Cevaplar.Org

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-20

Jean-Marie Le Pen (Fransız siyasetçi) İkinci Dünya Savaşının izlerini taşıyan eski sağ, yabancı ve göçmen düşmanı olmasından daha fazla İsrail düşmanıdır. Jean-Marie Le Pen bu klasik sağ anlayışını temsil ediyor ve İsrail’i çıbanbaşı ve insanlık düşmanı olarak


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-10-01 07:31:30

Jean-Marie Le Pen (Fransız siyasetçi)

İkinci Dünya Savaşının izlerini taşıyan eski sağ, yabancı ve göçmen düşmanı olmasından daha fazla İsrail düşmanıdır. Jean-Marie Le Pen bu klasik sağ anlayışını temsil ediyor ve İsrail'i çıbanbaşı ve insanlık düşmanı olarak görüyor. Buna mukabil yükselmekte olan yeni sağ, İslami dalgaya karşı müttefik olarak İsrail'i ve onun beynelmilel dostlarını görmekte.

Jeames Jeans(Astrofizikçi)

Merhum Muhammed Esed 'Islam And The Siprit of Our Time/ İslam ve günümüzün ruhu' başlıklı yazısında ünlü fizikçi ve gökbilimci Sir James Hopwood Jeans'dan İngilizce ibaresiyle şu cümleyi aktarıyor :" God is a mathematical necessity/ Allah matematiksel bir zorunluluktur."

Kaddafi

Yasemin Devriminden sonra Mübarek çok kısa bir zaman diliminde devrilmiştir. 25 Ocak Devrimi 11 Şubat 2011 günü mutlu sona ermiştir. Mübarek 18 gün içinde tepetaklak edilmiştir. Sıranın kendisine geldiğini gören Libya Lideri Kaddafi ise Mısır halkını teskin etmek için dil dökmüş ve Mübarek'in adeta Hind fakirleri gibi olduğunu ve üstünü başını da kendisinin aldığını söylemiştir. Bu Mısır halkını teskin etmediği gibi, Libya halkını da tahrik etmiş ve sıra Libya'ya gelmiştir. 11 Ekim 2010 tarihinde Sirte'de yapılan Arap- Afrika zirvesinin aile fotoğrafında Zeynel Abidin Bin Ali, Ali Abdullah Salih ve Hüsnü Mübarek ile yan yana poz vermişti. Bu poz üzerinden bir sene geçmeden tarihi poz ve poz verenler tarihe karışmış oldu.

* Kaddafi devrimlerin Tunus ve Mısır'da durdurarak kendi ülkesine sıçramasına engel olmak için uğraştı. İstihbarat örgütü, Bin Ali'yi Tunus'ta tutmak için çaba harcadı ama başarılı olamadı. Ardından Mısır'da devrimi yavaşlatmak istedi ama başarılı olamadı. Sonunda korktuğu başına geldi ve Şubat 2011 tarihinde devrim Libya'nın kapısını çaldı. Afrika ülkelerinden paralı askerler getirerek yangını söndürmeye çalıştı. Devrimin merkezi olan Bingazi neredeyse Kaddafi güçlerine düşüyordu. Bunun üzerine Yahudi asıllı Fransız Filozof Bernard Henri Levi, muhaliflerle temasa geçerek onlardan gelecekteki Libya'nın İsrail'e ilişki kuracağına dair söz almak istedi. Sonrasında Sarkozy'nin başını çektiği uluslararası koalisyon kuruldu ve BM'nin onayıyla havadan müdahale kararı alındı. Bununla birlikte çatışmalar uzadı ve 6 ayı geride bıraktı. Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus düştü. Ardından Kaddafi Sirte civarlarında seyir halindeyken konvoyu saldırıya maruz kaldı ve kendisi su kanallarında saklanırken 20 Ekim tarihinde bulundu ve halk tarafından linç edildi. 

* Bazı İslamcılar da İslami zeminden Kaddafi'yi aklamaya veya savunmaya çalışıyor. Bu, dürbüne tersinden bakmaktır.

* Sedat ile Kaddafi arasında şahsi kin ve husumet bulunuyordu. Bundan dolayı Libya'yı işgal etme hevesine düşmüştü. Nitekim 1977 yılında havadan Kofra, Tobruk ve Sellum gibi bölgeleri bombalamıştır. Karadan da ülkeyi işgal ederek Nasır'ın halefi Kaddafi'yi tedip etmek istiyordu. Nasır, Kaddafi'ye ' Arap milletinin emini' sıfatını takmıştı. Aslında bu sıfat, Ümmetin Emini olarak tanınan Ebu Ubeyde bin Cerrah'ın karşılığı olmalı. Lakin birisi sonuçta İslam'ın diğeri de cahiliyetin emini sayılır. Bununla birlikte Bob Woodward'ın Peçe kitabında anlattığı gibi, Carter idaresi Sedat'ın Libya'yı işgal etmesine izin vermemiştir.

*Eski korumalarından birisi Kaddafi de ne namaz ne niyaz ne oruç olduğunu dile getiriyordu. 'Ya kıldıkları?' diye bir soruya muhatap olunca şunları söyledi: "O sadece kameraya karşı namaz kılardı…" Bu biraz bana Nihat Doğan'ın bir cenazede kamera ile arasına giren adama itelemesini aklıma getirdi.

* Kaddafi de yakayı ele vermeden önce sağa sola çemkiriyor ve halkını fareler olarak nitelendiriyordu. Fare dediği halk sonuçta kendisini fare deliğinde kıstırdı. Abdulhamid Keşk'in bir zamanlar el hissi kable'l vukuu ile söylediği gibi adeta lağım tünelinde yakayı ele vermiş ve imha edilmişti. 

* İdeoloji, dinin yerine ikame edilmiş sahte dindir. İdeologlar veya uygulayıcıları da bu sahte dinlerin sahte peygamberlerdirler. Onlardan birisi de Muammer Kaddafi'dir. İktidarı Nasır'ın son yıllarına denk gelmiştir ve Nasır onu bozacının şahidi şıracı misali 'Arap ümmetinin emini' olarak selamlamıştır. Adeta onu Ebu Ubeyde Bin Cerrah'a benzetmiştir. Kaddafi, Nasır'ın halifesidir. İdeolojik halifesi denmesi daha doğru olabilir. Siyasi halifesi olan Sedat ise Nasır'ın yolundan sapmıştır. İdeolojik halifesi Kaddafi ile siyasi halifesi Sedat'ın arası bozulmuştur. Hatta Sedat bir ara Libya'yı işgalin eşiğine gelmiştir. Sedat her konuşmasında Kaddafi için demediğini bırakmazdı. Onun deli olduğuna hükmederdi. Sedat döneminin başbakanlarından Kemal Hasan Ali de, Kaddafi'nin anormal belirtilerinden dolayı Avusturyalı doktorların nezaretinde tedavi olduğunu söylemiştir. Lakin tedavilere cevap verememiştir. Hastalığı gün be gün azmıştır. Nasır ile Kaddafi'nin ilişkisi El Hakim Biemrillah ile halifesi Hamza ibn Ali ibn Ahmed'in ilişkisine benzer. Nasır hakkında bazı taraftarlarının peygamber yakıştırmasında bulunduğunu söylemiştik. Halefi ve halifesi Kaddafi ondan aşağı kalır mı? 17 Şubat Devrimi sırasında Kaddafi'nin bu yönüyle alakalı olarak kısa bir değini de bulunmuştuk. Aslında mesele derin. Deccal ve aynı zamanda Büyük Deccal çırağı olan Kaddafi de Nasır gibi peygamber olarak takdim edilmiş ve ondan hiçbir itiraz gelmemiştir. Mirella Bianco adlı İtalyan bayan gazeteci tarafından yazılan "Bir Çöl Mesajcısı Kaddafi' kitapta yazar, Kaddafi'ye kur yapıyor ve ayar çekiyor ve ona 'peygamber' diye hitap ediyor! Kaddafi itiraz etmiyor. Zira serde delilik var. Niye itiraz etsin ki? İtalyan Yazar Mirella Bianco'nun bu kitabı Kaddafi'nin kaçıklığına ve sapkınlığına kanıt olarak görülmüş ve bu kitap üzerine reddiye mahiyetinde birçok makale ve kitap yazılmıştır.

* Kaddafi, Hazreti Peygamberin sünnetini reddederek Mısırlı Marksistlere ısmarladığı Yeşil Kitabı yerine ikame etmiştir.

* Mısırlı Ahmet Çelebi, selefi Nasır'ın da Kaddafi gibi her gelene sataştığını ve Araplar arasında uyum ve ilişkiyi bozduğunu nazara vermektedir. Nasır'ın serkeşliğini Kaddafi devralmıştır. Ne kendi bulmuştu huzur ne dünyaya vermişti rahat. Ama Abdulhamid Keşk'in öngördüğü gibi hayatı bir lağım ve kanalizasyon çukurunda son bulmuştur. Kaddafi, selefi Nasır gibi hem yırtıcı hem de kışkırtıcı idi. Layığını buldu.

* Kaddafi de hasımlarını zındıklıkla suçlar ve onları bu töhmetle takip eder ve cezalandırırdı. Kaddafi zındıklıkla mücadele ederken zındıklığına dair kitaplar yazılmıştır. Bunlardan birisi de Rabıtatü'l Âlem el İslami tarafından yayınlanan 'Er Reddü'ş Şafi Ala Müftereyat el Kaddafi' adlı kitaptır. Burada İtalyan Yazar Mırella Bıanco'nun yazdığı Bir Çöl Mesajcısı-Kaddafi kitabına atıf var. Zira kitapta Kaddafi, Çöl Peygamberi olarak tasvir edilmektedir. Merhum Ebu'l Hasan en Nedevi de ' El Fikretü'l İslamiyye ve' Fikretü'l Garbiyye Fi'l Aktari'l İslamiyye' adlı eserinde bazı Batılılarrın Kaddafi için ' bu asrın peygamberi' ifadesini kullandıklarına işaret eder ( Daru'l Kalem, Şam, s: 171). Dolayısıyla zındıka ile mücadele eden Kaddafi zındıklıkla suçlanmıştır. 

Kadir Mısıroğlu(Sebil Dergisi sahibi)

Sebil dergisi 1970'li yılların en istikrarlı dergisiydi ve kapaklarını bazen ulema-i rüsum diye tabir edilenler yani saltanat âlimleri ve düzen hocaları süslerdi. Bunlardan birinde, Fatma Girik'in gözlerine iltifat eden sözlerin sahibi CHP'li Diyanet İşleri eski Başkanlarından Lütfi Doğan, Sebil'e kapak olmuştu. Bir defasında da yine Sebil'in kapağında Abdulhakim el Müneyyer hoca ile Hafız Esat'ı aynı karede gördüm. Taha Kıvanç'ın bahsettiği zoraki kare olmalı. Hafız Esat'ın planı, Sebil dergisi gibi dergiler üzerinden tutmuştu. Sebil gibi dergiler yeme gelmişlerdi. Hocalar Esat yandaşı gösteriliyordu. Esat meşruiyeti için hocayı bulunduğu kare içine almıştı. 

Kâtip Çelebi

Avam ve havam tabir ve terkibiyle ilk kez Kâtip Çelebi'nin 'Mizanu'l Hak fi İhtiyari'l Ehak' adlı eserinde karşılaştım. 'En doğruyu seçmekte rehber' anlamına gelen kitap mühim değerlendirmeleri havi. İnsana içinden çıkamadığı ihtilaflar konusunda ölçü veriyor. Kafası karışıklara rehberlik yapıyor. Lakin bugün de bu tür eserlere ihtiyaç var. Mizaniyat diyebileceğimiz tarz eserler insana muhakeme kabiliyeti bahşediyor. 

* Osmanlı ulemasının ön önemli muhakeme kitaplarından birisi ise Mizanu'l Hak Fi İhtiyari'l Ehak adlı Kâtip Çelebi'nin muhakeme kitabıdır. Bu kitapta bilahare Kadızadeler ile Sivasiler olarak anılan iki zümre veya meşrebin ilmi kavgası değerlendirilmiştir. Kadızâde Mehmed Efendi'nin karşısında Şeyh Abdülmecîd Sivâsî Efendi yer almıştır. Bu yüzden, daha sonraki zamanlarda, ortaya Kadızâdelilerin karşısında ye alan mutasavvıflara da "Sivâsîler" denilmiştir. XVII. yüzyılın başında söz konusu iki şahısla başlayan bu mücadeleler, devletin el koyması ile durulmuşsa da, zaman zaman fırsat buldukça tekrar gün yüzüne çıkmıştır.

Karl Marks

Karl Marks 'din milletlerin afyonudur' demiştir. Ali Şeriati ise buna paralel bir deyim üretmiştir; "Dine karşı din." Her değer ve sistem insan eliyle istismara açık olduğundan dolayı yer yer Karl Marks da, Ali Şeraiti de haklıdır. Lakin mutlak haklı olduklarını söyleyemeyiz. Mutlak olmasa bile hakikatinin bir çapı var. İnsanlar dini doğru anlasa ve samimiyet üzere olsalardı elbette ki Marks'ın bahsettiği mahzur doğmayacaktı.

Karzai(Afgan eski Reis-i Cumhuru)

Gerçi Necibullah'dan sonra Afganistan'ı Karzai gibi Amerikan kuklaları istila etti.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa

Gerçekten de Mısırlı Devrimci Ömer Mekrem, Osmanlı Valisi Hurşit Paşa'yı devirmesine devirmiş ama Mehmet Ali Paşa'nın yeni bir müstebit olmasına (1805) engel olamamıştır. Bilmeden onun yolunu açmış ve Mehmet Ali Paşa'nın ilk yaptığı da Ömer Mekrem'i yolundan çekmek ve kaldırmak olmuştur! Yani velinimetine ihanet.

* Mısırlı kıdemli diplomatlardan ve yazar Abdullah Eş'al ' Arap Baharı Kargaşası ve Müslümanlar ve İslam Üzerine Tehlikeli -Göstergeleri' başlıklı yazısında aslında Mısır'da çalınan üç devrime gönderme yapıyor. Bu devrimlerin her biri kanlı olarak sona erdirilmiştir. Bunlardan ilki, Fransız Devriminin arkasından gelen ve Fransız hamlesini savuşturan Mısırlıların güvenlerini kazanmaları üzerine Mısır'daki Osmanlı Valisi Hurşit Paşa'yı alaşağı etmeleriyle başlar. Valinin yönetiminden hiç memnun değildirler. Şer'i olarak kendilerinde valiyi devirme hakkı görürler. İstanbul'a haber uçurmadan bir kalkışma ile isteklerini kabul etmeyen valiyi devirirler. Valiyi devirmekle devirirler ama sonrasını getiremezler. Yine İstanbul'a danışmadan ale'l acele bir atama yaparlar ve gözü açık ve uyanık Mehmet Ali Paşa'yı, yapacakları işlere dair taahhüt aldıktan sonra valiliğe atarlar.

*Paşa mührü ele geçirdikten sonra ilk iş olarak kendisini iktidara taşıyanları derdest eder. Ömer Mekrem'i sürgüne gönderir ve mecburi ikamete tabi tutar. Böylece devrim ateşini söndürür. İkinci kademede güç merkezlerinin üzerine yürür ve onlara Kale'de bir ziyafet tertip eder. Ziyafet kanlı bir baloya dönüşür ve Kölemenlerin elebaşlarını top mermileri ve mavzerlerle biçer. Kılıç artıkları soluğu Afrika ormanlarında alır. En iyinin peşindekiler böylece iyiden de (Hurşit Paşa) olurlar. Maalesef Nakibu'l Eşraf Ömer Mekrem sadece kendisine yazık etmemiş aynı zamanda hem Mısır hem de Bab-ı Ali''ye de yazık etmiştir. Belki bunda Hürşit Paşa'nın inatçılığının da payı vardır.

*Dönemin Nakibu'l eşrafı Ömer Mekrem halkın öfkesini ve feveranını önüne katarak Hurşit Paşa'yı valilikten azletmişti. Bununla birlikte, Firavun'un Musa'yı kendi otağında beslemesi gibi Ömer Mekrem ve devrimciler de yeni vali olarak Mehmet Ali Paşa'yı atayarak kendi felaketlerini kendileri hazırlamışlardı. Ondan taahhüt ve söz alsalar da, bunlar suya yazılmış sözlerdi. Önce Mehmet Ali Paşa kendisini iktidara getirenleri sindirmişti. Sonrasında da güç merkezlerini tasfiyeye yönelmişti. Askeri olarak nüfuz sahibi olan kölemenleri ziyafete Selahaddin Kalesine çağırmış ve önceden tertip alarak topları ve mavzerleri hazırlamışlardı. Ziyafet başladıktan sonra Paşa'nın işmarı üzerine toplar kölemenler üzerine ölüm kusmaya başlamıştı. Orada ölen ölmüş ve ölmeyenler de çareyi ve kurtuluşu Afrika içlerinde ve balta girmemiş ormanlar da almışlardı. Sudan'lı dostumuz Fatih Ali Hasaneyn kendisinin ve ailesinin bu kaçan kölemenlerin neslinden ve torunlarından olduğunu ifade ediyorlar.

* Müslüman Kardeşlerin bir değerlendirme hatası sonucu Nasır ve sonrasında da Sisi'yi muayyen makamlara tensip etmeleri ve getirmeleri gibi, Ömer Mekrem de yağmurdan kaçarken doluya tutulma misali Osmanlı Valisi Husrev Paşa'yı valilikten azlettikten sonra Bab-ı Ali'nin atamasını beklemeden kendi başına Mehmet Ali Paşa'yı atamış ve o da Napolyon sonrası yerli Napolyon çizgisini benimsemiş ve sürdürmüştür. Mehmet Ali Paşa da Napolyon gibi kandırma ile iş görmüştür.

* Yerli Napolyon müsveddesi olan Mehmet Ali Paşa kurnaz bir adamdır ve ipleri eline geçirdikten sonra ilk önce kendisini bu makama getirenleri bertaraf eder ve onları sürgüne gönderir. Devrim, tufeylileri vasıtasıyla çocuklarını yemiştir. Bunlar arasında Ömer Mekrem de vardır. Velinimetini böyle harcar. Ömer Mekrem sürgünde vefat eder. Napolyon ve yerli halefi Mehmet Ali Paşa İslam dünyasında darbeler sürecini Ömer Mekrem ise devrimler sürecini temsil eder.

* Mehmet Ali Paşa döneminden beri Ezher'in içi boşaltılıyor. Ömer Mekrem Hurşit Paşa'ya karşı çıkarken kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Hurşit Paşa'yı alaşağı ederken, pragmatik olmaktan ziyade oportünist olan hilekar Mehmet Ali Paşa'nın önünü açmıştır. Bu yanlış adımıyla sadece bu adamı ve ailesini Mısırlıların başına musallat etmekle kalmamış aynı zamanda Osmanlı'nın bölgesel rolünü zayıflatmış dolayısıyla İslam dünyasının merkezi sistemini altüst etmiş, aşındırmıştır. Mehmet Ali Paşa'nın ilk yaptığı iş Ezher'in bağımsızlığına son vermek ve Ezherlileri kapı kulu yapmak olmuştur. Ezher'in vakıflarına ve mülklerine el koymuş, ulemayı memur haline getirmiştir. Böylece Ezher'in rolünü ve ruhunu katletmiştir.

* Üçüncü Mustafa döneminin ardından gelen devrelerden Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut döneminde Mısır çalkalanır. Fransızlar Mısır'a göz dikerler. Mısır'ın çalkalanması sonucu uyanık ümmi Mehmet Ali (bilahare Paşa) hayal bile edemediği Mısır valiliğini kapar. Adamın tek marifeti sınırsız ihtirası, desise ve kurnazlığıdır. Herkesi birbirine satar. Bunu en iyi anlatanlardan birisi İskenderiye ulemasından Mahmut Muhammed Şakir'dir. Risaletün fi't tarik ile sakafetina/ Kültürümüze Giden yolda Bir Risale başlıklı kitabında Mehmet Ali Paşa'nın bu kurnazlıklarına kayıt düşer (s: 135-136, Daru'l Medeni, Cidde). Napolyon'un hamlesi üzerine Osmanlılar Kahire'ye tekrar sükûneti temin için 300 kişilik birlik sevk ederler. Aralarında bu kurnaz ve uyanık adam da bulunmaktadır. Talihi yaver gider ve zamanla Kahire şeytanı haline gelir. Mehmet Ali, 'Serçeşme' rütbesiyle Kahire'ye gelir ve sonrasında bir sürü hezele( namertler, dönekler topluluğu) arasında uyanıklığıyla ve kurnazlığıyla temayüz eder ve paşa haline gelir. Serçeşme rütbesinden paşalığa terfi eder. Mısırlılar Memlüklü nefretinden dolayı Mehmet Ali Paşa'nın paçasına yapışırlar. Daha doğrusu Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olurlar. Ona ilk kananlardan birisi Mısır devriminin başı Ömer Mekrem'dir. Bu kandırılması hayatına mal olur ve ikinci sürgününde kahırdan ölür. 1805 tarihinde Bab-ı Ali'ye sormadan azlettikleri Hürşit Paşa'nın yerine Mehmet Ali'yi Mısır valisi olarak atarlar. Başlarına buyruk atama ters teper.

Mısır valiliğine atandığında 35 yaşındadır. Ümmi ve eğitimsizdir. Ne okuyabiliyor ne de yazabiliyordu. 35 yaşına kadar ki ömrünü ve hayatını tütün satıcılığı ile geçirmişti. Basit bir tütüncü taciri idi. Tütüncülükten sonra orduya kaydolmuş ve bu sayede başına devlet kuşu konmuştur. Hile ve düzenbazlıkta üstat idi. Mısır'ın Makyavel'i halini gelmişti. Herkesle ilişkisi al takke ve külah düzeyinde idi. Nasır ve Sisi gibiler de peşinden gelmişlerdir. Her hale göre kendini konumlandırabiliyordu. Maceraperest idi, yalan, ikiyüzlülük, nifak ve kalleşlik onun ayrılmaz sıfatları ve parçaları idi. Napolyon'un çekildiği 1801 ile 1805 arasını gözleyerek geçirdi. Çalkantıları tarassut ediyor ve kendisi ve ikbali için fırsat yokluyor ve kolluyordu. Bir yandan Ezher şeyhlerini tavlıyor, komutanlarla ilişkilerini ilerletiyor ve Mısır idaresini yeniden eline geçirmek isteyen Memlüklüler/Kölemenlerle haşir neşir oluyordu. Böylece Mısır'da güç merkezlerinin hepsiyle tanışmış oldu. Bütün güç merkezleriyle dostluğunu geliştirdi. Şeyhler ve komutanlar aldanarak onu Mısır valiliğine atadılar. Ona aldananların başında ise Nakibül Eşraf Ömer Mekrem geliyordu. Gücü ele geçirdiğinde ilk yaptığı ise velinimetlerini tepelemek ve onlara ters dönmek oldu. Ezher'i kayıt altına aldı ve vakıflarını müsadere etti. Ömer Mekrem'i sürgüne gönderdi. Kölemenleri ise Salahaddin'in Kalesinde kılıçtan geçirdi. Kaçabilenler Afrika içlerine balta girmeyen ormanlara doğru kaçtılar.

Sıradan bir tütüncü olan Mehmet Ali böylece kurnazlığının ve kaht-ı rical sayesinde Mısır'ın başına çöreklenebilmiş ve dahası, burada hanedanlık tesis edebilmiştir. Napolyon'un açtığı çığırı o devam ettirmiştir. Böl-yönet kurnazlığıyla Mısır'ı ele geçirmiştir. Âlimleri birbirine düşürerek onları güçsüzleştirmiştir.

* Mehmet Ali Paşa'nın ilk işi Ezher'in rolünü geriletmek ve cami ve İslami kurumları gemlemek olmuştur. Muakkibi Sisi de aynısını yapıyor.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-23

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-23

Prof. Mahmut Erol Kılıç(Tasavvuf tarihi uzmanı) Tasavvuf ve tarihi üzerine uzman isimlerden b

BİR NESLİN TÜKENİŞİ

BİR NESLİN TÜKENİŞİ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... Her yüzyılda, istisnalar hariç, bütün insanlar yer

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-22

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-22

Lamartin 1790-1869 yılları arasında yaşamış olan meşhur Fransız şair Lamartin, hayatını

ERMENİ MEZALİMİ VE TEHCİR

ERMENİ MEZALİMİ VE TEHCİR

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... 38 harfden oluşan alfabesiyle tarih sahnesinde bir mil

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-21

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-21

Keçeçizade İzzet Molla Padişah II. Mahmud’a sunduğu layihada Keçeci-zâde İzzet Molla, ş

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-20

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-20

Jean-Marie Le Pen (Fransız siyasetçi) İkinci Dünya Savaşının izlerini taşıyan eski sağ, y

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

Hz. İbrahim(a.s) Kur’an ifadesiyle Hazreti İbrahim ulu’l azm peygamberdir ve ulu’l azm peyg

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

Hüseyin el Cisr(Suriyeli âlimlerden ) 19’uncu yüzyıldan itibaren Batı ile eklektik ve sentez

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

Humeyni Dünyaya turlayan başka bir süreç ise Şeytan Ayetleri romanının orada burada tefrika

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan Turabi(Sudanlı mütefekkir) İslam dünyasının hâlâ mühim siyasi ve entelektüel liderl

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan el Benna Hasan el Benna’nın projesi, arzulanan İslami itidal cemaati gerçekleştirmektir

Öğüt ver, hatırlat! Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.

Gâşiye, 21-22

GÜNÜN HADİSİ

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."

Ebu Hüreyre

TARİHTE BU HAFTA

*Cumhuriyet'in ilanı(29 Ekim 1923) *Sütçü İmam Maraş'ta direnişi başlattı(31 Ekim 1919) *I.Dünya Harbine girdik(1 Kasım 1914) *İmam-ı Rabbani Hz.lerinin İrtihali(2 Kasım 1624) *Hz.Ömer(r.a.)'in Şehadeti(3 Kasım 644)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI