Cevaplar.Org

GALİP GİGİN

İstanbul’da Risale-i Nur’un neşriyat hizmetlerinin ilklerinden Galip Gigin Ağabeyi evinde ziyaret ettik, sorular sorduk, hatıralarını kaydettik. Galip Gigin daha çok neşriyat işleriyle iştirak etmiş hizmetlere. Çünkü O, bir matbaacı... Matbaası var. Merhum Hamid Aytaç’ın yazdığı Tevafuklu Kur’an, ilk olarak onun matbaasında tab edilmiş. Daha sonraki Tevafuklu Kur’an baskıları Almanya’da devam etmiş. Neşriyat vesilesiyle Hz. Üstad’ı, sayısını hatırlayamayacak kadar çok ziyarette bulunmuş Galip Ağabey.


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2016-05-08 14:41:50

İstanbul'da Risale-i Nur'un neşriyat hizmetlerinin ilklerinden Galip Gigin Ağabeyi evinde ziyaret ettik, sorular sorduk, hatıralarını kaydettik. Galip Gigin daha çok neşriyat işleriyle iştirak etmiş hizmetlere. Çünkü O, bir matbaacı... Matbaası var. Merhum Hamid Aytaç'ın yazdığı Tevafuklu Kur'an, ilk olarak onun matbaasında tab edilmiş. Daha sonraki Tevafuklu Kur'an baskıları Almanya'da devam etmiş. Neşriyat vesilesiyle Hz. Üstad'ı, sayısını hatırlayamayacak kadar çok ziyarette bulunmuş Galip Ağabey.

Galip Gigin, Üstad Bediüzzaman'la görüşmelerinden ve İstanbul'da gerek teksir, gerekse matbaa neşriyatı sırasında yaşadıkları ilginç hadiselerden bahsetti. Hatıralarını yazıp düzenledikten sonra tashihini yaptırdım.

GALİP GİGİN ANLATIYOR

1934 Artvin doğumluyum. İstanbul'a ben on bir yaşında iken 1945 senesinde geldik ailece. Mesleğim matbaacılık. Ama asıl işimiz, esas meşguliyetimiz Risale-i Nur neşriyatı oldu. İstanbul Pertevniyal Lisesini bitirdim. Risale-i Nur neşriyatı ile iştigal ederken Yüksek Ticaret Okulu'na, Hukuk Fakültesi'ne gittim ama her ikisini de bitiremedim. Matbaacılık işine 1960'lı yıllarda başladım. Amcam Abbas Gigin Artvin milletvekiliydi. "Ağabeyler Anlatıyor-5" kitabında Üzeyir Şenler babam rahmetli için Halk Partiliydi demiş. Bunu düzeltiyorum. Babam belki tam dindar değildi ama asla o partiden değildi. Üzeyir biraz yorum yapmış gibi geldi bana.

Ortaokula giderken dine karşı bir meylim vardı. Necip Fazıl'ın gazetelerini okurdum. Risale-i Nur'u, 1953 senesinde Pertevniyal Lisesi'nde okurken aynı lisede okuyan Üzeyir Şenler vasıtasıyla tanıdım. Sonra, Süleymaniye 46 Numaralı Dersanede kalan Ahmet Aytimur, Muhsin Alev, Ziya Arun ağabeylerle tanışmak nasip oldu. Risale-i Nur neşriyatı yaptığımızdan dolayı kitapların tashihi vesilesiyle Üstad Hazretlerine epey ziyaretimiz oldu. Üzeyir'le falan çok gittik. İstanbul'da Risale-i Nur'un ilk neşriyatlarında bulunmak bize de nasip oldu. İlk Tevafuklu Kur'an'lar bizim matbaada basıldı, daha sonra Almanya'da tab edildi.

Gazeteci Bedii Faik bizi şikâyet etmişti

Önce Gençlik Rehberi isimli kitabı, daha sonra büyük kitapları elde ettim. Küçük yaştan beri okumayı çok severdim. Çok kitap okumuştum. Risaleleri okumaya başlayınca, Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinden her biri, bana okkalı bir kütüphaneden daha muhtevalı ve muazzam göründü. 

Hakkı Yavuztürk'ün babası Ekrem Ağabeyin Yenikapı'da bir evi vardı. Şimdi yıkıldı oralar. Rahmetli Hakkı ile beraber orada kalıyorduk. Hakkı çok mübarek bir insandı. Hatta babası Üstad'a gitmiş de, Üstad "Bu nasıl anne imiş ki böyle bir evlad doğurmuş" diye taltif etmiş. Rahmetli Hakkı kuzu gibi sakin, sadakatli bir insandı. Çok hizmet etti.

Üstad 1953 senesinde İstanbul'u ziyarete geldiği zaman çok velvele oldu. Hatta Üstad "Ben Sultan Eyüp'e ziyarete geldim ama böyle gidemeyeceğim, bunu böyle kabul edin" demişti. Biz o zaman Hakkı Yavuztürk'le beraber Üstad'ı savunan bir sayfalık bir yazı neşrettik. "Üstad Bediüzzaman Hazretlerine neden bu kadar saldırıyorsunuz? O mahkûm değil, sürgün değil, sadece geziyor" diye bir yazı. O zaman Halk Partisi çok aleyhte bulunmuştu. O yazıyı rahmetli Hakkı Yavuztürk gazetecilere de göndermiş. Benim adım vardı yazının altında. Emniyetten çağırdılar beni. Gerçi emniyet çok iyi muamele etmişti bana. Emniyet Müdürü "Yahu biz sizi tanıyoruz, iyi niyetinizden eminiz, üzerinize gitmiyoruz, ama biz burada zor duruma düşüyoruz. Gazeteci Bedii Faik sizi şikâyet etmiş" dedi. Meğer Hakkı ona da göndermiş o yazıyı. Bedii Faik de "İstanbul'da, yer altında neler oluyor sizin dünyadan haberiniz yok, bu nasıl emniyet?" şeklinde şikâyet etmiş. Müdür "Onun için biz zor durumda kalıyoruz. Ne yapıyorsanız bizim haberimiz olsun" dedi. "Ne yapalım yani, kendi aleyhimize hafiyelik mi yapacağız biz?" dedim. "Yok yahu siz kardeşlerle konuşun" dedi. "Diyelim biz bir şey yapacağız, siz de olmaz diyeceksiniz. O zaman ne yapacağız?" dedim. Bir şey diyemedi tabi. Ama o emniyet müdürü müspet bir adamdı.

Emniyetten Burhan diye bir sivil vardı. Bir gün benim matbaaya gelmiş, bir yerleri karıştırıyor. "Ne oluyor_" derken anladım. Emniyettenmiş, gelip arama yapıyormuş meğer. Böyle şeyler çok geldi başımıza.

Hizmetleri yeterince yapamıyorum diye üzülmeyin, sıkılmayın zira…

Üstad Hazretlerini ilk olarak 1954 senesinde Isparta'da ziyaret ettim. Yalnız olarak gittim. Hüsnü Bayram Ağabey aldı beni içeri. Hüsnü Bayram Ağabey çok nezih ve güzel bir insandır. Üstad, İstanbul'da dersanede kaldığımı ve bazı hizmetlerde bulunduğumu duymuş. Bana Galip derken "Gayın" harfini kullanarak "Galip Kardeşim" derdi. Tabi ben kusurlu, günahlı halimle elini öpmeye çalıştım, ama Üstad hizmetten başka öyle şahsi hallere pek bakmıyordu. Yalnız Üstad elini öptürmedi. Onun için ben el öpmelerden sıkılıyorum şimdi. Elini öptürmedi ama beni kucakladı alnımdan öptü, nasihatlerde bulundu. Enteresan bir durum, Üstad dedem yaşındaydı ama öyle büyüklük tavrı falan hiç yoktu kendisinde. Önünde kitaplar vardı. Risale-i Nur'un önemini anlattı. Kitapları gösterdi "Risale-i Nur bütün menfi cereyanları engelleyerek yerle bir etmiştir" dedi. Sonra "Hizmetleri yeterince yapamıyorum diye üzülmeyin, sıkılmayın; bir asker nöbette iken bir şey olsun olmasın, o nöbetinin sevabını alır" dedi. Ben o sırada Süleymaniye 46 numaralı dersanede kalıyordum. Ahmet Aytimur, Fırıncı, Birinci, rahmetli Yaşar Yayla ile beraberdik.

Arap talebeler Üstad'ı görmek istedi

İstanbul Tıp Fakültesinde okuyan Arap talebe kardeşler vardı. Onlar Üstad Hazretlerini çok görmek istiyorlardı. Bir seferinde onları götürdüm. Üstad o Arap talebelere bazı nasihatlerde bulundu. Hatta o Arap talebelerden birisi evlendi, mes'ud olamadı; "Ah! Ah! Niye Üstad'ı dinlemedim" diye kafasına eliyle vururdu hep.

Emirdağ'da da ziyaretim oldu Üstad'ı. Neşriyat yaptığımızdan dolayı kitapların tashihi vesilesiyle ziyaretimiz olurdu. Üstad o sırada tashihler için çok acele etmedi, telaşla "Siz basın kitapları" diyordu.

Mehmed Fırıncı ile Ahiret yolculuğundan geri döndük

Süleymaniye Camisi'nin orada bakırcıların olduğu yerde, bir dükkânın üstünde kapalı bir yer vardı. Biz orada yapıyorduk Risale-i Nur teksirini. Mehmed Fırıncı ile beraber yapıyorduk. Sene 1954 olabilir. O sene çok şiddetli bir kış oldu İstanbul'da, çok kar yağdı. Bir gün yine aynı yerde Risale-i Nur teksiri yapıyorduk. Zehirlenmişiz biz sobadan. Baktım, halim bir tuhaf. Pencere önüne kadar gittim, pencereyi açtım, orada düşmüşüm ben. Temiz havayı alınca kendime geldim. Başıma pencereden kar gelmiş hatta. Fırıncı da aşağı iniyordu herhalde, o da merdivende düşmüş, bayılmış. Ahiret yolculuğundan böyle dönmüş olduk biz.

İlk Tevafuklu Kur'an'lar bizim matbaada basıldı

Matbaamın adı "NURTAN" idi. İlk önce Fındıkzade Taşkasap'ta evin altında basit bir makinem vardı. Sonra Beyazıd Gedikpaşa'da çalıştık. Daha sonra Unkapanı'na gittik. Yeni makineler aldık, yavaş yavaş matbaamız büyüdü. Son gelen makineyi Almanya'dan getirtmiştik.

1970'li yıllarda İlk Tevafuklu Kur'an'lar bizim matbaada basıldı. O iş bize nasip oldu. Mehmed Fırıncı çok ilgileniyor, çok gelip gidiyordu matbaaya. Rahmetli Tâhirî Ağabey çok ilgileniyor, gelip gidiyordu. Matbaaya gelirken bize kurabiye gibi şeyler getirirdi. Bir ara mahkemeden baskıyı durdurma kararı geldi bana. Tâhirî Ağabeyin acaba baskı işleri yarım kalır mı diye endişesi vardı. Ama biz basmaya devam ettik. Hatırımda kaldığına göre beş bin nüsha Tevafuklu Kur'an basmıştık. Daha sonra Almanya'da matbaa kuruldu, Tevafuklu Kur'an'lar orada basılmaya başlandı. Matbaa işlerini şimdi çocuklar devam ettiriyor. "NAMAŞ" yaptık ismini.

Hür Adam'da, İttihad'da, Yeni Asya'da makaleler yazdım

İman-Kur'an hizmetimizi, davamızı, bir şeyleri anlatmak için bazı gazetelerde makaleler yazıyorduk o zaman. Risale-i Nur'u okuduğumuz zaman o bizi itiyordu zaten. Sinan Omur'un Gazetesi "Hür Adam"da yazıyordum. Sinan Omur yazılarımı severdi benim. Hür Adam Üstad'ı anlatıyordu. Hür Adam'da hem yazıyorduk, hem basıyorduk, hem de dağıtımını kendimiz yapıyorduk. Haftalık çıkıyordu. Sonra İttihad'da, Yeni Asya'da yazdım. Sonradan bazı tavırlar beni rahatsız ettiğinden dolayı yazılarımı kestim.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç bir ortak koşmasın.

Kehf, 110

GÜNÜN HADİSİ

Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.

Müslim, 2318

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI