Cevaplar.Org implant

ÜÇÜNCÜ SAİD-4

KAMU İŞLERİ VE DİNİ HİZMETLER İLE SİYASET İLİŞKİSİ Üstad Bediüzzaman,’ın siyasetten uzak durma prensibi sadece nur talebeleriyle sınırlı değildir. O, amme hizmeti yapan dini cemiyetlerin ve devlet memurlarının da siyasetten ve ideolojik davranışlardan uzak durmasının lüzumu üzerinde ısrarla durmuştur. Aksi halde kamu hizmetlerinde birçok su-i istimaller, hak ihlalleri, adaletsizlik, zulüm, kargaşa ve anarşinin meydana geleceğini söyler. Mesela:


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-01-15 10:26:51

KAMU İŞLERİ VE DİNİ HİZMETLER İLE SİYASET İLİŞKİSİ

Üstad Bediüzzaman,'ın siyasetten uzak durma prensibi sadece nur talebeleriyle sınırlı değildir. O, amme hizmeti yapan dini cemiyetlerin ve devlet memurlarının da siyasetten ve ideolojik davranışlardan uzak durmasının lüzumu üzerinde ısrarla durmuştur. Aksi halde kamu hizmetlerinde birçok su-i istimaller, hak ihlalleri, adaletsizlik, zulüm, kargaşa ve anarşinin meydana geleceğini söyler. Mesela:

DİNİ CEMİYETLER

1909 yılında kurulan İttihad-ı Muhammedi Cemiyetine basın yoluyla ikazlarda bulunmuş ve din adına kurulacak bir cemiyetin inhisarcı hareket etmemesi gerektiğine işaretle "Bu isim umumun hakkıdır, tahsis ve tahdid kabul etmez"(1) demiştir.

SİYASET VE YARGI:

Hukukun tevziinde değil tarafgirliğin, kişisel hissiyatın bile karıştırılmasını sakıncalı görür. "Adliye memurları, hissiyat ve tesirat-ı hariciyeden (dış tesirlerden) bütün bütün azade olmazsa, sureten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var"(2) diyerek, siyasi iktidarla adliye ve yargı organının ısrarla müstakil olmasının istemiştir. Yasama ve yürütmede, esnek yapılı kuvvetler ayrılığı prensibine dayalı bir yapının esas olmasını savunmuştur. (3)

ASKER VE SİYASET:

Üstad hiçbir zaman, camiye ve kışlaya politikanın girmemesini ister; "Askerlik vazifesi başka, hükûmetin vazifesi başkadır"(4) diyerek,"Şeriatla, Kur'an ile, hadis ile, hikmet ile, tecrübe ile sabittir ki sağlam, dindar, hakperest ulü-l emre itaat farzdır"(5) der.

1909'daki 31 Mart ihtilalinde isyan eden askerleri itaate çağırıp kışlasına dönmesini isterken de; "biliniz ki: asker ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur. Asker neferatı siyasete karışmaz. Yeniçeriler şahiddir(6)" dedikten sonra da "zira hükümetin işine karışmayacağız. Zira hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz..."(7) der.

MEŞİHAT DAİRESİVE SİYASAL FETVALAR:

1-11 Nisan 1920 tarihinde Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi'nin, Milli Mücadele aleyhinde verdiği fetvanın siyasi mülahazalarla verildiğini söyleyerek karşı çıkmış ve mukabil fetva vermiştir.(8)

2-1934 yılında te'lif edilen 29 Mektupta, o yıllarda siyasi rejimin tesirinde kalarak bir kısım bidatlara fetva veren, "ulema-üs sû" dediği âlimlere "bazı bedbahtlar hangi maslahatı buluyorlar, hangi fetvayı veriyorlar ki; lüzumsuz, zararlı bir surette şeair-i İslâmiyenin bedihiyatına karşı geliyorlar"(9) demiştir.

3-Siyasetin camiye girmemesi için, Türkçe hutbelere de şu cümlelerle karşı çıkmıştır; " Siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir. Hâlbuki minber, vahy-i İlahînin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki, o makam-ı âlîye çıkabilsin."(10)

EĞİTİM, ÖĞRETİM VE İDEOLOJİ

Köy Enstütileri vasıtasıyla dinsizliğin eğitim ve öğretim olarak verildiği 1940'lı yıllarda, "Kastamonu'da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. "Bize Hâlıkımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar." dediler. Ben dedim; 'Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlık'ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz"(11) diyerek, eğitim ve öğretim kurumlarının memurları siyasetle alûde olarak ideolojik davranırlarsa, onlara o cihette itaat edilmeyeceğini söyler. 

NUR TALEBELERİ VE SİYASİ TEŞEKKÜLLER

Üstad, Nurun birinci hadimlerinden Hulusi abinin nur talebelerinin siyasi duruşlarına örnek olabilecek bir tavrını lahikalara dahil ederek bir ölçü vermek istemiştir. O mektupta, "Büyük Doğucuların bu fakiri ( Hulusi abiyi) kendi zümrelerine katmak hususundaki tekliflerine: "Büyük Doğuculuk siyasî bir teşekkül müdür?" diye sordum. "Evet" dedikleri için, "Sizin yalnız imanî ve Kur'anî mesaildeki müşkillerinizi ve izahını arzu ettiğiniz noktaları Risale-i Nur'un yardımı ile halle çalışırım. Benim mesleğim, İman ve Kur'an meselelerinize hemfikrinizim. Fakat siyasetle iştigal edemem"(12) mealinde cevap vermiştir. 

İMAN KARDEŞLİĞİ VE SİYASET KARDEŞLİĞİ

Üstad, Sebilürreşad ve Doğu mecmuaları ile ilgili yaptığı bir değerlendirmede iman kardeşliği ile siyaset noktasındaki kardeşliğin ayrı olabileceğini şöyle ifade etmiştir;

"Risale-i Nur'un mensupları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidler iman hakikatlarını ehl-i dalaletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz, fakat siyaset noktasında değil. Çünki iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez."(13)

NUR TALEBELERİNİN SOSYAL HAYAT HİZMET METODU

Nur talebeleri ve diğer kamu görevi yapan (yargı, askeriye, diyanet camiası ve diğer) hükümet memurlarının aktif ve fiili siyasetten uzak durmaları bazı istisnalar dışında, amme hizmeti yapan bu mesleklerin olmazsa olmazlarındandır.

 Fakat bu şartlar kamu görevlileri ve Nur talebelerinin hiçbir siyasi kanaatlerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Bir memleketin her sade vatandaşı gibi Nur talebeleri ve diğerlerinin mevcut şartlar içinde siyasi bir tercihlerinin olması en tabii bir vatandaşlık hakkı olduğu gayet açık bir meseledir.

Üstad Bediüzzaman'ın bütün gayreti kitap ve sünnet ile korunması emredilen emanetlerin muhafazasıdır. Aktif ve fiili siyaset hakkında "Kur'an-ı Hakîm'in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden menetti"(14) diyerek o sahadan istinkâf ederken, bütün hayatı boyunca, özellikle 3. Said döneminde de siyaset ehlini irşat ve ikaz yoluyla dini, milli ve vatani hizmetlerinden hiçbir zaman geri kalmamıştır.

Bir başka ifadeyle Kuran'ın bu zamanda nehyettiği siyasetten şiddetle uzak durup, emrettiği siyaset-i İslamiye ile amel ederek içtimai hizmetlerini de bihakkın ifa etmiştir. Bediüzzaman'ın 'siyasete karışmıyorum, siyasetle bir alakam yok' demesi, siyasi iktidara ve idareye, siyasi her türlü makam ve menfaate talip olmamasıyla ilgilidir.

Yoksa o hiç bir zaman çevresindeki olup bitenlerden habersiz ve ilgisiz değildir. Siyasi iktidarların vatan millet ve dinile ilgili bütün menfi ve müsbet icraatlarıyla yakından ilgilenmiş, hayırlı olanları tasvip, menfi kısmına da muhalefet etmiştir.

SİYASİYYUNU İRŞAT TARİKİYLE HİZMET

Bediüzzaman, vatan millet ve din ile alakalı hususlarda siyasetle uğraşanları aydınlatma yoluyla yapılacak hizmet kapsamına giren bütün meselelerde fikrini beyan etmekte hiçbir zaman çekinmemiştir. İçinde bulunduğu zaman ve zeminin imkânlarınispetinde, bütün fikir akımlar, felsefi görüşler, sosyal hadiseler, hilafet, saltanat, meşrutiyet, cumhuriyet, demokrasi, siyasi partiler, devletin iç ve dış politikaları, ittihad-ı İslam, ehl-i kitapla ittifak ve ahirzamanda cihad gibi bütün meseleleri tahlil ederek, Kur'an'dan aldığı ölçüleri ilgili muhataplara ve efkâr-ı ammeye bildirmiştir.

Bunların bir kısmını lahika mektuplarıyla, bir kısmını mahkeme salonlarında, gazete lisanıyla, cami kürsülerinde, TBMM de bazen de bizzat ilgili şahsın kendisine doğrudan söyleyerek yapmıştır. 

SOSYAL HAYAT VE EHVEN-Ü ŞER PRENSİBİ

Risale-i Nur'da ehven-ü şer prensibi çok önemli anahtar kavramlardan birisidir. Mutlak hayır ve mutlak şer denkleminde, kangren olmuş bir parmağın kesilmesinden, seferde cepheye asker sevk edilmesine, ehl-i kitap ile küfr-ü mutlaktan birine taraftarlığa, oradan da mevcut siyasi yelpazede nerede durulacağına kadar hayatın her alanında kullanılan Kur 'ani bir esastır. Bu " ehven-ü şer" kaidesine göre:

"Varlık hayır ve şerden ibaret değildir. Hayır ve şer, adem ile vücut arasında sayısız şer ve hayrı ihtiva eden varlık ve oluşumlar vardır. Yani hayır ve şer denilen şeyler iki kutuplu değildir. Hayrı mahz olan bazı hakikatlerin yanında "Hakaik-ı Nisbiye" dediğimiz gerçekler de vardır. Hakaik-ı nisbiye dediğimiz göreceli hakikatlerin ortaya çıkması, ezeli hikmetin gereğidir.(Bir başka ifadeyle hayat sadece siyah ve beyazdan ibaret değildir. Bir de gri diye bir renk vardır.)

Bediüzzaman Said Nursi bunu şöyle ifade etmiştir: "Nekaisten müberra olmak cenan-ı cennetin mahsusatından ve her kemale bir noksan karışmak bu âlem-i kevn-ü fesadın muktezasından olmakla" dünyada pek çok ahkâm "Ehven-i Şer" kaidesine dâhildir. Âlemin her halinde hayr-ı mahz ve mutlak hayır bulunmaz. Bunun için "Ehven-i Şer bir adalet-i izafiyedir." (15)

Bediüzzaman, bu bağlamda, İslam ahkâmının iki kısımdan ibaret olduğundan söz eder.

"Birisi: şeriat ona müessestir, bu ise hüsn-ü hakikî ve hayr-ı mahzdır.

İkincisi: Şeriat-ı muaddildir. Yani, gayet vahşî ve gaddar bir suretten çıkarıp, ehven-i şer ve muaddel ve tabiat-ı beşere tatbiki mümkün ve tamamen hüsn-ü hakikîye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir surete ifrağ etmiştir."(16)

Bediüzzaman hayr-ı mahz ve mutlak hayır olarak kabul ettiği İslami hürriyete en yakın bir sistem olarak gördüğü çok partili ve seçim sistemine dayalı şer'i meşrutiyeti, cumhuriyeti ve demokrasiyi "Ehven-i Şer" kaidesine dâhil ederek onlara taraf olmuştur.

HİLAFET, SALTANAT, MEŞRUTİYET VE CUMHURİYET

12.07.2015 tarihli bir makalesinde Hayrettin Karaman diyor ki : "Ben İslam'ın diğer alanlar yanında bir siyasi sistemi de ana hatlarıyla ihtiva ettiği inancını ve kanaatini taşıyorum. Bu siyasi sisteme hilafet adı verilmiş. Bazı zalim eller tarafından hilafet saltanata çevrilince kapıkulu "âlimler" bunun da İslami olduğunu savunmuşlarsa da hemen her zaman ve zeminde saltanat ve istibdada karşı çıkan gerçek âlimler bulunmuştur.

"Osmanlı'da istibdada karşı meşrutiyet tartışmaları çıkınca Mustafa Sabri, Elmalılı, Said Nursi gibi âlimler, Ahmed Hilmi gibi düşünürler meşrutiyeti savunmuşlar, bunun İslâmî siyasi düzene daha uygun olduğunu ifade etmişlerdir. Sonra bizim dünyamıza cumhuriyet ve demokrasi kavramları girmeye başlamış, Batı tipi demokratik cumhuriyeti İslam'a uygun bulmayan birçok âlim ve düşünür "İslâmî cumhuriyet ve demokrasi" düşüncesini ortaya atmış ve bunu savunmuşlardır. Ben de bu zincirin bir halkasıyım."(17)

SİYASİ PARTİLER VE BEDİÜZZAMAN

Üstad Bediüzzaman, vatan millet ve din ile ilgili bütün meselelerde fikrini söylediği gibi, bu devletin kaderi ile yakından ilgili olan siyasi partilerle ile de kanaatlerini ikinci meşrutiyet, tek partili ve çok partili cumhuriyet dönemlerinde kamuoyuyla paylaşmıştır. Mesela: ikinci meşrutiyet yıllarında kurulan,

İttihad ve Terakki hakkında re'yin nedir?' diye sorulan bir suale cevaben: " Kıymetlerini takdir ile beraber, siyasiyyunlarındaki şiddete mu'terizim. Adaletin tevziinde adalet olmazsa zulüm görünür. Bir hatır için bin hatır kırılmaz. Şiddet ayrı, hamiyet ayrıdır. Bir hodpesend hakkı iltizam etse, çokları haksızlığa sevk eder, belki mecbur eder"(18) diyen Bediüzzaman, hürriyet perdesi altında şahsi ihtiraslarına hizmet eden İttihat Ve Terakki iktidarına karşı bir mahkeme müdafaasında "böyle hürriyeti lafızdan ibaret bulunan gaddar bir hükümetin en rahat mevkii hapishane olsa gerek" demiştir.

1950 DEN SONRA

1945 den sonra tek parti devrinin kapanıp çok partili cumhuriyet dönemine girilmesiyle birlikte bu gelişmelerden ilgisiz kalmayan Bediüzzaman, Nur talebelerinin "dünyaya ve siyasete mümkün olduğu kadar bakmamaya" mesleklerinin mecbur etmesine karşılık "şimdi mecburiyetle bakmaya lüzum oldu"(19) diyerek bazı aktüel hadiselerle ilgili kanaatlerini beyan eder. Ve buna niçin ihtiyaç duyulduğunu da:

"Bazı münafıklar dindarları perde yapıp dini siyasete âlet; sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmeğe çalıştıklarından, safdil dindarların hatırı için bir - iki defa siyasete baktım" der. Üstad'ın "dünyaya ve siyasete bakmaya mecbur" olması kendi şahsi bir tercihi olmayıp, "Bu vatanda şimdilik dört parti var" diyerek neşrettiği lahika mektubunun 'kalbe ihtar edilen bir hakikate binaen' olduğu anlaşılmaktadır.

BU MEMLEKETTE ŞİMDİLİK DÖRT PARTİ VAR

"Kalbe ihtar edilen içtimaî hayatımıza ait bir hakikat. Bu vatanda şimdilik dört parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri İttihad-ı İslâm'dır."(20)

İTTİHAD-I İSLAM PARTİSİ:

Bu partinin iktidara gelmesinin makul kabul edilebilmesi için iki şartı vardır Bediüzzaman'ın.

BİRİNCİSİ: Halkın kahir ekseriyetinin yani, yüzde altmış yetmişinin tam dindar ve muhafazakâr olması lazımdır ki din siyasete alet edilmesin. 

 İKİNCİSİ: Zaman kaydıdır bunu "şimdilik" kelimesiyle ifade eder ve şöyle der: Fakat çok zamandan beri İslami ahlakın bozulmasından dolayı, bu "ittihad-ı İslam partisi" halkın yüzde altmış yetmişinin reyini alsa dahi, dini siyasete âlet etmeğe mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.

HALK PARTİSİ: Bu parti için: "Çünki Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacağından" (21) dolayı bu parti iktidara gelmemelidir. Bu düşüncesini de, sadece bir dua ve temenniden çok öte, farklı bir şekilde şöyle ifade eder. "bu asil Türk milleti ihtiyarıyla o partiyi(Halk Partisini) kat'iyyen iktidara getirmeyecek." (22)

65 yıldan beri ve kesintisiz olarak bu düşüncenin siyasi hayatta karşılık bularak cari olduğunu görüyoruz.

MİLLET PARTİSİ: Milliyetçilik duygusuyla hareket eden siyasî partileri Millet Partisi adıyla değerlendirirken de "Millet Partisi ise, Eğer İttihad-ı İslâm'daki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezc olmuş bir millet olsa, o Demokratın mânâsındadır, dindar Demokratlara iltihak etmeye mecbur olur. Frenk illeti tâbir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâm'ı parçalamak için içimize bu frenk illetini aşılamış. Fakat bu hastalık ve fikir, gayet zevkli ve câzibedar bir hâlet-i ruhiye verdiği için, pek çok zararları ve tehlikeleriyle beraber, zevk hatırı için her millet cüz'î-küllî bu fikre iştiyak gösteriyorlar."(23)

Bu tespite göre Türklükle mezc olmuş İslamiyet milliyeti yerine ırkçılık manasındaki Türkçülüğü esas alan milliyetçilikle hareket ettiği takdirde ancak yüzde otuzu gerçek Türk olan bu milletin geriye kalan yüzde yetmiş beşlik başka ırklardan olan kısmının gerçek Türklerin ve hâkimiyet-i İslâmiyenin aleyhine geçeceği aşikârdır.

Nitekim Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen ırkçılık politikaları ile bugün en büyük problemimiz olan PKK sorunu ile yüz yüze geldik. Bu durum milliyetçiliği ırkçılık manasında uygulayan CHP'nin politikalarının bir sonucudur. Öyleyse bu değerlendirmelere göre dindarların, "Birisinin günahıyla başkası muaheze ve mes'ul olmaz" ayet-i kerimesine zıt olan bu politikaları güden milliyetçi partilere de oy vermemeleri gerektiği mesajı rahatlıkla çıkarılabilir."(24)

SİYASİ İKTİDARLAR VE DEMOKRAT PARTİSİ

Üstad Bediüzzaman "Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi" veya "ilim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer'an hizmete mükellef olduğum" dediği "siyasiyyunu irşad tarikiyle" yapılacak olan hizmetleri bütün siyasi iktidarlar döneminde imkânlar nisbetinde ifa etmiştir. Bu hizmetleri aktif siyasete karışmadan bir ilim adamı ve din âlimi sıfatıyla yaptığı için, bir asır boyunca hiç gündemden düşmemiştir. Bediüzzaman'ın siyasi iktidarlarla ilişkisi ve duruşu çok yönlü ve çok çeşitlidir. Bu çeşitliliğin bir kısmını şu başlıklar altında tahlil edebileriz;

1-Bazı partilere (DP) açıktan destek vermesi

2-Siyasi iktidarlardan talepleri

3-Siyasi iktidarlara ikazları

4-Siyasi İktidarlara muhalefeti

5-Siyasi iktidarların hayırlı icraatlarını dua ile tebrik ederek destek vermesi.

DEMOKRAT PARTİYE AÇIKTAN DESTEK VERMESİ

Üçüncü Said döneminde "madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur'a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; ehven-üş şerr olarak bakınız. Daha a'zam-üş şerden kurtulmak için; onlara zararınız dokunmasın, onlara faideniz dokunsun"(25)der. Ve Adnan Menderes'e de "İslam kahramanı" diye taltif ederek açıktan destek verilmesinin sebeblerinden bazıları şunlar olmalıdır:

CHP nin büyük ve dehşetli zararından kurtulmak için DP 'ehven-i şer' olarak tercih edilmiş, çünkü:

1-Bu tercih İslam'ın " Def'i şer celb-i nef'a racihtir" kaidesinden binaen yapılmıştır.

2-Bu tercih, 'CHP kol kesiyor, DP parmak kesiyor' denilerek daha da anlaşılır hale getirilmiştir.

3- Adnan Menderes'e 'İslâm kahramanı' denilmesinin sebeblerinden birisi de: 'Dinin icaplarını yerine getireceğiz. Din bu memleket için bir tehlike teşkil etmez. Türkiye Müslüman'dır Müslüman kalacaktır' (demesine ve de) şeâir-i islâmiye olan ezanın aslına uygun okunmasına izin verilmesi, ilkokullarda mecburi din dersi konulması, radyoda Kur'an ve dini programların yayın yasağının kaldırılmasına binaendir.

SİYASİ İKTİDARLARDAN TALEPLERİ

(Meşrutiyet ve Cumhuriyet hükümetinden istekleri)

1-Okullarda din derslerinin acilen okutulmasını...(26)

2-Ezan gibi diğer şeair-i İslamiyenin de ihyasını...(27)

3-Ayasofya'nın tekrar ibadete açılmasını...(28) 

4-R. Nurların Diyanet tarafından neşredilmesini…(29)

5-R. Nur'un resmen serbestiyetini dindar Demokratlar ilân etmelerini..(30)

6-İslam âleminin birliği (İttihat-ı İslam) için gayret göstermelerini(31)

7-Abdülhamid'den Yıldız sarayını Üniversite yapmasını…(32)

8-Meşrutiyet ve cumhuriyet hükümetlerinden Van'da bir üniversite yapmalarını..Bu üniversite de Arapça, Türkçe ve Kürtçe ile eğitim ve öğretimi(33)

9-İlköğretiminin anadilde yapılmasını(34)

10-Okullarda din ilimleriyle fen ilimlerinin beraber okutulmasını..(35)

SİYASİ İKTİDARLARA TAVSİYE VE İKAZLARI

1-Demokrat hükümetini, "Din propagandasını yapan dindarların serbestiyet kanunu geri kal (masını ve) solcular hakkındaki kanunu ta'cil edip tasdik " etmelerinden dolayı ikaz etmiştir.(36)

2-CHP ve Millet partisinin dindarlar ile demokrat hükümetinin arasını açmak istediklerini haber verip, Menderes hükümetini uyarmıştır. (37)

3-Adnan Menderes'i ırkçılığa karşı uyarmıştır. (38)

SİYASİ İKTİDARLARA VE OTOROTİLERE MUHALEFETİ

" Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder"(39) diyerek siyasi iktidarların ve diğer devlet idarecilerinin vatan millet ve dinin aleyhine olan icraatlarına muhalefet ederek hukuk çerçevesinde sivil itaatsizliğin en güzel örnekliğini göstermiştir.

1-Muhalefet hakkının kullanılmasına fırsat vermemeyi ve efkâr-ı umumiyenin baskı altında tutulmasını kamu haklarının ihlali şeklinde görmüştür. (40)

2-Onun muhalefeti sadece siyasi hayata olmayıp içtimai ve siyasi hayatın her tarafına uygulanma karakterine sahiptir." (41)

3-"Bediüzzaman'ın siyasete karışmıyorum, siyasetle bir alakam yok' demesi, hükümetin (bir kısım yanlış) icraatlarına muhalefet etmemek manasında değildir. Burada iktidarı elde etmek yolunda siyasi bir muhalefet yapmamak manası vardır. Siyasi iktidarın yanlış bir laiklikle dine karşı olan tutumuna rağmen onun dini hizmet yolunu açmış olması bu devirde yapılabilecek en akıllı bir muhalefet teşkil etmiştir."(42)

SİYASİ İKTİDARLARIN HAYIRLI İCRAATLARINI DUA İLE TEBRİK EDEREK DESTEK VERMESİ:

1-Demokratların Ezan-ı Muhammedi'yi (a.s) serbest yaparak, asli şekliyle okunmasına izin verilmesini..(43)

2-1951 yılında Menderes hükümetinin CHP'nin muhalefetine rağmen Kore'ye asker göndermesini.(44)

3. 1950 yılında umumi af kanunu çıkarılmasını(45)

4. Türkiye'nin NATO'ya girişini(46)

5- Türkiye'nin BAĞDAT PAKTINA girişini..(47) Müsbet karşılamış ve devrin hükümetini tebrik etmiştir.
Dipnotlar

1-Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 310

2- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 316

3- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 328

4-Mesnevi-yi Nuriye, s: 224

5-Divan-ı Harbi Örfi, s: 27

6-Tarihçe-i Hayat, s: 69

7- Divan-ı Harbi Örfi, s: 15

8-Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi, s: 220

9-Mektubat, s: 396

10-Sözler, s: 483

11-Şualar, s: 205

12-Emirdağ Lahikası;2/148

13- Emirdağ Lahikası;2/36

14- Tarihçe-i Hayat, s: 179

15-Münazarat, s: 123

16- Münazarat, s: 81

17-risale haber, 12.07. 2015

18- Münazarat, s: 94

19- Emirdağ Lahikası;2/208

20- Emirdağ Lahikası;2/162

21- Emirdağ Lahikası;2/206

22- Emirdağ Lahikası;2/206

23- Emirdağ Lahikası;2/163

24- Köprü Dergisi, 2010: Yakup ASLAN Yrd. Doç. Dr. Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi

25- Emirdağ Lahikası;2/245

26- Emirdağ Lahikası;2/71

27- Emirdağ Lahikası;2/25

28- Emirdağ Lahikası;2/236

29- Emirdağ Lahikası;2/9

30- Emirdağ Lahikası;2/164

31- Emirdağ Lahikası;2/24

32- Divan-ı Harbi Örfi, s: 30

33- Münazarat, s: 85

34- Divan-ı Harbi Örfi, s: 161

35- Münazarat, s: 86

36- Emirdağ Lahikası;2/71

37- Emirdağ Lahikası;2/207

38- Emirdağ Lahikası;2/71

39- Münazarat, s: 213

40- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 496

41- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 320

42- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 313

43- Emirdağ Lahikası;2/164

44-Badıllı, Mufassal Tarihçe, Cilt: 3, s; 1917

45- Badıllı, Mufassal Tarihçe, Cilt: 3, s; 1919

46- Badıllı, Mufassal Tarihçe, Cilt: 3, s; 1920

47- Safa Mürsel, Said Nursi ve Devlet Felsefesi, s: 417

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Kevser:2

GÜNÜN HADİSİ

Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol.

Buhari, Rikak 2; Tirmizi, Zühd 25, (2334)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI