Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR’DA ŞEFKAT VE MÜTEŞABİHAT-2

ŞEFKAT BEDDUA BİLE ETMEYİ MENEDİYOR: “Risale-i Nur mesleğinin en mühim bir esası olan sırr-ı şefkat için, bir masuma zarar gelmemek için bana zulmeden canilere beddua ile etmeyi şefkat menediyor.”(1) “Çünki o zalim gaddarın, ya peder ve vâlidesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi masumlara maddî ve manevî darbe gelmemek için, o dört masumların hatırına binaen o zalim gaddara ilişmiyorum. Bazen helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve asayişe kat'iyyen ilişmiyoruz(2


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2015-08-15 06:48:20

ŞEFKAT BEDDUA BİLE ETMEYİ MENEDİYOR:

"Risale-i Nur mesleğinin en mühim bir esası olan sırr-ı şefkat için, bir masuma zarar gelmemek için bana zulmeden canilere beddua ile etmeyi şefkat menediyor."(1) "Çünki o zalim gaddarın, ya peder ve vâlidesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi masumlara maddî ve manevî darbe gelmemek için, o dört masumların hatırına binaen o zalim gaddara ilişmiyorum. Bazen helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve asayişe kat'iyyen ilişmiyoruz(2)

ESMA VE SIFATLARDAKİ ŞEFKATİN TAHLİLİNDE BESMELE ÖRNEĞİ:

Birinci Söz'deki besmelenin şerhinde, Rahman ve Rahim isimlerinin en geniş ve ihatalı manasına rahmet denilmiş. Rahmetin bu ihatasını şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahade rahmet olduğu belirtildikten sonra; Rahmetin bir tecellisi olan acımak ve merhamet etmek manalarına da şefkat denilmiştir.(3)

Şefkat ve rahmetin bütün kâinatı şenlendirecek kadar ihatalı manasından dolayı, kâinattaki diğer umumi kanunlardan, adalet, teavün, tenasül, mübareze ve müsabaka gibi geniş bir kanun olduğu anlaşılmaktadır.(4)

Şefkatin bu geniş ve ihatalı manasından dolayı hem Cenab-ı Hakk'a, hem insanlara hem de mahlûkat ve masnuata bakan yönleri var.(5)Şefkat genellikle cemali tecellilerin mazharı olmakla beraber, zaman zamanda tedip, terbiye ve ikaz maksatlı celali tecellilerin de mazharı olabiliyor.(6)

Şefkatin cemali tecellilerinden, lütuf, kerem, ihsan, ikram ve şifa gibi manalarını anlamakta güçlük ve zorluk çekmezken, Celali tecellileriyle karşılaşınca onları anlamak idrak etmek ve rıza göstermekte bir takım zorluklar yaşanabiliyor.(7)

Çünkü şefkat kanununun umumiyetindeki bazı istisnalardan (şuzuzat) Üstadında "şeriat-ı fıtrıye" dediği bazı icraatlar zahiri nazarlara ters gelebiliyor. Mesela hadiste: "Boynuzsuz hayvanın hakkı kıyamette boynuzludan alınır" buyrulmasından şefkat kanununa muhalafet veya muvafakatin hayvanları da kapsadığı anlaşılmaktadır.

Mesnevi Nuriye'de belirtildiği gibi, aç bir canavarın bir ceylanın yavrusunu parçalamasıyla şefkat kanununa muhalefeti insafsız bir avcı tarafından vurulmasına, küçük bir çocuğun sineğin kanatlarını koparmasıyla, yine şefkate muhalefetten düşüp, başının kırılarak cezalandırılması iktiza edebiliyor.(8)

Üstad, Mesnevi Nuriye'de anlamakta zorlandığımız bu mesele için "kıyas-ı binnefs" tabirini kullanıyor. Yani kendi şefkatimizle Cenab-ı Hakkın şefkatini yanlış bir şekilde kıyaslamaktan kaynaklandığını söylüyor. Fakat bu konuda daha fazla ayrıntılı şerh ve izaha ihtiyaç devam ediyor.

Bu meselenin halli, Nur külliyatındaki Canab-ı Hakkın isim ve sıfatlarına dair, tahlillerin daha dikkatli bir nazarla müzakeresinden geçiyor.(9) İşaratül İcâz isimli eserden çok hülasa olarak özetlediğimiz şu cümleler, bahsin anlaşılmasını kolaylaştırıyor;(10)

ZÂTİ SIFATLAR:

Cenab-ı Hakkın kendi Zât-ı Akdesini, her türlü eksik ve noksanlıktan tenzih eden sıfatlardır. Bunlar; vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetün lil havadis, kıyam-ı binefsihi'dir. Bu selbi sıfatlar sadece Allah'ın Zâtı ile ilgili sıfatlardır.

SÜBUTİ SIFATLAR:

Rahman ismi ise, sıfat-ı seba denilen sübuti sıfatlara işaret eder. Bunlar; hayat, ilim, irade, kudret, sem, basar, tekvin'dir. Bu sübuti sıfatlar, hem Allah'ın Zâtı ile ilgilidir, hem de varlıklar üzerine tecelli eder.

FİİLİ SIFATLAR:

Rahim ismi de, fiili sıfatlara (Eşariye mezhebine göre) veya tekvini sıfatlara (Maturidiye mezhebine göre) işaret eder. Mesela: Tahlik:(yaratmak) İmate:(öldürmek) Terzik:(rızıklandırma) İnam: (nimetlendirme) gibi.

Rahim isminin bu sıfatlara işaret ettiğini bu sıfatların "gayriye" olduğunu yani Allahın zatının sadece ayn üzerinde değil de gayr üzerine de yani masiva üzerinde kâinat üzerine de tecelli halinde olduğunu beyan eder.

HABERİ SIFATLAR:

Cenab-ı Hak kendi kitabında Zât-ı Akdesini selbi sübuti ve fiili sıfatlarla andığı gibi, bazı müteşabih sıfatlarla da anmış, el, yüz, ayak, istiva gibi sıfatlar vermiş. Mezhepler ve kelam âlimleri bu tür sıfatları, kitap ve sünnetle bildirilmiş olduğu için "haberi sıfatlar" olarak ifade etmişler.

Ancak bu sıfatlar insanların sıfatlarıyla anlatılan kavramlar olduğu ve gerçek manasının da ne oldukları bilinmediği için "müteşabih sıfatlar" demişler. Bunlar; istiva, vech, yed, yemin, kabza, gazab gibi sıfatlar olup hepsi de müteşabihattandır.

RAHMET VE ŞEFKAT:

Rahmet sıfatı da Kur'an'da zikri geçen sıfatlardandır. Nur suresi 10. Ayette "Ya Allah'ın size fazlı ve rahmeti bulunmasa ve Allah Tevvab ve Hakim olmasa idi (suçluların hali nice olurdu) ayeti ile, Araf suresinde 154. ayette "Musa Rabbinden korkanlar için hidayet ve rahmet yazılı olan levhalar aldı" gibi ayetlerde de ifade edildiği gibi rahmet de Allahın sıfatlarından bir sıfattır.(11)

Rahmet sıfatı Risale-i Nurda 10.ve 32. Sözlerde "acımak ve şefkat etmek" manaları verilerek açıklanmış.(12)

Bahsimize biraz daha açıklık getiren İ.İcazda, rahmet ve şefkat ile ilgili önemli şöyle bir soru cevap var:

 Sual: Rahmet sıfatı madem acımak ve şefkat etmek (rikkatü-l kalp) manasını taşıyor. Her şeyden (eksik ve kusurdan) münezzeh ve mukaddes olan Cenab-ı Hak hakkında bu sıfat nasıl caiz olabilir? Çünkü acımak ve şefkat etmek manaları sanki bir zaafı işmam edip hatıra getiriyor?

 Üstad, bu önemli suale haberi sıfatların temel bir özelliğini nazara vererek cevaplamış ve demiş ki: "Yed, vech, istiva, yemin, kabza ve gazap gibi, rahmet de ve onun manası olarak suale konu olan rikkatül kalp yani acımak ve şefkat etmek müteşabihattandır.(13)

Rahmetin bir manası olan şefkatin müteşabihattan olması, onu Cenab-ı Hakka bakan cihetiyle niçin tam anlayamadığımıza bir miktar açıklık getiriyor. Çünkü İslami kaynaklarda müteşabihat "Mana yönünden birden fazla ihtimal taşıdığı için anlaşılmasında güçlük bulunan lafız veya ifade"(14) şeklinde tanımlanıyor.

Kur'an'da müteşabihat, sadece haberi sıfatlarla sınırlı olmayıp Cenab-ı Hakkın Zât ve diğer sıfatlarının da mahiyetine ilişkin ayetlerde de müteşabihatlar bulunduğu ifade edilmiş(15)

Şefkatin müteşabihat olmasından dolayı Nur külliyatında yaklaşık 140-150'ye yakın sayıda şefkat farklı açılardan ele alınarak, farklı tarifler getirilmiş.

Şefkat-i mukaddese ve müteşabihat:

Üstad, şefkat, aşk, ferah, mesruriyet ve lezzet gibi ûlvi manaları tahlil ederken, özellikle masnuata ait şefkatle, Cenab-ı Hakka ait şefkat arasına çok önemli bir sınır getirir. Buna bazen kudsiyet, bazen mukaddes, bazen de münezzeh gibi tenzihi ifade eden gayet ihtiyatlı kelimeler ve tedbirli ifadeler kullanır.(16)

Çünkü konu çok hassas ve naziktir. İmkân dairesinin şartlarıyla sınırlı idrak sahibi olan insanlara, sonsuza ait, gaybi, mutlak ve müteşabih manaları, izn-i şer'i dairesinde hata yapmadan, ulûhiyet dairesine hürmetsizlik etmeden, zihinlerde de bir istifham bırakmadan anlatmaya çalışıyor.

Mesela Sözler'de: "iftihar ve memnuniyet ve ferahla tabir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuun-u münezzeh, o derece âlî ve mukaddestir ki; bütün ukûl-ü beşer ittihad edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihata edemez."(17) diyor.

Bu bölümlerde şefkatin müteşabihat'ına vurgu yapan iki çok önemli kelime var. Bunlardan birisi kudsiyet diğeri de mukaddes kelimesidir.

"Kudsiyet: Yaratılmışlık özelliklerinden ve mahiyetinin idrak edilmesinden münezzeh oluş manasında Allaha izafe edilen bir kavramdır.

Mukaddes de, kutsallık nisbet edilmiş manasında olup, her çeşit kusur ve ayıptan münezzeh anlamına gelir. Bu anlamda sadece Allah ve Onun sıfatları ve İsimleri mukaddestir."(18)

"Bu kelimelerin aslı ism-i Kuddus olup takdis ve tesbih kelimeleridir. (Yani) Zâtın tenzih açısından ne olduğunu söylemeye takdis, ne olmadığını söylemeye tesbih denilir. (Ve de) Tesbihin ibadetlerle takdisin de marifet ve inançla gerçekleşeceği belirtilmiştir"(19)

 ŞEFKAT-İ MUKADDESE VE MEVCUD-U MEÇHUL

Mesnevi-i Nuriye'nin Habbe bölümünde Cenab-ı Hakkın Zât ve sıfatlarına iki ayrı bakış tarzı nazara veriliyor.

 (Birincisinde): "Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı i'lam edecek bir ifade de değildir.

(İkincisinde ise): Maahaza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes'i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder"(20) diyor.

 Bu paragrafta bahsimiz olan müteşabihata nasıl bakılır ile ilgili çok çarpıcı bir pratik uygulaması yapılıyor. Şöyle ki: Cenab-ı Hakkın gerek Zâtını gerek sıfatlarını bize bildirmek ve tanıttırmak için bir tenezzülat-ı İlahiye olan bazı kelime ve kavramlar üzerinden, işte bu budur demenin ne kadar eksik ve yanlışlığı belirtiliyor.

Doğrusu ise; Zâtı ve sıfatları anlatan o kelime ve kavramlar müteşabih manalar olmasından dolayı sadece Zât-ı Akdes'i mülahaza için birer unvan olmalarıdır. Üstadın ifadesiyle, en doğru ve en orijinal ifade 'mevcud-u meçhul' ünvanıdır.

Bu mevcud-u meçhul terkibi hem, Zât-ı Akdesi, hem selbi, hem sübuti, hem fiili, hem de haberi sıfatları (yani müteşabihatı) çok enfes anlatan altın bir kavramdır. İşte bu altın kavramla Üstadın külliyatta kullandığı bütün müteşabihat'ı bununla okuyabiliriz. Mesela:

*Şefkat-i mukaddese

*Şuun-u münezzeh

*Mesruriyet-i kudsiye

*Lezzet-i kudsiye

*Aşk-ı münezzeh

*İftihar, memnuniyet, ferah gibi tabir edilemiyen ve tabirinden aciz kalınan,

*İzn-i şer'i de olmadığından yâd edilemiyen, gayet münezzeh ve mukaddes şuunatlar ancak mevcud-u meçhul ünvanıyla bir derece mülahaza edilebilir.

*Cenab-ı Hakkın Zâtına, sıfatlarına, isimlerine, fiillerine, Kuran ve sünnetle bildirilen diğer müteşabihata "kıyas-ı binnefs" yaparak, yani kendiyle kıyaslıyarak bakmamak lazımdır.(21) Çünkü "Sıfat-ı mutlaka-i muhita"(22) (ile) "hakikat-ı mutlaka mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur'an gibi bir nazar-ı külli lazım ki ihata etsin."(23)

AKIL İLE HİKMET ŞEFKAT İLE MUHABBET:

18. Mektubun sonunda mevzuumuzla alakalı çok önemli bir soru ve cevap var.

Hikmet ve akıl ile halledilmeyen bir mes'ele-i mühimme.

 كُلَّيَوْمٍهُوَفِىشَاْنٍ٭فَعَّالٌلِمَايُرِيدُ

Sual: Kâinattaki mütemadiyen şu hayret-engiz faaliyetin sırrı ve hikmeti nedir? Neden şu durmayanlar durmuyorlar, daima dönüp tazeleniyorlar?

(El cevap: Kâinattaki dehşetengiz ve hayretnüma hadsiz faaliyet, iki kısım Esma-ı İlahiyeye istinat ederek iki hikmet içindir. Herbir hikmet nihayetsizdir Belki şu hikmetin izahı bin sahife ister.)

Birincisi: Cenab-ı Hakk'ın esma-i hünsasının hadd ü hesaba gelmez enva'-ı tecelliyatı…, kâinat kitabını ve mevcudat mektubatını ânen fe-ânen tazelendirmek isterler. Yani, yeniden yeniye manidar yazmak …iktiza ederler.

(Çünkü: كُلَّيَوْمٍهُوَفِىشَاْنٍ٭فَعَّالٌلِمَايُرِيدُ

O her gün yeni bir iştedir(24)

O dilediğini işleyendir.(25) Gibi ayetler bunu iktiza ederler)

 İkinci sebeb ve hikmet: Nasıl ki mahlûkattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hattâ her bir faaliyette kat'iyyen lezzet vardır…

Öyle de Vâcib-ül Vücud'a lâyık bir tarzda ve istiğna-i zâtîsine ve gına-i mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına münasib bir şekilde hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var.

*Ve o şefkat-i mukaddese ve o muhabbet-i mukaddeseden gelen hadsiz bir şevk-i mukaddes var.

*Ve o şevk-i mukaddesten gelen hadsiz bir sürur-u mukaddes var.

*Ve o sürur-u mukaddesten gelen -tabir caiz ise- hadsiz bir lezzet-i mukaddese var.

*Hem o lezzet-i mukaddeseden gelen hadsiz terahhumdan, mahlûkatın faaliyet-i kudret içinde ve istidadları kuvveden fiile çıkmasından ve tekemmül etmesinden neş'et eden memnuniyetlerinden ve kemallerinden gelen ve Zât-ı Rahman-ı Rahîm'e ait -tabir caiz ise- hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette, hadsiz bir faaliyeti iktiza ediyor.(26)

Dipnotlar

1- Emirdağ Lh. 586

2-Emirdağ Lh.479

3-Sözler:108, 1022

4-Sözler.108, 2935

5-Mesnevi (Nesil):404

6-Şualar:512

7-Lem'alar (Hasbiyeler):558

8-Mesnevi (Nesil) :159

9-Mesnevi (Nesil) 429

10-İ.İcaz: 32

11-S. Kösmene, Esma-i Hüsna, 50

12-Sözler:108-1022

13-İ.İcaz:34

14-D.İ.A: 32.cilt: 204

15- D.İ.A: 32.cilt:206

16- Mektubat: 149-498

17-Sözler: 1014

18- D.İ.A: 26. cilt: 315-495

19- D.İ.A: 26. cilt: 315-495

20-Mesnevi:211

21 -Mesnevi: 429

22-Mesnevi:211

23-Sözler:713

24-Rahman suresi: 29

25-Hud suresi.107

26-Mektubat: 148-9

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Sadık, 2015-11-26 15:07:03

Allah razı olsun. Tahdiş-i ezhana sebebiyet vermeden çok güzel bir izah olmuş.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

İnfitar Suresi/6-8

Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

GÜNÜN HADİSİ

Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır.

Tirmizi, Birr 14, (1918)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI