Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-106

Ders: Yedinci Şua, İkinci Bab, İkinci Menzil, Üçüncü Hakikat İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Esma-i Hüsna içerisinde lafza-i Celal olan Allah isminden sonra en azam isimlerin başında Rahman ismi geliyor. Rahmet kelimesi en geniş manasıyla âtâ, ihsan ve ikram demek. Kâinat kuruluşundan beri rahmet her mevcudun ama hususan


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-03-01 11:29:42

Ders: Yedinci Şua, İkinci Bab, İkinci Menzil, Üçüncü Hakikat

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Esma-i Hüsna içerisinde lafza-i Celal olan Allah isminden sonra en azam isimlerin başında Rahman ismi geliyor. Rahmet kelimesi en geniş manasıyla âtâ, ihsan ve ikram demek. Kâinat kuruluşundan beri rahmet her mevcudun ama hususan insanın başına yağıyor; İnayet yağmuru, ihsan yağmuru.. Hayat, duygular, cihazatlar ve hayata lazım olan levazımat dairesi itibarıyla baktığımız zaman, Rahman isminin kâinatta muhit tecellisi var.

*Cenab-ı Hak kâinatı yaratmakla hayır irade etti, Rahmaniyetini gösterdi. Yoksa hâşâ mecbur olduğu için değil. Onun için Üstad diyor ki; "ben الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ isimlerini öyle bir nur-u a'zam görüyorum ki, bütün kâinatı ihata eder."(Mektubat, s:30)

*Rahmaniyet öyle ehemmiyetli ki, Kur'an'ın özeti Fatiha, Fatiha'nın da özeti besmele. Rahmaniyet besmeleye girmiş. Silsile-i Celali lafza-i Celal olan Allah ismi, Silsile-i Cemali de Rahman ve Rahim isimleri terennüm etmiş oluyor.

*Rahmaniyetin kâinat çapında ilk göze görünen tecellisi Rezzakiyet(rızık vericilik) olarak tecelli ediyor.

*İnsan tıbben birkaç tane temel gıda ile hayatını devam ettirebilir. Ama insanın önüne açılan sofralara bakın; şu sofraların çeşnisi, şu meyvelere, şu sebzelere bakın..Tad, koku, şekil, letafet, zarafet, estetik, kıvam..İşte Rahmaniyetin Rezzakiyet manasındaki tecellileri.

Not: Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, bu hususu şöyle açıklıyor; "Allahu Teâlâ, biz daha doğmadan, lûtuf ve keremiyle, bizlere şefkatli si­neler ve o sinelerde süt çeşmeleri hazırlamıştır. Dünyaya geldiğimizde latif, nâzif, nezih ve leziz sütü o çeşmelerden bizlere akıtmıştır. Keza, dünya sa­hifesi kapanıp ahiret sahifesi açılmadan da bizlere hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbin tahattur etmediği, taşı ve topra­ğıyla hayattar, hurilerle müzeyyen bir dâr-ı saadet hazırlamıştır. O saadet yeri elan hazırdır ve bizleri beklemektedir. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 32-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, 1987)

Hocamız kâinatta insanın etrafında dönen şefkate de şöyle değinmektedir; "Cansız bir şeyin şefkati olamayacağı herkesçe kabul edilen bedihî bir hakikattir. O halde, güneş hangi şefkatle bizi ışığından ve ısısından istifade ettiriyor? Deniz, hangi şefkatle balıkları besleyip, bize takdim ediyor? Toprak, hangi şefkatle nebatatı büyütüp bizlere uzatıyor? Diğer taraftan, mide hangi şefkatle yediğimiz gıdaları hazmettiriyor? Hava hangi şefkatle kanımızı temizliyor? Kan damarları hangi şefkatle hücrelerimize erzak taşıyor?

Bu cansız ve şuursuz şeylerin hiçbirine şefkat atfedilemeyeceğine ve gözümüz önündeki bu şefkat da inkâr edilemeyeceğine göre, bunlar Rabbimizin geniş rahmetine, hudutsuz keremine ayinedarlık ediyorlar demektir. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 74-75-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, 1987)

 *Rahmaniyetin;

1-Vahidiyyet

2-Ehadiyet noktasından ayrı tecellileri var.

*Rahmaniyetin Ehadiyet cephesi itibarıyla insan açısından tecellisine bakınca, Allah'ın bütün ihsanları tek kelimeyle insanın başına bağlanmış. Fizikte bir kanun var ya, sonsuzdan gelen ışınların odak noktasında kesiştiği gibi, bütün nimetler, bütün in'amlar, bütün ihsanlar insanda kesişiyor. Demek kainatta Rahmaniyet noktasından bakınca asıl proje, matlup ve maksut; insan..

* "Zemin içini Rahîmiyet ve Hakîmiyetin binlerle kıymettar ihsanlarını câmi' bir mahzen yapmış." (Şualar, s:168) Rahmaniyetin tecellisine yeryüzünde bakınca Rahimiyyet ve ism-i Hakim'in tecellisi görünüyor. Yani Cenab-ı Hakkın açtığı sofralarda hikmet var, fayda var, maslahat var, güzellik var. Bir de ziyade rahmet var. Rahmetin içinde hususi inayet ve ihsanat da rahimiyyet manasıdır. Mesela Cenab-ı Hakk bütün mahlûkatın rızkını veriyor. Ama bir de insanın rızkına bakın. İnsanın rızkında nihayet bir rahimiyyet var. Hayvan ot yiyor, diken yiyor. Karpuzun içi sana, kabuğu hayvana..mısırın habbesi sana, koçanları hayvanlara..Hububatın tanesi bize, sap saman hayvanlara..

Sırr-ı teklif noktasında bakılınca bu nimetlerin sahibini tanıyanlar ve ona şükür ve kulluk ile teşekkür vazifesini yerine getirenler "nimet şükrü görürse devam eder" düsturuyla rahimiyyet şeklinde ebediyette de devam edecek.

*Bir köyde olduğumuzu farz edelim. Günlük gelip gidenler oluyor. Mutfakta ne pişerse herkes onu yer. Ama çok özel bir misafir gelirse evde işler birden değişir "bu işi kan temizler, getirin şu kuzuyu" denilir. Ona göre ziyafetler verilir. İnsan bu dünyada bu kadar çok ve değişik ziyafetlere mazhar olması onun Cenab-ı Hak katında kadr-u kıymetini gösterir.

Not: Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi şöyle diyor; "İnsan fıtraten iyiliğe karşı mukabelede bulunmak arzu eder. Bu yüzden, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır, sözü darb-ı mesel olmuştur.

Bu fıtrattaki bir insan, güneşin, ayın, yıldızların, zeminin, havanın, bulutların ilh... yaptıkları yardımlara karşı onlara ne gibi maddî bir mukabelede bulunabilir? Böyle ciddî bir mukabeleye aklen imkân bulunmadığına göre; bütün bu mahlûkatla bize ayrı ayrı lûtuflar yağdıran Rahîm-i Zülcemâl'e mânevî bir mukabele olarak ibadette bulunmamız ve verdiği bu kadar ni'metlerine şükür ve hamd etmemiz fıtratımızın icabıdır.

Bu fıtrî vazifeyi yapmadığımız takdirde hayvanlar ve ağaçlardan daha aşağı ve taşlardan daha hissiz olduğumuzu ortaya koymuş oluruz. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 79-80, Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, 1987)

*Nankörlük çok kötüdür. Ama nankörlüğün en dehşetlisi, en şiddetlisi, en alçakçası, Allah'a karşı olan nankörlüktür.

*Rahmaniyetin birinci derecesi mide dairesi. Ama insana verilen nimetler sadece mide dairesi ile mi sınırlı? Bir ileri mertebesi hayat. Bir ilerisi insaniyet mertebesi. Bir ilerisi İslamiyet. Daha ilerisi Rasulullah'a ümmet olmak..Bütün bunlar rahmetin tabakatı.

*Her nimet güzel ama bir de faturası var. Elektrik güzel ama ay sonunda faturası geliyor. Kışın doğalgaz güzel ama ay sonunda faturası geliyor. Şimdi bir de Rahmanın üzerimize yağdırdığı bu kadar nimetlerinin karşılığında insanın hayatında murakabe ve muhasebe, Allah'a hamd ve şükür olmazsa, ahirette hesabı çok çetin olur.

Şimdi bir insanı düşünün, seksen sene dünyada yaşamış. Kaç ton patates, kaç ton et yemiş, kebap yemiş. Kaç ton ekmek, kaç ton su. Seksen sene güneş başında avize görevini ifa etmiş.

Bir de verilen nimetlere ödediğimiz fiyatlar Üstadın dediği gibi tablacılara verdiğimiz fiyatlar. Mesela bir karpuzu ele alalım. Maliyet muhasebesi noktasından bak, bir karpuzun maliyeti= kâinat. Bir karpuzun vücuda gelmesi için mevsimler lazım, güneş lazım, dünya lazım, güneş sistemi lazım.. Tek kelimeyle kâinat lazım.

*"Ve bütün o hediyelerden, o nimetlerden istifade etmemiz için bize de yüzlerle ve binlerle iştihalar, ihtiyaçlar, duygular, hissiyatlar, hisler vermiş.(Şualar s: 168) Burada da iki noktayı dikkatimize çekiyor. Biri Cenab-ı Hakkın yaratmış olduğu sofralar. Bağlar, bahçeler, nimetler.. Bu, Rahmanın âfâkta sergilediği sofralar. Bir de enfüste nimetler var; Allah seni yarattı. Sana o nimetlerden istifade edebilecek duygular, hisleri cihazlar taktı. Dilin küçücük bir et parçası ama aynı anda binlerce taamın lezzetini test edebiliyor. Diğer duygularımızı da bu manada düşünebilirsiniz.

Cenab-ı Hak cemadattan hayatı süzdü. Hayattan şuuru süzdü ve insanı yarattı. Ondan dolayı sure-i Rahmanın başında diyor ya;

الرَّحْمَنُ {*} عَلَّمَ الْقُرْآنَ {*} خَلَقَ الْإِنسَانَ {*} عَلَّمَهُ الْبَيَانَ

"Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti; İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti." (Rahman: 55/1-4) Cenab-ı Hak insanı yarattı ve onu kendisine muhatap seçti. İnsan müntehaptır. Cenab-ı Hak kelamını kime indirdi? İnsana. Hayat-ı bakiyeyi ve orada ki nimetleri kim için hazırladı? İnsan için. Şurada bir bataklık var. İçi kurbağalarla dolu. Kurbağa Cenneti ne yapsın ki? Çamurlu su ona yeter. Cennette ne yapacak, tefekkür mü edecek, lezzet mi alacak? Beka kim için, Cennet kim için, lika (ölen dostlara, sevdiklerimize kavuşma) kim için? İnsan için. Rüyet-i ilahi kim için? Yine insan için. Bütün bunlar Rahman'ın insana ikramını gösteriyor.

*Aklın ihata sahasında bakıyorsunuz; şu son yirmi sene içinde ilim ve teknolojide kat edilen yol. Beşerin istidatının açılımına bakın. Bütün bunlar akla Allah'ın ikramadır, keramet-i ilmiyedir. Beşere verilen ilim nimeti. Teknoloji, sanat, sanatkârlık. Bunlar hep Rahmetin hediyeleridir.

*Ebedi hayat burada kazanılacak, Allah şuurumuzu keskinleştirsin. Bu işin hiç şakası yoktur yani.

*Dünyada bir imtihandayız. Yer yer zorlaşıyor imtihan soruları. Ama ebedi hayat noktasında bakıldığı zaman o ebedi hayat burada kazanılacak veya kaybedilecek. Dünya hayatında bazan sadece kut-u lâyemuta razı olacak ancak karnını doyurabilecek bir şekilde de olsa insan çalışıyor. Ya bir de ebedi bir hayatı kazanmak için nasıl gayret gösterilmeli.,

*Zaman ahirzaman. Maneviyat açısından baktığımızda günümüz Müslümanı ekseriyetle kaportası her taraftan yaralı. Herkesin kaportasında hasar var mı? Var. Gözde, kulakta, elde, ayakta bir şeyler var. Çarpıkız, Allah elimizden tutsun. Kemal manasında bakılınca nakısın nakısıyız. Ama Peygamber aleyhissalatu vesselam ashabına buyuruyor ki; "Siz Müslümanlığın onda birini terk etseniz helak olursunuz, fakat bir gün gelecek ki onda birini yapanlar inşallah kurtulacaklar." Tabii asır dehşetli ve şiddetli. Beş vakit namazımı kılıp kendimizi azıcık böyle kollamaya çalışırsak, karşılığında Allah Cenneti veriyor. Cennet yüz sene değil, yüz milyar sene değil, ebedi. Bin kellemiz olsa her gün birini versek, karşılığında Cenneti alsak yine ucuz düşer. Üstad onu bir yerde ifade ediyor; "her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilâtereddüd sarf edecek.(Asa-yı Musa, s: 20 )

*Cennette olduğumuzu düşünelim. Bir tarafta bir çadır var. İçinde her türlü leziz yemekler var. Diğer başka bir çadırda ise Peygamberimiz sohbet ediyor? Hangi sofraya iştirak edersiniz? Rasulullah'ın(aleyhissalatu vesselam) manevi sofrasına. Cennet böyle.

Not: Bu misalin aslı merhum Mehmed Kırkıncı Hocamıza aittir ve şöyledir; "Sultan Fatih'in kendisi sarayın bir odasında, ziyafet sofrası da diğer bir odasında bulunsa; elbette ki yemek sofrasındaki tad yerine padişahla sohbetteki tad ve lezzete talip olacağız.

İşte, başta Peygamber Efendimiz (S.A.V.) olmak üzere bütün Peygamberler (A.S.), sahabe-i kiram ve diğer nuranî zatlar da Cennette sohbet meclisleri teşkil edecekler ve Cennet ehline hayretengiz hakikatlardan ve hadiselerden bahsedeceklerdir. Cennetteki maddî lezzetlerin bu sohbetler yanında çok küçük kalacağı yukarıdaki misâlden bedahetle anlaşılmaktadır.(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 38-39-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, 1987)

Peki ya rüyetulah. Üstad ne diyor; "dünyanın bin sene hayat-ı mes'udanesi, bir saatine değmeyen Cennet hayatı ve Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemal ve kemal sahibi olan Zât-ı Zülcelal'in müşahedesi, rü'yetidir ki; hadîs-i kat'î ile ve Kur'anın nassıyla sabittir.(Sözler, s: 650)

*Kur'an-ı Kerimde Cennet nimetleri sayılırken şöyle deniliyor;

"لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ

"İyi davrananlar için Cennet ve nimetleri ve (bir de) ziyade vardır. "(Yunus:10/26) Tefsir alimleri bu ziyadeyi rüyetullah olarak tefsir etmişler.

 Not: Bu ayetin rü'yete delaleti, ayetin içinde yer alan "ziyade" kelimesinin "Allah'a nazar etmek" şeklinde tefsir edilmesi dolayısıyladır. Bu tefsir Hz. Peygambere ve bazı sahabelere varan isnadlarla kuvvet kazanmıştır. Ubeyy b. Ka'b'a varan bir isnada göre, Hz. Peygambere "ziyade" kelimesinin manası sorulduğunda, Hz. Peygamber "Rahman'ın yüzüne nazardır" diye cevap vermiştir. Ehl-i Sünnet âlimleri bu ve benzeri isnadlara dayanarak bu ayeti rü'yete delil olarak kabul etmektedirler.

Ayet üzerindeki etimolojik yorumlara gelince; bunları da şöyle özetlemek mümkündür: Ayette geçen "el-Hüsnâ" kelimesi, harf-i tarif almış müfred bir kelimedir, yani marifedir. Bu bakımdan bir önceki ayette geçmiş olan bir isme delalet etmiş olmalıdır. Önceki ayetle beraber bu ayetin meali ise şöyledir; Allah, Dâru's-Selam'a çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir. İyi davrananlar için hüsnâ ve bir de ziyade vardır. "

Allah'ın insanları davet ettiği yer, Dâru's-Selam, yani Cennettir. Binaenaleyh iyi davrananlar için ve güzel amel sahipleri için Cennet vardır. Nitekim gelen haberlerden "hüsnâ" kelimesi Cennet ile tefsir edilmiştir. Bu sabit olunca, insana Cennetle birlikte verilecek olan "ziyade"nin Cennetten ayrı bir şey olması gerekir. Çünkü, insana verilen Cennet, içindeki bütün nimetleriyle birlikte verilir. Ziyade ise, bunların dışında bunlardan ayrı bir şeydir. Aksi halde, eğer Mutezile'nin dediği gibi burada ziyadeden maksat Cennet olmuş olsaydı, iki ayrı kelime ile aynı şeyin verileceği bildirilmiş olurdu ki, bu da lüzumsuz bir tekrardan ibaret olurdu.

"Ziyade"nin Cennet nimetlerinden ayrı bir şey olması hususunda Fahrettin Razi'nin güzel bir açıklaması vardır: "Üzerine ilave olunan şey, belirli bir miktar ile tayin edildiği zaman "ziyade"nin o şeyin cinsinden olması gerekir. Fakat belirli bir miktar ile tayin olunmamışsa, "ziyade"nin ondan başka bir şey olması gerekir. Mesela, bir kimse, "Sana on kilo buğday ve bir de ziyade verdim" derse, bu ziyadenin buğday cinsinden olduğu anlaşılır. Fakat miktar tayin etmeksizin "Sana buğday ve bir de ziyade verdim" derse, buradaki "ziyade" buğdaydan farklı bir şey olması gerekir ve öyledir" (er-Razi, Tefsir-i Kebir, IV, 333).

İşte burada da, "Cennet ve bir de ziyade" ifadesi vardır. Öyle ise, söz konusu olan nimetin, Cennetten farklı bir şey olması gerekir ki, o da rüyettir." (Abdurrahim Güzel, Şamil İslam ansiklopedisi, rüyetullah maddesi)

* "Güya rahmet tarafından bu kâinat hadsiz antika ve acib ve kıymetli şeylerle tezyin edilmiş bir saraydır. Ve bütün o saraydaki hadsiz sandıkları ve menzilleri açacak anahtarlar insanın ellerine verilmiş ve bütün onlardan istifade ettirecek olan ihtiyaçlar, hissiyatlar insanın fıtratına verilmiş.(Şualar, s: 169) Üstad bir yerde diyor ya; "Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır.(Sözler, s: 536) Biz dünyaya ne için gelmişiz? Üstadın tabiriyle istidatlarımızı nemalandırmak(İşarat-ül İ'caz, s: 13) için gönderilmişiz. Pergeli ne kadar açarsan daire o kadar büyür. İstidatlarımızı açmak. Doğan her çocuk bil kuvve okur-yazar olarak doğuyor. Ama o istidatın onda açılması için mektep ve medrese görmesi lazım. İşte insanda bulunan maddi ve manevi istidatların açılması dünya denilen bu esma mektebinden geçmesine bağlı.

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Araf suresi 164.ayet

"İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırla

GÜNÜN HADİSİ

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, hayır söylesin veya sükut etsin.

Riyazü's Salihin, 1/307

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI