardımına koşup Birinci Dünya savaşının en iyi mareşallerinden birini gönderene kadar, Abdülkerim'in bu isyanı İspanyol askerlerini temizlemeye yetmişti."

İŞGALE KARŞI DİRENİŞ

İspanya, Fez Antlaşması (30 Mart 1912) ve İspanyol-Fransız Antlaşması'yla (27 Kasım 1912) Fas'ın Melile ve Septe kentleri çevresindeki dağlık bölgeleri elde etmişti. İspanya elde ettiği yerlerin hakimiyetini pekiştirmek ve himaye ettiği bölgeyi büyütmek istedi. Ben-i Uriyagel ise, kabile topraklarında İspanyol ajanların ortaya çıkmasıyla birlikte kabilenin bağımsızlığı için savaşmaya kararlıydılar.

1919'da İspanyol ordusu Melile'den Orta Rif'e doğru yavaş ilerlemeye başladığında, babası, Alhucemas adasında bulunan İspanyol garnizonuyla olan ilişkilerini bozdu ve Abdülkerim ve kardeşi Muhammed de, Ben-i Uriyagel merkezli yavaş yavaş büyüyen direniş hareketine katıldı. Abdülkerim'in amcası Abdüsselam da çarpışmalarda onların yanındaydı..

Bu direniş hareketi çeşitli kabile alt bölümleri arasındaki istikrarsız bir birliğe dayandı ve geleneksel hukuki ve siyasi sistemlerin devam eden işlevine bağlı kaldı..

Alhucemas Körfezi'yle birbirinden ayrılan iki bölgenin ulaşım bağlantısı zayıftı. İspanyol vali General Dámaso Berenguer 1920'de doğudaki Cibela topraklarını ele geçirmeye çalışırken, Manuel Fernandez Silvestre'ye, batıdaki Rif kabilesine saldırma emri verildi.

1920'de babası Abdülkadir Hattabi İspanyollara karşı savaşırken öldürüldü. Bir rivayete göre ölüm nedeni zehirlenmesi idi.

Babasının ani ölümü sonrası direniş hareketinin başına geçerken, kardeşi de başkumandanlık mevkiine getirildi. Şeriatın uygulanması konusunda ısrar ederek daha istikrarlı bir birlik sağladı. Aynı zamanda, Avrupa usul ve silahlarını kullanarak mücahidlerini eğitti.

Merhum Fethi Yeken şöyle yazıyor; "Hiçbir zaman savaş hali onu ıslahatlar yapmaktan alıkoymamıştı. Bir taraftan cihad ediyordu, bir taraftan da halkın ticari, zırai ve eğitimini ilgilendiren konularda çalışmalar yapıyordu."

-DEVAM EDECEK-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-3. BÖLÜM

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-3. BÖLÜM

UMUDUN SEMBOLÜ ADAM O sıralar Emir Abdülkerim dünyada en popüler direniş liderlerinden biri h

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-2. BÖLÜM

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-2. BÖLÜM

ANNUAL ZAFERİ Babasının vefatından sonra savaşın idaresini uhdesine alan Hattabi’nin ısla

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-1. BÖLÜM

EMİR ABDÜLKERİM EL HATTABİ-1. BÖLÜM

“Kadı, müderris, gazeteci, mücahid, emir, devlet reisi.. Evet, bu sıfatlar bütünüyle Emir

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

Mersin’e Yerleşmesi Cumhuriyet’in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

Birinci Dünya Savaşı Ve Libya Birinci Dünya Savaşı başladığında İtalya -ülkedeki savaş

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

Seyyid Ahmed Şerif’in Hareketin Başına Geçmesi-1902 Seyyid Mehdi’nin vefatı harekette bir

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

“Kuzey Afrika’nın sömürgeci yöneticilerine hiçbir isim onunki kadar uykusuz geceler geçirt

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

Üstad Bediüzzaman Ve Emin El Hüseyni Emin el Hüseyni çok renkli bir şahsiyetti. İslam âlemi

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar “Filistin’de İsyan” kitabının yazarı John Marlowe’un

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

Gizli Anlaşma Müftü Efendi, Hitler ile görüşmesinde, Almanya’nın Arap dünyasındaki emper

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

Bağdat’taki Faaliyetleri Muhammed Emin el Hüseyni 1939 Ekiminde Bağdat’a geldi. Büyük sava

İnfitar Suresi/6-8

Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

GÜNÜN HADİSİ

"Cebrail bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım."

Buharî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 28; İbni Mace, Edeb 4

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI