Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-84

Ders: 14. Lem’a’nın 2. Makamı, 3. Sır İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz *Besmelede Cenab-ı Hakkın üç mühim ismi var. Bunlardan birincisi Allah ismidir ki, Cenab-ı Hakkın ism-i hassıdır. Özel isim diyoruz ya.. Cenab-ı Hakkın bütün isim ve sıfatlarını şâmil bir isimdir. Bir diğeri Rahman ismi, kelam ilminde biz bu isme sıfat-ı galibe diyoruz. Sıfat-ı galibe demek, öyle olmuş ki her ne kadar insanlar arasında da kullanılması kökü itibarıyla mümkün ise de, fakat Cenab-ı Hakka has bir isim haline gelmiş. Allah’ın dışında kimse hakkında kullanıldığı vaki değil. Manidar olan, Cahiliye Arapları da kullanmamışlar.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-09-15 07:17:45

Ders: 14. Lem'a'nın 2. Makamı, 3. Sır

İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

*Besmelede Cenab-ı Hakkın üç mühim ismi var. Bunlardan birincisi Allah ismidir ki, Cenab-ı Hakkın ism-i hassıdır. Özel isim diyoruz ya.. Cenab-ı Hakkın bütün isim ve sıfatlarını şâmil bir isimdir.

Bir diğeri Rahman ismi, kelam ilminde biz bu isme sıfat-ı galibe diyoruz. Sıfat-ı galibe demek, öyle olmuş ki her ne kadar insanlar arasında da kullanılması kökü itibarıyla mümkün ise de, fakat Cenab-ı Hakka has bir isim haline gelmiş. Allah'ın dışında kimse hakkında kullanıldığı vaki değil. Manidar olan, Cahiliye Arapları da kullanmamışlar.

Rahman isminin kısaca manası şu; bütün canlıların ve mahlûkatın hayatlarına lazım olan her şeyi, onların iradelerine bırakmadan ihsan eden Rezzak demek.

Rahim ismi ise biraz daha ahirete müteveccih bir isim. Cenab-ı Hakkın Rahmet sıfatını ifade eden bir isim. Rahim ismi başkaları için de kullanılabilir. Ama "er Rahim" denilince Allah kastedilir.

Not: Merhum allame Seyyid Süleyman Nedvi, diyor ki; "Şu noktayı da söylemeden geçmeyelim ki, "Rahman" kelimesi İslam'dan önce sadece Hıristiyan Araplar arasında kullanılıyordu. Diğer Araplar arasında yalnız Allah kelimesi kullanılmıştır."(Süleyman Nedvi, Asr-ı Saadet, Peygamberimizin Tebligat ve Talimatı, Cilt, 1, s: 577, tercüme, Ali Genceli, Sebilürreşad Neşriyatı, İst. 1967) 

* "Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede rahmettir.(Sözler s: 10 ) Cenab-ı Hakkın Rahmeti olmasa şu kâinat birdenbire harap hale gelir. Bizim vücudumuzda başı işler bize bırakılmış, vah halimize diyorum. Şu an bir kontrol etsek belki yüzde kırkımızın tırnağı uzamıştır. Hâlbuki Cenab-ı Hak bir kalbimizin çalışmasını, bir beynimizin çalışmasını, bir gözümüzün ihtiyaçlarını çok şükür ki bize bırakmamış. Bir papatyanın yetişmesini, bir muzun büyümesini ve hakeza.

Üstad, "insanın düşünmek, söylemek ve yemek gibi en zahir ef'al-i ihtiyariyesinden yüz cüz'ünden onun dest-i ihtiyarına verilen ve daire-i iktidarına giren yalnız meşkûk tek bir cüz'dür.(Lem'alar s: 117 ) diyor. O yüz cüzden bir tek cüz haricinde hep Cenab-ı Hakkın rahmetiyle işler cereyan ediyor. O rahmet olmasa her şey perişan hale gelir.

* "Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedahe yine rahmettir. (Sözler s:10) "Karanlıklı mevcudatı ışıklandıran" ne demek? Bediüzzaman hazretlerinin Mektubat adlı eserinde 29. Mektubun beşinci risale olan beşinci kısmında bu mesele gerçekten çok güzel açıklanıyor. Orayı okumak lazım.

 Biz tabi eskiden

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ

(en-Nûr, 24/35)derken, biz bunu "Allah göklerin ve yerin nurudur" diye meal veriyorduk. Bazıları "nurlandırandır" diye meal vermiş. Sonra oradaki izahı okuyunca mesele çok tavazzuh etti.

Not: Burada Ömer Tellioğlu beyefendinin şu izahını koymayı uygun gördüm; "Bu ayet sınırsız olanı sınırlı olan insan idrakine yakınlaştırmak için bir örnektir. Göklerde ve yerlerde bulunan bütün varlıkları aydınlatan, dilediğini nûruyla hidayete erdiren Allah Teâlâ kastedilmektedir. Yoksa işrakilerin ve diğerlerinin iddia ettiği gibi Allah Teâlâ'nın zatının, nûr olduğunu söylemek sapıklıktır. Allah Teâlâ, nûrun yaratıcısı ve var edicisidir:

"Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nûru) var eden Allah'a mahsustur"(el-En'am,6/1).
Ayetin müteşabih olduğu gayet açıktır. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, ayette, mucizevî bir ifade ile Allah Teâlâ'nın, bütün kâinatı ortaya çıkaran, insanlara bunun varlığını gösterip idrak ettiren, varlığa dair gerçekleri onlara bildiren, kalbleri huzura kavuşturan ve dilediğine hidayet yolunu açan gerçek Rab olduğu gerçeğinin kastedilmiş bulunduğu açığa çıkmaktadır. Bu kelime Allah hakkında dar ve sınırlı anlamıyla değil, ancak mutlak anlamıyla kullanılabilir. Yani yalnızca o, tezahürün, görünmenin, ortaya çıkmanın gerçek ve asıl nedenidir; aksi halde kâinatta karanlıktan başka hiç bir şey olmaz. İşık veren ve başka şeyleri aydınlatan her şey, ışığını ondan alır. Hiç bir şeyin ışığı kendinden değildir.

Nûr kelimesi, "bilgi" anlamında da kullanılır. Dolayısıyla, cehalete "karanlık" denir. Allah, bu anlamda da kâinatın nûrudur. Çünkü hakikat ve hidayetin bilgisi yalnızca O'ndan gelir. O'nun nûruna başvurmadan, dünyada karanlıkla cehalet ve neticede kötülük ve şerden başka bir şey olmayacaktır (Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'an, İstanbul 1986, III, 488).

Ayetteki; "O'nun nurunun misali..."cümlesi, "Allah göklerin ve yerin nurudur" ifadesinden doğabilecek bir yanlış anlamayı ortadan kaldırmaktadır. Burada Allah için "nûr" kelimesinin kullanılması, hiç bir zaman O'nun zatının nûr olduğu anlamına gelmez. Nûrun kaynağı olarak mükemmelliğinden dolayı, Allah'a "nur" denilmiştir. Ayetin başında yer alan "Allah göklerin ve yerin nûrudur" anlamındaki "Allahu nurissemavâti vel ard " nazmının delâletiyle, İslamî kaynakların tamamında, ayetten bağımsız olarak kullanıldığı zaman, bu cümle ile mutlak anlamda Allah Teâlâ'nın kastedildiği anlaşılır."(Ömer Tellioğlu, Şamil İslam ansiklopedisi, Nur maddesi)

* "Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe rahmettir." (Sözler s: 10) Bu misal çok mühim. Bir elma ağacı düşünün Topraktaki bütün kökleri, topraktan aldığı bütün besinler, elma meyvesine bakıyor. Aynen öyle de kâinat bir ağaç, insan onun en mükemmel meyvesi ve kâinatta ne varsa, insana bakıyor. Burada Kırkıncı Hocamın misali aklıma geldi. Şöyle diyordu; "Bütün kâinat emrine koşsun. Bütün kâinatın hazırladığı yiyecekleri ye. Sıra namaza gelince, hem seni hem de yükünü taşıyan deveye deki "git namaz kıl" Olur mu?..

Not: Kırkıncı hocamızın Nükteler'deki izahı da şöyledir; "Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesine de in­san olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme ihtiyârı bize bırakılmış olsa idi hangisini seçecektik? Elbette ki insanlığı... O halde, deve yükünü taşırken, biz niçin ibadetimizi yapmıyoruz?(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 32, Cihan Yayınları, İst. 1987)

*Hocam yine-Allah selamet versin- çok güzel bir misali var. Hani Üstad diyor ya; "iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor, iman, bir intisabdır." Sözler (s: 311 ) İnsan intisaptan şeref duyar. Mesela çok tanınmış bir zatın yeğeni ise, kendisini tanıtırken "ben filanın oğluyum" demekten ziyade "ben filanın yeğeniyim" der. İnsan da bu intisaptan şeref duyma duygusu var. Ya biz Cenab-ı Hakkın muhataplarıyız. Bu şerefin farkına varabilsek..Kur'an bize gönderilen bir mektup. Hem de Rabbimizden.

Not: Kırkıncı Hocamızın misalinin aslı şöyledir; "İnsan için en büyük şeref, Allah'a (C.C.) kul olma ve bunu idrak etme keyfiyetidir. Bir adama kimin oğlu olduğu sorulduğunda, şayet o adamın amcası, babasına nazaran daha meşhur bir kimse ise, onun vereceği cevap, falan zatın yeğeniyim, şeklinde olacaktır. Bu cevap, intisaptaki şerefi takdir et­menin bir ifadesidir.

Bir insan, amcasının şerefiyle iftihar eder ve ona intisap ile şereflenmek isterse, Hâlik-ı Küll-i şey olan Hakim-i Ezelîye iman ile intisab eden kimse­lerin ne derece şeref kazandıklarını kıyas ediniz. Bu şereften istifade etmemek aklın kârı değildir. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 28-29, Cihan Yayınları, İst. 1987)

*İnayet delili; Millet inayeti yardım manasına anlıyor. Gerçi içinde yardım manası da var. Ama Üstadın kullandığı manada inayet, şu kâinattaki ekmel nizam içerisinde, her şeyde maksat ve gayelere riayet edilmesidir. 

*İnsan ahsen-i takvim suretinde yaratılmış. Bunun bir manası da kâinattaki her şeyin insanın faydalanmasına göre değer kazanmasıdır.

 *Gidin bir baklavacıdan bir baklava dilimini veya bir mağazadan bir elbiseyi parasını ödemeden alın bakalım. Hemen polisler ensenize yapışır. Ya merhamet eden, hangi şeftali ağacına elinizi uzattınız da "önce parasını ver kardeşim" diye dalını gözünüze soktu?

*Kâinat bir el örme halı gibi. Merkezi nakış insan. Her taraftan onun hizmetine verilen hayvanlar ve bitkilerde halının ipleri. Onlardaki ufak bir intizamsızlık ve ölçüsüzlük merkezdeki nakşın mahvolmasına sebebiyet verir.

 *On ciltlik bir kitap düşünelim. Fihristinde hangi maddenin kaçıncı cilt, kaçıncı sayfasında oluğu yazılıdır. Elimizdeki ciltte o madde olmasa bu ne demektir, demek ki ikinci ciltte var. İşte insan da kâinatın bir fihristsi ve bu fihristinin içinde üstadın deyimiyle bekaya acayip bir aşk var. Ama bu dünya fanilik üzerinde olduğundan bu dünyada bekanın olmaması ama insan fihristinin de bekaya âşık olması gösteriyor ki, ikinci cilt olan ahiret kitabında baki bir hayat var.

*Önümüze bir elma geldi. Besmele çekerek yersek şöyle demiş oluyoruz; "benim iradem olmadan, benim ihtiyaçlarımı bilerek, bu elma ağacının bütün ihtiyaçlarını görerek, kâinattaki bütün nimetler gibi bunu da benim emrime veren, Rahman ve Rahim Allah'ın ismiyle, izniyle yemeye başlıyorum." Bu bismillahların manasını tam anlamak için bu lem'ayı herhalde en azından beş altı defa tefekkürle okumak lazım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

Sahabilerim yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz."

Rezin

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI