Cevaplar.Org

İLMİ DÜNYAYA TERCİH EDEN BİR ALİM

Bu hafta sizlere hayatından bir kesit sunacağımız alimimiz Bayburtlu İnam Hocaefendi.. 1995 senesinde 90 yaşında dar-ı bekaya irtihal eden Hocaefendi’nin hayatında çok ibretlik yönler var gerçekten. İnşallah Tevfik-i ilahi refik olursa, hayatını geniş olarak İz Bırakanlar köşemizde istifadenize sunmayı düşündüğümüz İnam Hocaefendi, 37 yaşından sonra ilme başlayan ve âlimlik rütbe-i âliyesine mazhar olan bir büyüğümüz. Mehmed Kırkıncı Hocaefendi’nin çok yakın dostu olan bu muhterem zatın ilme yöneliş macerasını


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-01-07 17:03:07

Bu hafta sizlere hayatından bir kesit sunacağımız alimimiz Bayburtlu İnam Hocaefendi.. 1995 senesinde 90 yaşında dar-ı bekaya irtihal eden Hocaefendi'nin hayatında çok ibretlik yönler var gerçekten. İnşallah Tevfik-i ilahi refik olursa, hayatını geniş olarak İz Bırakanlar köşemizde istifadenize sunmayı düşündüğümüz İnam Hocaefendi, 37 yaşından sonra ilme başlayan ve âlimlik rütbe-i âliyesine mazhar olan bir büyüğümüz. Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin çok yakın dostu olan bu muhterem zatın ilme yöneliş macerasını Prof. Dr. Şener Dilek Hocamızın rengin ve zengin ifadeleriyle sizlerle paylaşırken merhuma Cenab-ı Hak'tan rahmet dileriz. Salih Okur/cevaplar.org

"İnam Hoca'nın dedesi Osman Efendi çok meşhur, büyük bir âlim imiş. Osmanlı döneminde İstanbul medreselerinde 35 yıl ilim tahsil etmiş. İlmini tekmil ettikten sonra İstanbul'dan ayrılmış, Of'a yerleşmiş, o bölgede büyük hizmetler yapmış ..

İnam Hoca'nın babası Muhyiddin Efendi de alim bir zat imiş .. O da Bayburt'ta yaşamış, imamlık yapmış. İnam Hoca babasının yanında okumaya başlamış, hafızlığını ikmal etmiş. ı4 yaşına gelince, babası vefat etmiş. Babası vefat edince okuyamamış, Arapça ilmini tamamlayamamış.

Gençlik çağına gelince köyde emsalleri İstanbul'un yolunu tutmuşlar .. İstanbul'un taşı toprağı altın diye .. Köyden pek çok genç İstanbul'a gidince, o da annesinden izin almış, İstanbul'un yolunu tutmuş ..O günkü şartlar içinde önce inşaatlarda amele olarak çalışmış.

Rahmetli İnam Hoca İstanbul hatıralarını şöyle anlatmıştı; "İnşaatlarda amele olarak çalıştım. Gündeliğim o günün parası ile otuz kuruştu. Bir müddet otuz kuruş gündelikle çalıştım. Sonra tetkik ettim, baktım duvar ören ustaların gündelikleri üç lira .. Arada çok büyük fark vardı. Üç lira nerede, otuz kuruş nerede? Kendi kendime karar verdim: 'Usta olmam lazım! Başka çarem yok!' dedim

Para biriktirdim, ustaların alet ve takımlarını aldım. Daha yakından ve dikkatli bir biçimde ustaları izlemeye başladım. Bir kaç ay içinde işi kavradım.

Bir inşaatta çalışmaya başlarken, inşaat ekibinin başındaki adam bana sordu: 'Usta mısın, amele misin? Ben de: 'Ustayım! ' dedim. Böylece duvar ustalığına başladım. O gün üç lira alınca, heyecan ve zevkimden sabaha kadar uyuyamadım.

Birkaç yıl inşaatlarda duvar ustası olarak çalıştım. Gün geçtikçe maharetimi pekiştirdim. O zamanlar yollarda taştan örme kemerli köprüler yapılıyordu. Baktım kemerli köprü yapan taşeron ustalar bir köprüden üç bin lira kazanıyorlar. Ekibimi kurdum, taşeron olarak bir köprüyü üstlendim. Yapıp bitirdim. Arkasından iki, üç, beş .. İşleri büyütmeye başladım.

Sonra piyasayı tetkik ettim. Bina inşaatlarının daha karlı olduğunu gördüm. Bu sefer inşaat işleri ile ilgilenmeye başladım. İnşaatlarda taşeronluk yaptım. Cenab-ı Hak da önümüzü açtı. Elhamdülillah on onbeş yıl içinde İstanbul'un en tanınmış taşeronları arasına girdim.

Benim çalıştırdığım işçilerin ekserisi hemşerimdi. Birçoğu bizim köyden ve yakın civardaki köylerden gelen kişilerdi. Garibanlar İstanbul' da perişan olmasınlar diye onları öncelikle tercih ediyor, inşaatlarımda çalıştırıyordum.

Bir gün sabahın erken saatlerinde inşaat mahalline uğradım. Tabi o zamanlar kılık kıyafetim dikkat çekiciydi. Üzerimde lacivert bir takım elbise, grand tuvalet.. Tam bir ekabir..

İnşaatın yanı başında bir kahvehane vardı. Kahvehaneye gittim. Benim geldiğimi gören hemşerilerim hemen ayağa kalktılar; 'buyur, buyur' dediler. Kahvehanede oturdum, çayımı içmeye başladım.

O gün bizim köyden yaşlı bir zat da kahvehanede imiş. Sonradan öğrendim. Benim ondan haberim yoktu. O zat babamı ve dedemi çok yakından tanıyormuş. O yaşlı zat, benim kılık kıyafetime, oturuş kalkışıma bakmış; ahval ve hareketim anlaşılıyor ki onun hiç hoşuna gitmemiş. Hiç beğenmemiş, çok rahatsız olmuş ..

Çay içerken arkamdan oldukça gür bir ses duydum.

- "Şu zalim var ya, şu zalim!.."

Dondum. Baktım parmağı ile beni işaret ediyor. Hiddetli bir tavır içinde:

- "Bakın şuna! Şu zalim var ya şu zalim! Bunun dedesi Osmanlı döneminin meşhur müderrislerindendi, çok büyük bir âlim, fazıl ve kâmil bir zattı. Babası da iyi bir âlimdi. Şeytan bu zalimin dedesini kandıramadı, babasını da kandıramadı, ama dedesinden ve babasından alamadığı intikamını bu zalimden aldı .. Bu zalimden!" dedi.

Bu sözleri işitince, sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Rengim, benzim soldu. Nefesim kesildi. Konuşmaya takatim kalmadı. Hemen oradan kalktım. Evime gittim.

Eve kapandım, birkaç gün işe gitmedim. Üzüntü ve sıkıntıdan ellerimde ve yüzümde yaralar çıktı. Sonra yatağa düştüm. Hastanede yattım iki üç ay kadar. . Sonra uzun uzun düşündüm, karar verdim:

"Memleketime döneceğim ve yarım kalmış ilmimi tamamlayacağım. İlmimi ikmal ettikten sonra tekrar işlerime döneceğim" dedim.

Hastaneden çıktıktan sonra yeğenlerimi çağırdım, işi onlara devrettim. Bayburt'a döndüm."

Evet, İnam Hoca ciddi bir azim ve gayret ile Bayburt'a dönmüş, 37 yaşında yeniden ilme başlamış..Daha sonra Erzurum'a gelmiş, Erzurum'da yerleşmiş .. Erzurum müftüsü Sadık Efendi'den ve Sakıb Efendi'den ders almış ..

Kırkıncı Hocamızın ders mahalline gittiğim zamanlar, İnam Hoca'yı onunla Arapça ders mütalaasında görürdüm. İlme, tetebbuata fevkalade iştiyakı vardı İnam Hocamızın ..Kurşunlu Camisi'ndeki odasında da talebelere ders okutur, ilimle meşgul olurdu.

Evet, uzun bir ömür yaşadı İnam Hocamız ..

Dönmedi bir daha İstanbul'a ..

Dönmedi bir daha taşa, duvara, inşaata ..

Dönmedi bir daha paraya, pula, servete ..

Bir ömür boyu ilme, ibadete ve hizmete yöneldi..

Döndü Rabb-i Rahimine ..

Döndü Halık-ı Kerimine ..

İlim ile ömrünü tamamladı. .

Talim ile ömrünü sürdürdü..

Sonra her fani gibi göçtü Rahmet-i Rahman' a .. Rahmetullahi aleyh ..

Kaynak

Prof. Dr. Şener Dilek

Niçin Yaratıldı Şu İnsan?

S: ı79-ı83

Feyza Yayıncılık

İst.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

ahmet, 2016-03-01 16:17:56

Şener Bey in eserini okudum,İnam Hoca rahmetli olduğunda gazetelerde hayat hikayesini okumuştum,aslında o zamandan bu tepki oluşmuştu.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Salih Okur, 2014-03-27 10:10:10

Ahmet bey, Biz İnam hocaefendinin biyografisini yazmadık ki, doğru mu yanlış mı diye sormaya hakkınız olsun. Şener beyin eserinde istidradi olarak anlattığı bir meseleyi nakletmekle yetindik. Selametle

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ahmet, 2014-03-27 06:47:34

Rahmetli inam hoca 37 yaşnda Bayburta gelerek Ahmet Hasbi Efendinin derslerine devam etmiş,onun hocaları tayin eden kurulda olduğu biliniyor,o sayede 10 yll civarunda okuyup bayburtta yeni camide imam oluyor..Erzuruma elli yaşını geçtikten sonra geliyor....Dolayısıyla Erzurumda ders aldığı hocalar anılırken Ahmed Hasbi Efendiden bahsetmemek sizce doğru mu

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ahmet, 2014-03-25 04:42:52

İnam hoca, Bayburtta uzun süre; milli eğitimden 1933 de emekli olduktan sonra allah rızası için ölünceye dek talebe yetiştiren Ahmet Hasbi AKER hOCA nın talebesi oldu.Hafızlığı dahil ilim tahsilini Şingah imamı da olan ahmet Efendi den yaptı.... Allah rahmet etsin ama inam hoca ilmi aldığı cennet mekan ahmed efendi den hiçmi bahsetmedi...Ve ahmed efendinin o kadar emek verdiğ talebeleri vefatından sonra kendi yazdıkları dahil kitaplarını almışlar elde hiçbiri yok...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

HACI CEMAL ÖĞÜT’ÜN ÇOCUKLARA SEVGİSİ

HACI CEMAL ÖĞÜT’ÜN ÇOCUKLARA SEVGİSİ

Geçen hafta bu bölümde merhum Ramazanoğlu Sami Efendi’nin çocuklara karşı olan merhametine

SAMİ EFENDİ, SİMİTÇİ VE ÇOCUKLAR

SAMİ EFENDİ, SİMİTÇİ VE ÇOCUKLAR

Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu beyefendi’nin “Keşkül” adlı eserinden; Bir zaman Ankara’da b

BİR VEFA ÖRNEĞİ

BİR VEFA ÖRNEĞİ

Prof. Dr. İbrahim Ethem Cebecioğlu hocamız, son devrin Hak dostlarından Mehmed Emin Haksever efe

MEHMED AKİF’İN ERDEMİNDEN BİR KATRE

MEHMED AKİF’İN ERDEMİNDEN BİR KATRE

Üstad Mehmet Âkif 16 Haziran 1936’da Mısır'dan İstanbul’a döndüğünde ziyaretine gelenle

BİR OSMANLI BEYEFENDİSİNİN İNCELİĞİ

BİR OSMANLI BEYEFENDİSİNİN İNCELİĞİ

Bu hafta yine Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt efendiyle alakalı göz yaşartıcı bir anıyı payla

TABUTTA YATAN TALEBE

TABUTTA YATAN TALEBE

Bu hafta hatırasını nakledeceğimiz değerli âlim, İstanbul eski merkez vaizlerinden Alasonyal

“HELVA DA DUSSUZDUR DUSSUZ”

“HELVA DA DUSSUZDUR DUSSUZ”

Uzun bir fetret döneminden sonra kardelen çiçekleri gibi açılan İmam Hatip neslini gözyaşlar

HACI FARUK EFENDİ’NİN VEHHABİ HOCAYI SUSTURMASI

HACI FARUK EFENDİ’NİN VEHHABİ HOCAYI SUSTURMASI

“Faruk Bey, Osmanlı'nın son devrinde yetişen müstesna simalardan biriydi, itibarlı ve yüksek

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNİN BİR TAVSİYESİ

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNİN BİR TAVSİYESİ

Merhum İsmail Çetin Hocaefendi anlatıyor; “Sultanahmet Camii eski imamlarından muhterem Molla

ABDÜLHAKİM HÜSEYNİ HAZRETLERİNİN MÜHİM BİR TAVSİYESİ

ABDÜLHAKİM HÜSEYNİ HAZRETLERİNİN MÜHİM BİR TAVSİYESİ

Merhum İsmail Çetin Hocaefendi, altmışlı yıllarda, kendisine zulmeden bir adam ile ilgili şu

BÜYÜKLERİN SORULARI SORULARIN BÜYÜKLERİ

BÜYÜKLERİN SORULARI SORULARIN BÜYÜKLERİ

19. ve 20. Yüzyılda İslam dünyasında medreselerin ıslahı hususunda değişik çalışmalar ya

Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir

Âl-i İmran:20

GÜNÜN HADİSİ

İnsanların en fenası, birine ayrı, diğerine de ayrı görünen iki yüzlü insanlardır.

Seçme Hadisler, syf. 101

TARİHTE BU HAFTA

İlk Atom Bombası ABD tarafından Hiroşima'ya Atıldı.(6 Ağustos 1945)*)*Nagazaki'ye Atom Bombası Atıldı.(9 Ağustos 1945)*I.Kosova Zaferi ve I. Muradın şehadeti(10 Ağustos 1389) Otlukbeli zaferi 11 Ağustos-1473

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI