Cevaplar.Org implant

BABANZADE AHMED NAİM(1872-1934) 1.BÖLÜM

Geçen asrın ilim ve ahlak zirvelerinden Ahmed Naim Bey’i Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesinden biliriz, onun hakkında malumatımız genelde tercümeyle sınırlıdır. Bu büyük âlimi yakinen tanımak düşüncesiyle bu çalışmayı hazı


2009-09-14 04:42:41

'Verdi ser Hamdi bu tarihe cihan'

'Secdede gitti Hüdaya Naim'

(Elmalılı Hamdi Efendi)

Mütercim düşünceliydi, tercümeyi bitirmeye muvafık olabilecek miydi? Kolunda inme hâsıl olmuştu ve gözleri ağrıyordu. Zerre kadar şikâyeti yoktu, fakat her yazmaya başladığında nefesi daralıyor, çok zorlanıyordu. Dostlarından ayrılık ve bunca yaşananlar onu yormuştu.

İnanıyordu ki Hadis-i Şeriflerin ışığı buhranları aşmakta rehber olacaktı. Seneler geçmiş Buhari-i Şerif ile kopmaz bir ünsiyeti peyda olmuştu. Bu ulvi vazife hakkıyla hitamına ermeliydi. Avucunda çenesi, sakalını sıvazlıyor, dalıp gidiyordu. En son hasta namazına(salât-ı marıza) dair bahiste Hz. Peygamberin nasıl kıldığı ile ilgili hadisin tercümesiyle meşguldü. Şöyle başlamıştı;

'Ümmü'l mü'minin Aişe radiyallahu anha'dan olan(diğer) rivayete nazaran şöyle de denmiştir: 'Sonra ikinci rekâtta da evvelkisi gibi yapardı(…)

Çalışmaya ara verip öğle namazına durdu, ikinci rekâtın ikinci secdesinde kalbi sekteye uğradı. Huşu ile miracından Rabbine yürüdü. Şüphesiz bu Hadis-i Şerif ile vakıa arasında bir illiyet bağı mevcuttu.

TAKDİM

'Onda Muhammedi bir yürek vardı.' (Muallim Cevdet)

Milletlerin eserleriyle tanınan büyükleri vardır. Yusuf Has Hacib'i Kutadgu Biligi ile Hafız'ı Divanıyla, Taberi'yi Tarihi ile bildiğimiz gibi, ümmetin fenerleri olan Fethu'l-Bari, Kısasü'l Enbiya, ve Riyazü's Salihin gibi eserleri de müellifleriyle birlikte düşünürüz.

Geçen asrın ilim ve ahlak zirvelerinden Ahmed Naim Bey'i Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesinden biliriz, onun hakkında malumatımız genelde tercümeyle sınırlıdır. Bu büyük âlimi yakinen tanımak düşüncesiyle bu çalışmayı hazırladık.

Son devrin belirgin özelliklerinden biri de mütercimlerin tercüme ettikleri eserlerle anılmasıdır. Kamus mütercimi Asım Efendi gibi. Unutulmaya terk edilen Babanzade'yi gelecek kuşaklara hatırlatan da Buhari Tercümesi olmuştur. Bu tercümenin en mühim özelliklerinden biri de hadis usulüne hasredilmiş olan ilk cildidir. Nasıl İbn Haldun'un yazmayı düşündüğü Dünya tarihine dair eserin Mukaddimesi müstakil ve mükemmel bir kitap olmuşsa, Buhari tercümesinin mukaddimesi de usul-u hadis ilminde çığır açan önemli bir kaynak eserdir.

Ahmed Naim Bey yalnızca mütercim değildir. Evvela muallim, hassas bir müellif, lisan mütehassısı, tavizsiz adil bir idareci ve mütefekkirdir. Bir başka sözde 'secde adamı', sevenleri nazarında sohbet insanı. Dost ve muhalif herkeslere göre de 'fazilet erdeminden vazgeçmez, hoşgörü numunesi' bir âlimdir. O, duruşuyla adeta İslam ahlakının tecessüm etmiş halidir.

NESEBİ

Baban sülalesi Irak'ın meşhur ailelerindendir. Ailenin ismini aldığı Baba Süleyman Paşa Süleymaniye şehrinin de kurucusudur. Hayır işleriyle tanınan aileden birçok fazıl ve âlim yetişmiştir. Naim Beyin pederi meşhur devlet adamımız Mustafa Zihni Paşa'dır. 1848'de Süleymaniye'de doğan Zihni Paşa, öğrenimini Bağdat'ta ikmal edip, çeşitli vilayetlerde mühürdarlık, mektupçuluk ve mutasarrıflık yapmıştır. 1929'da vefat etmiş ve cenaze namazını Ahmed Naim Bey kıldırmıştır. M. Zihni Paşa'nın 'İlim ve İslam' 'Mikyasu'l Ahlak, 'Kuvay-ı Maneviyye', 'İslam'da Hilafet' adlı eserleri bulunmaktadır.

DOĞUMU ve AİLESİ

Ahmed Naim Bey 1290/1872'de Bağdat'ta doğmuştur.(Naim; nun-ayn-mim; yumuşak, kemiksiz demektir) M.Zihni Paşa'nın en büyükleri Ahmed Naim olmak üzere her biri kültür hayatımızda yeri olan İsmail Hakkı, Hüseyin Şükrü ve Hikmet adlı 4 oğlu vardır. Ayrıca hatırlatalım ki, mebusluğu sırasında ismi sehven 'Yabanzade' diye okununca 'Babandır o!' diye meşhur cevabı veren İsmail Hakkı Bey'dir.

MEKTEP HAYATI

İlk tahsili Bağdat iptidaisi ve ertesinden Bağdat rüşdiyesindedir. Sonrasında, birçok arif zevat gibi, kaderinde payitahta gelmek vardır. Devlet-i Aliyye'nin gözbebeği Mektebi Sultaniye (Galatasaray Lisesi) girecektir. İstikbaline büyük tesiri olan bu mektebin ona kazandırdığı hususiyetler; Fransız lisanına ve garb ilmine derin bir vukufiyet olmuştur. Fakat mektep müfredatında Arapça ile İslami ilimler yeteri kadar yoktur. O, merakı ve azmi sayesinde bu ilimlerde de hızla terakki etmektedir. Hatta bu mektepte Arapçadan o vakte kadarki en yüksek not olan 9'u ilk o almıştır. Bunda, liseden hocaları Hacı Zihni Efendi ve Hersek Müftüsü Ali Fehmi Efendi'nin üzerinde çok emekleri vardır.

Hoca ve arkadaşlarına göre 'çalışkan, edepli, hadis ilmine ve felsefe bilgisine meraklı mübarek bir simadır."

1891 yılında Mekteb-i Sultaniyi aliyyü'l-ala(pekiyi) dereceyle bitirmiştir. Sonra Mülkiye Mektebine intisab edecek, idarecilik ilmini de ikmal edip 1894'te şahadetnamesini alacaktır.

HARİCİYE VAZİFELERİ

İlkin Hariciye Nezareti Tahrirat-ı Hariciye Kaleminde göreve başlar. (1310/1894). Daha sonra aynı dairenin Tercüme Kalemine alınır.(1896). Ayrıca bu muallimliğini de sürdürmektedir. Vazifelerinde sürekli terfi ve taltiflere layık görülmüş ve Meclis-i Maarif Daire-i İlmiye azalığına tayin edilmiştir.

MAARİFTE VAZİFELERİ

Meşrutiyetin ilanı ile maarif ailesine katılmıştır. Aynı yıl Mekatib-i Rüşdiye Müdürlüğüne getirilmiştir. Kendi mektebinde en sevdiği dersin hocalığını yapacaktır. 1912-1914 arası Mekteb-i Sultanide Arapça muallimidir. Medreselerin faydasız gördüğü metotlarını eleştirmiştir. Dinimizin dini olan Arapçanın ehemmiyetine binaen usulümüzü gereksiz kural ve ezberlerden arındırmayı planlamıştır. Hocası Hacı Zihni Efendi'den etkilenerek hazırladığı Sarf-ı Arabî Temrinat adlı gramer kitabıyla derslerine devam etmiştir. Daruttalim'in açılmasıyla gelişmeler yaşanmış ve bu okullar için hazırlanan el-Muktedab ve el-Muntehab'i çok beğenmiştir.

Sırat-ı Müstakim'de neşredilen 9 makalesi onun Mekteb-i Sultanide kelam derslerine de girdiğini göstermektedir.

Tedrisat-ı Aliye müdürlüğü ile Telif ve Tercüme azalığında bulunur(1909-1913) Cemiyet-i Tedrise-i İslamiye'ye girerek, Darüşşafaka için çok faydalı hizmetler verir. 1922'ye kadar, istemeyerek de olsa Ayan azalığında(senatör)bulunmuştur(siyasi hayatı kısmında ayrıntılı anlatılacaktır)

Edebiyat Fakültesinde felsefe derslerine de devam eden merhum müderris, okuttuğu derslerin kitaplarını da hazırlamıştır. Sarf-ı Arabî Temrinat'ın yanında, Felsefe ve İlmü'n-nefs kitapları olup, Mantıktan bir risalesi vardır. Ahlak dersi için Ahlak-ı İslamiye Esaslarını sayabiliriz.

Hamdi Efendi'nin Fransızcadan tercüme ettiği 'Metalib ve Mezalib' adlı felsefe tarihi eserini takdirle karşılamış, ders kitabı olarak tavsiye etmiştir.

BİR SÜRE REKTÖR

1919'da Darülfünun Umum Müdürlüğüne(rektörlük) atanır. Mütareke senelerinde, Darülfünunda kız ve erkek talebenin birlikte okumalarına dair çetin bir tartışma başlar. Maarif Nezaretinde bulunan Ali Kemal de karma uygulamayı savunmaktadır ve müdüre bu yönde yazı gönderir. Naim Bey: 'ben bunu tatbik edemem, kız ve erkek çocukların zanu bezanu(diz dize) oturmalarına razı olamam, bu benim dinime muhaliftir' diyerek, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve Maarif Nezaretine durumu bildirir. Birincisinin derdi başından aşkın, ikincisi zaten tatbike taraftardır. Hocalar ve onların da tahrikiyle öğrenciler tarafından protesto edilir. Senato oylamasında Naim Bey tek oy ile mücadele eder ve karar alınır. 'Ben yapacağımı bilirim' der ve müdürlükten istifa eder.

Edebiyat fakültesinde 1915'te başladığı Felsefe, Mantık, Ruhiyat-ilmu'n-nefs(psikoloji), ve Ahlak, Ma'badü't-tabiat(metafizik) derslerine, Darülfünun(1933) lağvedilmesine kadar devam etmiştir.

EVLİLİK

Bir çok eserde Ahmed Naim Bey'in meşhur mutasavvıf Ahmed Amiş Efendi'nin damadı olduğu ve tabi olarak kızıyla evli olduğu yazmaktadır. Fakat resmi kayıtlarda eşi Emine Avniye Hanım, Fatih Dersiamlarından Hasan Sırrı Efendi'nin kızıdır. Ahmed Amiş Efendi üzerine kitap hazırlayan ve bu cemaati yakinen tanıyan Mustafa Özdamar Bey, Avniye Hanımın muhtemelen Amiş Efendinin torunu olduğunu belirtmiştir.1909'da evlenmişler ve çocukları olmamıştır. Naim Bey'in 1934'te vefatından sonra evlenmeyen Avniye Hanım, 1966'da ona kavuşmuştur.

ŞAHSİYETİ

Muallim Cevdet, aziz dostunun vefatından kısa bir süre sonra müstakil bir eser hazırlayıp tab ettirmiştir. Burada kronolojik yaşayışından ziyade meziyetlerini anlatmıştır. Fakat itiraf edelim ki bu kitap da dâhil Naim Bey hakkında fazla hatıra bulunmuyor. Cevdet Bey, ondan şöyle bahseder; 'Ahmed Naim altmış yaşlarında, orta boylu, kısa ve az sakallı, çenesine doğru sakalı kıtça, tatlı bakışlı, bazen durgunca, çok kere yumuşak edalı idi. İstihza etmez, fakat bir küstahlığa zarif sözlerle haddini bildirirdi. Hikâye söylemek ve dinlemekten hoşlanırdı(…) gülmesi tatlı idi, hele söz arasında bazen 'nicedir ol hikayet' demesi ömürdü. Kaba taassuptan kurtulmuş temiz bir Müslüman örneğiydi. Edebiyat ve musiki dostu idi. Arap ve Fransız dillerini iyi bilen bir felsefe âlimi idi. İmanında sabit idi, neye inanmışsa sonuna kadar sabit kaldı. Onda riya ve kuru sofuluk gibi şeyler yoktu. Siyasi bir fırkaya mensup değildi. Doğunun feyzini Batının fikirleriyle kaynaştırmıştı. Batı ilminin aşığı, fakat pozitivizmin düşmanı idi. Onda Muhammedi bir yürek vardı.'

Felsefe şubesinden fikren muhalif talebesi Macit Gökberk şöyle demiştir: Değişen toplum koşulları içinde düşüncelerini değiştirmedi ve kişiliğinden hiç ödün vermedi. Geçmişe bağlı ve görüşlerinde tutarlı bir Müslüman Osmanlı aydınıydı. Cumhuriyetin en coşkulu ve parlak günlerinde bile geçmişe bağlılığını bir bütün olarak korudu. Kişiliğindeki bu bütünlük onu ister istemez saygı konusu yapıyordu.

Düşünce tarihçisi talebesi Niyazi Berkes de itirafta bulunur: "Bence en büyük meziyeti namuslu bir adam olması, bir dalkavuk olmamasıydı.

Akif kitabının yazarı Mithat Cemal, Babanzade'yi ihmal etmemiş şu övgülerle bahsetmiştir: 'Naim'de güç bir meziyet vardı: meziyetlerini gizlemek, sonra bir insanı güzelleştirecek bir takım meziyetler daha: Kimsenin hususiyetini konuşmamak, düşmanın bile değeri var ise var demek, çocuk gibi çalışmak, tartışmalarda terbiyeli olmak, medeni insan gibi konuşmayı bilmek, yani söylediğinizi dinler gibi görünmek değil, sahiden dinlemek, bilmediğini bir kelime ile bilmiyorum diye söylemek, bildiğini de tabi sesle anlatmak, dostlarını gıyabında da sevmek.'

'Başı iki kısımdı: Doğu ve Batı birbirine karışmayarak duruyordu: Ve Naim'i Avrupa'nın filozofları değiştiremediler. Bu filozoflara Naim şaşılacak derecede nüfuz ediyordu fakat, bu filozoflar şaşılacak acizle Naim'e nüfuz edemiyorlardı'

Aslında ilk sözü en yakın dostu Akif'ten dinlemek gerekirdi: kendisine Hamdi Efendiyle Naim Bey sorulunca 'Bunlar sikadandır, ne derlerse öyledir, sözleri senet teşkil eder' demiştir. Yine Akif'e göre

'Naim sormazsan malumatını söylemeyen adamdır, Naim dinlemesini bilen adamdır'

Sürgündeki şeyhülislamımız Mustafa Sabri Efendi'den kendisine sorulunca şu hisleri dökülmüştür; 'Efendim, Naim Bey'e Selef-i Salihindendir desen yeridir, Asr-ı Saadetten bir parça desen öyledir. İlim, irfan, edep, ahlak, namus, şeref, kanaat… Ne deseniz, bütün faziletler mevcut. Böyle bir insan nasıl sevilmez? Maalesef, Türk Milleti, büyüklerini kadrini öldükten sonra anlıyor. O da hepsini değil. Naim Bey kitaplara geçmekle de kalacak insan değildir. Kitaplara herkes geçiyor. Naim Bey, menkıbeleri yazılıp da, destan gibi okunacak bir insandı."

Son devrin karanlık işlerini deşifre eden Hatıratımız, Yılların İzinde Mahir Hoca her fırsatta hayranlığını muhabbetini ifade eder: Naim Bey erbab-ı ilim ve irfanla teması pek severdi. Zahir batın ilimlerde tanınmış kimi işitirse mutlaka onunla görüşürdü.

Merhum Celal Hocamız(Celalettin Öktem) Darülfünundan hocası için 'Sahabeden biri' demektedir.

Nurettin Topçu Hocamız Felsefe ilminde selefi sayılan Naim Bey için 'kemal halinde olan fazilet sahibi' diye bahseder.

Tercümeye devam etme vazifesini uhdesine alan Kamil Miras hemen şu notu düşer 'Naim merhum şarkı ve garbı ilimleriyle tanımıştı, fakat ruhunda en çok ve samimi yaşayan İslami ilimlerdi. Bu sebeble o, Selef-i Salihin siretinde yaşamış yüksek bir fazilet enmuzeci idi.'

Bekir Haki Efendi onu şöyle hatırlar; 'ben onun gibi Ezan-ı Muhammedi'ye ihtiram eden bir kimse görmedim. Rahlesinin başında, ezan okunurken ayağa kalkar. Fatih meydanında giderken ezan okunur ve durur Ezan-ı Muhammedi'yi kemal-i ihtiramla dinler.'

İslam Ahlakının Esaslarını neşre hazırlayan Ömer Rıza Doğrul'a göre; 'sarsılmaz bir seciye sahibi olmak, doğru olduğuna inandığı her şey üzerine sebat etmek ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan yılmamak, daima doğruyu söylemek, bildiğini iyi bilmek ve bilmediğini öğrenmek ve çok çalışmak gibi meziyetlere sahip olan Naim, hak olduğuna inandığı yolda zerre kadar ayrılmayarak yaşamış ve ölmüştür.'

AKİF ve NAİM

Mehmed Akif'in en sevgili dostu idi o. Arkadaşlarını ayırt etmez, hepsini severdi, fakat kalbinde Ahmed Naim'e ayırdığı yer muhakkak imtiyazlı idi. Onun için Ahmed Naim'in öldüğü haberini aldığı zaman hüngür hüngür ağlayacak derece bu aziz dosttan ayrılışın acısını derinden hissetmişti.' Ömer Rızaya mektubunda:

'Onun ölümünü haber aldığım anda, dünya başıma yıkıldı sandım'  demiştir.'

Mahir Hocaya da:'Naim'in vefat haberi, üzerime dağ gibi yıkıldı demiştir'

Akif Bey, Kahire'de vefat haberini alınca, Mustafa Sabri Efendi'yi taziyeye gelmiş, ağlaşmışlardır. İbrahim Sabri Bey'in Naim Bey hakkındaki mersiyesini çok beğenmiştir, Bu mersiye şöyle bitmekteydi:

'Yurdun harabesinde, bir zelzeleyle, meşhur

Bir burc-i din yıkılmış, düşmüş, desem değer: Tur.

Bir ruh Arş'a çıkmış, bi-ruh kılmış arzı,

Ölmüş Na'im Bey eyvah.. Sönmüş vatanda bir ruh.

Dinleyen Akif Bey bir 'ah' çekerek 'ben olsam son nur derdim' deyince, İbrahim Sabri Bey 'Hamdi Efendiler hayattadır' demiş, Akif Bey de bu cevaptan memnun kalmıştır. Fakat yıllar geçip onlar da göçünce İbrahim Sabri Bey mısraı 'son nur' olarak değiştirmiştir.

Mustafa Sabri Efendi 'Akif Bey, Naim Bey için ben de mersiye yazdım. Fakat asıl sizin yazmanız lazım, şair olan sizsiniz..'demiş.

Akif Bey: 'Efendi Hazretleri, ben yazmak istediğim birçok şeyleri yazamadım. Naim Bey için hiç yazamam. Naim deyince, zaten içimde bir yanardağ tütüyor. Naim Beylerle başımıza neler geldi yahu! 'Bize Neler Oldu?' diye bir piyes yazmak isterdim' diyebilmiştir.

Fatin Hoca da şöyle anlatır: 'Bir gün Akif'e en çok kimi seversin diye sordum. Hiç düşünmeden Naim dedi. Naim merhuma bakiye-i selef derdi.'

Bu iki ilim ve edep deryası, İslam bünyesinde o kadar çok birbirlerine benziyordu ki, Akif Bey başka sözünde 'Ashabdan sonra en çok sevdiğim kimsedir' diyor.

Akif Bey'in onunla tanışması Fakülte yıllarında olmuştu. Fransızca ve felsefe bilip namaz kılması onu ilkin şaşırtmıştı. Çünkü o devrin şartlarında rastlanılmayacak bir haldir. Sonra Naim'i tanıdıkça muhabbeti daha da arttı. Melami Şeyhi Mustafa Efendi'nin çayhanesinde tanışmalardı, Küllük kahvehanesine birçok aşina sima gelir, ilmi sohbetler yapılırdı. Darülfünun'dan çıkıp burada görüşürler edebiyat, felsefe, siyaseten gerekli mevzuları konuşurlardı. Birlikte 'Le Temps' okurlar dünya gelişmelerini takip ederlerdi, Arapça eser mütalaaları meşhurdur. Bu iki zat, Darülfünun müderrislerinden Şevketi Efendi ile birlikte Arapça'ya en ileri derecede vakıf kimseler olarak zikredilir.

Naim Bey Akif'in şiirlerini başından beri çok beğenmiştir. Bir diyaloglarında,

Akif Bey:

-Madem ki sen(şiirlerimi) beğeniyorsun, demek yazdıklarım o kadar fena değil.

Naim Bey:

-Fena değil söz mü? Çok güzel! Hele o kolaylık!

Akif Bey:

-Fakat yazarken bilsen ne kadar terliyorum.

Naim Bey:

-Fakat okurken bilsen ter kokusu ne kadar duyulmuyor.

Safahat'ı takip edenler iyi bilirler ki Naim Bey'e ithaf edilmiş şiir yoktur. Hepimizin merak ettiği bu meseleyi Mithat Cemal izah etmektedir: 'Akif şiirlerini bazı dostlarına ithaf ederdi. Fakat bu ithaflarda Naim'in adı yoktu. Çünkü Naim, Akif'in kalbinde o kadar yüksek bir yerde oturuyordu ki, onun eşiğine uzatacağı şiiri bir türlü yazamıyordu. Nihayet ihtiyarlığında Mısır'da 'Secde' şiirini yazdı.'Bunu Fuat Şemsi'ye gönderdi. Naim'e gösterecek, beğenirse ona ithaf edecekti. Naim Secde'yi o kadar beğeniyordu ki, Akif'in yazısıyla olanı alıkoyuyor, suretini çıkarıp Fuat Şemsi'ye veriyordu. Ama Akif her zamanki bedbinliğiyle meseleyi anlıyordu: Naim'in geç kalan cevabı 'manzumeyi beğenmedi' demekti ve şiirini Naim'e ithaf etmekten çekinerek kitabını bastırıyordu.'

Secde şiirinin son beyti:

'Kıyılmaz lakin Allah'ım bu gaşyolmuş yatan vecde,

Bırak 'hilkat'le olsun varlığım yek-pare bir secde!'

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN VE NAİM BEY

Eşref Edip, Bediüzzaman'ı anlattığı kitabında şu hatırayı kayıt düşer: 'O zaman her gün Sebilürreşad idaresine gelir; Akifler, Naimler, Feridler, İzmirlilerle birlikte saatlerce tatlı tatlı muhasebelerde bulunurduk. Üstad kendisine mahsus şivesiyle yüksek ilmi meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celadet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı."

Merhum Profesör Ali Nihat Tarlan şöyle diyor; "Babanzâde Ahmed Naim Bey ondan bahsederken, "Dârü'l-Hikmet'te Bediüzzaman söze başladı mı biz hayran hayran onu dinlerdik" derdi."

İlk bölümün sonu.

İkinci bölümde siyasi düşünceleri, tasavvuf hayatı, vefatı, felsefeciliği, hadisçiği, lisanı ve

tercümeleri, ilmi münakaşaları ele alınacak kaynaklar eklenecektir.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Sina, 2010-09-29 10:15:55

Naim beyin eşi Avniye hanım Ahmet Amiş Efendinin torunu ve Hasan Sabri beyin kızıdır.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

said kul, 2009-09-18 13:04:14

adını bir yerlerden duyduğumuzla kaldığımız, üzerine pek düşmediğimiz, çağın sahte kahramanlarının reklamlarına yenildiğimiz bir anda, ahmed naim gibi bir değer abidemizi bizlere yeniden hatırlattığınız için Allah sizlerden ebeden razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Salih Okur, 2009-09-14 05:34:46

Sedat bey yakinen şahit olduğum üzere bu çalışmayı büyük emek harcayarak hazırladı. Çok zahmet çekti. Her yazarın çektiği doğum sancısı nispetinde verim elde eder. Sedat kardeşim ne mutlu sana ki sayende Naim bey hakkında internette derli toplu bir yazıya muhatap olabilecek insanlar. Allah senden razı olsun ve sa'yini meşkur kılsın müdakkik kardeşim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur.

Zümre, 41

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI