Cevaplar.Org

MEHMET SERİM

Simav’da bir Serim ağabey vardı. Doğu’nun Fahreddin hocasına bedel o da Ege’nin Fahreddin Hocasıydı. Zayıf, çevik, kuru bir zattı. Fahreddin Hoca’nın kara olmasına rağmen o sarıydı. Fahreddin Hoca Hınıslı o Simavlıydı. F


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2008-06-02 03:22:31

Simav'da bir Serim ağabey vardı. Doğu'nun Fahreddin Hoca'sına bedel o da Ege'nin Fahreddin Hoca'sıydı. Zayıf, çevik, kuru bir zattı. Fahreddin Hoca'nın kara olmasına rağmen, o sarıydı. Fahreddin Hoca Hınıslı, o Simavlıydı. Fahreddin Hoca hep dershaneye gelir, o hep dershaneye giderdi. Fahrettin Hoca hep Risale-i Nur okutur, o hep Risale-i Nur okurdu. İkisi de gece yatmaz, sabah uyumazdı. İkisinin de çarşıya doğru, dershaneye doğru bir yürüyüşü vardı ki, gören Kâbe yolcusu sanırdı. Onlar dershaneye Kâbe'ye gidilen iman ve ciddiyetle giderdi. İkisi de bulundukları yerde rükün, Türkiye'de sütun idiler.

Serim Ağabey, ciddi bir Nur talebesiydi. Komiteciliği bilmezdi. Fikirlerini açıkça söylerdi. Herkese karşı şefkatliydi. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı.

Takva sahibiydi. Üstadi bir meşrebe sahipti. O da amelde Üstad gibi Şafii Mezhebi'ndendi.

Bir namaz kılışı vardı ki, Hazreti Ali ciddiyetindeydi. Onun arkasında cemaat olunca, kendimi Üstad'ın arkasında namaz kılıyor sanırdım. Namazın erkânına, Kur'an'ın tecvidine uyarak ve okuduğunu anlayarak huşu içinde namaz kılardı. Namazdaki bu ciddiyeti içindir ki ona hep "Sahabe meslekli, Üstad meşrepli ağabey" dedik.

Güzel ders yapardı. Kime nerede ne okunacağını bilirdi. Sesi mikrofonik ve toktu. En çok sevdiği şey suallere cevap vermekti. Risale-i Nur'un fihristi gibiydi. Kim, neyi merak ederse ona sorardı.

Evini dershane olarak vermişti. Simav'da Hisar'ın girişindeki o demirkapılı dershane ne çok hizmetlere şahitti. Ömer Ağabey, Hasan Ağabey, Mehmet Makas Ağabeyle birlikte Mehmet Serim Ağabey'in, mutfakta ses sese vererek ilahi söyleyip yemek yapışlarını, Rahmetli Ali Uçar Ağabey her yerde anlatırdı. Bu dershanenin her günkü nöbetçisi ise Serim Ağabeydi. Diğer adıyla "Sarı Hoca" olan bu zat, gelen bütün misafirleri ağırlardı, hizmetin her yükünü çekerdi.

Mehmet Serim Ağabey'in en yakın dava arkadaşları, Mümtaz Koç, Ali Göktaş, Yakup Erdoğan, Salih Ural ve diğer nur talebeleriydi. Simav Cemaati'ni en iyi Bayram Yüksel Ağabey bilirdi. Muzaffer Aslan Ağabey, son yıllarda yaz aylarının bir kısmını orada geçirirdi. Rahmetli Ali Uçar Ağabey'in her yorulduğunda nefes aldığı yer orasıydı. Mustafa Sungur, Tahiri Mutlu, Abdullah Yeğin ve Said Özdemir Ağabeyler hep Simav'a gelerek bu cemaatle ders yapmışlardı. Simav Cemaati bu Ağabeyleri ve daha birçok nur talebesini bağrına basarak Eynal Kaplıcalarında misafir etmişti. Bu misafirlerle ilgilenmede Mehmet Serim Ağabey'in ayrı bir yeri vardı.

Bir zamanlar, kendi evindeki dershanede haftanın yedi gününde yedi kişiye ders yapan Serim Ağabey, ekilen nur tohumları neticesinde bu gün yedi dershanenin yedi salonunda yedi yüz kişiye ders yapıyor. Allah hizmetini makbul, cemaatini bol eylesin.

Şunu samimiyetle ifade etmek gerekir ki, Mehmet Serim Ağabey aynı zamanda topluma, cemaate çok iyi hitap eden bir hatiptir. Ders yaparken kendisinden hiç beklenmeyecek gür ve tok bir ses tonuyla konuşarak hitap eder. Konuşurken kendisinden emin çok ciddi bir şekilde konuşur. Ders yaparken fazla açıklama yapmaz. Ancak ya sırası gelmiş bir cümle söyler veya bir örnek vererek konuşmayı kısa keser. Onun derslerindeki asıl lezzet okuduğunu anlayan seslendirmesidir. Öyle Risale-i Nur okur ki, siz onun okuyuşunun hiç kesilmemesini ve su gibi akıp gitmesini, mananın bölünmemesini istersiniz. O da zaten bunun farkındadır. Ağabey bunun için der ki: "Ders okurken kişinin kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, onun, okuduğu metni anlamadığını gösterir."

Hani o Anadolu insanının hikmetli filozof yapılı Taptuk Emre misali zatlar vardır ya; işte Serim Ağabey öyle bir zattır. Fert, aile veya cemiyet hususlarında ciddi sıkıntıları olan kardeşler hep onunla istişare eder. O kendisiyle yapılan bütün istişarelerde hep Risale-i Nur mantığıyla fikirler söyler ve en güzel çözüm yollarını gösterir. Bir defasında Simav'a yeni geldiğimiz yıllarda hiç beklenmedik bir şekilde tayinimiz "Kınık" kasabasına çıkmıştı. Bu durumda hemen nefesi Serim Ağabey'in yanında almıştık. O zamanlar dershanede bulunduğumuz için, öğrencilerle birlikte kaldığımız düzen bozulmasın diye hemen yapılacakları sıralayıp meseleyi meşverete götürüp bu işin bir cemaat meselesi olduğunu belirtip teşebbüse geçti. Gereken yerlere müracaat ederek tayinimizi durdurdu. İşte o durduruştur ki on yıl daha öğrencilerle dershanede kalmamızı sağladı. Kim bilir eğer tayinimiz çıksaydı, belki de bu gün duasını aldığımız yüzlerce insanın meçhulü olurduk. Allah ondan ve bütün Simav cemaatinden razı olsun.

Bir gün Simav Fatih dershanesinde oturmuş eski günleri yâd ediyorduk. Serim Ağabey'in en yakın dava arkadaşlarından Mehmet Makas Ağabey, Serim Ağabeyle birlikte yaşadıkları bir hatırayı anlattı:

-Adalet Partisi seçimi kazanmış, Demirel başbakan olmuştu. Bu durum bizde dini inkişafların olacağına dair bir ümit uyandırmıştı. Şimdiye kadar dini eğitim almak isteyen Simavlı öğrencilerimizi ya Kütahya ya Uşak ya da Demirci İmam Hatip Liseleri'ne gönderiyorduk. Bu da çocuklarımız için çok zor oluyordu. Bu yeni siyasi değişiklikle artık Simav'da da bir imam hatip okulu açılmasını istiyorduk. Bunun için başta nur talebeleri olmak üzere şehrin birkaç ileri gelenini de aramıza alarak önce bir dernek kurduk. Sonra okul için başta Ömer Kalaycık, Mehmet Serim, biz ve birkaç kişi daha ekleyerek bir heyet oluşturduk. Bugünkü imam-hatip lisesinin yerini ayarladık. Üçüncü adım olarak da direk Ankara'ya Simav'dan hayli oy alan partinin başındaki başbakan olan Süleyman Demirel'e çıktık. Bizi temsil edecek konuşmacı olarak da aramızda Mehmet Serim Kardeş'i seçtik.

Serim Kardeş başbakana güzel bir lisanla Simav'da imam hatip lisesi açmak istediğimizi bunun için Milli Eğitim Bakanlığı'nın izin vermesini kendisinden istedik. Bizi güler yüzle dinleyen başbakan hiçbir yorum yapmadan, usta bir siyasi manevrayla, bizi tatlı bir dille Milli Eğitim Bakanı'nın yanına gönderdi. Bizi dinleyen bakan beyin yüzünden dökülen bin parçaydı. Bizi dinledikten sonra bize açık ve net bir ifadeyle yeni imam hatip liselerinin açılmamasıyla ilgili kendilerine çok baskı yapıldığını, bunun için yeni şubeler açılmamasıyla ilgili karar aldıklarını söyledi. Bu söz üzerine hepimizin başından kaynar sular döküldü. Oysa biz mutlaka Simav'da imam hatip lisesi açmak ümidiyle buraya gelmiştik. Şimdi eli boş dönmek büyük bir hayal kırıklığı olacaktı. Heyetteki herkes başını eğmiş bu hayal kırıklığını kötü kötü düşünürken sözcümüz olan Mehmet Serim Kardeş koltuğunda doğrulup biraz ileri çıkarak bir elini dizine koyup diğer elinin işaret parmağıyla bakanı işaret ederek bir şehinşah gibi konuşmaya başladı:

-Size bu liselerin açılmamasını kim söylüyor?

Bakan:

-Büyük güçler söylüyor.

Mehmet Serim:

-Bunlar halk mı?

Bakan:

-Bunlar devletin önemli güçleri.

Mehmet Serim:

-Biz halkız. (işaret parmağıyla heyetteki herkesi göstererek) Biz bu ülkenin en büyük gücüyüz. Devlet bizim için vardır. Sizi biz iktidara getirdik. Eğer açmazsanız, sizi oylarımızla iktidardan düşürürüz. İşte o zaman şimdi büyük güç dedikleriniz de çok sevinir. Bunlar bizim son sözlerimizdir. Siz de artık son sözünüzü söyleyin bakan bey."

Bu ifadeler odaya bomba gibi düştü. Bakan Bey böyle bir halkla sanki hiç karşılaşmamıştı. Bir an durakladı ne diyeceğini şaşırdı. Sonra kendini toplayarak önce bir yetkiliye bir yazı yazdı, sonra telefon açarak Simav'a imam hatip lisesi açılması için emir verdi. Biz ertesi gün izni elden alarak Simav'a geldik. İşte bu günkü Simav İmam-Hatip Lisesi'nin açılışı böyle oldu.

Hakkı savunurken bir aslan kesilen Mehmet Serim Ağabey, herkesle konuşurken normal konuşma dili olarak kavl-i leyyin bir üslup kullanırdı. Meşverette ise bütün cemaate tabi olan bir yumuşak huy, bir hoşgörü abidesi olurdu. Bir defasında Simav'da (bu günkü Fatih Vakfı'nın beş katlı ana binasının yapımı için) meşveret oluyordu. Bütün cemaat şu andaki bina arsasının alınmasını ve beş katlı binanın buraya dikilmesini isterken, bir iki kişiyle birlikte Serim Ağabey bu görüşe, yeri ve zamanı uygun olmadığı nedeniyle muhalefet ediyordu. Fakat bu muhalefete karşı, meşveret kararını vermişti. İşte o esnadan sonra kimse Serim Ağabey'in ağzından bir kez olsun bu hizmete mani bir söz söylediğini duymadı.

Bu durum bize âcizane o gün iki şey öğretti. Bir, Risale-i Nur'u hakkıyla anlayanlar cemaate tabii olurlar. İki, bir fert, dahi-i azam da olsa, evliyay-ı kebir de olsa cemaat ondan daha büyüktür. Hatta artık bundan sonra Mehmet Serim Ağabey, herkesten daha çok bu vakfın kurulmasını ve bu dershanenin yapılmasını istiyordu. İşte Mehmet Serim Ağabey böyle, meşverete tabi olan Risale-i Nur'u ve Üstad'ı hakkıyla anlamış bir ağabeydi.

Bu hatıralar insanı alıp 1987'ye, Simav'a ilk geldiğimiz yıllara götürüyor. Serim Ağabey'in en belirgin özelliklerinden biri de dershanede kalanlara, dershaneye yeni gelenlere sahip çıkmasıdır. İşte Simav'a geldiğimiz 1987 Yılı'nın yazında bizi alıp kendi mülkü olan üzüm, elma, armut, fındık bağlarına götürmüştü. Önce Allah'ın ihsan ettiği bağ ürünlerini tattırıp, sonra da bir gölgeliğe oturup risale dersi yapmıştı. Yine bir defasında bu kez Simav'ın üstündeki yamaçlarda bulunan bir dağ bahçesine götürmüştü. Orada da ikram ve ihsandan sonra bolca ders yapmıştık. Hatta şu anda Simav cemaatinin o bahçeye yakın bir yerde olan "Dağ Dersanesi"nin önünde de oturup ders yapmıştık. Üstelik bu dersleri bir iki kere değil çok defalar yapmıştık. Kim bilir belki de bir zamanlar hizmet için gidilip ders yapılan yerlerde Allah sonradan Nur Dershaneleri açıyordur! Ha ne dersiniz?

Son olarak Simavlı ağabeylerin hususi hallerini ifade eden bir hatıra anlatalım. Bir defasında Ömer Kalaycık Ağabey'in arabasıyla Isparta'ya bir ziyaret yapmış, dönüyorduk. Arabada Mehmet Serim Ağabey, Mehmet Makas Ağabey, (veya Hasan Uygun Ağabey) Bir de Çitköylü, (şimdi hatırlayamıyorum) ya İlyas Ağabey ya da Ali Rıza Ağabey vardı. Karnımız iyice acıkmıştı. Hepsi de esnaf olan arabadaki bu ağabeylerin arabayı bir lokantanın önüne çekip orada şöyle külfetli bir sofra açtırarak karınlarını doyurmaları içten bile değildi. Fakat onlar değil şimdi, değil başka zaman, onlar belki hiçbir zaman şöyle doya doya nefislerini şımartırcasına telezzüz edecek bir ziyafet çekmemişlerdi. O zaman için Simav Fatih Vakfı'na milyarlarını ayıran bu nur kahramanları, şöyle durup Dinar Çarşısı'nda, fırından iki üç sıcak ekmek alarak yollarına devam etmişlerdi. Biz şahidiz ki: "Vallahi Simavlı ağabeyler nefisleri için değil, hizmet için yaşıyorlardı!"

Mehmet Serim Ağabey'in hizmeti büyüktür. Onu kitaplar dolusu anlatmak gerekir. Fakat şimdilik şu cümlelerle iktifa edelim:

1-Risale-i Nur'u çok iyi okuyan ve anlayan bir ağabeydir.

2-Çok güzel ders yapan bir nur talebesidir.

3-Yeri geldiğinde Yavuz, yeri geldiğinde Yunus olabilen bir ağabeydir.

4-Simav İmam-Hatip Lisesi'nin açılışına sebep olan ve oğlunu da hafız yetiştiren bir Kur'an hizmetçisidir.

5-Hani toplumda gizli sırlarını açmak ve çözüm bulmak için adam arayanlar var ya, işte onların arayıp da bulacağı en iyi sırdaştır.

6-Meşveretin hak ve hukukunu çok iyi gözeten bir ağabeydir.

7-Hazreti Ali gibi namaz kılışı vardır.

8-Üstad'ın evrad ve ezkarını aksatmadan okuyan bir zattır..

9-Hizmette kişilere sabreden, olumsuzluklara tahammül eden bir şahsiyettir.

10-Evini dershaneye, gönlünü Risale-i Nur'a, evladını da Kur'an'a veren bir fedakârdır.

11-O, Simav'ın nur yüzlü, cesur yürekli ve tok sesli "Sarı Hoca"sıdır.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

ethem kapan, 2012-05-18 16:25:21

mehmet serim abide ancak bu kadar guzel anlatilirdi.ellerinize saglik hocam

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

BİR TENEKE BAL VE FARE Soru: Bir teneke bala fare düştü. Ne yapmam lazım? Cevap: Teneke veya

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

Yirmi iki yaşlarında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi iken zaman zaman Mehmet Kırk

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

Molla Mehmet Zahit hoca efendi ile ilk defa 1967 yılında tanıştığımı tahmin ediyorum. Ben o

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, herşeye kadirdir.

Ahkaf, 33

GÜNÜN HADİSİ

"Kim ilim tahsili için bir yola girerse Allah ona cennete gidecek yolu kolaylaştırır."

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI