Cevaplar.Org

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

Mersin’e Yerleşmesi Cumhuriyet’in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf es-Senûsî, Mersin’in bir Hıristiyan köyünde zorunlu ikamete tâbi tutuldu.. Emir Şekip Arslan bu köyde kendisini ziyaretini şöyle anlatıyor;


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-11-30 02:12:30

Mersin'e Yerleşmesi

Cumhuriyet'in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf es-Senûsî, Mersin'in bir Hıristiyan köyünde zorunlu ikamete tâbi tutuldu..

Emir Şekip Arslan bu köyde kendisini ziyaretini şöyle anlatıyor; "1923 senesinin sonlarında İstanbul'a geldiğim zaman ki, büyük savaştan sonra oraya ilk gidişimdi. Meşguliyetlerimin yorgunluğundan kurtulmak, çok uzun süren mücadelelerden sonra nefsime bir istirahat vermek için istedim ki küçük bir şehirde oturayım. Burası öyle bir yer olmalıydı ki, benim için uzlet mümkün olacak ve manevi riyazet benim için kolaylaşacaktı. Aynı zamanda burası özel işlerimle meşgul olmak ve oradaki emlakimle ilgilenebilmem için benim vatanım Suriye'ye de yakın olmalıydı. Bunun için Mersin'i tercih ettim ve gurbet gemimi oraya demirledim.

Benim İstanbul'a gelişim Seyyid Senusi'ye ulaşmıştı ve bana mektup yazarak süratle Mersin'e gelmememi istemişti. Mersin'e gelir gelmez hemen kendisini ziyaret ettim. "İlla bana misafir olacaksın" diyerek ayrılmaktan beni men etti. Daha sonra şehirde bir ev kiraladım."

Şeyh Senusi hazretleri Mersin'de bulunduğu süre zarfında Anadolu halkına maddi manevi yardımcı olmaya devam etmiştir Mesela Tarsûs Gazetesi muhabirine memleketin içine düştüğü durumun sebeplerini ve kurtuluş çârelerini şöyle belirtmiştir;

"Bu memleketin istikbâli her şeyden evvel ve her şeyin üstünde İslâmiyet'in ahlâkî prensiplerine dayanmaktadır. Bu prensipler üzerindedir ki şanlı yarının, geleceğin binâsını kuracağız. Evet, bu memleketin istikbâli, dînimizin hükümlerine uymakta yasaklarından sakınmaktadır. Bu din en yüksek medeniyet, fikir ve ahlâk dînidir. Bize saâdet evini, yurdunu bağışlayan ancak bu dindir.

Dînimiz bize adâleti, iyiliği, icâdı, ictihâdı, vatan muhabbetini, çalışmayı ve izzet-i îmânımızın muhâfazasını emrediyor. Dînimiz en ahlâkî ve ictimâî bir dindir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyuruyorlar. Dînimiz fuhşiyâttan, müskirâttan, sefâhetten, tefrikadan, tembellikten, cehâletten ve bütün kötü ahlâklardan nehyediyor. Görülüyor ki din, bütün hakîkatıyla güzel ahlâkla amel etmektir.

Bizim gücümüzü kıran ve şevketimizi yıkan, düşmanlarımızı üstün eyleyen en büyük sebep, hiç şüphesiz ki dînimizi ihmâl etmekliğimizdir. Hissiyatımıza mağlup olmaklığımızdır. Bu durum işlerimizin ve ihmallerimizin neticesi olarak bize acı bir ders oldu. Artık şimdi kendimizi ıslah etmek bize vazifedir. Yoksa büyük zaferin bize hazırladığı gâyeye ulaşmak müyesser olmaz. Din neyimizdir? Din hayatımızdır, onsuz hayat olamaz."

Büyük ve Yaygın Bir Yanlış

Bu çalışmayı hazırlarken çok şeyler öğrendim. Bu arada Türkiye insanına mahsus bir yanlışı da bu vesileyle fark etmiş oldum. Kısaca belirtmek isterim ki, bu hataya bir son verilmesine belki vesile olur.

Mustafa Kemal Paşa'nın 1923 Martında Tarsus'a gelişinde, Tarsus Yenice istasyonunda kalabalık tarafından uğurlanırken çekilmiş bir fotoğraf vardır "Atatürk ve Eşi Latife Hanım Şeyh Sunusi ile" "Milli Mücadelede Libyalı bir mücahid" başlığı altında birçok yazıda ve M. Kemal ile ilgili çalışmada görebileceğimiz gibi, beyaz örtüler içinde ak sakallı bir zat, Mustafa Kemal'in hemen arkasında yer alır ve bu zatın Şeyh Ahmed Senusi olduğu yazılır. Burası Türkiye olduğu için kimse pek araştırma ihtiyacı duymaz, yanlışlık devam eder gider. Hem de Sinan Meydan'dan Kadir Mısıroğlu'na kadar çok geniş bir yelpazede..

Hâlbuki hemen bir sene sonra yani Türkiye'den ayrılıp Filistin'de iken çekilen fotoğrafında Seyyid Ahmed Şerif en az yirmi sene gençleşmiştir. Nitekim ilgili fotoğrafları bu yazımızda veriyoruz.

Peki, bu hata nasıl olmuştur veya bu yanlışlığa Türkiye vatandaşları olarak nasıl düşebiliyoruz? Başka bir soru sorarsak, Mustafa Kemal'in arkasındaki ak sakallı kimdir o zaman?

Şöyle söyleyelim; Fotoğraf karesinin

 http://www.isteataturk.com/haber/3437/mustafa-kemal-mersinden-tarsusa-gectiginde-yenice-istasyonunda-17031923

versiyonunda görüleceği gibi, Seyyid Ahmed, Mustafa Kemal'in biraz uzağındadır. Üste linkini verdiğimiz fotoğrafta sağdan 4. Sıradadır ve yanı başında da bizim genelde kendisi zannettiğimiz ak sakallı, beyaz elbiseli zat durmaktadır ve onun adı da Seyyid Muhammed Zuvayy'dır. Ama bu fotoğraftan ziyade aşağıda linki verilen;

http://www.isteataturk.com/haber/3436/mustafa-kemal-mersinden-tarsusa-gectiginde-yenice-istasyonunda-17031923

fotoğraf yaygın olduğu ve o fotoğrafta yanlışlıkla Seyyid Muhammed Zuvayy yerine Şeyh Senusi adı geçtiği için bir çok kişi aynı hataya düşmektedir.

İtalyanların Anlaşmak İstemesi

Mısır ulemasından ve Seyyid Ahmed Şerif'e yakın zatlardan meşhur Abdülaziz Çaviş'in rivayetine göre, Albay rütbesinde bir İtalyan subay Seyyid Ahmed ile Mersin'de bulunduğu 1924 senesinde görüşmek istemişti. O sırada Seyyid Ahmed de Hicaz'a gitmek üzere hazırlık yapıyordu. Seyyid görüşmek istemedi. İtalyan subay'ın amacı kendisi vasıtasıyla Libya'da İtalyanlarla Senusiler arasında bir barış anlaşması imzalanmasıydı. O subaya şöyle cevap verdi; "Biz sulhtan kaçınmıyoruz. Fakat şu şekilde barış yaparız ki, vatanımızın hakkı olan bağımsızlığını tanırsanız."

O subayın hükümeti tarafından yetkili olmadığını öğrendiğinde, onunla görüşmeyi hemen sonlandırdı. Hatta o subayın resmen de hükümeti tarafından görevlendirmesinden sonra Seyyid Ahmed Şerif yardımcısı yoluyla kesin olan kararını şöyle bildirdi; "Trablus ve Berka benim malım değil ki onu İtalyanlara vereyim. Bilakis oralar orada yaşayanların mülküdürler."

Türkiye'den Ayrılmak Zorunda Kalması

Mustafa Kemal'in hilafeti 1924'de ilgâsından ve inkılâpları başlatmasından sonra ona Laik Atatürk Cumhuriyetinde yer olmadığını anladı. Artık bu ülkede zoraki misafir muamelesi görüyordu.

Onu hayal kırıklığına uğratan bir diğer uygulama ise, Birinci Dünya Savaşı sırasında, en az yüzbin cüneyh değerindeki İngilizler tarafından gasp edilen Mısır'daki mallarının, Lozan Antlaşması'nda, Mustafa Kemal tarafından, İngilizlerden alınıp Ahmed eş-Şerif'e teslim edileceği sözü verilmesine rağmen, İsmet İnönü'nün Lozan Antlaşmasında bu olaydan hiç bahsetmemiş olması, dolayısıyla da teslim almamasıdır.

Lozan Antlaşması'ndan sonra, Türkiye'de ikameti, İtalyanları rahatsız ettiğinden, Senusi'ye dost olanlar, ondan kurtulmanın fırsatını kollamaya başladı. Bir müddet sonra hükümet tarafından, Seyyid Ahmed eş-Şerif'in Osmanlı Hanedanı üyeleri ile yakın temas içerisinde bulunduğu gerekçesiyle Türkiye'den çıkarılmasına karar verildi.

Bu husus hakkında Prof. Dr. Kadir Özköse Bey şunları yazmaktadır; "Eskisi gibi pek ağırlamak niyetinde olmayan hükümet, küçük bir olayı kasten büyüterek, ondan kurtulmaya sebep telakki ettiler. Bu da; bir gün, Senûsî Tarikatı'na müntesip Türkiye uyruklu genç bir öğrencinin Beyrut'a gideceğini Seyyid Ahmed eş-Şerif'e söylemesi üzerine, Seyyid Ahmed eş-Şerif, orada bulunmakta olan Sultan II. Abdülhamid Han'ın büyük oğlu Emir Selim Efendi'yi ziyaret etmesini öğütledi. 

Bir müridi olarak itaatinden şüphe etmediğinden, tavsiye niteliğinde bir mektup yazdı. Mektubunda, uzun süre mektuplaşamama hususundaki özrünü dile getirmekteydi. Müridinden, "Allah sabredenlerle beraberdir" âyetiyle son bulan mektubunu Emir Selim Efendi'ye sunmasını istedi. Genç, bu tavsiyelerle Mersin'den ayrıldıktan sonra, Adana ile Halep yolu üzerinde Türk sınır muhafızları tarafından yakalanıp, üzeri arandığında, cebindeki mektubu bulurlar ve Ankara'ya götürürler. Ankara'da hapsedilen bu gence, şiddet kullanılınca, Emir Selim Efendi'yi ziyaret etme niyetiyle, bu mektubu kendilerine Seyyid Ahmed eş-Şerif'in verdiğini söyler.

Sonunda, Emir Selim'e gönderdiği bu mektubun Türkiye aleyhinde olduğu gerekçesiyle, Seyyid Ahmed eş-Şerif'in Türkiye'den ayrılması için emir verilir, o da bunun üzerine Şam'a geçer."

Sömürgecilerin Tedirginliği

Şeyh Senusi Türkiye'den ayrıldığında ilk olarak Suriye'ye intikal etti. Suriye'de büyük bir hürmetle ve coşkuyla karşılandı. Cezayir'in milli kahramanı merhum Abdülkadir Cezairi'nin torunu Emir Said b. Ali'nin konuğu olarak Suriye'de bir süre ikamet etti. Suriye'deki Fransız manda idaresi onun gibi ünlü bir şahsiyetin Suriye'de olmasından son derece tedirginlik duydular ve kendisini adım adım izlediler. Onun burada da bir bağımsızlık fitilini ateşlemesinden büyük endişe ediyorlardı. 

Emir Said bin Ali'nin, Seyyid Ahmed Şerif'in onuruna 2000 cüneyhlik bir ziyafet düzenlemesi ve bu ziyafette Şeyh Senusi'nin 3000 kişilik bir grup tarafından karşılanması Fransızlar için bardağı taşıran son damla oldu. Yirmi dört saat içerisinde Suriye'yi terk etmesi istendi. Bunun üzerine Seyyid Ahmed Şerif, Suriye'den ayrılarak Filistin'e geçti.

Filistin müftüsü Emin el Hüseyni tarafından karşılanan Seyyid Ahmed burada da uzun zaman kalmadı. Çünkü sömürgeci İngilizler kendisiden çok rahatsızdı ve her an tutuklanabilirdi. Bunu öğrenen dostları onu bir otomobille çölü geçirerek Necid sınırına ulaştırdılar. Oradan Mekke'ye giden Seyyid Ahmed, Kral İbn-i Suud tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı.

Hicaz'da İkameti

Muhammed Musa Şerif şöyle yazıyor; "1924-33 arası Seyyid Ahmed'in hayatında mühim bir yönü temsil eder. Hicaz'a yerleştikten sonra Libya ile daha yakından alakadar olmaya başladı. O sırada buradaki cihadı Libya'nın doğusunda bulunan Ömer Muhtar yönetiyordu.

1926 senesinde Suud meliki İbn-i Suud, Yemen imamı Yahya ve Asir meliki Hasan İdris arasında bir sulh anlaşması yapılmasına muvaffak oldu. Çünkü yarımada da bu devletler arasındaki çarpışmalar birçok Müslümanın kanının heder olmasına sebeb oluyordu. 

Hicaz'da bulunduğu sürece Seyyid Ahmed bütün zamanını Libya'daki mücahidlere yardım hususunda harcardı. Hac ve Umre vesilesiyle Libyalılarla irtibat kurardı. Cihad komutanlığından Mekke'ye gelen elçileri karşılardı. Onları güzel talim ve yönlendirmelerle yönlendirir ve onlara yardımcı olurdu.

Memleketini terk etmesinden sonra bile cihad hareketine ilgi ve irtibatına ve mücahidlerin ihtiyaçlarını temin etmek için çalışmalarına devam etti. Muhammed Esed'e verdiği vazife, bu çalışmanın örneklerinden birisidir. Mücahidlerle mektuplaşmaları cihadın son senelerine kadar kesilmedi. Hatta Seyyid-i Şüheda Ömer Muhtar'ın şehadetinden sonra bile.

Bilhassa mücahidlere mektuplar yoluyla yönlendirmelerini hiç kesmedi. Bu mektuplardan 16 Cemaziyelahir 1350(1931) tarihli mektubunda bu yönlendirmeleri görebiliriz ki, bu mektubu Ömer Muhtar'ın şehid olmasından sonra yazmış ve büyük mücahidlerden Yusuf Burahil-i Mismari'den komutayı ele almasını istemiştir.(Ömer Muhtar'ın yakın silah arkadaşı bu kıymetli zat da 19 Kasım 1931'de Marmarika'da İtalyanlara karşı kahramanca savaşırken şehid edilmiş ve onun şehadetiyle son direniş noktaları da söndürülmüştür.)

Aynı zamanda Hac mevsimini siyasi görüşlerini açıkladığı bir minber olarak değerlendirir ve dünya Müslümanlarını Libya'daki mezalim konusunda duyarlı olmaya, oradaki Müslümanlara yardımcı olmaya teşvik ederdi."

Eldon Rutter, The Holy Cities of Arabia adlı eserinde kendisini ziyaretindeki izlenimlerini bizlere şöyle anlatıyor; "Mekke'ye ulaşmamdan kısa bir süre sonra, sözleri Kuzey Afrika'nın sert ve haşin tabiatlı binlerce çöl insanın gözünde kanun olarak kabul edilen Seyyid Ahmed eş-Şerif'le tanıştım.

Birinci Dünya Savaşı sırasında hem kendisi hem de taraftarları Mısır'ın batı sınırlarına saldırdı. Kendilerine karşı ağır askeri seferler düzenlendi. Mekke'ye varmadan önce aylarca Türkiye'de sürgün hayatı yaşadı. Süveyş kanalı üzerinden Hicaz'a geçişine İngilizlerce izin verilmedi. Bunun üzerine o da Şam üzerinden Filistin'e oradan da Mekke'ye gitti.

Ebu Kubeys tepesindeki evinde kendisini ziyaret edip, onu müridlerine hadis dersi verirken buldum.

Ahmed Senusi orta boy bir bedene sahipti. Uzun ve kederli bir yüzü vardı. İleriyi gören gözleri ışıl ışıldı. Sanki Çinli bir şahsiyeti andırmaktaydı. Gözleri donuk ve kaygılı olup, nadiren tebessüm ederdi.

Bembeyaz elbise giyer, beyaz sarık takardı. Tamamen en ünlü şahsiyetlerdendi. Sohbetlerinde önyargısızdı."

Muhammed Esed'in 1932'de Medine'de onu son ziyaretindeki izlenimleri şöyledir; "Hedefine ulaşsaydı, modern İslam toplumu için bir Rönesans yaratabilecek çapta bir fikre ve misyona varis olan Kuzey Afrika kahramanı, artık iyice yaşlanmış, hasta ve eylemden fiilen kopmuş olmasına rağmen şevkinden hiçbir şey kaybetmemişti. Umutsuz olmaya hakkı yoktu; gerçek İslam ruhundan ilhamını alan dini ve politik uyanış özleminin ki, Senusi hareketinin temeli de buydu, Müslüman halkların yüreğinden hiçbir zaman silinip atılmayacağını biliyordu."

Vefatı

Nihayet, mücadele ve mücahedelerle geçmiş şerefli bir hayat 10 Mart 1933 tarihinde Peygamber şehri Medine'de noktalandı. Aziz naaşı Cennetü'l Baki kabristanında defnedildi.

Libya'daki İtalyan İşgal komutanlığının onun vefatını haber vermesi bile Seyyid Ahmed hazretlerinin düşmanlarının kalbine saldığı korkuyu açıkça ortaya koymaktadır; "Seyyid Ahmed eş-Şerif Hicaz'da ölmüş bulunmaktadır. Onun ölümüyle Afrika'daki tüm korku ve endişelerimiz ortadan kalkmıştır."

Kahire'de çıkan el Letaifu'l Musavvara mecmuası ise 20 Mart 1933 sayılı nüshasında kendisinden şöyle bahsedecekti; "Nice gayretler gösterdi. İslam'ın yayılmasında, tüm merkezi Sudan ve çöl halklarının eğitilmesinde paha biçilmez fedakârlıklarda bulunan büyük bir insandı. Kendisine halifelik teklif edildiğinde bunu reddetti. Hayatının son on dört yılında Hicaz'da bulundu. Zamanının çoğunu dua ve riyazetle geçirdi."

Emir Şekip Arslan'ın Seyyid Ahmed Şerif es Senusi hazretleri ile ilgili yazısını bitirirken yaptığı dua ile meseleyi noktalayalım;

" Ey Allahım! Bu zat, Seni bilen en büyük ariflerden biriydi. Ve senin emirlerini yerine getiren, en iyi birisiydi. Ve Seni en çok sevenlerdendi. Senin mahlûkların olan insanları da en çok sevendi. Hak kelimesine salâbetle, sımsıkı sarılan birisiydi. Yaşayan zatlar arasında kendisine en çok uyulacak bir şahsiyetti. Senin insanlara bildirdiğin hakikatların en sağlam bir deliliydi o. Öyle bir insandı ki, son nefesine kadar dinine, insanlara ve kendisine vacip olan bütün hakları ve insanlara karşı olan bütün vazifeleri yerine getirdi.

Ey Rabbim! Senin mukaddes komşuluğunda onun derecelerini yükselt. Onun kabrindeki yalnızlığı ve karanlığı ünsiyetinle nurlandır. Âmin."

Eserleri

 Merhum Emir Şekip Arslan der ki; "Seyyid Ahmed'in sezgisi çok kuvvetlidir. Ve kalemi de çok akıcıdır. Yazmaktan asla yorulmaz. Onun için birçok kitabı vardır. Onlardan biri Senusi Sâdâtının tarihiyle alakalı bir kitabıdır ki, bana göstermişti. Bu kitabın tanınmasını ve yayılmasını isterdi. Ki o kitap, Senusilerin haberlerini anlatan çok güzel bir eserdir." 

Bu kitabın ismi "Ed Dürretül Ferdiyye Fi Beyanı Mebni't Tarikat-i's Senusiyeti'l Muhammediyye Ve Menşe-i Menşei meşayıhı'l-ilmıyyetı'l-muttasıle bi menbei'l-hayr vel-cûd'dur.

Diğer matbu eserleri; el-Envârü'l-ķudsiyye fî muķaddimeti't tarîķati's-Senûsiyye ve Buġyetü'l-müsârid fî aĥkâmi'l-mücâhid fi'l-ĥaŝ ale'l-cihâd'dır.

Ahmed Şerîf'in ayrıca ed-Dürrü'l-ferîdü'l-vehhâc fî rihle mine'l-Caġbûb ile't-Tâc, el-Kevkebü'z-zâhir fî semâin mücelli'z-zalâmi'l-âkir, Fevzatü'l-mevâhibi'l-mâlikiyye adlı eserlerinin bulunduğu kaydedilmektedir.

Hakkında Denilenlerden;

*Muhammed Esed, Mekke'ye Giden Yol adlı eserinde diyor ki; "Bütün Arabistan'da Seyyid Ahmed kadar sevdiğim bir ikinci kişi yoktur. Çünkü kendini onun kadar yürekten, onun kadar fedakârca davasına adayan bir başkasını tanımıyorum. Bir âlim ve bir savaşçı olarak bütün hayatını İslam cemaatinin manevi dirilişine ve onun siyasi kavgasına adamıştır o; bu iki aksiyonun birbirinden ayrılamayacağını bilerek yapmıştır bunu."

Muhammed Esed aynı eserinde şunları yazmaktadır; "Kuzey Afrika'nın sömürgeci yöneticilerine hiçbir isim onunki kadar uykusuz geceler geçirtmedi. Hatta ondokuzuncu yüzyılda Cezayirli kahraman Emir Abdülkadir'in veya Fransız yönetiminin başına büyük belalar açan Faslı Abdülkerim'in ismi bile."

*Amerikalı yazar Lothrop Stodard'ın "Bugünkü İslam Dünyası" adlı kitabının Üstaz Accac Huvey Nüveyhıd tarafından Hâdırül Alemi'l İslami" adıyla yapılan Arapça tercümesine, (2. Cilt, s. 159) düştüğü dipnotta Emir Şekip Arslan şöyle yazıyor; "Bu insanın mükemmelliğine dair birleştiğimiz söz budur; Bütün şahsi isteklerden uzak durması, dünya lezzetlerinden çekilmesi, bütün gayesini İslam'ın ilâsına sarf etmesi, Allah ve Rasulünün rızasından başka hiçbir gaye gütmeden çalışması ve Müslümanların istiklalinin korunması hususu ki, hiç kimse bu uğurda onun gibi çalışmamıştır.

..Seyyid-i Sened'de(İnsanların istinatgâhı, dayanağı olan Seyyid'de, yani Ahmed Senusi'de) hayalen düşündüklerimi bizzat gördüm. Bir Arap şairinin şu şiirini söylemem, benim için de onun için de haktır;

 "Kafileler bize Cafer bin Fellah'tan güzel haberler getirirdi,

Sonra Cafer'i gördüğümde anladım ki benim kulağım gözümün gördüğünden daha güzel şey duymamıştır."

…Ben Seyyid Ahmed Senusi'nin kişiliğinde geniş bakışlı bir âlim, üstün mertebeli bir mürşid ve vakarlı ve azametli bir kişiliğe sahip bir insan gördüm. Bütün hayatım boyunca ondan daha asil, heybetli insan görmedim.

Şahane biçimde bir heybet, sevimli bir kişilik, uyanık düşünce, gönül okşayıcılık, göz tokluğu, üstün derecede zekâ, meseleyi süratle kavrama ve sağlam görüş, onun özelliklerindendi. Hafızası son derece kuvvetliydi. 

Latife yapar, mütevazı konuşur ama vakarını muhafaza ederdi. Vakar ve heybeti öyle müthişti ki; tatlı konuşmasına ve gönül okşayıcı yapısına rağmen, insanlar ona saygı duymaya mecbur kalırdı. Riyasız, gösterişsiz şiddetli bir vera ve takvaya sahipti.

Duymuştum ki, geceleri üç saatten fazla uyumaz. Gecenin diğer kısımlarını ibadetle ve tilavet-i Kur'an ile geçirirdi.

Gördüm ki, onun önünde padişahlara layık çok mükemmel sofralar vardı. O sofralardan çevresindeki insanlar ve misafirleri yerlerdi. Kendisi ise o sofradan sadece bir yemek yerdi. Az yerdi ve âdeti de böyleydi.

Öğleyle ikindi arasında sohbet meclisi vardı. Bu meclislerde Batı Afrika'nın tercih ettiği yeşil çay içilirdi. Yanındakilere ve ziyaretine gelenlere amber karıştırılmış bu çaydan en az üç bardak içmelerini emrederdi. Kendisi ise çay içmezdi, çünkü sıhhati buna uygun değildi. Onun yerine bir bardak nane içerdi.

Sohbet meclislerinde güzel kokular, buhurlar yaktırmak âdetiydi. Sohbetleri ekseriya Hak dostlarının hayatları ve menkıbeleri, kalbi yumuşatacak meseleler ve selefleri olan Muhammed bin Ali es Senusi ile Muhammed Senusi'nin ve diğer salih velilerin hayat ve hatıralarıyla alakalıydı.

İster zahiri, ister batini ilimler hakkında konuştuğunda doğru ve sağlam söz söylerdi.

Onda öyle bir sabır gördüm ki, başkasında zor bulunur. Kuvvetli azmi adeta yüzünden okunuyordu. Takvası hususunda büyük velilerdendi. Cesaretinde ise kahramanlardandı."

* Merhum Ebul Hasan en Nedvi, "Gerçek Tasavvuf Rabbaniliktir, Ruhbanlık Değil" adlı eserinde diyor ki; "Tasavvufla cihadı birleştirmenin en parlak örneği Seyyid Ahmed Şerif es Senusi'dir."

*Üstad Bediüzzaman, 1930'larda kaleme aldığı 29. Mektupta Seyyidlerin maddi manevi liderliklerine değinirken Seyyid Ahmed Senusi'den bahsetmektedir. İlgili kısım şöyledir; "Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Âl-i İbrahim Aleyhisselâm gibi öyle bir vaziyet almış ki; umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve a'sarın mecma'larında o nuranî zâtlar kumandanlık ediyorlar. Hattâ onlardan bir tanesi olan Seyyid Ahmed-üs Senusî, milyonlar müride kumandanlık ediyor. Seyyid İdris gibi diğer bir zât, yüz binden fazla Müslümanlara kumandanlık ediyor. Seyyid Yahya gibi bir başka seyyid, yüz binler adamlara emirlik ediyor ve hakeza.‌ Bu seyyidler kabîlesinin efradlarında böyle zahirî kahramanlar çok olduğu gibi; Seyyid Abdülkadir-i Geylanî, Seyyid Ebulhasen-i Şazelî, Seyyid Ahmed-i Bedevi gibi manevî kahramanların kahramanları dahi varlarmış." 

*"Cihaddaki sabrı ve düşmanlarına karşı şiddetli savaşlarıyla ün yapmıştır." Fethi Yeken

*Seyyid tavizsiz, tez canlı, keskin görüşlü, aktif, icraatlarında ciddi, son derece izzetli, salâbetli ve mücahid bir şahsiyetti. Kesinlikle uzlaşma ve boyun eğmeye yaklaşmadı. İngilizler ve İtalyanlar onu ikna edemediler ve anlaşmaya yaklaştıramadılar. Fakat o; dindar, cesur, ihlâslı, inançlarında kararlı, inancına karşı yapılan baskılara karşı davasının savunucusu ve destekçisi, zaferden emin bir Müslümandı. Düşündüklerinden emin ve harika ideallere sahipti. Edward Evans Pritchbard

*Enc.İtaliana'nın Senusi maddesinde kendisi hakkında şunlar yazmaktadır; "Seyyid Ahmed eş-Şerif yaptığı savaş ve yürüttüğü politikalarda üstün ilmi şahsiyeti ile dinamik siyasi liderliğini birleştirmiştir. Oldukça müttaki ve mütevazı bir kişi idi. Arap ve İslam kültürüne katkıda bulunduğu önemli eserleri bulunmaktadır. Selefleri olan iki büyüğü gibi kendisinin de siyasi önderliği takdire şayandır."

Kaynaklar

-Abdullah Abdürrezzak İbrahim, Advâu Ale't Turuki's Sûfiyye fi'l Garrati'il-İfrıkiyye, Türkçeye çeviri; Afrika'da Tasavvuf ve Tarikatlar, terc. Kadir Özköse, Konya, 2008

-Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt:1, Timaş Yayınları, İst. 1990

-Ahmed Ağırakça, Ömer Muhtar- Beyan Yayınları-İst.1994

- Ahmet Kavas, Senusiyye, Diyanet İslam Ansiklopedisi maddesi, Cilt: 36, İFAV Yayınları, İst. 2009

-Ebul Hasan en Nedvi, Gerçek Tasavvuf, terc. İsmet Ersöz, İslami Neşriyat Yayınevi, Konya, 1974

- Ebul Hasan en Nedvi, Hz. Ali el-Murtazâ, terc. Yusuf Karaca, Risale Basım Yayın, İst.

- Edward Evans Pritchbard, The Sanusi of Cyranacia, Türkçeye çeviri; Ömer Muhtar Destanı, terc. Kadir Özköse, Konya, 2008

- Fethi Yeken, Çağdaş Davet Önderleri, terc. Ziya Eryılmaz, Ravza Yayınları, İst. 1992

-Görsel 20. Yüzyıl Ansiklopedisi-Görsel Yayınlar A.Ş. İst. 1984 

-Haydar Bammat, İslam'ın Çehresi, terc. Osman Fehmi Giritli, Sancak Yayınları, İst. 1975

-Hayrettin Yücesoy, Senusilik; Sufi Bir İhya Hareketi, Beyan Yayınları, İst. 1985

-Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler, Sebil Yayınevi, İst. 2010

-Kadir Özköse, Muhammed Senûsî Hayatı, Eserleri, Hareketi, İnsan Yayınları, İstanbul, 2000

-Kadir Özköse, Osmanlı Devleti İle Senusiler arasındaki İlişkiler, Cezayir'in Oran Kentinde 02-05 2007 tarihleri Arasında Düzenlenen "Les Influence Ottomanes Au Maghreb" Sempozyumunda Sunulan Tebliğ

-Kadir Özköse, Seyyid Ahmed eş-Şerif'in Anadolu'daki Milli Mücadele'ye Katılışı ve Mustafa Kemal'i Desteklemesi", Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt: V, sayı: II, 317-328, (2001). 

- Meryem Cemile, Garp Materyalizmi Karşısında İslam, terc. Kemal Kuşçu, Çile Yayınevi, İst. 1976

- Muhammed Esed, Mekke'ye Giden Yol, terc. Cahit Koytak, İnsan Yayınları, İst. 2015

-Dr. Muhammed Musa Eş Şerif; El Mücahidü'l Âlim; Ahmed eş Şerif Senusi, (Bu yazı tarafımızdan Türkçeye Çevrilmiştir, Salih Okur)

-Nihat Azamat, Seyyid Ahmed Eş Şerif, Diyanet İslam Ansiklopedisi maddesi, Cilt: 36, İFAV Yayınları, İst. 2009

- Nicola A. Ziadeh, The Sanusiyyah, Türkçeye çeviri; Tasavvuf ve Siyaset Hareketi Senusilik, terc. Kadir Özköse, Risale Yayınevi, İst. 2006

-Pierre Loti, La Turguie Agonisante, Türkçeye Çeviri; Can Çekişen Türkiye, terc. Fikret Şahoğlu, Tercüman 1001 Temel Eserler Dizisi, İst. 

-Said Nursi, Mektubat, Söz Basım Yayın, İst. 2000

- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, RNK Yayınevi, İst. 2005

-Said Nursi-Şualar, RNK Yayınevi, İst. 2005

-Tufan Turan, Esin Tüylü Turan, Libya'nın Tarihi Gelişiminde Senusilik, Türk-Senusi Ve Türkiye Libya İlişkileri, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 4 Sayı: 19, Güz 2011

-Zülfikar Güngör Dr., Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi, "Sebilürreşad'dan; Senusi Tarikatı Şeyhi Es Seyyid Ahmed Senusi'nin Sivas Hutbesi

-http://www.canmehmet.com/irade-i-milliye-gazetesinde-yazilanlar-tarihimizi-degistirir-mi.html

- http://www.dunyabulteni.net/tarihten-olaylar/250442/milli-mucadelede-libyali-bir-mucahid-seyh-ahmed-sunusi

- http://www.habervaktim.com/haber/409620/kurtulus-savasinda-afrikali-bir-seyh.html

- http://www.ordaf.org/afrikaya-vurulan-osmanli-muhru

-http://sahniseman.org/trablusgarptan-kurtulus-savasina-uzun-bir-yolculuk-seyh-senusi/

-https://tr.wikisource.org/wiki/%C4%B0stiklal_Mahkemesi%27nin_583_nolu_karar%C4%B1

-http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=25716&y=AbdullahMuradoglu

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

Mersin’e Yerleşmesi Cumhuriyet’in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

Birinci Dünya Savaşı Ve Libya Birinci Dünya Savaşı başladığında İtalya -ülkedeki savaş

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

Seyyid Ahmed Şerif’in Hareketin Başına Geçmesi-1902 Seyyid Mehdi’nin vefatı harekette bir

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

“Kuzey Afrika’nın sömürgeci yöneticilerine hiçbir isim onunki kadar uykusuz geceler geçirt

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

Üstad Bediüzzaman Ve Emin El Hüseyni Emin el Hüseyni çok renkli bir şahsiyetti. İslam âlemi

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar “Filistin’de İsyan” kitabının yazarı John Marlowe’un

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

Gizli Anlaşma Müftü Efendi, Hitler ile görüşmesinde, Almanya’nın Arap dünyasındaki emper

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

Bağdat’taki Faaliyetleri Muhammed Emin el Hüseyni 1939 Ekiminde Bağdat’a geldi. Büyük sava

MARGARET MARCUS - (MERYEM CEMİLE) (1934-2012) 7. BÖLÜM

MARGARET MARCUS - (MERYEM CEMİLE) (1934-2012) 7. BÖLÜM

Batılıların, Müslümanları eğitim-öğretim yolu ile sürekli kendilerine bağımlı ve muhta

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-4.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-4.Bölüm

Kaosun Getirdiği Kıpırdanmalar 1930’ların Filistin coğrafyasına göz attığımızda şu ma

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-3.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-3.Bölüm

El Burak Hadiseleri-1928-29 Üç semavi din için de kutsal sayılan Kudüs şehrini kadimden bu y

Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir

Âl-i İmran:20

GÜNÜN HADİSİ

İki ni'met (iki güzel hal) vardır ki, insanlardan çoğu bu ni'metleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat, boş vakit.

Abdullâh b. Abbâs (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Bosna'da 800 kadar camii Sırplar Tarafından Yıkıldı(20 Ocak 1993) *Ridaniye Zaferi(22 Ocak 1517) *Babiali Baskını(23 Ocak 1913) *Hz.Ali'nin Küfe'de Şehid Edilmesi(24 Ocak 661)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI