Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-23

Oryantalizm *Batı İslam dünyasına yönelik üç boyutlu bir kampanya yürütmektedir. Sömürgecilik, misyonerlik ve oryantalizm. Üçü de birbirini tamamlamaktadır


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-02-02 10:10:46

Oryantalizm

*Batı İslam dünyasına yönelik üç boyutlu bir kampanya yürütmektedir. Sömürgecilik, misyonerlik ve oryantalizm. Üçü de birbirini tamamlamaktadır. Oryantalizm; düşmanı tanıma, anlama ve ötesinde psikolojik anlamda bir çökertme hareketidir. Şarklı, oryantalizm karşısında dinine olan güvenini kaybeder. Veya oryantalizm, müminler arasında şüpheler tevlit eder. Zamanla şeytanın yerini ve söylemini kurumsal oryantalizm devralmıştır. Batılılar İslam'ı tanıyarak bu alanda da üstünlüklerini ortaya koymak isterler. Bu durumda Müslümanların kendi dinlerini tanımlama dâhil hiçbir özellikleri ve meziyetleri kalmaz.

*Oryantalizm içten imha hareketidir. İlmi etkisinden ziyade psikolojik etkisi mühimdir. Batı'nın her alanda üstünlüğünü ortaya koymaya çalışır. Ardından iki şey gelir. Sömürgecilik ve misyonerlik. Oryantalizm/istişrak zemini yumuşatır. Bu suretle İslam'ı da onlar tanımlamaktadır. Buna ehil görülürler.

*Bugünkü ilahiyatçıların bir kısmı gerçekten de din müceddidi değil, din münekkidi haline geldi. Mustafa A'zami gibi bir takım âlimler günümüzde yerel istişrak akımının geliştiğini, serpildiğini ifade etmişlerdir. Abdurrahman Bedevi vefat etmeden evvel harici oryantalizmin bittiğini ileri sürmüştü. Yerine dâhili oryantalizm geçmiştir. Dâhili harici sömürgecilik tabirinde olduğu gibi. Artık Massignon kıdeminde ve kademinde oryantalistlerin nesli kesildi. Yerlerine yenileri yetişmiyor. Belki bunu İslam âlimleri için de söylemek mümkün. Kimileri Suudi Arabistan'da günümüzde Bin Baz çapında Selefi âlimlerin yetişmediğini, kalmadığını; nesillerinin kesildiğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte Mustafa A'zami gibilerin ifade ettiği gibi maalesef yerel oryantalizm çığırı ilahiyat modeliyle birlikte giderek serpiliyor. Yerel oryantalizmi genel anlamda ittiba değil ibtida mesleğine dayanıyor. Hatta ittiba mesleğine savaş açıyorlar. Sahabeler, muhaddisler, mezhep imamları, tasavvuf aktabı hepsi saldırılarından nasiplerini alıyorlar. Onun dışında Allah ve peygamberini de, hatta Kur'an-ı Kerim'i de tartışmaya açanlar var. Hepsi oryantalistlerin talebeleri. 

Osmanlı

*Ortak devletin kaybedilmesi en büyük felaket nedenlerinden birisidir. Buna işaret eden çalışmalardan birisi Muhammed el Hayr Abdulkadir Salih'in yazmış olduğu 'Nekbetü'l Ümmeti'l Arabiyye Bisukiti'd Devleti'l Osmaniyye/ Arapların Felaketi Osmanlı'nın Yıkılmasıdır' adlı çalışmadır. Bu çalışma Arapların felaketini Osmanlı hilafetinin yıkılışına bağlıyor. Doğru milat, budur.

*Değerli Tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat'ın kitaplarında ayrıntılı olarak açıkladığı gibi: Osmanlı Devleti'nin 1860'larda Lübnan'da geliştirdiği ve uyguladığı dini ve idare düzen, 1975'lere kadar barış ve güveni sağladı. Aynı yönetim düzeni, Balkanlar'da dört yüzyıl başarıyla uygulandıktan sonra, Avrupa ülkelerinin baskısıyla 1876 yılında yıkıldı. Barış bölgesi Balkanlar, sonu gelmeyen ve önü alınamayan, savaşların ve göçlerin vatanı oldu. Eski Yugoslavya'da hiçbir etkin topluma öncelik tanımayan Osmanlı'nın 'Millet Sistemi'ne dayanan federal yapı, yönetimde Sırpların üstünlük sağlamasını önleyemediği için, çok kanlı bir iç savaşla dağıldı. Sırpların kendi kimliklerini, Boşnaklara, Arnavutlara, Türklere, Hırvatlara ve Makedonlara kabul ettirmeye kalkışmaları, Avrupa'nın ortasında, Balkanların yakılıp yıkılmasına yol açtı. Balkanlaşma salgın bir hastalık gibi, bütün Osmanlı coğrafyasına yayıldı.

*Osmanlı'nın ufalayan hususlardan birisi önce Rumeli'yi saran milliyetçilik dalgası olmuştur. Öncelikle bu dalga Hıristiyan milletleri ayartmış, ardından Arnavutlara bulaşmıştır. Boşnaklar ise daima bu illetin ve virüsün dışında masun kalmışlardır. Bunun sırrı şudur ki, Arnavutlar gibi kimliklerini ırkları üzerinden değil dinleri üzerinden tanımlamışlar ve bu da yabancılaşmalarına mani olmuştur. İstikametten şaşmamışlardır. Osmanlı'ya karşı çıktıklarında da ırkları namına değil milletleri olan İslamiyet namına karşı çıkmışlardır. Bosna isyanlarının temelinde İbrahim Temo ve arkadaşlarının yaptığı gibi ırkçılık damarı yoktur. Arnavutlar milliyetçiliklerinin belasına Enver Hoca gibi bir musibetle karşılaşmışlardır.

*Din milliyetçiliğinin temellerini Osmanlı'da bulmak mümkündür. Tek tipleştirme ve Osmanlı milleti arayışları seküler bir millet anlayışını doğurmuştur. Lakin bunun ifraz veya sonuçlarından birisi, millet sisteminin yerine din milliyetçiliğinin almış olmasıdır. Kemal Karpat gibi modern tarihçilerin de parmak bastığı gibi, aslında Tanzimat süreci dini ayrımı veya çoğulcu yapıyı kaldırmış ve din mensupları arasında Osmanlılık üzerine bir eşitlik getirmeye çalışmıştır. Sosyolojik olarak bunu yapamamış, bilakis bu zeminde reaksiyonları körüklemiştir. Mesele başka noktalarda uç vermiştir. Bundan böyle gâvura gâvur denmeyecektir. Lakin Tanzimat sonrası Müslümanların eski statülerinin gerilemesi ve Hıristiyanların öne çıkması din üzerinden gerilimi tetiklemiş ve kâğıt veya hukuk üzerinde sağlanan eşitlik, sosyolojik anlamda din milliyetçiliğini doğurmuştur. Osmanlı milliyetçiliği seküler bir milliyetçiliktir ve bu zamanla Türk milliyetçiliğini doğurmuştur.

*Zaten Osmanlı'nın bölgesel yayılmasına fetihçilik denemez. Arap bölgesine gitmesinin iki nedeni vardır. Ötekiler sonuçtur. Bunlardan birisi Portekizlilerin Arap diyarına sarkmasıdır. İkincisi de Safevilerin bölgeye sarkmalarıdır. Yavuz bu suretle iki tehlikeyi birden bertaraf etmiştir. Osmanlılar Batı'da fetihçilik, Doğu'da ise kurtarıcılık yapmışlardır. Yavuz Sultan Selim'in İran ve Suriye ve Mısır'a yönelik hareketi bir fetih hareketi değildir. Kesinlikle kurtarıcı bir harekettir. Şarkı bidatkar Safevilerin, küffar Portekizlilerin pençesinden kurtarmak istemiştir.

*Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte pandoranın kutusu açılmış ve şer yayılmış ve ortalığı kaplamıştır. Osmanlı'nın yıkılmasının dolaylı ve uzun vadeli sonuçlarından birisi IŞİD gibi türedi örgütlerin ortaya çıkmasıdır. 

*Demek ki, birçok hadis Osmanlı'ya ve yıkılışına bakmaktadır. Hadislerde İstanbul fethi ve Fatih'i müjdelendiği gibi, aynı zamanda kas'a hadisiyle Berlin muahedesine de gayb ve işaret diliyle parmak basılmıştır.

*Abbasiler döneminin Persliğe özenen züppeler, 19'uncu yüzyıldan sonra Osmanlı içinde ve 20'inci yüzyılda Türkiye ve İslam âleminde Frenk züppeleri haline gelmişlerdir. Müteşerri kültürün yerini kuralsız ve cıvık bir kültür ortamı almıştır. Servet-i funun budur. Dolayısıyla Maniheizm ve Illuminati gibi çarpık yapılar iç içe dairelerden müteşekkildir. 

*Osmanlı'nın son dönemlerinde de makamlar tabasbus ve rüşvetle el değiştirmektedir. Sultan Abdülaziz'in hal' edilmesi ve görevden el çektirilmesi için ihtilal heyeti ulemaya da el atmıştır. Bunlardan birisi Filibeli Kara Halil efendidir. Mithat Paşa'nın hemşerisidir ve Mithat Paşa kendisine çengel atmış ve ayartmıştır. Kara Halil de zaten ayartılmaya amade bir ruh yapısına sahiptir. Yılmaz Öztuna'nın ifadesiyle "yeni rejimde külah kapma sevdasında olan bu adam ' Hal' emr-i hayrına çarşaf kadar fetva yazarım' diyen yobazdır…"

*Osmanlı ortak siyasi bağının ortadan kalkmasıyla birlikte ayrıca tasavvur edildiği gibi Araplar arasında birlik de sağlanamamış aksine Osmanlı'nın Araplar arasında temin ettiği birlik de tali olarak ortadan kalkmıştır. Ortak bağın ortadan kalkmasının en önemli diğer bir sonucu ise ortak davaların yatması, sahipsiz kalmasıdır. En barizi Kudüs ve Filistin davasıdır. Ortak bağın iptali, İslam dünyasının ortak meselelerinin sahipsiz ve sözcüsüz kalmasına yol açmıştır.

*Filistin'in gasp edilmesi Araplar tarafından nekbe/felaket olarak nitelendirilmektedir. Bununla birlikte Muhammed Hayr Abdulkadir adlı müellif büyük bir isabetle illeti teşhis etmiş ve dönemin tanımını kitabının üzerinden yapmıştır: Arapların Felaketi Osmanlı Hilafetinin Yıkılmasıyladır ( Nekbetü'l Ümmeti'l Arabiyye Bisukiti'l Hilafeti'l Osmaniye). Kitabın başlığı bile günümüze ve Arapların yaşadığı felakete ışık tutmaktadır. Bu felaketin bir üst basamağını ve çatısını ise Ebu'l Hasan en Nedevi ortaya koymuştur: Müslümanların Gerilemesiyle İnsanlık Neler Kaybetti (Maza Hasire'l Alemü Biinhitati'l Müslimin) Bunlar iç içe peş peşe felaketler olmuştur. Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte pandoranın kutusu açılmıştır.

*Herkes de biliyor ki Safevilik projesi Amerikan saldırıları sayesinde ilerledi. Osmanlılık ise yine aynı nedenden dolayı yerinde sayıyor. Bütün dünya aleyhinde olmasına rağmen yine de Osmanlılık suçlanıyor. Zira mevcut dünya sisteminin panzehiri o.

*Osmanlı'yı takviye ederek Rusları durdurma siyaseti İngiliz başbakanları Palmerston, Salisbury ve Benjamin Disraeli döneminde büyük ölçüde devam ettirilmiştir. William Ewart Gladstone, David Lloyd George dönemlerinde bu politikaya veda edilmiş ve onun yerine terekenin taksimi ve paylaşım politikaları geçirilmiştir. William Ewart Gladstone, David Lloyd George hastalık derecesinde Haçlı zihniyetine mağlup olmuşlardır. Bush gibi modern Haçlı neferleridir. İngilizler Babür İmparatorluğunu yıktıkları gibi, kararlı bir biçimde Osmanlı Türk imparatorluğunu da yıkmak istemişlerdir.

*Slavlar arasında ve Balkanlar'da Türk nefretini zerk eden Ruslar olmuştur. Keza Yunan ve Bulgar meseleleri ve ardından gelen Ermeni meselesi de Batı nezdinde Türk nefretini ve Barbar Türk deyimini güçlendirmiştir. Romancı ve edebiyatçı Emile Zola'nın Yahudileri, ' İtham Ediyorum' başlıklı makalesiyle savunması gibi Victor Hugo da Bulgar isyanlarının bastırılması noktasında infiale kapılan Batılı aydınlar arasındadır. 6 Mayıs 1876 tarihinde Selanik'teki Alman ve Fransız konsolosları Rus-Yunan komplosu üzerinden ahali tarafından linç edilirler. Bu komplonun amacı Avrupa'da Türk imajını karalamak ve Türk nefretini yaymaktır. 19'uncu yüzyıl Türk nefreti üzerinden şekillenmiştir. 1881 yılından sonra Batılılar, Arapları Türklerin kendilerini geri bıraktıkları propagandasıyla aldatmışlardır.

*Tek sahici proje Osmanlı projesidir. Osmanlı'yı sevmek şerefimizdir.

*Balkan Savaşlarında Balkan devletlerinin Osmanlı'yı bozguna uğratamayacağını hesaplayan Batılı ülkeler savaş sonucunda sınırların değişmeyeceğini garanti etmişlerdir. Statüko sürecektir. Sürpriz bir biçimde savaşı Balkan devletleri kazanınca da taahhütlerinin lafı bile olmamıştır. Bundan dolayı olayların sevkiyle önce II. Abdülhamit düşmanı olan İttihat ve Terakki Genel Sekreteri Ahmet Rıza sıkı bir Hamitçi kesilmiştir. O günlerin bir eseri olarak "Batı'nın Şark Politikalarının Ahlaken İflası" kitabını yazmıştır. Batı'nın o dönemdeki kalleşliğinin kanıtlarından birisi de Müşir Hüseyin Kıdwai adlı Osmanlı dostunun kaleme almış olduğu "Osmanlı'nın Son Dostları" kitabıdır. Bu kitapların ve muhtevasının ders olarak okullarda okutulması uygundur ve bu suretle Müslüman çocukları Batı karşısında uyanık kalacaklardır.

Pakistan

*1971 yılında Hindistan bir biçimde Bengal milliyetçileriyle birlikte Bangladeş'i Pakistan'dan kopararak Pakistan'ı yalnızlığa mahkûm etmiştir. 11 Eylül ve ardından 2002 itibarıyla Afganistan da Bangladeş'in kaderini paylaşmıştır. ABD sayesinde Afganistan da Pakistan'dan kampından alınarak, Hindistan-İran kampına ilhak edilmiştir.

Patrikhane

*ABD sadece İslami kesimler üzerinde proje yürütmüyor. Aynı zamanda Fener Patrikhanesinin ekümeniklik statüsü kazanması da Amerikan dini projelerinden birisidir. ABD, Necef üzerinden Şiileri Irak ve dolayısıyla kendisine angaje etmek istediği gibi aynı zamanda da Fener Patrikhanesi üzerinden Ortodoksları da kendisiyle irtibatlı hale getirmek istemiştir. SSCB'nin çökmesinden sonra dinin yeni bir ivmeyle Ortodoks havzalarında geri dönmesinden sonra ABD bir mühendislik hesabı ve girişimiyle Patrikhaneyi ekümeniklik vasfı kazandırarak Slav Ortodoksları da Patrikhane'ye bağlamak istemiştir. Böylece Ortodoksları dini olarak nüfuzu altına alacaktır. Amerikan İslam'ını temsil eden gruplar da Patrikhane'nin ekümenik olmasının bedava avukatlığına soyunmuşlardır. Fethullah Gülen ve ekibi Patrikhane'nin ekümenik olmasını savunurken, keza Kudüs'ün uluslar arası açık bir şehir olmasına taraftar görünüyorlar. Bu ise İsrail'in tezlerine en yakın tezdir. Ezher bile Doğu Kudüs'ün uluslararası karakteri olan ve açık bir şehir statüsünde değil bir Filistin şehri olduğu görüşündedir.

PKK

*Tarihi olaylar ve şahıslar birbirlerine birebir uymasalar da aralarında benzerlik zahirdir. Hareketler de öyle. Geçmişte şuubiye ve zındıka hareketi ile günümüzde PKK ve PYD gibi hareketler arasında benzerlikler reddedilemez. Hem ırkçı hem de Marksist bir zeminden geliyorlar.

*PKK ve yandaşları müspet hareket tanımıyorlar. Kardeşlik algıları cahiliyet algısıdır. Hakta ve batılda ırkdaşına arka çıkma şeklindedir.

*Maalesef günümüzde iyi Kürtler PKK'yı karşı çıkacaklarına pasif bir şekilde onu onaylar vaziyetteler.

*PKK ve yandaşlarının gözlerini perdeleyen ve kötü enerji salgılamalarına neden olan ikici husus ise, komünist ideolojinin üzerlerinde bıraktığı tortulardır.

* PKK bazı dindar Kürtler tarafından anlayışla karşılandı ve hala karşılanıyor. Tatlı İslam kaynaklarıyla birlikte kafası başka kaynaklarca işgal edilenler ağız tatlarını kaybetmişlerdir. Hep birlikte azgınlığın prim yapmasına izin verdik. PKK'yı veya Vandalizm anlayışını kendi ellerimizle büyüttük. Kötülük ruhu ve enerjisi her şeyi kuşatır hale geldi. Biz ise temennilerle kötülüğün ve cehennemin taşlarını döşedik.

*Kalıntı dinler sürekli olarak şuubiye veya zındıka cereyanı içinde kendilerini yenileyerek İslamiyetin karşısına çıkmaya çalışıyorlar. PKK ruhu budur.

*PKK'nın da başarıya ulaşması halinde Apo'nun veya muakkiplerinin yeni bir Enver Hoca olmayacağı ne malum? Yezidilere kardeş ve dindar Müslümanlara kalleş gözüyle bakan bir mantık veya ruh halinden söz ediyoruz.

*Siyasal partizan Kürtlerin psikolojisi Türkiye'yi yanlarında görmek ama Türkiye'nin yanında olmamak. Kendilerinin başarması, Türkiye'nin ise çuvallaması. Dertleri Türkiye vasıtasıyla IŞİD'i vurmak veya Türkiye'ye IŞİD'i vurdurmak ardından da Türkiye'yi vurmak! İslam ve Türk düşmanı Marksist artıklarının neyine güvenelim?

*Süreci PKK ile kotarmak isteyen hükümet karşı tarafın taşkınlığı sonucu neredeyse kendi sürecinin esiri haline geldi. Dolayısıyla PKK'yı süreçten ayırmalı.

*Kendi ellerimizle, üretilmiş olan Kürt meselesinde PKK'yı Kürtlerin Filistin Kurtuluş Örgütü haline getirmeyelim. Bu konuda Kürt halkı devre dışı kalmış ve yeteri kadar tedbir alınmamıştır.

*Kürtçülerle senli benli olan Alman Lawrance Claudia Roth da Türk yetkililerinin PKK ile IŞİD'e aynı kefeye koymalarına çok bozulmuş, pek içerlemiş. Demek ki PKK'ya onların gözüyle ve penceresinden bakacağız. Onlar Kobani'yi Diyarbakır'dan bir önceki PKK kalesi yapma azmindeler. Orada paralel başkent rüyası görüyorlar. İçerideki mankurtlarla birlikte Türkiye'nin altını oymaya çalışıyor. Bizi kazansak da kaybedeceğimiz bir savaşa sürüklüyorlar.

*PKK, Arap Baas'ını geride bırakmış, Marksizme kulaç açmış bir partidir

Ramazan

Ramazan ayı artık desecration dedikleri hürmetsizlik ayına dönüştü. 28 Şubat sürecinden sonra sakal bıyık kesmek ve açılmak moda olmuştu. Şimdi de ramazanlarda zapparlık tabir edilen, gün ortasında oruç açma, kural dışı olmaktan çıktı, kural haline geldi.

*Son yıllarda Müslümanlar özellikle ramazan iklimlerinde maddi ve manevi savaşlara maruz kalıyorlar. Psikolojik, fiili ve simyasal (manevi) taarruzlara maruz kalıyorlar. Mevdudi ile Meryem Cemile arasındaki mektuplaşmalarda buna dair değerlendirmeler var. Ramazandaki psikolojik savaşlara dikkat çekiliyor. SSCB döneminde ramazan ayı geldiğinde ramazan ayının manevi iklimini kırmak, karartmak için ateizm propagandalarına hız verilir ve çabalar katlanır ve katmer hale getirilirdi. Türkiye'de de Ramazan ayı daima yıkıcı manevi saldırılara sahne olmuştur. Ramazan iklimini ve manevi havasını gölgeleyen dini yorumlar ve gelişmeler eksik olmamıştır. İnsanlar dinleriyle fitneye düşürülmüşlerdir. Yakinleri ve sabiteleri sorgulanmıştır. Hatta karalanmıştır. SSCB'den sonra ABD ve benzeri ülkelerde de Ramazan ayında Müslümanlara ve İslam'a yönelik saldırılarda artış kaydedilmektedir. Ramazan ayı İslam düşmanlarının küresel saldırılarına sahne olmaktadır.

*Son sıralarda bir moda tutturuldu gitti. Bu bize aslında dinler arası diyalog girişimlerinin bir yadigârıdır. Müslim veya gayri Müslim, önüne gelen Ramazan ayında iftar veya iftar toplantıları tertip ediyor. Bu yetkiyi kimden alıyor? Bu iftarlara 72.5 millet katılıyor. Peki, iyi mi oluyor? Keşke olsa. Dini değerleri sulandırmanın yeni yüzü. İftarlar siyasi bir şova dönüştürülüyor. Geçenlerde televizyonu karıştırırken bir kanalda ABD elçisinin Diyarbakır veya doğu illerinden birisinde BDP'lilere iftar verdiğini duydum. Şimdi burada garip bir durum var. İftar veren taraf Müslüman değil. Davetli tarafın da oruçla ilgisi ne, belli değil! Şimdi bu Amerikalıların yaptıkları desecration denilen dine ve değerlerine karşı bir hürmetsizlik değil mi? Ne günlere kaldık! Artık bu iş moda oldu ve dibe vurdu. İster inanın ister inanmayın, İstanbul'da Fransız Sarayında iftar ve caz konseri bir arada yapılmış. Bunun haberini davetliler arasında bulunan Sami Kohen'in yazısından öğreniyoruz. Fransa'nın İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach ve Fransız Kültür Merkezi Müdürü Bérénice Gulmann tarafından davet edilen protokolü Başkonsolos Muriel Domenach eşi Olivier Bouquet karşılayıp buyur ediyor. Başkonsolos Bey Türkçe ve Fransızca bir nutuk irat ederek, Fransız laikliğinin faziletlerinden dem vuruyor. Etkinlik; iftar yemeği mi, caz festivali mi yoksa laiklik telkini mi? İşin garip tarafı davetliler arasında Müslümanlardan ziyade Yahudi veya dönmelerin cirit atması. İsrail Gazze'yi bombalarken, oruçlu Gazzelileri yasak silahlarla öldürürken, Fransız makamları İstanbul'da İslami bir şeair olan iftara Yahudileri davet ediyor. Başköşe onların. Yahudilerin dini günleri bitti mi?

*Son yıllarda dünyevileşme atmosferinin genişlemesiyle birlikte giderek ramazan ayının hürmeti gölgelenmekte, kırılmakta ve bazı yörelerde veya yerlerde ramazanın geldiği dahi fark edilmemektedir. Geçmişte oruç tutmayanlar bile bu mübarek aya hürmet ederlerdi. Şimdi ise şöyle bir sakim mantık yerleşti: Biz açıktan yiyerek, riyakarlığa prim vermiyoruz! Bu masum görünen mantığın altında büyük cinayetler yatıyor. Ramazana hürmetsizlik yapıldığı gibi, ilaveten oruç tutanlara da hürmetsizlik yapılmış olmaktadır. İkincisi ve daha kötüsü ise Allah'ın yasaklarına veya şeairlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Oruç tutmak farzdır ama ona saygı şeairdendir. Ayrıca açıktan oruç yenmesi pratikte emri bi'l-maruf ve nehyi an'i-l münker vazifesinin ortadan kalktığını ve fiilen iptal edildiğini gösterir. Bu ise büyük bir felakettir. İslam ümmetini diğer ümmetlerden üstün kılan ve işlevsel yapan husus, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Bunun yapılmaması maddi ve manevi felaketlere yol açmaktadır. Mücahare yani farz veya günah ihlallerinin açıktan işlenmesi İslam toplumunun çürüdüğünün ve zevale yaklaştığının alametlerinden birisidir.

*Ramazanların sadece bazı din adamlarıyla birlikte anılır veya hatırlanır hale gelmesi de sağlıklı bir seyir ve durum değil. Ekran kurdu veya gediklisi olan bazı hocaların ramazanlarda daha dengeli bir biçimde ekrana yansıtılması yerinde olacaktır. Hocaların sanatçı haline gelmesi vetiresi veya sürecine izin vermemeliyiz. Ekran tiryakiliği de samimiyet ve ihlâsa aykırı düşer. Bir de ümmetin sabitelerini tartışmaya açan ulema-i su misali hocalara itibar edilmemeli ve mümkün mertebe ekrandan uzak tutulmalı ve insanların kafalarını ve gönüllerini karıştırmalarına müsaade edilmemelidir. İnsanları ihya eden asude ramazan iklimleridir. İnsanları dinleriyle alakalı fitneye düşürmek manevi sermayeyi çarçur etmektir. Şeytanın hesabına yazılacaktır. Ramazan boyunca ve her daim birlik beraberlik mesajına ağırlık vermek gerekir. 

*Ramazan bir dirilme ve yenilenme ayıdır. Manevi olarak yenilenerek çıkarsak; geçirdiğimiz bir aylık manevi iklim direncimizi artıracak ve başımızdaki musibetlerden kurtulmak için bize yıl ve yol boyunca manevi bir azık ve yakıt olacaktır.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

AYASOFYA, GÖZYAŞLARINI SİLECEK KAHRAMANINI BEKLİYOR

AYASOFYA, GÖZYAŞLARINI SİLECEK KAHRAMANINI BEKLİYOR

Dile kolay, dört buçuk asır (450 yıl) cami olarak hizmet vermiş olan Ayasofya, bir asra yakın

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-8

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-8

Peygamber Efendimiz Müslüman topluluğu “bir binayı meydana getiren taşlara” benzetir. Temel

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-6

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-6

Bernard Lewis(Sözde tarihçi, İslam düşmanı 2018’de dar-ı cezayı boyladı.. Yahudi kökenli

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-7

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-7

* Dinimiz, inkârcılığı kâfirliği, ateistliği yasaklamasına rağmen bir kısım dünya peres

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-6

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-6

Ali Tantavi(Suriye ulemasından) Hem Muhammed Kutup hem de Ebu’l Hasan en Nedevi’nin dostların

GAYP’TAN (GELECEKTEN) HABER VERENLERİN DİNDEKİ YERİ!

GAYP’TAN (GELECEKTEN) HABER VERENLERİN DİNDEKİ YERİ!

Sordular: Bazı insanlar, yıldızlara, kahve fincanına ve benzeri şeylere bakarak, rüyalardan y

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-6

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-6

Sevgi para gibi değil. Parayı saçtıkça azalır. Sevgiyi saçtıkça çoğalır. Sevdiğiniz in

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-5

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-5

Aliya İzzetbegoviç Aliya İzzetbegoviç nasıl ki bazı aile üzerinden Üsküdarlı ise, Malik B

ALLAH’LA OLMANIN SEVİNCİ VE GÖZYAŞLARIM

ALLAH’LA OLMANIN SEVİNCİ VE GÖZYAŞLARIM

Bastıramadığım duygularımı, belki bir mümine faydalı olur düşüncesiyle siz anlayışlı v

“ASIL MUSİBET, MUZIR MUSİBET DİNE GELEN MUSİBETTİR”

“ASIL MUSİBET, MUZIR MUSİBET DİNE GELEN MUSİBETTİR”

Asıl musibet, muzır musibet dine gelen musibettir”[1] Bu değerli ve duyarlı sözden yola çık

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-5

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-5

*‘Olmaz, yapılmaz, çok zor, biz başaramayız, vermezler, almazlar, yapmazlar, boşuna gayret”

Dehşeti herşeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?

Gaşiye, 1

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an'ın Faziletine Dair

"Sizin en hayırlınız Kur'an'ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir."- Buhari, Fedailu'l-Kur'an 21

TARİHTE BU HAFTA

*Conk Bayırı Zaferi(10 Haziran 1915) *Yeniçeri Ocağı'nın Lağvı(12 Haziran 1826) *Cemil Meriç'in Vefatı(13 Haziran 1987) *Darendeli Hacı Hulusi Edendi'nin Vefatı(14 Haziran 1990) *Türkçe Ezan Uygulamasının Kaldırılması(16 Haziran 1950)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI