Cevaplar.Org

BÜYÜK GÜNAHLAR-21

XXVIII. Kadılıkla ilgili bölümde geçen büyük günahlar 417. KEBİRE: Kadılık talep etmek. 418. KEBİRE: Sahtekârlık edeceğini bildiği halde bu görevi almak veya istemek. 419. KEBİRE: Âdil davranamayacağını bildiği halde kadılık istemek.


Muhammed Emin Er

.

2020-11-02 08:50:43

XXVIII. Kadılıkla ilgili bölümde geçen büyük günahlar 417. KEBİRE: Kadılık talep etmek. 418. KEBİRE: Sahtekârlık edeceğini bildiği halde bu görevi almak veya istemek. 419. KEBİRE: Âdil davranamayacağını bildiği halde kadılık istemek. 420. KEBİRE: Bilmeden hüküm vermek. 421. KEBİRE: Haksızca hüküm vermek.

Allah Teâlâ: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar kafirlerin tâ kendileridir." (Mâide Sûresi, 44) demiş, sonra da: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar zâlimlerin tâ kendileridir." (Mâide Sûresi, 45) buyurmuştur. Daha sonra da: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar fâsıkların tâ kendileridir." (Mâide Sûresi, 46) buyurmuştur.

Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Hâkim, Ebû Hureyre'den (r.a) şöyle rivâyet etmişlerdir (Hâkim de sahîh olduğunu söylemiştir): "Resûlullah (s.a.v): Kim kadılık görevi alırsa, yahut kim halka kadı olursa, bıçaksız boğazlanmıştır, demiştir." Ebû Dâvûd ve İbn Mâce şöyle rivâyet etmişlerdir: "Kadılar üçtür: Biri cennette, ikisi cehennemdedir; cennette olan, hakkı bilip ona göre hüküm verendir. Diğeri ise hakkı bildiği halde haksız hüküm verendir ki o da, cehennemdedir. Bir diğeri ise bilmeyerek hüküm verendir ki, o da cehennemdedir."

Buhârî ile Müslim şöyle rivâyet etmişlerdir: "Ey Abdurrahman b. Semure, yöneticilik isteme; zira o, sana sen istemeden verilirse, sana yardım edilir. Eğer onu isteyerek alırsan, tek başına bırakılırsın." Ebû Dâvûd ile Tirmizî şöyle rivâyet etmişlerdir: "Kime kadılık zorla verilirse, Allah ona doğru yolu gösterecek bir melek indirir. Kim Müslümanlara kadı olmak ister ve olursa, sonra da adaleti zulmünden fazla olursa, onun için cennet vardır. Kimin de zulmü adaletini bastırırsa, onun için cehennem vardır." Ebû Eyyûb Sahtiyânî: İnsanların en bilgililerinin kadılıktan daha çok kaçtıklarını gördüm, demiştir.

422-423. KEBİRE: Haksıza yardım etmek.

Hâkim sahîh olarak İbn Ömer'den (r.a) Peygamber Efendimizin şöyle dediğini rivâyet etmiştir: "Kim bir dâvâda haksıza yardım ederse, o işten çekilene kadar Allah'ın gazabına uğrar." Taberânî ve İsbahânî şöyle rivâyet etmişlerdir: "Kim zâlime bir hakkı iptal etmek üzere yardım ederse, Allah'ın ve Resûlünün himâyesinden mahrum kalır. Kim zâlime, zâlim olduğunu bildiği halde giderse, İslam'dan çıkmış olur."

İbn Hibbân, Sahîh'inde, Hz. Aişe'den (r.a) şu haberi rivâyet etmişir: "Kim insanları memnun ederek Allah'ı râzı etmeğe çalışırsa, Allah ondan râzı olur, halkı da ondan râzı eder. Kim de Allah'ın hoşnutsuzluğunu kazanmak pahasına insanları memnun etmeğe çalışırsa, Allah ona gazab eder, halkı da öfkelendirir."

424. KEBİRE: Haklı olarak rüşvet almak. 425. KEBİRE: Haksız olarak rüşvet almak. 426. KEBİRE: Rüşvet alana ve verene vasıta olmak. 427. KEBİRE: Görev verme karşılığında mal almak. 428. KEBİRE: Kadılık alması zorunlu hale gelmediği ve bu maksatla mal vermesi lâzım olmadığı halde, kadılık almak için mal vermek.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin. Bir kısım insanların mallarını bilerek günah yollarla yemeniz için onları hakimlere (yöneticilere) rüşvet olarak vermeyin." (Bakara Sûresi, 188).

Ebû Dâvûd ve Tirmizî, Abdullah b. Ömer'den (r.a) rivâyet etmişlerdir ki Resûlullah (s.a.v) rüşvet verene de, alana da lânet etti. İmam Ahmed, Bezzâr ve Taberânî, Sevbân'dan (r.a) Resûlullah'ın (s.a.v) rüşvet verene, alana ve aralarında vasıta olana lânet ettiğini rivâyet tmişlerdi. Celal Bulkînî şöyle demiştir: Verdiği hüküm için rüşvet almak, hükmünde haklı da olsa haksız da olsa birdir. Eğer alması mecburi değilse ve mal vermesi zorunlu değilse, hakimlik görevi vermek ve almak için mal almak ve vermek de bu hükme tabidir.

Bazan da rüşvet vermek câiz, almak haram olur; meselâ zarar vermesinden korktuğu için bir kişiye mal vermek gibi. Bu durumda vermek, zaruretten dolayı câizdir. Almak ise haramdır; çünkü alan kişi haksızdır. Ayrıca veren de vermeğe zorlanmış gibidir. Kim bir hakime, yahut yöneticiye rüşvet veya bir hediye verirse, eğer bunu kendisi için haksız bir karar çıkarması için yahut hak etmediği bir şeyi elde etmek veyahut bir müslümana eziyet etmek için verirse, rüşvet veren de, hediye veren de verdiği için, rüşvet alan da hediye alan da aldığı için fâsık olur. Arada vasıta olan da böyledir; isterse daha sonra rüşvet vererek elde etmeğe çalıştıkları hüküm verilmesin. Eğer haklı olduğu bir hususta hüküm verilmesi, yahut haksızlığın önlenmesi, yahut hak ettiği bir şeyi elde etmesi için zorunlu olarak rüşvet verirse, sadece rüşvet alan fâsık olur; veren günahkâr olmaz, çünkü bir kişinin hangi yolla olursa olsun hakkını elde etme yetkisi vardır. Arada vasıta olanın fâsıklığına gelince, en doğrusu odur ki, eğer aracı alan tarafından ise fâsık olur; çünkü alan mutlak olarak fâsıktır; onunla olan da öyledir. Eğer aracı veren tarafında ise, ve verenin fâsıklığına hükmedersek, onun aracısı da fâsık olur, yoksa olmaz.

429. KEBİRE: Doğru olmayan bir aracılık karşılığında hediye almak.

Ebû Dâvûd rivâyetinde Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim bir kimse için aracılık eder de kendisine bir hediye verilir, o da kabul ederse, büyük günahlardan birisinin kapısına gelmiş olur." Zevâcir kitabının yazarı, bu, haram bir şeyde aracılığına karşılık hediye kabul etmesine hamledilir, demiştir.

430. KEBİRE: Bâtıl veya bilmediği bir şey için dâvâ etmek. 431. KEBİRE: Yahut hasma eziyet etmek ve musallat olmak için haklı da olsa sert mücadele etmek. 432-433. KEBİRE: Hasmı yenmek ve kırmak maksadıyla sırf inad için mücadele etmek. 434. KEBİRE: Kötü mücadele etmek;

Meselâ hakkı kabul etmemek veya bilgisizce mücadele etmek gibi. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan kiminin dünya ile ilgili sözü hoşuna gider; o kalbindekine de Allah'ı şâhit tutar; halbuki o, yaman bir mücadelecidir. Görev üstlendiği zaman yeryüzünde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli telef etmek için koşar. Allah fesadı sevmez. Ona, Allah'dan kork, dendiği zaman, günah işleyerek gururuna kapılır. Ona cehennem yeter. O ne kötü bir yerdir." (Bakara Sûresi, 204).

Tirmizî, İbn Abbâs'dan (r.a) Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Bir kişinin devamlı münakaşa etmesi günah olarak ona yeter," demiştir. Buhârî de şöyle rivâyet etmiştir: "Allah katında erkeklerin en kötüsü, çok mücadele edendir." Peygamber'in (s.a.v): "Kim bilmediği bir hususta münakaşa ederse, onu bırakıncaya kadar Allah'ın gazabında kalır," dediği rivâyet edilmiştir. Bir hadislerinde de: "Bir kavim hidâyete erdikten sonra ancak mücadele yüzünden sapar," demiş, sonra da: "Sana bu misali sırf seninle münakaşa etmek için getirdiler. Onlar mücadeleci bir topluluktur," âyetini okumuştur. (Zuhruf Sûresi, 58)

İmam Gazâlî kötü şeylerden bazıları da mirâ (boş tartışma), cedel (inat için tartışma) ve husûmettir, demiştir. Mirâ sırf karşıdaki şahsa hakaret etmek ve kendisinin ondan üstün olduğunu ortaya koymak için onun sözlerinin yanlış olduğunu söylemektir. Cedel de mezheple ilgili ve mezhebinin doğru olduğunu göstermek için yapılan münakaşadır. Husûmet ise mal vesaire elde etmek için mücadele etmektir.

435. KEBİRE: Malı taksim edenin âdil olmayan bir şekilde taksim etmesi. 436. KEBİRE: Mala kıymet biçenin âdil olmayan bir şekilde kıymet biçmesi.

Taberânî sahîh bir senedle Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a) rivâyet ettiğine göre "Resûlullah (s.a.v) birkaç Kureyşlinin oturduğu eve doğru, kapının sövelerinden tutarak: Evde Kureyşli'den başkası var mı? dedi. Onlar da, hayır, ancak kızkardeşimizin bir oğlu vardır, dediler. O da: Kız kardeşin oğlu da o topluluktandır, dedi. Sonra da: Bu iş (hilafet) Kureyştedir; kendilerinden merhamet istenip de merhametli oldukları, hükmedip de âdil oldukları, taksim edip de doğru oldukları takdirde onlardadır. Kim bunu yapmazsa, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerinedir, dedi." Adâletsiz taksim hakkındaki bu tehdit, pay ve hisselerin adâletsiz bir şekilde taksimi için de söz konusudur.

 

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BÜYÜK GÜNAHLAR-23

BÜYÜK GÜNAHLAR-23

462. KEBİRE: İsyanları itaatini bastıracak şekilde bir veya birçok küçük günaha devam etme

BÜYÜK GÜNAHLAR-22

BÜYÜK GÜNAHLAR-22

XXIX. Şâhitlikle ilgili bölümde geçen büyük günahlar 437. KEBİRE: Yalancı şâhitlik etme

BÜYÜK GÜNAHLAR-21

BÜYÜK GÜNAHLAR-21

XXVIII. Kadılıkla ilgili bölümde geçen büyük günahlar 417. KEBİRE: Kadılık talep etmek.

BÜYÜK GÜNAHLAR-20

BÜYÜK GÜNAHLAR-20

Yeminlerle ilgili bölümde geçen büyük günahlar 409. KEBİRE: Sahibini günaha batıran, yani

BÜYÜK GÜNAHLAR-19

BÜYÜK GÜNAHLAR-19

399. KEBİRE: Vebâdan kaçmak. Allah Teâlâ: “Ölüm korkusu ile yurtlarından çıkan binlerc

BÜYÜK GÜNAHLAR-18

BÜYÜK GÜNAHLAR-18

XXIII. Cihadla ilgili bölümde geçen büyük günahlar 390. KEBİRE: Farz-ı ayn olduğu zaman ci

BÜYÜK GÜNAHLAR-17

BÜYÜK GÜNAHLAR-17

369. KEBİRE: Hırsızlık. Allah Teâlâ: “Erkek ve kadın hırsızın, Allah’dan bir ibret v

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

XXI. Mürtedlik (dinden dönme) ile ilgili bölümde geçen büyük günahlar 352-353. KEBİRE:

BÜYÜK GÜNAHLAR-15

BÜYÜK GÜNAHLAR-15

XVIII. Büyü ve kehânet ile ilgili bölümde geçen büyük günahlar 320-321-322-323. KEBİRE:

BÜYÜK GÜNAHLAR-14

BÜYÜK GÜNAHLAR-14

XVI. Kölelerle ilgili bölümde geçen büyük günahlar 304. KEBİRE: Kölenin, efendisinden baş

BÜYÜK GÜNAHLAR-13

BÜYÜK GÜNAHLAR-13

289. KEBİRE: Müslümana sövmek. Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, İbn Mes’

Şüphesiz Kur'an, mü'minler için gerçekten bir hidâyet rehberi ve rahmettir.

Neml, 77

GÜNÜN HADİSİ

Yapılan hayırdan (ma'ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme, kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)

Müslim, Birr 144, (2626)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI