Cevaplar.Org

TARİHTE BUNLAR OLDU-54

İSTANBUL TÜRKLERİN ELİNDEN NASIL ÇIKAR? Kritovulos, 15. yüzyılda yaşamış Bizanslı bir tarihçidir. İstanbul’un fethini ve diğer önemli olayları/savaşları yazıp Fatih Sultan Mehmed’e takdim etmiştir. Ve Fatih’in takdirini kazanmıştır.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2020-04-01 21:07:52

İSTANBUL TÜRKLERİN ELİNDEN NASIL ÇIKAR?

Kritovulos, 15. yüzyılda yaşamış Bizanslı bir tarihçidir. İstanbul'un fethini ve diğer önemli olayları/savaşları yazıp Fatih Sultan Mehmed'e takdim etmiştir. Ve Fatih'in takdirini kazanmıştır.

Kritovulos'un Fatih dönemindeki on yedi yıllık olayları yazdığı kitabı, Kaknüs Yayınları'ndan, İstanbul'un Fethi adıyla çıktı. Kitabın 107. sayfasını beraber okuyalım:

Fatih, İstanbul'a girip Ayasofya önüne geldiği zaman, derinden derine bir inilti işitti. Sesin geldiği yöne bir adam gönderdi. Sakalları uzamış, perişan durumda bir keşiş bulup getirdiler. Huzura çıkardılar. Korktu, teskin ettiler. Neden zindana atıldığını sordular.

Keşiş, Türklerin kuşatma hazırlıkları sırasında Kostantin'in kendisini çağırıp İstanbul'u Türklerin alıp alamayacağını bildirmek için remil açmasını söylediğini; remilde İstanbul'un Türklerin eline geçtiğini bildirmesi üzerine, Kostantin'in kızarak kendisini zindana attırdığını anlattı. Keşiş sonra, "demek remilim doğru imiş" diye ekledi.

Bunun üzerine Fatih de İstanbul'un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil açmasını ve doğruyu söylerse armağanlar vereceğini bildirdi. Keşiş yeniden, bu defa Fatih için remil açtı. Ve remili şöyle yorumladı:

– İstanbul, Türklerin elinden savaş ile çıkmayacak. Lakin öyle bir zaman gelecek ki, ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.

Bu falın bildirdiği sonuçtan ileri derecede müteessir olan Fatih, ellerini gökyüzüne kaldırarak: "İstanbul'da edindiği yerleri yabancılara satanlar, Allah'ın gazabına uğrasınlar" diye beddua etti.(1)

"ELLİ YILDIR KÖYLÜ, MEZARLIĞA DELİKANLI GÖMEMEDİ"
Birinci Dünya harbi seneleri..Bilecik İstasyonu'nda bir askeri tren harekete hazır idi. Otuz iki vagon biri birine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti. İkinci kampana çalınmış olmalı ki, vagonlara inen binen yok. Fakat askeri trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz.

Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırkbeşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdülkadir, bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte, bu bir anne idi.

Beli biraz öne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik, sırtında bağlı bir torba vardı. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına, akçıl saçlarına yapışmıştı. Abdülkadir yaklaştı:
– Valide, burada ne duruyorsun?
– Şimendiferde asker oğlum var, onu geçirmeğe geldim.
– Oğlun kimdir, nerelidir?
– Söğüt'ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmut oğlu Hüseyin.
– Çağırayım mı, görmek istiyor musun?
– Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana dua ederim.
Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu: Mahmut oğlu Hüseyin, Söğüt.
Bir ses:
– Efendim. Mahmut oğlu Hüseyin benim. Söğüt, Akgünlü'den.
– Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.
Delikanlı vagondan atladı. Levend gibi bir vücut, filiz gibi bir boy.
Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin önünde durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Ve dedi ki:
Hüseyin... Dayın Şıpka'da, baban Dömeke'de, ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale'de yatıyorlar. Bak, son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıpka'ya düşerse, dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma. Haydi, oğul, Allah yolunu açık etsin."

Hüseyin, anasını ve Abdülkadir'i selamladı, gitti.

Abdülkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:
– Valide, demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular, öyle mi?
Yalnız bizim soy değil oğul. Elli yıldır köylü mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da, ko biz hep ölelim.(2)

İNGİLİZ DOSTLUĞUNA İNANANLAR ALDANIR

İsmet İnönü liderliğindeki Türk heyeti Lozan'da görüşmelere devam ederken, Büyük Millet Meclisi'nde Lozan'la ilgili birtakım tartışmalar olur. Kırklar grubuna mensup bazı mebuslar, sert çıkışlar yaparak, verilen tavizlere itiraz ederler. Bu grubun ağır toplarından biri de Nurettin Topçu'nun da kayınpederi olan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaş'tır.

Hüseyin Bey, İngilizlerle savaş pahasına, Musul vilayetinin alınmasını talep eder. Çünkü bu vilayet, Misak-ı Milli sınırları içerisindedir.

Bazı mebuslar, "biz sulh istiyoruz" diye bağırırlar. Hüseyin Bey, bu sözlere şu şekilde karşılık verir: "Madem sulh istiyorduk, o halde niçin savaştık? Sevr anlaşması da bir sulh değil miydi?"

Hüseyin Avni'ye göre, Türk milletinin düşmanı Yunanlılar falan değildir. Yunanlılar, bize düşman olamayacak kadar küçük bir kuvvettir.

Gerisini Hüseyin Avni Bey'den dinleyelim: "Şimdi karşımızda yegâne düşmanımız İngiliz'dir. Bugün de, yarın da İngiliz dostluğuna inananlar aldanırlar. Memlekete bilmeyerek hıyanet ederler. İngilizler bu millete ebediyen dost olmaz. İngilizlerin gayesi Musul'da bir Kürt hükümeti teşkil edip senin memleketini parçalamaktır." (3)

Kaynaklar

1-İbrahim Tenekeci, Milli Gazete, 12.06.2005

2- Harp Mecmuası

3- İbrahim Tenekeci, Milli Gazete 18.07.2006

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

Ankebut:45

GÜNÜN HADİSİ

Takat getirebileceğiniz ameli alınız.Allah'a yemin olsun ki siz usanmadıkça Allah usanmaz.

Müslim, Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI