Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-107

*“Kâinattaki ibadat-ı umumiye”(Sözler, s:660) Cenab-ı Hakkın yarattığı mahlûklardan şeytanlar ve kâfirler hariç ibadet etmeyen bir mahlûk yok. Ama hepsinin ibadeti kendine göre. Güneşin ibadeti ziyasını vermek, bulutun ibadeti yağmur vermek, yağmurun


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-03-08 11:05:14

Ders: 33. Söz, 9.10. ve 11. Pencereler

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

*"Kâinattaki ibadat-ı umumiye"(Sözler, s:660) Cenab-ı Hakkın yarattığı mahlûklardan şeytanlar ve kâfirler hariç ibadet etmeyen bir mahlûk yok. Ama hepsinin ibadeti kendine göre. Güneşin ibadeti ziyasını vermek, bulutun ibadeti yağmur vermek, yağmurun ibadeti nebatata vesile olmak nebatatın ibadeti hayvanların imdadına koşmak, hayvanların ki insanların imdadına koşmak gibi. İnsanların ki ise Allah'a secde etmekte gelir, dayanır.

Not: Üstad hazretleri başka bir yerde; "Baktım, umum mevcudat, bir salât-ı kübrada, bir tesbihat-ı uzmada" diyerek aynı hakikate işaret ediyor.(Mektubat s: 394)

* Dünyadaki her nimet insanın başucunda düğümleniyor. Mesela koyun yaylada yayılıyor, senin için. Sığırlar yaylada yayılıyorlar, otluyorlar. Niçin? Senin için. Sana et, süt, deri vermek için. Zaman zaman söylüyoruz, insan kâinatta merkez nokta, mihrak nokta.

*Üstadımız bir yerde diyor ki "bütün akıllar toplansa bir akıl olsa Peygamberimizin(aleyhissalatu vesselam) Allahu Teâlâ'nın yanındaki kıymetini anlayamazlar."

Not: Merhum Hocamızın belirttiği yerin orijinali şöyledir; "Elbette o Zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, dua neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukûl toplansa bir akıl olsalar, o makamın hakikatını tamamıyla ihata edemezler."(Mektubat, s: 301)

*Takliden, âmiyane namaz kılmak başka, şuurla alnını secdeye koymak daha başka. İnsan tahiyatta "ettahiyatü'yü okuduğunda Allah'a selam ediyor diyor kitaplarımız.

 *Geçenlerde bir kardeş bana dedi ki; "Hocam, Risaleler dünyada kırk lisana tercüme edilmiş." "Demek ki" dedim, "Üstad hazretleri kırk lisanla konuşuyor. Kırk lisanla dünya insanına hitap ediyor. Konuşmayı bilen adam."

*Bazı kitaplarda şöyle bir hadis-i kudsi naklediliyor; "Evliyai tahte kubâi. La yağrifuhum gayri"("Evliyâm kubbelerim altında (saklı) dır. Onları benden gayrısı tanıyamaz." Tabii burada teşbih var. Herhalde diyorum bunun izahı olarak İbrahim Hakkı hazretleri demiş ki;

"Harabat ehlini hor görme şakir

Defineye mâlik viraneler var."

Not: Yukarıdaki hadis-i kudsi ile alakalı Alâüddevle Semnânî hazretleri diyor ki; "Bir kimse velîlik mertebesine ulaşsa, onun üzerine Hak teâlânın bir perde örtmemesi, onu halkın gözünden gizlememesi mümkün değildir. "Evliyâm kubbelerim altında (saklı) dır.Onları benden gayrısı tanıyamaz." hadîs-i kudsîsinin mânâsı da budur. Burada bildirilen "Kubbeler", beşeriyyet sıfatlarıdır. Pamuktan veya başka maddelerden dokunmuş perde değildir. İnsanlık sıfatları öyle bir şeydir ki, o velîde, Hak teâlâ hazretleri açık bir kusur kılar veya bir hünerini ayıp sûretinde gösterir. "Onu Allah 'tan başka kimse tanıyamaz." demek, "İçi ilâhî irâde nûru ile dolu olmayan kimseler o velîyi anlayamaz" demektir. Ancak o nûr ile nurlanan kimseler anlayabilir.(Salih Okur)

*Müftü Sadık Efendi,(Hocamızın da hocalarından olan eski Erzurum müftüsü Solakzâde Sadık Efendi) Allah rahmet etsin, şefi-i ahiret etsin. Kendisi elli seneye yakın bu Erzurum'da müftülük etmiş, ama bir görüp tanısaydınız ki..nasıl insanlardı onlar yahu..

Not: Merhum Kırkıncı Hocaefendi, Solakzâde Sadık Efendi hakkında şöyle yazmıştır; "Üçüncü hocam olan ve 1948–1951 yıllarında kendisinden mantık, usûl-ü fıkıh ve ilm-i kelâm derslerini aldığım Solakzâde Sadık Efendi de, şarkın müstesna âlimlerindendi. İlim ve irfanıyla temayüz etmişti. Vakurdu, heybetliydi; temkin ve tedbir sahibiydi. Aklî ve naklî ilimlerle mücehhezdi."(M. Kırkıncı, Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım? Cihan Yayınları, İst. 1990) Solakzâde Efendi'nin sitemizde Nurgül Dere hanımefendinin kaleme aldığı hayat hikâyesi için bkz.

http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=4177&ctgr_id=98

…O buyurdu ki; "Sad-ı Taftezani hazretleri bir gün bir gemiye binmiş. Bir deryada bir yere gidiyormuş. Fırtına çıkmış, dalgalar gemiyi sarsmaya başlamış. Taftezani hazretleri de denize hitaben diyor ki; "Heyy! Senin üzerinde bir ilim deryası var. Sakin ol, itaat et." Orada da gizli velilerden biri bulunuyormuş. "Sen hocasın değil mi" diye sormuş. Taftezani; "Ya neyim, tabii ki hocayım" demiş. "Öyleyse bir müşkülüm var, halledersen iyi olur" demiş adam. "Söyle" demiş Taftezani. O zat demiş ki; "Bir adam ölse, onun hanımı tekrar evlenebilmesi için dört ay on gün beklemesi lazım. Bir adam da karısını boşasa o kadın da üç ay iddet ekleyecek. Bir kadının kocası ölmese de, diyelim ki bir ağaç olsa ne olur? Karısını boşayan adam da bir hayvana dönse, o kadına ne lazım gelir?" Taftezani bu soru karşısında şaşırıyor; "yahu bunu ben ne kitaplarda görmüşüm ne de biliyorum" diyor ve kendine geliyor.

Not: Böyle bir gizli velinin başka bir âlimi ikaz etmesini de Tahirül Mevlevi merhumun Şerh-i Mesnevisinden nakletmek istedim; "Müfti üs sakaleyn unvanıyla meşhur olan İbn-i Kemal Ahmed Efendi ibtidaları ilmine pek mağrur imiş. Ve "benden üstün bir âlim yoktur" havalarında uçarmış.

Bir gün yanına derviş kıyafetli birisi girmiş. "Efendi; Allah'ın ilmine nispetle mahlûkatın ilmi ne kadardır?" diye sormuş. İbn-i Kemal suali pek adi(basit) bulmuş.

-Haydi, hey torlak! İkisi arasında mukayese yapılır mı? Mamafih sana anlatmak için bir misal göstereyim demiş.

Büyük bir kâğıdın ortasına ufacık bir nokta koymuş. Lâ teşbih ilm-i ilahi kâğıt, bütün mahlûkatın ilmi de nokta diye göstermiş. Derviş teşekkürle beraber, "o nokta içinde sizin ilminiz ne kadar?" sualinde bulunmuş ve İbn-i Kemal'in hayreti arasında savuşmuş.

Lakin bu sual hazretin uyanmasına vesile olmuş, artık böyle bilâpervâzane atıp tutmaktan kurtulmuş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Al-i İmran,139

"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir."

GÜNÜN HADİSİ

Yapılan hayırdan (ma'ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme, kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)

Müslim, Birr 144, (2626)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI