Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-26

Statik Meslekler Statik meslek sahipleri dünyaya at gözlüğüyle bakarlar. Bundan dolayı Demirel, Mehmet Ağar’ı kastederek polis şefinden siyasetçi veya lider olmayacağını söylemiştir. Asker elbisesini çıkaran Kenan Evren eşit şartlarda Turgut Özal ile baş edememiştir.


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-02-21 08:31:15

Statik Meslekler

Statik meslek sahipleri dünyaya at gözlüğüyle bakarlar. Bundan dolayı Demirel, Mehmet Ağar'ı kastederek polis şefinden siyasetçi veya lider olmayacağını söylemiştir. Asker elbisesini çıkaran Kenan Evren eşit şartlarda Turgut Özal ile baş edememiştir.

Sol-Solcular

Amerikan solu ile birlikte dünya solunun sefalet ve rezaletini izliyorum. Tarihin bir diliminde donup kalmışlar. Onları Kırımlı komünistler değil Ukraynalı faşiştler ilgilendiriyor! Türkiye'deki benzerleri gibi iğrenç adamlar! Hala soğuk savaş kalıplarıyla düşünüyorlar. Bazı İslamcıların da onlardan etkilendiklerini ve onların kayığına bindiklerini görebiliyoruz. Suriye'de pusulayı doğrultamayanlar Kırım'da da kıbleyi bulamadılar.

Sömürgecilik

Bütün emperyalistler sömürgelerini terk ederken geride çıkarlarını koruyacak mekanizmalar bırakmışlardır. Bunu en iyi ifade enlerden birisi Tavfik Tavil adlı Mısırlı felsefecidir. İngilizler Mısır'ı terk ederken geride yüzyıl daha sürecek kaim makam bir sistem ve değerler manzumesi bırakmıştır. Yani ülkeleri gelişigüzel terk etmemişlerdir. Fransızlar Cezayir gibi ülkelerden çekilse de, geride dillerini ve göreneklerini ve devlet yapılarını ötesinde hiziplerini (işbirlikçilerini) bırakmışlardır. İngilizler de öyle. Ya da eski sömürgeleriyle ilişkilerini bir şekilde sürdürmüşlerdi

Sudan

Elbette Turabi'nin Sudan'da İslami hareketin zayıflamasında sorumluluğu ve payı vardır. Kendi itirafıyla Sudan'ın ikiyi bölünmesinde veya parçalanmasında da sorumluluğu vardır. Diktatörlük edebiyatı üzerinden Sudan'ın tarihi zeminine zarar vermiştir. Bununla birlikte, tek kusurlu o değildir. Ömer Beşir'in kusurları da ayrıca tadat edilmelidir. Bunun dışında Sudan'ın bölünmesinde dış faktörlerinde tesiri vardır. ABD ve benzeri ülkeler petrol havzaları nedeniyle Sudan'ın bölünmesi ve güneyin ayrılması için can atmışlar ve ne lazım gelirse yapmışlardır. Bölücü liderleri cesaretlendirmişlerdir. Dolayısıyla Sudan'ın bölünmesi birçok yanlış faktörün iç içe bulunması neticesinde gerçekleşmiştir. Gazi Tevbe, Turabi deneyimini ve mirasını şöyle değerlendirmektedir: "1989 yılında Turabi Sudan yönetimini ele aldığında, ülkenin sahip olduğu serveti ve insan gücü hesaba katılarak bölgesinde bir aydınlanma merkezi olacağı umut edilmiştir. Ümmetin dirilmesi için yeni bir hareket ve kalkış üssü olacağı tasavvur edilmiştir. Heyhat! Bu emel ve beklentilerden hiçbirisi gerçekleşmedi. Bilakis Turabi'nin yönetimi Sudan'ın mahvına ve harabına neden olmuştur. Sudan güney ve kuzey olarak ikiye bölünmüştür. Güney Hıristiyan bir ülke olarak kuzeyden ayrılmıştır. Batı Darfur'un zamanla ayrılması da ihtimal dairesinde olan hususlardan birisidir. Şimdi Sudan'da durum bir bütün olarak; Turabi'nin yönetimi aldığı andan daha geriye gitmiştir. Sudan; dini, iktisadi, ırki, sosyal ve kültürel anlamda Turabi'nin yönetimi devraldığı dönemin gerisine düşmüştür. Bu geriye gidişten Turabi birinci derecede sorumludur. Şüphesiz İnkaz Devrimi veya darbesinde Turabi'ye ortaklık edenler de daha az dahi olsa sorumluluğun diğer kısmına ortaktırlar(http://www.aljazeera.net/ opinions/pages/8ace1cc3-fda2-40d1-bd08-5544107f3fda )…" İslamcıların kendi aralarında kavgası netice itibariyle, ülkenin ikiye bölünmesine sebebiyet vermiştir. 'Bir musibet bin nasihatten evladır' sırrıyla inşallah bu kötü deneyim bizlere ve bütün İslam âlemine ders olur.

*ABD bunu hep yapıyor. Sözgelimi Sudan'ı parçalayan süreci sahiplenen ABD olmuştur. Güneyin kuzeyden ayrılması sürecine kirvelik yapmıştır

Suudi Arabistan

*Ben iddia ediyorum ki, son dönemde Arap Baharı karşısında asıl fıskı fücuru irtikap eden ve İslami dalgaya bastırmaya çalışan siyasi fasık Suudi Arabistan'dır. Ümmetin malı olan kazandığı petrol gelirlerini kendi halkıyla mı yoksa fakir Müslüman halklarla mı paylaşıyor? Yoksa para ve servet sayıları binlerce ifade edilen prensler arasında mı dönüp dolaşıyor? Onlar bu paraları haram yollarda mı çarçur ediyorlar? Kur'an bunları yasak etmiyor mu? Ne tecdit çizgisi? Suudi Arabistan günümüzde Emeviler ve Kisra-Kayzer anlayışlarını temsil ediyor! İran'ın modern Safeviliği temsil etmesi gibi! Kur'an ve Sünnet yasak ettiği halde bu ülke despotizmin veya mutlakiyetin pençesinde kıvranıyor. Kral kırk yaşlarını aşmış kızlarını evlendirmemek için saraya kapatmış ve kızlar İngiliz basınından medet umuyorlar!

* Suudilerin Hicaz'a yani Mekke ve Medine'ye hükmetmelerine rağmen hilafet meselesini kurcalamamaları veya heveslenmemeleri de bunun kurcalanmasının uluslar arası sistemin kırmızı çizgisi olduğunu bilmelerindendir. Sadece kırmızı çizgiye riayet etmekle kalmamışlar aynı zamanda uluslar arası sisteme karşı gelenlere de düşmanlık beslemişler ve bunu fiiliyata da dökmüşlerdir. 

* Yemen operasyonunda kazanan iradenin zaferidir. Kral Faysal'dan itibaren ilk kez Suudi Arabistan küresel düzeyde Amerikan politikalarına ve dünya düzenine karşı bir operasyon başlatmıştır. Yoksa Yemen'i bu hale getirenler İran ile birlikte sabık Kral Abdullah ve küresel düzeni temsil eden Cemal Bin Ömer gibi zevattır. Kararlılık Fırtınası onlara rağmen ve miraslarına karşı yapılmıştır.

*İran nüfuzunu yayabilmek için Şiilik dalgasından yararlanırken, Suudi Arabistan devlet Selefiliği dışındaki Selefilerden de ürkmektedir. Kâbe baskını ve 11 Eylül sürecinden itibaren dünyadaki selefiliği yayma konusunda daha dikkatli davranmaktadır. Afganistan cihadından kendisine göre dersler çıkarmıştır. Bundan dolayı siyasi ve silahlı eğilimlerden ve gruplardan uzak duruyor ve en azından dikkatli davranıyor.

*Kuveytli düşünür Abdullah Fehd Nefisi Suudi Arabistan'ın dünyadaki bütün Sünni siyasi hareketlere düşmanca yaklaştığını ve Batı ile birlikte hareket ettiğini ifade etmektedir. Bu da zeminine yabancılaşmasını ve yalnızlaşmasını beraberinde getirmektedir. 1980'li yıllardan itibaren devletin keskin bir biçimde liberal anlayışa gelmesiyle birlikte İslami zeminini kaybetmiş hatta bunu temsil eden unsurlarla zıtlaşma içine girmiştir. Bu da Suudi Arabistan'ın siyasi ve toplumsal zeminini zayıflatmaktadır. Cezayir'de FIS'in bastırılması için Cezayir rejimiyle birlikte hareket etmiştir. Afganistan'da Taliban'a karşı Batı paktı ile birlikte hareket ettiği gibi, Arap Baharının darbeler sürecine dönüşmesinde de en önemli etkenler arasında yerini almıştır. En önemlisi de Arap Baharından sonra topyekun bir biçimde Müslüman Kardeşler aleyhinde bir darbeler sürecine eşlik etmesidir.

*Suudi Arabistan'da resmi dini çizginin aşınmasıyla birlikte âlimler halkın nezdinde temsil gücünü kaybetmiş onların yerini resmi değil içtimai temsiliyeti olan yeni kuşak âlimler öne çıkmıştır. Lakin bu defa da devlet erki ve çarkı onlara musallat olmuştur. Âlimler arasında içtimai damar öne çıkmaya başlamıştır. Sözgelimi bu önü olan Suriye asıllı olan Muhammed Surur Zeynelabidin ve Adnan Arur gibiler takibat altına alınmıştır. Özellikle Sururiye adı verilen ekol Mart 2014 tarihinde yapılan kara listeye dâhil edilmiştir. Muhammed Surur Zeynelabidin IŞİD gibi hareketlere son derece mesafeli durmasına rağmen, Müslüman Kardeşlere yakınlığı nedeniyle rejimin hışmından kurtulamamıştır. Resmi düzeyde aforoza uğramıştır.

*Suudi Arabistan'da ilmi faaliyetler altın devrini 1960-1970'li yıllarda yaşamıştır. Petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte hem ekonomik gelişme kaydedilmiş buna paralel olarak hem de pıtrak gibi ülke genelinde İslami üniversiteler serpilmiştir. Vehhabi doktrinini aşılamak için kurulsalar da İslam âleminden gelen talebelere hizmet etmiş; eğitmiş ve barındırmıştır. Kâbe baskınından sonra Kral Fahd'ın iktidar döneminde adeta kaynakların kurutulması siyaseti izlenmiş ve İslami ilimlere yönelik dâhili ve harici düzeydeki teşvik giderek azalmıştır. 11 Eylül'den itibaren ise Körfez ülkelerinin dünyaya insani yardımları da mercek altına alınmıştır. Yardımlar seküler amaçlara yönlendirilmiştir. Üniversiteler resmileştiği oranda cazibesini kaybetmiş ve ilmi ortamlar camilere, olmazsa evlere taşınmıştır. Paralel yapılar türemiştir. İlmi halkalar cami ve evlere taşınmıştır. Sosyal medya ilmi halkaların adem-i merkezi bir yapıda seyretmesine imkan vermiştir. Bu da vizyon ve misyonsuzluktan ileri gelmektedir. Halit Dehil ulemanın bir kuraklık ve donukluk içine yuvarlandığını ve savrulduğunu ifade etmektedir. Mevcut Selefi âlimlerin 18 ve 19'uncu yüzyılın kafa yapısından bir arpa boyu mesafe alamadıklarını yazmaktadır.

*Suudi Selefileri İbni Suud tarafından devlet yeniden şekillendirildiği sıralarda örfü hukuku kabul etmek zorunda bırakılmış ve İslami karşılığı olmayan vergilere ses çıkaramamışlardı. Lakin şimdi devlet onlardan bankalar, kadının istihdamı, örtüsü konusunda da esneklik istiyor. Esnekleştirmenin elbette sınırı yok. Ulema bu konularda istekli olmadığından dolayı tutuk. Bazen de devletin tercihleriyle zıt istikamete düşebiliyorlar. Kadınların işyerlerinde kasiyer olarak çalışmaları ulema ile rejimi karşı karşıya getirmişti. Âlimler, İslam nokta-i nazarından kadınların devlet veya özel sektör ayrımı yapmaksızın kadınların kasiyer olarak çalışmasına itiraz ediyorlar. 2010 yılında bizde Din İşleri Yüksek Kurulu'nun muadili olan Fetva ve İlmi Araştırmalar Daimi Konseyi kadının işyerlerinde kasiyer olarak çalışmasının uygun olmadığına dair bir fetva yayınlamıştır. Devlet ise buna taraftardır.

*Halit Dehil, Suudi Vehhabi ulemanın da rejim gibi Müslüman Kardeşler hareketi aleyhtarı olduğunu, lakin bunu açığa vurmaktan imtina ettiklerini ifade etmektedir. Vehhabiliğin 2.5 yüzyıllık evresi sırasında Suudi âlimleri muhafazakarlaşmış; İslami hareketlere de ulu'l emre itaat zaviyesinden bakar hale gelmiştir. Devran değiştiğinde de kurulu yapının altında kalmıştır. Bu nedenle hem hareket hem de siyasi gündemi olmasından dolayı hem Selefi İhvan hem de Mısır kaynaklı Müslüman Kardeşler hareketine karşı çıkmaktadır. Rejimin referansı uluslar arası sistem iken ulemanın referansı ise itaat kültürüdür( ulu'l emre boyun eğmek)

*Suud rejiminin üçüncü devresinde ulemanın itibarı yerlerde sürünmektedir. Hâlbuki Hayrettin Zirikli, Kral Abdulaziz'in Şeyh Abdullah Bin Abdullatif ile karşılaştığında koltuk altlarının bile terlediğini kayda geçirmiştir. Buna mukabil âlimler Şia'ya karşı reddiye kaleme almak istediklerinde Kral bunun iznine tabi olduğunu onlara ihtar etmiştir. Kral Abdülaziz ulemaya şöyle seslenmiş ve hadlerini bildirmişti: "Siz dini meselelerden sorumlusunuz. Siyasetçi değilsiniz. Bu konularda risale veya kitap yayınlamak istediğinizde bana başvuracaksınız."

*11 Eylül sürecinde Suudi Arabistan'da çoğulculuk ve karma anlayış adı altında yumuşatmaya gidilmiş ve İslami müfredat gözden geçirilmiştir. Kimilerine göre katılıktan arındırılmıştır. Süreçte bazı cemaatler yöntemlerini gözden geçirdikleri gibi aynı zamanda rejimler de konumlarını gözden geçirmek zorunda kalmışlardır.

*Suudi Arabistanlı liberaller nerede yanlış yaptıklarını ve bu IŞİD belasını nasıl başlarına aldıklarını sorguluyorlar. Halit Dehil gibi Muhammed el Müzeyyin de Vehhabi kültürünün ve dini birikiminin gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu gözden geçirme işlemi içinde internetin çok sıkı takip edilmesi gerektiğini savunuyor. İnternetteki içerik dolaşımının cihatçı selefi akımlar için yeni eleman devşirmesine imkân verdiğini hatırlatmaktadır. Bundan dolayı filtreleme eğilimi giderek artıyor. Suudi Arabistan merkezli resmi anlayış, İslam anlayışının radikalleşmesini Müslüman Kardeşler, Afganistan ve Suriye'deki cihat hareketlerinin etkisine bağlıyor. Suud Baş Müftüsü Al-i Şeyh de bir fetvasında Suriye'ye cihada gidilemeyeceğini söylemiştir. Muhammed el Müzeyni IŞİD ve benzerlerini şeytanlaştırarak tarihi vasatta Müslümanların pekala gayri Müslimlerle iç içe yaşadıklarını hatırlatmaktadır. Herhalde bununla IŞİD'in yalın kılıç Yezidi ve Hıristiyanların üzerine gitmesini kastetmektedir. El Müzeni IŞİD'in şeytanın sancağı altında savaştığını düşünüyor. 

*Mer'i yönetimleri veya kurulu düzenleri meşru gören devletçi veya ulusal Vehhabi uleması hilafet meselesini kurcalanmaması gereken tabu bir husus olarak görmektedir. Bundan dolayı hiçbir zaman hilafet iddiasında bulunmadığı gibi aynı zamanda bu tür iddiaların önünün kesilmesinde bir dalgakıran vazifesi görmüştür. Hilafet meselesini gündeme getirdiği için Suudi Arabistan saltanat uleması sürekli olarak Hasan el Benna ve Müslüman Kardeşleri horlamakta, tezyif etmektedir. Bundan dolayı Arap Baharından sonra bu hareketi baş düşmanı ilan etmiştir. Açıkça Mısır darbesini desteklemiştir. Arap Baharından sonra varlık kaygısına düşen Suudi Arabistan hem halk iradesini hem de onun füzyonuyla ve püskürtmesiyle açığa çıkan İslami hareketlere düşman kesilmiştir. Arap Baharına karşı çıkan Cezayir ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin siyasi sistemi de bu arada bitkisel hayata girmiştir

*Suud devlet aygıtı ve kadroları geleneksel çizgiden koparak giderek sekülerleşmişler ve liberalleşmişlerdir. Ahenk kayboldukça uçlar arasındaki makas giderek açılmış ve kutuplaşma başlamıştır. Bunun sonucunda Mekke baskını olmuş ve Kaide zuhur etmiştir. Vehhabilik anlayışı da giderek tesirini kaybederek ulusal sınırlara çekilmiştir. Etken iken edilgen hale gelmiş ve bundan dolayı hariçteki geçirgen Vehhabiliğe karşı Suudi Arabistan kapalı, ulusal Selefi anlayışı güçlendirmeye, fikri duvarlar ikame etmeye başlamıştır. Fikri olarak taarruzi boyuttan tedafüi boyuta intikal etmiştir. Kabuğuna ve içine çekilmiştir.

*Suudi Arabistan bugün İslamlaşmayı değil, her alanda sekülerleşmeyi temsil ediyor ve sahne oluyor. Bugün Suudi Arabistan'da da siyasi, sosyal yapı, kanunlar hepsi sekülerleşme sarkacındadır. Suudi Arabistan, isimler dışında müsemma olarak hem İbn-i Hanbel, hem İbni Teymiye hem de Muhammed bin Abdulvehhab'a yabancılaşmıştır. Tam tersine İbni Teymiye'nin Mardin fetvası Mardin'de bazı Vehhabi saltanat alimlerinin de eşliğiyle iptal edilmeye ve kaldırılmaya çalışılmıştır. Dün İbni Teymiye Cengiz yasalarına karşı çıkarken bugün onun adına faaliyet yürüttüğünü iddia eden bir ülke pozitivist yasalar uyguluyor. Aynı zamanda da İbni Teymiye'nin mirasına sahip çıkıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! 

*Bir zamanlar Kemalistlerin ümmetçilikle mücadele etmeleri gibi Suudi Arabistan'ın resmi âlimleri de hilafet meselesiyle mücadele ediyorlar. Lakin bunu kavram üzerinden değil hareketler üzerinden yapıyorlar. Bu refleks de, resmi ulemanın fikirlerinde ve davranışlarında bağımsız ve şer-i şerifi gözeten bir yaklaşım içinde olmaktan ziyade, talimat aldıklarını ve talimatla hareket ettiklerin gösterir.

*14 Şubat 1945 tarihinde Kral Abdulaziz ile Franklin Roosevelt arasında tarihi bir görüşme gerçekleşmiştir. Görüşme Mısır sınırları içinde bir gemide gerçekleştirilmiştir. Sisi ile Kral Abdullah arasında uçakta yapılan görüşme de bir enstantane olarak söz konusu gemi görüşmesini hatırlatmaktadır. Tarihi görüşmenin iki mühim sonucu olmuştur. 1945 yılındaki bu görüşme ile birlikte Suudi Arabistan İngiliz nüfuz alanından çıkmış, Amerikan nüfuz alanına girmiştir. Bu nedenle Chuchill hayıfla bu görüşmeyi izlemiş, sonuçlarından haberdar olmaya çalışmıştır. Görüşmenin ikinci sonucu ise petrol karşılığında Suudi Arabistan'ın güvenliğinin sağlanmasıdır. Bununla birlikte Soğuk Savaş sonrasında ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler eski berraklığını ve netliğini kaybetmiştir. 

* 11 Eylül'den sonra Suudi Arabistan zemin kaybetmiştir. Arap Baharından sonra yine zemin kaybetmiştir. Suriye ve Yemen'de nüfuzu daraldıkça daralmış bu ülkeler tamamen İran'ın kontrolüne girmiştir.

*TRT FM'den Ataullah Arvas Bey Kral Abdullah'ın misyonuyla ilgili bir Arap yorumcunun sözlerini aktardı: En büyük hizmeti, Türkiye'yi bölgeye sokmaması olmuştur! Belki de yeni kralın en büyük hizmeti bölgeyi Türkiye'ye açmak olur. Ancak Suudi Arabistan; Pakistan, Türkiye ve Mısır (Sisi'siz) üçgeninde bir güven adası haline gelebilir. Sisi sakarlığıyla birlikte sürekli olarak çam deviriyor. 

*Suudi Arabistan ise İran yayılmacılığına karşı eski yöntemle mukabele etmek istemiştir. Yeniden petrol silahına başvurmuş, arzın artmasıyla birlikte petrol fiyatları düşme seyrine geçmiş bu suretle zaten ambargo nedeniyle belini doğrultamayan İran ekonomik olarak tıkanma noktasına gelmiştir. Bununla birlikte her zaman eski yöntem yeni terkip nedeniyle aynı sonucu vermeyebilir. İran da buna mukabil satranç tahtasındaki piyonlarından olan Husileri sonuna kadar oyuna sürmüştür. En azından bazı yorumlar bu yönde. Petrol fiyatlarının düşmesi hem Putin hem de Ali Hameney'in politikalarını zorlamaktadır. Lakin Suudi Arabistan'ın şansızlığı düşmanlarından ziyade dostlarındadır. Dostları da düşmanlarına çalışmaktadır. Sözgelimi hem Yemen'de hem de Suriye'de ABD Suudi Arabistan'ın tercihinin dışında İran'la ortak hale gelmiştir.

*Suudi Arabistan'ı en fazla üzen, küresel müttefikinin ikircikleri veya oyunbozanlığından ziyade, yerel müttefiklerinin kalleşliğidir.

*Suudi Arabistan'ın ise tarihi bir derinliği yok. Para ve diplomasiden başka pek gücü yok. Son dönemlerde ABD ile arasının serinleşmesiyle birlikte diplomatik gücünü de kaybetti. Ayrıca bu gücün Mısır örneğinde olduğu gibi kimin işine yaradığı ve hesabına kullanıldığı da tartışılır. 

*Suudi Arabistan cumhuru ulemanın hilafına kurulmuş bir devlettir. Maalesef İbni Teymiye Peygamberimizin kabrinin ziyareti konusundaki şaz yaklaşımı ile kabirlerin yükseltilmesi konusundaki ameli bidatı akaidin birinci meselesi haline getirmesiyle veya taraftarlarının öyle yapmasıyla; fiilen bir haricileşme çığırı baş göstermiştir. Haricileşme eğilimine basamak olmuştur. Abdulaziz Kehil'in yazdığı gibi, Suudi Arabistan dinen çarpık bir devlettir. Aynen İran gibi. Birisi ifrat diğeri tefrittir. Günahlarla insanları kolayca tekfire giderken, öbür taraftan devlet ricali ne yaparsa yapsın ilişmiyorlar. Devleti fiilen masum makamına yerleştiriyorlar. Suud rejimi halka karşı Harici yöneticilerine karşı Mürcii bir anlayışı temsil ediyor. İran yöntem olarak İsrail'le aynı kulvarda seyrederken Suud da siyasi olarak aynı kulvarda koşuşturmaktadır. Siyasi ikizler haline gelmiştir. Bizim deyimimizle; 'altı kaval üstü şeşhane' bir yapıdır! Siyasi eğilimlerinden dolayı Suudi Arabistan son dönemlerde salihler yerine tağutların buluşma noktasına dönmüştür. Sözgelimi Bin Ali gibi devrik liderleri barındırmaktadır. Onun ötesinde Sisi'nin siyasi ve mali kıblesi ve sponsorudur. Evet Suudi Arabistan, Vehhabi anlayışını uygulayarak İslam alemine yabancılaşmıştır.

*Arap Baharından sonra varlık kaygısına düşen Suudi Arabistan hem halk iradesini hem de onun füzyonuyla ve püskürtmesiyle açığa çıkan İslami hareketlere düşman kesilmiştir. Arap Baharına karşı çıkan Cezayir ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin siyasi sistemi de bu arada bitkisel hayata girmiştir.

*Suudluların kötü bir takıntısı var. Bütün siyasi İslami hareketleri hilafet tutkusuyla yaftalıyorlar. Hatta siyasal İslami hareketlerin Selefileri bile kendilerine benzettiğini ve ayarttıklarını düşünüyorlar. Kendilerini ve bölgelerini dahi koruyamayan mevcut yapılar ve kraliyetler kendilerini sorgulamak yerine fantastik meseleler üzerinden kendilerine meşruiyet üretiyorlar? Suudlu Muşar ez Zaydi adlı yazar ile Netenyahu'nun danışmanı diplomat Dore Gold aynı düşünüyorlar. Onları ortak zemine çeken de hilafet endişeleri olarak tebarüz ediyor.

*Riyad daima real politikaya ve dünya düzenine bağlı kalmıştır.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.

Ahzab, 33

GÜNÜN HADİSİ

"Kim ilim tahsili için bir yola girerse Allah ona cennete gidecek yolu kolaylaştırır."

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI