Cevaplar.Org

BAZI SUALLERE KISA CEVAPLAR-2

Soru 4: “Muhabbet şu kâinatın sebebi vücududur’ u” nasıl anlayacağız? Resul-u Ekrem’le nasıl bir bağlantısı var? Cevap 4: a)Üstad Hz. 18. Mektup’ta sorulan bir soruya verilen cevapta muhabbet ile faaliyeti eşdeğer kelimeler olarak görüp, bu meselenin çok fazla akıl ve hikmetle halledilemeyeceğini hatırlattıktan sonra, yapmış olduğu izahlarında, “tabir caiz ise- hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette, hadsiz bir faaliyeti (muhabbeti) iktiza ediyor” der. (Mektubat, s:87)


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-11-08 10:55:44

Soru 4: "Muhabbet şu kâinatın sebebi vücududur' u" nasıl anlayacağız? Resul-u Ekrem'le nasıl bir bağlantısı var?

Cevap 4:

a)Üstad Hz. 18. Mektup'ta sorulan bir soruya verilen cevapta muhabbet ile faaliyeti eşdeğer kelimeler olarak görüp, bu meselenin çok fazla akıl ve hikmetle halledilemeyeceğini hatırlattıktan sonra, yapmış olduğu izahlarında, "tabir caiz ise- hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette, hadsiz bir faaliyeti (muhabbeti) iktiza ediyor" der. (Mektubat, s:87)

Levlake hadisinde ise, Efendimiz (a.s.m) bütün kâinatın temsilcisi ve elçisi olması cihetiyle, yaratılıştaki bütün hikmet ve muhabbet onda temerküz ettiğinden dolayı önce onun nurunun yaratıldığı belirtilmiş. 

b)"Mahlûkatı yarattım ki. Bana bir ayine olsun, o ayinede cemalimi göreyim" Kudsi hadis-i şerifi çerçevesinde de bu meseleye bakılabilir. Nazar-ı dekaik aşinasıyla görmek, gayrın nazarıyla kendine bakmak ve göstermek gibi sırlar ile özetlenebilir.

c)15.Sözde"hüsün elbette âşık ister " cümlesiyle güzellikle muhabbet arasındaki duygusal bağlantı özetlenmiş. 32. Sözde ise, aşk niçin hep hüsne meftun ve müştak olup birbirinden ayrılmaz kadim ikili olmaları ve de güzellikle gayr arasındaki derin bağlantının hakikatte neyi ifade ettiklerine dair tafsilatı ilgili bahislere havale edip, o kısımdan kısa bir iktibasla iktifa edelim; "Cemal (ve kemal) sanat ayinesiyle görünmek ve müştakların gözleriyle kendilerini görmek isterler. Yani cemal ve kemal bizzat sevilirler. Her şeyden ziyade kendi kendini severler. Hem hüsündür, hem aşktırlar. Hüsün ve aşkın ittihadı bu noktadandır."

Hüsün ile aşkın kadim dostluk ve ittihadını anlatan Mardinli Melaya Ciziri'nin Divanında şöyle güzel bir kıssa var: Bidayette ruhlar daha yaratılmadan ve Kalû Bela vakası yaşanmadan önce hüsün ile aşk her ikisi bir varlık imişler. Kalû Bela vakasından sonra Cenab-ı Hak hüsün ile aşka 'ayrılın' diye emretmiş. Onlar da ayrılmışlar. Sonra da aşkı; insan, cin, melek ve ruhani varlıkların kalbine, hüsnü de âlemde çok farklı şekil, biçim, renk ve mahiyetlerde dağıtmış. Ne zaman hüsün ile aşk rast gelseler birbirlerine meftun ve müştak olmuşlar"

Belki bu kıssadaki hakikatten dolayıdır ki hüsün ile aşkın birbirlerini iktiza ve icap etmelerini Üstad, 15. ve 32. Sözlerde "hüsün elbette âşık ister, çünkü hem hüsündür, hem aşktırlar" diyor.

d)Hüsün ve aşk niçin bir birlerine meftundurlar birbirlerini ararlar ve iktiza ederler konusu ile ilgili daha geniş malumat için bak. Şeyh Galib'in "Hüsnü Aşk" isimli tasavvufi romanı.

Soru 5: Kader Risalesinde bahsi geçen "meyelan" izah edilirken Üstad hangi görüşe yakın duruyor, Maturudiyeye mi Eşari'ye mi?

Cevap 5:

a)Risale-i Nurlar ekseri olarak; iman ve akaidin temel noktalarına ve kati esaslarına mesai sarf etmiştir. İtikad imamları ise ekseri olarak iman ve akaidin teferruat ve detay kısmına bakmışlar. Bu sebeple Üstad'ın kulvarı ile İmamların kulvarları biraz farklıdır. Risale-i Nurların çok az yerinde imamların sahasına girilmiştir. Ve Üstad ekseri olarak da İmam Eşari' çizgisindedir.

Üstad Hazretleri amelde Şafii mezhebinden olmasından dolayı, (hükmen) itikatta da Eşari sayılır. Zira Şafii mezhebinin itikattaki imamı İmam-ı Eşaridir. Amelde Hanefi olanlar itikatta da Maturidi mezhebindendir. (Sorularla risale.com)

b)"cüz'-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan, Matüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş'arî, ona mevcud nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meyelandaki tasarruf, Eş'ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelan, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki; illet-i tâmme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref'etsin. (Sözler, s: 467)

Üstad burada her iki mezhebinin görüşünü birleştirir. Yani ister Matüridîlerin dediği gibi meyelan, isterse Eş'arilerin dediği gibi 'meyelandaki tasarruf' olsun, her ikisine de nisbi birer emir diyerek bu iki itikadi mezhebinin nokta-i nazarlarını birleştirir." 

Bu cümlede asıl konu cebriyenin reddedilmesidir. Şöyle ki: cüz'-i irade yahut ondaki tasarruf bir emr-i nisbi olduğu için, vücud-u haricisi yoktur. Mahlûk değildir müstakildir. Çünkü o cüz'-i ihtiyarînin maddesi ve sureti yoktur. Ancak bir gayesi ve mecazi bir faili vardır ki, o da kendisidir. Öyle ise müstakildir. Madem müstakildir ve illet-i tammesi yoktur. O halde tercih gücüne sahiptir. Öyle ise mesuliyeti abd çeker. Böylece cebriye mezhebinin yanlışlığı isbat edilmiş olur.(Molla Muhammed Doğan, Kader Risalesi Şerhi, Tahşiye Yayınları)

c)Vücud ve hayat sahibi varlıklar dört kısma ayrılır. Bunlar: Vacib, mümteni, mümkinat ve "mevcut ile madum" arası olan varlıklardır. Vücudun üçüncü kısmını teşkil eden, "mevcut ile madum" arası olan varlıklar, itibari ve nispi birer emirdirler. Ne mevcut, ne de "madum" durlar. İkisi arasında bir makam ve mevkie sahiptirler. Bu sınıfta Allah'ın kudret sıfatının taallukatı yoktur. Dolayısı ile de o varlık mertebelerinde cebir olamaz. Cebir, ancak Allah'ın kudret sıfatı tecelli ettiği zaman imkân dairesine girer. İşte cüz'-i ihtiyarî, meyelan ve meyelandaki tasarruf' gibi nisbi emirlere kudret taalluk etmediği için oralarda cebir yoktur ve olamaz.

Soru 6: a) Kader, ilim nev'indendir. (Sözler: 466 ),

Kader, ilmin bir nev'idir. (Lem'alar:193 )

b) Kader..ilmî ve nazarî değildir. (Sözler ( 463 ) İlk iki ifadede Kader'in ilmi meselelerden olduğu, son ifadede ise ilmi ve nazari olmadığı yazılı. Bu müşkül meselenin hallini isteriz?

Cevap 6:Bu soruyu araştırmacı yazar Ahmet Özkılınç beye sorduk. "Sınırlı olan akıl, sınırsız olan İlm-i İlahinin bütün takdirini (kader programının tamamını ) anlayıp idrak edemeyeceği için, "Kader..ilmî ve nazarî değildir" cümlesiyle cevaplamıştır.

 Şark medreselerinde yetişmiş, emekli müftü Fehmi Türkmen hocamıza sorduğumuzda cevabı ise şöyle oldu:"Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var; vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul" cümlesinden hareketle; biz akılla ancak Cenab-ı Hakkın külli bir kader programının varlığını (vücudunu) bilebiliriz, fakat akılla mahiyetini kavrayamayız" dedi. (Bu cevaplar meseleyi esastan halletmekle beraber konunun nezaketinden dolayı biraz daha tafsilata ihtiyaç olduğu kanaatiyle, ben de külliyattan tespit ettiğim birkaç cümle ile müzakereye iştirak ettim. (Çünkü bu soruya garip bir tevafuk ta karışınca, beni çok meşgul ve merak ettirdi.)

Soruya verilen her iki cevap, aynı manada olup, birbirini tekmil eder mahiyettedir. Ahmet Özkılınc'ın cevabı daha genel bir mahiyet arz edip, bahsin esasını belirlerken, Fehmi hocanın cevabı ise, biraz daha ayrıntılı görünüyor. Bu her iki önemli cevabı bir cümle halinde ifade edecek olursak; 'külli kader programının tamamını ihata etmek aklın sınırlarını aşar. Bu hususta bazı şeyler bilinebilse de bu bilgi kader programının varlığıyla ilgili olup, mahiyet ile ilgili değildir'.

Zaten hadisi şerif de bunu söylüyor.(kaderden size az şey bildirilmiştir.)Burada asıl merak edilen husus kevni ve kelami ayetlerden oluşan bu kader programını nereye kadar bilmemiz lazımdır. Yani aklın sorumluluk alanını teşkil eden kısmı ile nazari olan ve olmayan cihetlerinin belirtilmesidir?

Üstad Hz. Lemaat'ta Cenab-ı Hakk'ın bu kâinatı idare etmek için vaz ettiği külli kader programını teşkil eden " ayetleri " ikiye ayırmış.

a)kudret sıfatından gelen tekvini ayetlere şeriat-ı fıtrıye

b) kelam sıfatından gelen teklifi ayetlere de şeriat-ı meşhure demiş. Yani madem her şey bir kader programı dâhilinde cereyan ediyor. O zaman, hem tekvini ayetlerin hem de teklifi ayetlerin nazariyata dâhil olan kısmı ile olmayan kısmını ayrıştırarak, bu soruya cevap aramak belki daha kolay olacaktır.

1.tekvini ayetlerden gelen şeriat-ı fıtrıye ikidir;

a) Âlem-i şehadet dediğimiz, eşyanın mülk boyutu.

b) Âlem-i gayb dediğimiz eşyanın melekût boyutu.

Külli Kader programı varlık âleminin hem mülk, hem melekût cihetlerini içine alır ihtiva eder. Akıl ile ancak eşyanın mülk boyutunu bir nebze idrak edip anlayabiliriz. Âlem-i gayb dediğimiz eşyanın melekût boyutunu da kabul eder iman ederiz. Fakat varlığın o kısmını akıl ile idrak edip kavrayamayız. Ancak kitap ve sünnet vasıtasıyla nakledildiği kadarını, müminlerin sıfatlarından birisi olan iman-ı bil gayb hakikatine istinaden, iman eder tasdik ederiz.

Bu kısma akıl yürütemeyiz. (R.Nur külliyatındaki gayba iman esaslarına dair getirilen bütün deliller, o hakikatlerin varlığı ile ilgilidir mahiyeti ile ilgili değildir.) Çünkü kader programın bu ciheti .."ilmî ve nazarî değildir,hali ve vicdanidir."

Ayrıca, eşyanın mülk boyutunda cereyan eden şeriatı fıtriye kanunları da emir âleminden geldiği için, onların da her zaman hakiki hikmetlerini bilip akıl yürütemeyiz. Çünkü şeriat-ı fıtrıye kanunları aklın hükümlerine tabi değildir ki itiraza mahal olsun der Bediüzzaman mesela:

"Masum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız meşiet-i İlahiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbik ile tecziye edilir. Meselâ: Bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı, düşüp başı kırılırsa müstahak olur.

Çünkü bu musibet, o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlatlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, zavallı ceylanın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra bir avcı tarafından öldürülür. İşte hiss-i şefkat ve himayeye muhalefet ettiğinden, ceylana yaptığı aynı musibete maruz kalır."Mesnevi-i Nuriye (74)

2. Teklifi ayetlerden gelen şeriat-ı meşhure de ikidir:

a)Mesail-i şeriatın bir kısmına "taabbüdî"

b)Mesail-i şeriatın diğer bir kısmına da, "makul-ül mana" tabir edilir.

29. Mektupta yer alan bu mesele şöyle izah edilir."Mesâil-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir. Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir. Şeâirin taabbüdî kısmı, hikmet ve maslahat onu tağyir edemez. Taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor; ona ilişilmez. Yüz bin maslahat gelse onu tağyir edemez. Öyle de, "Şeâirin faidesi yalnız malûm mesâlihtir" denilmez ve öyle bilmek hatadır. Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faidesi olabilir."Mektubat ( 397 )

Külli kader programını teşkil eden, şeriat-ı fıtrıye de olduğu gibi, şeriat-ı meşhure kısmının da "taabbüdî" olan kısmı"ilmî ve nazarî değildir." aklın muhakemesine bağlı değildir, yalnız emrolduğu için yapılır."mâkulü'l-mânâ" tabir edilen diğer kısmı ise, ilim nev'indendir veya ilmin bir nev'idir. Bununla beraber, bu her iki kısmı daha genel bir cümle ile hulasa edecek olursak: Hem tekvini ayetlerden gelen şeriat-ı fıtriye kanunları, hem de teklifi ayetlerden gelen şeriat-ı meşhurenin tekliflerinin her bir meselesi akli ve mantıkidir."Fakat o akıl, akıl olsa gerektir" Muhakemat ( 12 )

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

"Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar."

Tirmizi, İlm 6, (2666)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI