Cevaplar.Org

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-14

Gladstone(20. Asır başında İngiliz sömürge bakanı) Gladstone'a göre Türkler şöyle tasvir edilir: "insanlığın dev bir insanlık dışı örneği"dir. "Türk hükümeti" olarak adlandırdığı Osmanlı hükümeti için ise "hiçbir hükümetin işlemediği kadar cürüm işlemiş, hiçbir hükümet onun kadar günaha saplanmamış, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır. "


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-08-08 08:15:05

Gladstone(20. Asır başında İngiliz sömürge bakanı)

Gladstone'a göre Türkler şöyle tasvir edilir: "insanlığın dev bir insanlık dışı örneği"dir. "Türk hükümeti" olarak adlandırdığı Osmanlı hükümeti için ise "hiçbir hükümetin işlemediği kadar cürüm işlemiş, hiçbir hükümet onun kadar günaha saplanmamış, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır. "

* Bu örnekler dururken kimileri de çıkıyor bunların atası olan Gladstone'u aklamaya çalışıyor. William Ewart Gladstone ( 1809-1898) nispet edilen sözlerin asılsızlığını gündeme getiriyor. Sözüne dair bir çok versiyon ve kalıp olmasına rağmen en meşhurlarından birisi şudur: So long as there is this book, there will be no peace in the world/ Bu kitap(Kur'an) elde oldukça dünyada barış gelmez, unutun! Bu sözü müstemlekeler nazırı iken söylemiştir. Bu nedenle de misyonuna uygun kalıp ifadesi şudur: Bu kitap ellerinde oldukça Şarklıları itaat altına alamayız, yönetemeyiz! Bu sözün diğer kalıpları arasında üç şey sayılmaktadır. Kur'an-ı Kerim, Hac ibadeti ve Cuma namazı. Müslümanların bağımsızlık iradesinin sırrının bu kitapta yattığını söylemiştir. Bu kitap Müslümanların birliklerinin çimentosu ve manifestosudur. Hamza el Müzeyni tarafından kaleme alınan bir makalede mazeretçi bir üslup kullanılıyor ve yapılan tahkikat neticesinde bu sözün sağlam bir dayanağı ve kaynağının bulunamadığı ve dolayısıyla Gladstone'a ait bu sözün ispatsız ve ortada olduğu ileri sürülmektedir.

*Bilindiği gibi Bediüzzaman'ın hamiyetini harekete geçiren iki mühim hadise vardır. Bunlardan birisi gördüğü rüyada Kur-an-ı Kerim etrafındaki örülü zırhların kaldırılmasıdır. Bu devlet gücü olmadan i'cazını doğrudan koruyacağına dair bir işarettir. İşaret olduğu kadar bu misyonu deruhte etmek için âlimlere de bir davettir. Bediüzzaman'ın hamiyetini harekete geçiren ikinci olay ise gazeteler vasıtasıyla okuduğu William Ewart Gladstone'a ait ve ondan menkul sözleridir. Yazar Hamza el Müzeyni bu sözün meşhur popülist vaizlerden Abdulhamid Keşk tarafından terviç edildiğini ileri sürüyor. Herhalde Bediüzzaman da ondan almış olamaz! Kaynağına irca etmeden kullandığını ve güvenilmez olduğunu ileri sürüyor. Süheyla Zeynelabidin ve Saad Yusuf Ebu Aziz'in de kaynağını göstermeden bu sözleri Abdulhamid Keşk'ten nakletmelerinin mümkün olduğuna temas etmektedir. 

 Muhammed Kutup da Gladstone'un bu sözlerini 'Hel Nahnu Müslimun/Biz Müslüman mıyız?' adlı eserinde nakletmiştir. Bu anonim nakiller Hamza el Müzeyni'yi tatmin etmemektedir. Risale-i Nur'da naklini duysa acaba ona nasıl bir kulp bulurdu? Netice, Muhammed Esed'in Yolların Ayrılış Noktasında İslam adlı çalışmasının Ömer Ferruh tarafından yapılan Arapça çevirisinde bu sözün nakledildiğini ama yine kaynağının verilmediğini ifade etmektedir. Kitabın İngilizce aslında bu ibarenin olmadığını çevirmen Ömer Ferruh'un bunu parantez içinde dipnot olarak kullandığını lakin yine kaynağını göstermediğini ifade etmektedir. Bütün bunlardan yola çıkarak sözü mesnetsiz ve asılsız kabul etmektedir. Gerekçesi olarak da Müslümanlardaki Batı'ya yönelik olarak gelişen düşmanca ideolojik bakış açısını göstermektedir.

Buna dair Cezayir Âlimler Birliği kurucularından Muhammed Beşir İbrahimi'nin, ' Batı'dan hayır gelmez' dediğini de ilave etse üzerine hiçbir şey gerekmez. Lakin bu söz gerçekten de Müslümanlar tarafından ideolojik nedenlerle mi üretildi, uyduruldu yoksa ideolojik nedenlerden dolayı Gladstone ve emsalleri tarafından mı söylendi? Hamza el Müzeyni'nin bakış açısını kabul edecek olursak; bu taktirde Bediüzzaman'ı da siyasal İslamcı olarak kabul etmemiz gerekecek. Adam bir şeyi reddetmek için kaç şeyi kabul ediyor! Bu sözlerin ideolojik gaza getirme veya seferberlik için (kitabat et tecyişiyye el müedlece) uydurulduğunu söylemek istiyor. Gaza gelmeme adına ret makamında sakın kendisi gaza gelmiş olmasın.

Goldziher(Macar Yahudisi, oryantalist)

Macar asıllı oryantalist Goldziher eserlerinde hadis sütunlarından olan İmam Zühri'nin Emeviler namına hadis uydurduğunu ve Mescid-i Aksa'nın faziletiyle ilgili hadislerin bu cümleden olduğunu ileri sürmektedir. Mustafa İslamoğlu'nun Goldziher düşkünü olduğu da eserlerinden birisinin çevirisinin çevirisini yapmış olmasıyla sabittir. Bu ondaki kompleks veya saplantıyı göstermesi açısından manidardır. Bunu da yine yüzüne gözüne bulaştırmış tam becerememiştir. İslam Tefsir Ekolleri adıyla Abdulhalim Neccar yayınladığı çevirisinin başarılı olmadığı erbabı tarafından ortaya konulmuştur. Bu kitapta kıraat imamlarına iftiralar vardır. Zaten çevirinin çevirisi yapılması mahzurludur. İkincisi, mal bulmuş Mağribi gibi çeviri için Goldziher'in eserini çevirmesi başka bir kusurlu noktadır.

Muhammed Zahid el Kevseri, Abdulhalim Neccar'ın bir diğer çevirisi olan El Akidetü ve ş Şeria kitabının notsuz bir biçimde çevrilmesine itiraz etmiş ve bunu yapanları paylamıştır. Prof. Dr. Ali Hasan Abdulkadir ise Mustafa İslamoğlu'nun yaptığı çeviri kitapla alakalı olarak bir reddiye kaleme almıştır. Hasan Abdulkadir Goldziher'in ilmi objektiflikten uzak olduğunu ve güvenilmez olduğuna parmak basmıştır.

Mustafa Sıbai ise Prof. Dr. Ali Hasan Abdulkadir'in çalışmasını daha da ileriye götürmüş ve Emevilerin İmam Zühri'yi kullanması iddiasını çürütmüştür. Hadisi tedvin görevini ona Emeviler değil Emevilerden olsa da raşid halifeler zümresine mülhak bulunan Ömer Bin Abdulaziz vermiştir. Bu hususta Goldziher'e reddiye yazanlardan birisi de Şamlı hadis âlim Nurettin Itır Bey'dir.

Merhum Mısırlı Muhammed Gazali, Goldziher'den çevirme El Akidetü ve'ş Şeria adlı esere 'Difaun ani'l Akideti ve'ş Şeria Dıdde Metaini'l Müsteşrikin' adlı bir eserle karşılık vermiş ve bu eserinde Muhammed Zahid Kevseri'nin tanıklığına başvurmuştur. Kevseri, Ezher'de bazı kifayetsiz muhterislerin önüne arkasına bakmadan Goldziher'in eserlerini Arapçaya aktardıklarını; tetkik ve tahkik zahmetine, külfetine katlanmadan ona köprü olduklarını ifade etmiştir. Kevseri bu tercümeleri yapanları Goldziher'in cazibesine kapılanlar olarak (fatinin) tasvir etmiştir.

Gorbaçov(SSCB'nin son başkanı)

Gorbaçov ortak Avrupa evi kurmak için yola çıkmış lakin sonuçta SSCB'yi dağıtmakla kalmıştı. Şimdi Putin kendince onun dağıttıklarını toparlamaya çalışıyor. Ortak Avrupa Evi-Common European Home,1985 yılında dönemin Sovyetler Birliği lideri Gorbaçov tarafından (1931 beridir dillerde olan) önerilen ve barış içinde bir Avrupa özlemini gerçekleştirme hedefini ifade eden siyasi bir projedir. Atlantik'ten, Urallar'a kadar bütünleşmiş bir Avrupa mantığını savunmaktadır.

Gulam Ahmet Kadıyani(Hintli Sahte Peygamber)

İngilizlerin İslam dünyasını istilalarıyla birlikte kurumlar İngilizleşirken dini kurumlar da bu dalgadan kendini kurtaramamıştır. Sözgelimi Gulam Ahmet Kadiyani İngiliz muhabbeti üzerine bir din inşa etmiş ve İslam'dan kopardığı kitleleri İngilizlere muhabbet noktasında başka bir alana aktarmış ve yığmıştır. Güce tapınma ve inanma eğilimiyle birlikte Gulam Ahmet Kadiyani yeni 'sahip' olarak İngilizleri adeta Brahmanlar katına ve sınıfına yükseltmiştir.

* Gulam Ahmet Kadiyani dünyanın her tarafına kitaplar ve broşürler göndermiştir. Ve bunu ne amaçla yaptığını şöyle anlatmıştır: "Müslümanları İngiliz hükümetine samimi taraftar yapmak istedim. Yegâne gayem budur. Ayrıca Mehdi'yi, Mesih'i kan dökücü, kan içici ( seffah Mehdi, seffah Mesih) suretinden arındırarak cilveli, çekici ve sevimli hale getirmek istedim!" Mehdi ve Mesih'i İngilizlerin emellerine uydurmak istemiştir.

Hafız Esed

 1971 yılında Hafız Esat'ın bu yönden ehliyeti ve pozisyonu gündeme geldiğinde onun ilk imdadına yetişen Kayıp (o sıralarda görünen ve hazır) Şihabeddin Musevi'nin talebesi İmam Musa Sadr olmuştur. Esat'lar hanedanına meşruiyet yolunu ilk açan Fransızlar, ardından da bazı Şii ulema olmuştur.

* Dede Süleyman Vahş (Esat) Fransızlarla yazıştığı gibi, Hafız Esat da 1960'lı yılların başında birliğe karşı yıkıcı faaliyetlerden dolayı Mısırlılar tarafından Ebu Zabel cezaevine tıkılmıştır. Yani adamların tarihi bölücülük tarihidir. Buti de onları birlik timsali gösteriyor! Esat'ların temsil ettiği batini rejim her türlü birliğin önündeki temel engellerden biri olmasına rağmen Buti onların gitmesi halinde ülkenin beşe bölünebileceğini varsayıyor. Beşşar da benzeri komploları seslendiriyor.

* Bosna Savaşı sırasında da Suriye'de bulunan Boşnak ulemayı çağırmış ve onlarla resmi televizyon kanallarında boy göstermişti ve onları aynı kare içine almıştı. Hâlbuki Esat Sırp taraftarı idi. Lakin halkına hoş görünmek için Boşnak âlimlerle ekranlara çıkmıştı. Onlarla tek kelam etmeden poz vermişti. Elbette Esat ailesine yakınlaşan ve kendilerine ulema-ı rüsum denilen âlimler de çoktu.

* Baba Esat, 1970 yılında arkadaşlarına karşı darbe yapmadan önce İngiltere'de sır dolu üç hafta geçirmiştir. Ondan sonra da yönetime tek başına el koymuştur. Beşşar da İngiltere'de eğitim görmüştür.

* Baas rejiminin 1963 yılından beri iki kurbanı oldu; İslamcılar ve Filistinliler. Asrın iki mazlum kitlesi. Hafız Esat, Lübnan'da Tel Zeater'de yaklaşık 5 bin civarında Filistinliyi kıyımdan geçirmiştir. Daha kanlısını Hama'da Müslüman Kardeşlere yönelik olarak irtikâp etmiştir. Oğlu Beşşar taksit taksit katliamlardan sonra şimdi toptan ve toplu katliam yürütüyor. Baba Esat, 1983 yılında Arafat'ı Lübnan'dan kovarak yerine İran'la birlikte Hizbullah'ı ikame etmiştir.

*Esat'ın 1973 yılında savaşı İsrail'e şike ile sattığı ittifakla kabul edilen bir gerçektir. Sedat'ın arkadaşlarından Doktor Mahmut Camii, bizzat Enver Sedat'tan Esat'ın 100 milyon dolarlık bir çek karşılığında Golan'ı sattığını duyduğunu ifade etmiştir. Meblağla ilgili çeki de Rıfat Esat'ın teslim aldığını ifade etmiştir. Mısırlı Tuğgeneral Nebil Fuad bu iddiayı yalanlasa bile İsrail'in Golan'a saldırmasından bir gün evvel mevzilerin terk edildiği kesindir. Bunun nedeni ihmal mi yoksa İsrail'le akçeli ilişkiler midir? Bu mesele ve Filistinlilere destek meselesi Salah Cedit ile Esat arasında iplerin kopmasına neden olmuş ve Esat "Tashih Hareketi" adını verdiği darbe ile arkadaşlarını tefsiye etmiştir.

* Baba Esat'ın iki düşmanı vardı. Bunlardan birisi genelde İslamcılar ki, siyasi varisi ve oğlu Beşşar Esat da "İslamcılarla ve Müslüman Kardeşlerle 50 yıldır savaş halinde olduklarını" ifade etmiştir. İkinci özel düşmanları ise Filistinlilerdir. Bu iki kesime karşı savaşıyla Esat dünyada meşruiyet kazanabilmiştir.

* Esat rejimi müesses bir İslami dil üretmiş ve bunu hocalara empoze etmektedir. Bu resmi söylem materyallerini de üretmiştir. Suriye rejiminin ürettiği müesses İslami dil 'Fıkhu'l Ezme/Kriz Fıkhı' olarak bilinmekte ve dini görevlilere dayatılmaktadır. Dört ciltlik bu çalışmada, kontra hareketler olarak Müslüman Kardeşler, Vehhabilik, Selefilik ele alınmakta, devrim, cihat nikâhı, kadın ve ümmetin birliği, mezhepçilik gibi konular işlenmektedir. Elbette vakıflar bakanlığının görüşüne ve rejimin havasına göre.

Hakan Şükür

Hakan Şükür gibi sonuçlara alışamayacaklar olacaktır. Onu kastetmeden genel itibarıyla şöyle söylemek mümkündür: İt ürür kervan yürür.

Hakan Yavuz

1990'lı yıllarda Zaman gazetesinde çalışırken yabancı bir sima gazetenin eşiklerini aşındırıyor ve tepelerde birisine ulaşmak istiyordu. İstemeyerek de olsa birkaç defa karşılaştık ve bizim aracılığımızla Şemseddin Nuri veya Latif Erdoğan Bey ile görüşmek istiyordu. Latif Erdoğan Bey ise tabir caizse fellik fellik kaçıyor ve görüşmekten imtina ediyordu. Sonrasında kendisini istemeden de olsa yıllar boyu görmek veya izlemek mecburiyetinde kalacaktık. Zira baskın çıkmış ve piyasada tutunmuştu. Bayburt asıllı olan bu akademisyen, ilgi alanı olarak yükselen değer olarak Nurculuk ve özellikle de Fethullah Gülen hareketini seçmişti. ABD, Türkiye ve İsrail arasındaki üçgende akademik faaliyet yürüten ve Utah Üniversitesi siyasal bilgilerde öğretim üyeliği yapan Hakan Yavuz bu ilgisinin bir meyvesi olarak "İslamı Aydınlanmaya Doğru: Gülen Hareketi/Toward an Islamic Enlightenment: The Gülen Movement" (Oxford University Press, 2013)" başlıklı bir kitap kaleme alıyor. Kitap, Fethullah Gülen hareketinin içeride ve dışarıda tartışıldığı bir devreye denk geliyor. 9 Şubat tarihinde (2014) Şahin Alpay, mutat olarak yazdığı Today's Zaman'da kitapla alakalı bir makale kaleme alıyor (http://todayszaman.com/columnist/sahin-alpay_338942_toward-an-islamic-enlightenment.html ).

* Hakan Yavuz tek bir İslam olmadığını ve günümüzde modernizm ve globalizm süreçleriyle birlikte iki zıt İslami anlayışın veya ekolün ortaya çıktığını savunmaktadır. Bunlardan birisi fundamentalizm diğeri de aydınlanmacı İslam'dır. Hakan'a göre, fundamentalizm Kur'an ve Sünneti esas alan ve ama çağdaş ihtiyaçlarını göz ardı eden ve esnek olmayan bir dini anlayıştır. Hakan Yavuz'a göre, fundemantalizm katıksız ve püriten bir İslami anlayıştır. Aydınlanma ise serbest düşünce üzerine müesses bir yaklaşımı benimsemektir. Hakan Yavuz ve dolayısıyla Şahin Alpay'a göre, Gülen hareketi Fazlurrahman, Aliya İzzetbegoviç, Abdurrahman Vahid, Abdulkerim Suruş ve Raşid Gannuşi ile yolda buluşan bir harekettir. Aydınlanmacı ve modernisttir. Hakan Yavuz'a göre, aydınlanma dini veya İslamı reddetme değil belki kritik akılla toplumu ve kâinatı anlamaya çalışmaktır.

* Hakan Yavuz, Bediüzzaman Said Nursi ve Fethullah Gülen'in aydınlanmış İslam anlayışını temsil ettiklerini ve ikisinin de aklın ve bilimin ışığında dini yorumladıklarını ve daha insani bir cemiyet için bu yorumlardan reformlar türettiklerini ileri sürmektedir. Burada Hakan Yavuz Fethullah Gülen ile birlikte Bediüzzaman Said Nursi'nin de İslami aydınlanma ekolüne sokmaktadır! Bunu yaparken neye dayanmaktadır? Acaba bunu nereden çıkarmıştır? Elbette Bediüzzaman ilcaat-ı zamanı dikkate alır ama esas almaz. Bu anlamda modernizmi dinin üzerine hâkim kılmaz. Kılsaydı herhalde Mustafa Kemal ile bir uzlaşma yolu bulabilirdi. Zaman kaydını izhar eder veya ilcaat-ı zaman bir gerçektir. Lakin bu zamanı mutlaklaştırmak değildir. Bunu yapanlara veya modernistlere geçmişte dehriler denmiştir. Mutlak kriterleri reddederek zamanı kriter alan ve ona tapınan ekoller veya kişiler çıkmıştır. Bunlar genellikle zındıka cereyanını temsil ederler. Buna mukabil, bazen zaman gizli kalmış gerçekleri izhar ederek hakikatin tecellisine yardımcı olur. Nice akim tartışmaların ilacı haline gelir.

* Hakan Yavuz ve Şahin Alpay bir demet isim üzerinde duruyor. Bunların birbirleriyle pek alakası yoktur. Fazlurrahman ve Abdulkerim Suruş ve benzeri isimleri Bediüzzaman'la birlikte anmak hem bu kişileri hem de Bediüzzaman'ı tanımamak olur. Abdulkerim Suruş, Ali Şeriati'nin devamı sayılan İranlı bir düşünürdür. Son sıralarda Şiilikten ayrılarak Mutezile mezhebine intisap etmiştir. Hala arayışı istikrar kazanmış ve tatminsizliği dinmiş değildir. Bediüzzaman'ın istikrarlı çizgisi ise malumdur.

* Hakan Yavuz, Fethullah Gülen'in toplumu ve siyasete şekil vermek istediğini ama toplumu ve devleti ele geçirme niyetinin olmadığını ileri sürmektedir. Bu yerinde bir tezkiye midir?

Halide Edip Adıvar

Halide Edip Adıvar, 'Vurun Kahpeye' romanıyla 'molla takımıyla' yani yobazlarla alay eder. Aslında yobaz olan yüzeysel olandır. Bu anlamda bu yobazlık vasfı günümüzde herkesten ziyade pozitivistlere yakışmaktadır. Bilmeseler bile yakıştırıyorlar.

*Halide Edip Adıvar küresel siyasi rüzgârların deveranından haberdardı ve yirmi yıl sonrasını öngörmüştü. Dolayısıyla eski muhabbet bağının kıblesini yeni dünyaya yani ABD'ye çevirmek isteyenlerdendi..

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-20

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-20

Jean-Marie Le Pen (Fransız siyasetçi) İkinci Dünya Savaşının izlerini taşıyan eski sağ, y

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

Hz. İbrahim(a.s) Kur’an ifadesiyle Hazreti İbrahim ulu’l azm peygamberdir ve ulu’l azm peyg

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

Hüseyin el Cisr(Suriyeli âlimlerden ) 19’uncu yüzyıldan itibaren Batı ile eklektik ve sentez

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

Humeyni Dünyaya turlayan başka bir süreç ise Şeytan Ayetleri romanının orada burada tefrika

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan Turabi(Sudanlı mütefekkir) İslam dünyasının hâlâ mühim siyasi ve entelektüel liderl

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan el Benna Hasan el Benna’nın projesi, arzulanan İslami itidal cemaati gerçekleştirmektir

KORONA VİRÜSÜYLE İLGİLİ YAZDIĞIM MAKALELERDEN BİR ÖZET

KORONA VİRÜSÜYLE İLGİLİ YAZDIĞIM MAKALELERDEN BİR ÖZET

Gözle görülemeyecek kadar küçük bir varlık nerde ise dünyayı dize getirdi. Bir küçük var

İMAM LEKNEVİ’NİN MUHARREM AYI HUTBESİ

İMAM LEKNEVİ’NİN MUHARREM AYI HUTBESİ

Hamd, fehimlerin(anlayışların) hakikatına ulaşamadığı ve akılların künhüne(özüne, asl

MUSİBETLERİN EN BÜYÜĞÜ: MÜSTEHCENLİK

MUSİBETLERİN EN BÜYÜĞÜ: MÜSTEHCENLİK

Görüyorum, duyuyorum, şaşıyorum. Bir kısım kadınların ancak evlerinde ve yatak odalarınd

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-15

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-15

İbn-i Haldun İbni Haldun Mehdi’nin zuhuruna işkilli ve inkâr alûd bir mesele olarak yaklaşm

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-14

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-14

Gladstone(20. Asır başında İngiliz sömürge bakanı) Gladstone'a göre Türkler şöyle tasvir

Sizi topraktan yarattık; oraya döndüreceğiz ve oradan tekrar sizi çıkaracağız.

Tâ Hâ, 55

GÜNÜN HADİSİ

Mü'minin sezgisinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.

Taberani

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI