Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büyük bir ilgi ile karşılanır; kendisine, Halife’den, Şeyhülislâm’a, Başkumandan’dan medrese talebelerine kadar herkes tarafından çok büyük iltifat gösterilir.(1) ‘İstanbul’a dönüşü, ilim dünyasını ve halkı çok fazla sevindirir. Meşihat dairesinde açılan [1918] Dârü’l Hikmeti’l İslâmiye azalığına bilgisi dışında tayin olunur [13 Ağustos 1918].


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-04-15 07:34:45

DÂRÜ'L-HİKMETİ'L-İSLÂMİYE'DE [13 Ağustos 1918] 

Esaret dönüşü İstanbul'da büyük bir ilgi ile karşılanır; kendisine, Halife'den, Şeyhülislâm'a, Başkumandan'dan medrese talebelerine kadar herkes tarafından çok büyük iltifat gösterilir.(1) 'İstanbul'a dönüşü, ilim dünyasını ve halkı çok fazla sevindirir. Meşihat dairesinde açılan [1918] Dârü'l Hikmeti'l İslâmiye azalığına bilgisi dışında tayin olunur [13 Ağustos 1918].

Darü'l Hikmeti'l İslâmiye, o zaman Mehmet Âkif [Ersoy], İzmirli İsmail Hakkı, Elmalılı Hamdi [Yazır] gibi İslâm âlimlerin de yer aldığı bir İslâm akademisi mâhiyetindedir.

Bediüzzaman, esarette çok sarsılmış olduğundan, bir müddet izinli olarak vazifeden ayrılır [19 Nisan 1919]. Çok defa istifa etmek teşebbüsünde bulunur; fakat dostları bırakmaz. Bunun üzerine Dârü'l Hikmet'e devam eder.(2)

Esaret dönüşü İstanbul hayatı ve Darü'l Hikmet'te çalışması hakkında yeğeni Abdurrahman'dan bahsettiği 1934'lerde yazılan 26. Lem'a'nın 11. Rica'sında şu bilgiler yer alır -özetle-: "Esaretten geldikten sonra, İstanbul'da Çamlıca tepesinde bir köşkte, merhum birâderzâdem Abdurrahmân ile beraber oturuyorduk. Bu hayatım, dünya hayatı cihetinde bizim gibilere en mesut bir hayat sayılabilirdi. Çünki esaretten kurtulmuştum, Dârü'l Hikmet'te ilmi mesleğime münasip en âlî bir tarzda ilim neşrine imkân vardı. Bana teveccüh eden haysiyet ve şeref, haddimden çok fazla idi. Mevkice İstanbul'un en güzel yeri olan Çamlıca'da oturuyordum. Hem herşeyim mükemmeldi. Merhum yeğenim Abdurrahman gibi gâyet zeki, fedâkâr, hem bir talebe, hem hizmetkâr, hem kâtip, hem mânevî evlâdım beraberdi."(3)

"İSTANBUL'DAKİ HAYAT-I MEDENİYEDEN NEFRET" 

Bediüzzaman, İstanbul'un bu şaşaalı hayatı hakkında şunları söyler: "Harb-i Umumî'de, Rus'un esaretinden kurtulduktan sonra, İstanbul'da iki üç sene Darü'l Hikmet'te hizmet-i diniye beni orada durdurdu. Sonra Kur'an-ı Hakîm'in irşadıyla ve Gavs-ı Azam'ın himmetiyle ve ihtiyarlığın intibahıyla İstanbul'daki hayat-ı medeniyeden usanç ve şaşaalı hayat-ı içtimaiyeden bir nefret geldi."(4)

 "İSMİM SAİD, ŞÖHRETİM BEDİÜZZAMAN"

Darü'l Hikmeti'l İslâmiye'de(5) Bediüzzaman için özgeçmiş evrakı doldurulur. Bediüzzaman'ın, evraktaki suallere verdiği cevaplarla o güne kadarki hayat hikâyesi şöyledir:

"İsmim Said, şöhretim Bediüzzaman, pederimin ismi Mirza'dır. Tanınmış bir sülâleye mensup değilim. Mezhebim Şafiidir. Osmanlı Devleti teb'asındayım.

Doğum tarihim: 1293'tür [Rumi: 1877/1878; Hicri: 1876/1877]. Doğum yerim: Bitlis vilayeti dahilinde Hizan kazasına bağlı, İsparit nahiyesinin Nurs köyüdür.

Tahsilimin başlangıcında İsparit nahiyesinde ağabeyim nezdinde mebadi-i ulumu [ilimlere giriş] iki sene kadar okudum. Sonra Erzurum'a bağlı Beyazıt kasabasında Şeyh Muhammed Celâli Hazretlerinin ders halkasında, verilmesi usulden olan derslerin hepsini tamamladım. Sonra Van'da ders vermeye başladım. On beş sene kadar çeşitli fenlere ait ders verme ile meşgul oldum.

Harb-i Umumi'nin ilanı üzerine gönüllü olarak alay kumandanı namıyla harbe iştirak ettim. Bitlis'te Ruslara esir düştüm. Esaretten firar ederek İstanbul'a geldim.

İlk kuruluşundan beri Darü'l Hikmeti'l İslâmiye'de âza olarak bulunuyorum.

Muhammed Celâli Efendi Hazretlerinden almış olduğum icâzetnameyi esaretimde zayi ettim.

On yedi adet eserim vardır. Birinci: Arapça olarak telif telif ettiğim "İşarat-ül İ'caz isimli tefsir-i şerif ve mantıkta Talikat ve Kızıl İcaz nam Risâlelerle El - Hutbetü'ş Şâmiye isimli Arapça Risâle; Nokta, Şuaat, Sunuhat, Münâzarat, Muhakemat, Tuluat, Lemaat, Rumuz, İşarat, Hutuvat-ı Sitte. İki Musibetin Şehâdetnamesi ve Hakîkat Çekirdekleri" gibi diğer eserlerim Türkçedir. Eserlerimin ekserisi Müslümanları irşât ve gafilleri ikaz için yazılmıştır. Türk ve Kürt lisânıyla konuştuğum gibi Arapça ve Farsça lisânlarıyla yazar ve okurum. Eserlerimden; Rumuz, İşarat, Hutuvat-ı Sitte, İki Musibetin Şehâdetnamesi, El – Hutbetü'ş - Şamiye, Münâzarat, Muhakemat ve Talikatın nüshaları kalmamıştır. Fenni icatlara ve diğer hususlara dair bir imtiyaz ve ruhsatım yoktur.

Gönüllü ve iftihar olunacak bir hizmet olarak Harb-i Umumi ilanı esnasında evvela alay müftüsü namıyla orduyu hümayuna dahil olup, daha sonra alay kumandanı vazifesi ifa etmekte iken Bitlis'te Ruslara esir düştüm. Bu hizmetlerim hep fahri idi. Yalnız esaretten dönüşümde İstanbul'a geldiğimde Harbiye Nezareti ikrâmiye olarak bana üç ay ellişer liradan yüz elli lira verdi. Bir adet harp madalyası vardır. Başka rütbe nişanım yoktur. Ecnebi nişan ve madalyam yoktur. 26/ Şevval /1334 tarihinde İrade-i Seniye ile [Padişahın iradesi ile] ve beş bin kuruş maaşla Darü'l Hikmeti'l İslâmiye azalığına tayin ve 18/Zilkade/1336 tarihli İrade-i Seniye mucibince mahreç payesiyle(6) taltif olundum.

17 Teşrinievvel 1337

Darü'l Hikmeti'l İslâmiye âzasından

Bediüzzaman Said"(7)

"MÜSRİF AZINLIĞA TABİ OLMAK İSTEMEM."

Bediüzzaman, Dârü'l Hikmet'te çalışırken aldığı maaştan kendine zaruret miktarından fazla harcama yapmaz; maîşetçe neden bu kadar iktisatlı yaşıyorsun, diyenlere cevaben:

- Ben sevad-ı azama [halkın ekseriyetine] tâbi olmak isterim. Sevâd-ı azam ise, bu kadar tedarik edebilir. Ben, müsrif azınlığa tâbi olmak istemem, demiştir.

Dârü'l Hikmet'ten aldığı maaştan zaruret miktarını ayırdıktan sonra, biriken paraları, on iki kitabının baskısına verir, bastırdığı eserleri de -bir iki eseri dışında- bedâvâ dağıtır. Beraber kaldıkları yeğeni Abdurrahmân'ın, kitapları niçin sattırmayıp dağıttığı sorusuna:

"Maaştan bana kût-u lâyemut [ölmeyecek kadar] câizdir; fazlası millet malıdır. Bu suretle millete iade ediyorum." diye cevap verir. (8)

Bediüzzaman, 1935'teki Eskişehir Mahkemesi müdafaasında mahkemenin "-Ne ile yaşıyorsun?" sorusuna verdiği cevapta bu hususta şunları söylemiştir:

"Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de aldığım maaştan çoğunu, o zaman yazdığım kitapların tabına sarfettim; az bir kısmını, hacca gitmek için sakladım. İşte o cüz'î para, iktisat ve kanaat bereketiyle on sene bana kâfi geldi ve yüzsuyumu döktürmedi; daha o mübarek paradan biraz var." (9)

"BUNUN VÜCUDUNU KALDIRMALIYIZ."

Said Nursî'nin, İstanbul'da yayınladığı kitaplarla ilgili bir hatırası da şöyledir:

"Dârü'l Hikmet âzası iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dârü'l Hikmet äzasından Seyyid Sadeddin Paşa dedi ki:

"Kat'î bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız." diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et." Ben de:

"Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tegayyür etmez" dedim."(10)

"MÜSLÜMANLARIN ELEMİ BENİ EZDİ."

 Bediüzzaman, Darü'l Hikmet'te iki üç sene dinî hizmette bulunur.(11) I. Dünya Harbi'ndeki mağlubiyetle Osmanlı Devleti'nin silahları terk ettiği mütâreke yıllarında, İstanbul'da işgal kuvvetlerine karşı bütün mevcudiyetiyle mücadele eder.(12)

"I. Dünya Harbi'nde mağlubiyetimizden dolayı fazla müteessir olduğunuzu görüyoruz.", diyenlere şu cevabı verir:

"- Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat Müslümanların eleminden gelen elemler, beni ezdi. İslâm âlemine indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. Fakat bir ışık görüyorum ki o elemlerimi unutturacak inşâllah."(13)

"OSMANLI DEVLETİ'NİN MAĞLUBİYETİNİN HİKMETİ"

Bediüzzaman I. Dünya Harbi'nde Osmanlı Devleti'nin mağlubiyetinin hikmetini Kastamonu Lâhikası'ındaki bir mektubunda şöyle açıklar: "Yirmi sene evvel [1920] tab edilen Sünuhat Risâlesinde, hakîkatli bir rüyada, İslâm âleminin geleceğini istişane eden ruhanî bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said'den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik ortaya çıkmıştır. O zaman, o mânevî meclis demiş ki: "Bu Alman mağlûbiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devleti'nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?"

Cevaben Eski Said demiş ki: "Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesleri feda edecektik -Nasıl ki yedi sene sonra edildi- Ve medeniyet namıyla İslâm âlemi, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mübarek mevkilere, Anadolu'da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren dahil edilip tatbik edilecekti. Allah'ın yardımıyla mübarek mevkilerin muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi."

Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede:

"Tarafsız kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hint'i de kurtararak, bizimle biraraya getirmek, dünya siyasetince en büyük zafer kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, faydasız bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle iki misli daha zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?" diye sual benden oldu.

Gelen cevap, mânevî taraftan geldi. Bana denildi ki:

"Sen, yirmi sene evvel mânevî suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafın yanında yer alsaydık, yine mimsiz medeniyet namına galip bir şekilde manilerle karşılaşmadan, bu rejimi İslâm âlemine, mübârek beldelere de tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâmın selâmeti için bu apaçık yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler."(14)

"TÜKÜRÜN O EHL-İ ZULMÜN MERHAMETSİZ YÜZÜNE!"

I. Dünya Harbi'nde Alman'ın mağlubiyetiyle Osmanlı Devleti de mütâreke ilan eder, silah bırakır. Mütâreke ilanından sonra İngilizler, İstanbul'u istilâ eder, Boğaz'ın toplarını da tahrip eder. Bediüzzaman, işgal sırasında 'İngiliz gibi cebbar bir hükümetin istilâsı zamanda', onlarla matbaa diliyle mücadele eder.(15)

İngiliz devletinin en büyük dini dairesi olan Anglikan Kilisesi'nin başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiye'den altı yüz kelimeyle cevap istenen dinî altı sual sorulur. Darü'l Hikmet'te Bediüzzaman'dan bir cevap vermesi istenir. Bediüzzaman bu suallere;

"Altı yüz kelimeyle değil, altı kelimeyle de değil, hattâ bir kelimeyle dahi değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü, o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını Boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı, mağrûrâne üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!" ifadelerinin yer aldığı Hutuvat-ı Sitte adındaki makalesiyle sert bir cevap verir.

İNGİLİZLERİN DEHŞETLİ PLANINA KARŞI

Bediüzzaman, İngiliz Anglikan Kilisesi Başpapazı'na verdiği bu cevapları, Hutuvat-ı Sitte [altı adım] ismiyle yayınlar. İstanbul işgal edilince İngiliz başkumandanına Bediüzzaman'ın bütün kuvvetiyle aleyhte olduğu ihbar edilir ve Hutuvat-ı Sitte gösterilir. İngiliz işgal kuvvetleri başkumandanı, idam kararıyla onu ortadan kaldırmak ister; fakat kendisine, Bediüzzaman idam edilirse, bütün Doğu Anadolu'nun sonsuza kadar İngiliz'e düşman olacağı ve aşiretlerin her ne pahasına olursa olsun isyan edecekleri söylenmesi üzerine bir şey yapamaz.(16)

Bediüzzaman, "Hutuvat-ı Sitte" adlı eseri ile İngilizlerin gizli hilelerle Şeyhülislâm'ı ve diğer bazı âlimleri kendi tarafına çekmesi ve itilafçı-ittihatçı partileri birbirine düşürmesiyle Yunan'ın galibiyetine ve milli harekâtın mağlubiyetine zemin hazırladığı bir sırada İngilizlerin İslâm âlemi aleyhindeki sömürgecilik siyasetini ve entrikalarını, tarihi düşmanlığını yayınlayarak onların dehşetli planını kırmış ve idam tehdidine rağmen geri çekilmemiştir.(17) Said Nursî, bu eserle mütâreke yıllarında İstanbul'daki İngiliz taraftarı âlimleri İngiliz aleyhine çevirmiş;(18) onları ve Şeyhülislâm'ı İstanbul'u işgal eden yabancı taraftarlığından kurtarmıştır.(19)

Dipnotlar

1-Lem'alar, s. 217.

2-Tarihçe-i Hayat, s. 113.

3-Lem'alar, s. 225.

4-Lem'alar, s. 233.

5-Tarihçe-i Hayat, s. 113.

6-Osmanlı Devleti'nde Padişah tarafından verilen en yüksek ilmi ünvan.

7-Albayrak, s. 192'den sonraki ek belgeler, s. 21-23.

8-Emirdağ Lâhikası, s. 16.

9-Mahkeme Müdafaları, s. 13. 

10-Emirdağ Lâhikası, s. 177-178.

11-Lem'alar, s. 233.

12-Emirdağ Lâhikası, s. 338.

13-Tarihçe-i Hayat, s. 129.

14-Kastamonıu Lâhikası, s. 23-24.

15-Mektubat, s. 447.

16-Tarihçe-i Hayat, s. 129. 

17-Mahkeme Müdafaları, s. 365.

18-Mektubat, s. 447; Emirdağ Lâhikası, s. 381, 524; Mahkeme Müdafaları, s. 372; Tarihçe-i Hayat, s. 129. 

19- "Harekât-ı Milliye'de Hutuvat-ı Sitte Risâlesi ile ülemayı ve Şeyhülislâmı ve İstanbul'u işgal eden ecnebi taraftarlığından kurtaran (...) bir adam... ", Emirdağ Lâhikası, s. 259.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız"

Bakara, 183

GÜNÜN HADİSİ

İslam hakkında.

"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak" Buhari-İman:1

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI