Cevaplar.Org

KLEBER; MISIR’DA PARİS’Lİ BİR FİRAVUN

Mısır’da 14 ay kalan, sırf iktidar ve şöhret hırsı için ve “Büyük kahramanlıklar Şark seferlerinde ancak kazanılır” diye yola çıkıp, gerek Türkiye ve Mısır’a, gerek Fransa’ya büyük zararlar verdiren Napolyon, Paris’te daha büyük bir mevki ve ikbal yıldızının parladığını görünce, 23 Ağustos 1799 tarihinin gecesinde bazı yakın arkadaşları ile bir vapura atlayıp Fransa’ya kaçtı. Hem


Nail Papatya

.

2018-11-16 15:10:34

Mısır'da 14 ay kalan, sırf iktidar ve şöhret hırsı için ve "Büyük kahramanlıklar Şark seferlerinde ancak kazanılır" diye yola çıkıp, gerek Türkiye ve Mısır'a, gerek Fransa'ya büyük zararlar verdiren Napolyon, Paris'te daha büyük bir mevki ve ikbal yıldızının parladığını görünce, 23 Ağustos 1799 tarihinin gecesinde bazı yakın arkadaşları ile bir vapura atlayıp Fransa'ya kaçtı. Hem de kendisi ile kader birliği yapıp Mısır'a kadar gelen ve bir çok meşakkatler çekip telafat veren asker ve kumandanlarını çöl, deniz ve düşmanla çevrili, aç, susuz ve imkânsız bir hal içinde bırakarak...

Bonapart, kaçarken bıraktığı bir mektupta, yerine Kleber'i kumandan tayin etmişti. Kleber, Bonapart'ın mektubunu alınca, Kahire'ye geldi. Bonapart'ın Özbekiye meydanında oturduğu eve yerleşti. Bir beyanname neşrederek, yeni başkumandan olduğunu askere ilan etti. Mısır ileri gelenleri gelip usulen kendisini tebrik ettiler. Kleber, bu sırada 50 yaşında idi.

Türk-Fransız harbi devam ediyordu. Kleber, Avusturya harbinde yakînen tanıdığı Yeniçerilerden çok korkuyor ve sulh yapabilme çareleri arıyordu. Şartlar el vermemiş, sulh yapılamamıştı. Yapılan neticesiz bazı savaşlardan sonra bütün çaresizliğine rağmen Kleber, Mısır'da yerleşmeyi kararlaştırmıştı.

Mısır halkı, her ne kadar hadiselere, sonu gelmeyen harplere veya yabancılara alışır gibi oldu ise de, yer yer isyanlar oluyor, Kleber de bunları şiddetle bastırıyor ve halka ağır vergiler yükleyerek onlan kıpırdayamaz hale getiriyordu.

Halk, Fransızları asla sevmiyor, Fransızlar da halka karşı hiç iyi davranmıyorlardı. Asker, halkla alay ediyor, halkın hürmet ettiği şeyhlere, "İhtiyar hamam böcekleri" diye tam Fransız inkilâbının yetiştirdiği dinsiz nesle yakışır hakaretlerde bulunuyorlardı. Bunları itidale sevketmesi gereken Başkumandan Kleber, aksine bu yola teşvikçi olmuştu. Her Mısır hâkimi gibi o da çabucak değişmiş, gevşemiş, iyi hasletlerini kaybederek Firavunvâri gurur ve zulme doğru kaymıştı.

Halka ağır vergiler koydu. Bunu camilere ve şeyhlere de teşmil etti. Vermeyenlere dayak attırdı. Hapse attırdı. Hatta halkın Peygamber soyundan tanıdığı ve saydığı bir şeyhi, vergi vermeyi red etti diye hapsettirmiş, üstelik ona hapishanede dayak attırmış ve vergi vermeğe mecbur etmişti. Tabii bu hadiseler halkın büyük ölçüde nefretine sebep oluyordu.

Kleber, halktan topladığı vergilerin bir kısmı ile de kendi lüks hayatını ve saltanatını kurmaya çalışıyordu. Bonapart'ın sade hayatını hemen terk etmiş, süse, gösterişe, saltanat tezahürlerine kendisini kaptırmıştı. Emrine, fellahlardan bir çok hizmetçiler aldı. Onların, etrafında hizmet edip dolaşmasından zevk alır oldu.

Gurur, haşmet içindeki ruh haletine ve halka karşı zalimane davranışına güzel birer örnek olan şu haller de kayda değer:

İki özel seyisi vardı. Bunların vazifesi, Kleber ata binip inerken hizmet etmekti. Ata binip inerken bunlardan biri atının dizginini, öbürü de özengisini tutardı.

Bir yola çıktığı zaman bunlardan başka atının önünde iki kavas da bulundururdu. Bunlar, atının bir kaç adım; önünden gider. Her adımda ellerindeki uzun sopaları yere şiddetle vurur: "İşte başkumandan Hazretleri! Müslümanlar! Yol açın ve ihtiram edin!" diye bağırırlardı. Bunu duyan halk, yol açıp iki sıra olur, atta, eşek'te olanlar da hemen iner, hepsi birden el pençe durur, Kleber'e doğru eğilerek saygı gösterirlerdi.

Kleber, artık Mısır'da devamlı kalabileceğine iyice inanmış ve tam bir eski Mısır hükümdarı rolünü almıştı.

İşte halkın artık Kleber'den bizar olduğu, vergi hakaret ve çeşitli zulüm içinde inlediği bu günlerde Süleyman adında Halep'li bir Müslüman genci Mısır'a geldi. 25 yaşında olan bu genç Ezher Üniversitesinde okuyordu. Pek dindar olan, her yıl Halep'e izinli gidip gelen bu genç aynı zamanda Hacca gitmiş ve Hacı da olmuştu. Kleber ve askerlerinin gerek Mısır, gerek Suriye ve Kudüs'te yaptıkları zulüm ve vahşeti yakından görmüştü. Dolayısiyle dini gayret ve hamiyyeti galeyana gelmişti.

Süleyman, uzun müddet düşündü. Müslümanların başındaki bu püsküllü belayı nasıl savmalı, Müslümanları bu zalimin elinden nasıl kurtarmalı diye. Nihayet yarayı başından deşmeyi, başkumandan Kleber'i öldürmeyi kararlaştırdı. Ancak bu suretle bu zulmün önü ve intikamı alınmış olacaktı.

Süleyman, bir hançer satın aldı. Ezher'deki dört hocasına meseleyi açıp, onların tasviplerini de aldı. 40 gün oruç ve ibadetle geçirip manevi bir hazırlık yaptı. Sonra Kleber'i takipe başladı. Üç günlük bir takipten sonra, onu Özbekiye'deki sarayının bahçesinde sıkıştırabileceğini gördü.

Halen tamir edilen bu saraya Kleber, her sabah mimarı ile gelip bakardı. Süleyman sarayın bahçesindeki boş sarnıçta saklanıp onu bekledi. Biraz sonra Kleber, mimarı ile beraber gelip ona talimat vermeye başladı. Süleyman, sarnıçtan çıkıp Kleber'in önüne eğildi, ona bir dilekçe verdi. Kleber, dilekçeyi okurken de birden hançerini çekerek Kleber'in kalbine dört defa sapladı. Müdahalede eden mimarı da yaraladı. Kleber zalimi, bir kaç saat sonra ölüp gitti. Bu suretle Mısır bir zalimin elinden daha yakasını sıyırmış oldu.

Gerçi Halep'li Süleyman'ı hemen yakaladılar, bir kolunu yaktılar ve kendisini kazığa geçirdiler. Ama o, milletini, dindaşlarını zulümden kurtarmış, karşılığında da şehadet mertebesini kazanmıştır.

Kleber'in yerine geçen yeni kumandan Meno, mütevazi bir adamdı. Üstelik hadiseler ona bir milletin izzeti nefsi ile ilelebet oynanamayacağını da göstermişti. Zulme gitmedi. Üstelik bir Türk kadını ile evlendi. Büyük bir ihtida merasimi ile müslüman oldu. Abdullah Yakup ismini aldı. Ve beş vakit namazına başladı.

Halep'li Süleyman'ın hamiyet-i diniyye ve milliyesi yalnız Mısır halkını kâfir ve zalimlerin şerrinden kurtarmakla kalmadı. Aynı zamanda kafir Fransız askerlerinin başkumandanının da küfründen kurtarmış oldu.

Fransızlar, gerek Kleber'i, gerek Halep'li Süleyman'ın kemiklerini daha sonra Fransa'ya götürdüler. Süleyman'ın kemiklerini müzeye koydular ve onun beyninde taassup hücreleri araştırdılar.

Garip şey, Keleber'in beyninde zalimlik ve Firavunluk damarı arayacak yerde aradıkları şeye bakın. Böyledir bu Garp kafası, kendi zulüm ve soygunculuğunu medenilik, Şarklının milli hamiyyetini de taassup sayacak kadar kâimdir zaar...

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.

Ankebut, 57

GÜNÜN HADİSİ

Harb bir hiledir.

Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI