Cevaplar.Org implant

ABDURRAHMAN NURSİ'NİN VEFATI-1

ABDURRAHMÂN NURSÎ (1903 NURS -1929 ANKARA), VEFÂTI VE EHL-İ ZINDIKANIN SAİD NURSÎ’YE HÜCUMU YEĞENİNDEN BAŞLAMASI Said Nursi, yeğeni Abdurrahman’dan Risâle-i Nurlarda çeşitli yerlerde bahseder. Abdurrahman, Said Nursi’nin ağabeyi Molla Abdullah’ın oğludur. Abdurrahman, İstanbul’da 1918’den Ankara’da 1923 Nisan’ına kadar amcası Said Nursî ile beraber bulunmuştur(1).


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-07-30 15:01:25

ABDURRAHMÂN NURSÎ (1903 NURS -1929 ANKARA), VEFÂTI VE EHL-İ ZINDIKANIN SAİD NURSÎ'YE HÜCUMU YEĞENİNDEN BAŞLAMASI

Said Nursi, yeğeni Abdurrahman'dan Risâle-i Nurlarda çeşitli yerlerde bahseder. Abdurrahman, Said Nursi'nin ağabeyi Molla Abdullah'ın oğludur. Abdurrahman, İstanbul'da 1918'den Ankara'da 1923 Nisan'ına kadar amcası Said Nursî ile beraber bulunmuştur(1).

Said Nursî, Abdurrahman için "benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellim ve hakikî vârisim ve bir dehâ-yı nuranî sâhibi olacağı muhtemel olan birâderzâdem" diye bahseder. Abdurrahman; Said Nursi'nin, kendisinden büyük hizmetler beklediği kişi olmuştur. Genç yaşta vefatından sonra talebelerinden Hulusi'nin onun yerine geçtiğini, Abdurrahman'dan beklediği hizmetleri yerine getirdiğini, Cenâb-ı Hak'ın Hulusi'yi, Kur'ân ve iman hizmetinde kendisine bir talebe, bir yardımcı tayin ettiğini söyler.(2)

Birinci Dünya Harbi'nde esaretten kurtulup, İstanbul'a döndükten [17 Haziran 1918] sonra Said Nursî Dârü'l Hikmeti'l İslâmiye azalığına tayin edilir [13 Ağustos 1918]. Dârü'l Hikmetü'l İslâmiye azalığı vazifesinde iki sene kadar maaş alır.(3) Hükümetin Said Nursi'ye Dâr'ül-Hikmet'te verdiği maaş yüz liradır.(4) Said Nursî, İstanbul Çamlıca'da Abdurrahman ile beraber kalır, amcasının iktisatlı hayatına dikkatini çeker, amcasıyla ilgili şu hatırasını anlatır: "Haline dikkat ediyordum ki, zaruretten fazla kendine masraf yapmıyordu. Maişetçe neden bu kadar muktesid yaşıyorsun diyenlere cevaben: "Bu para bize helâl değildi."

-Ben sevad-ı azama [halkın ekseriyetine] tâbi' olmak isterim. Sevad-ı azam ise, bu kadar tedarik edebilir. Ben, ekalliyet-i müsrifeye [müsrif azınlığa] tâbi olmak istemem, demişlerdir.

Dâr-ül Hikmet'ten aldığı maaştan mikdar-ı zarureti ayırdıktan sonra, mütebâkisini bana vererek, "Hıfzet!" derdi. Ben de, bir sene zarfındaki fazla kalmış paraları amcamın bana olan şefkatine; hem malı istihkar etmesine itimaden, haberi olmadan tamamen sarf ettim. Sonra bana dedi ki: "Bu para bize helâl değildi, millet malı idi, niçin sarf ettin? Mademki öyledir, ben de seni vekilharçlıktan azl ile kendimi nasbettim!"

"Maaştan bize ölmeyecek kadar caizdir, gerisi millet malıdır."

Bir müddet aradan geçti... Hakaikten on iki te'lifatını tab'ettirmek kalbine geldi. Maaştan toplanan paraları, o telifatların tabına verdi. Yalnız bir-iki küçüğü müstesna olmak üzere, diğerlerini etrafa meccanen –bedâvâ- dağıttı. Niçin sattırmadığını sual ettim. Dedi ki: Maaştan bana kût-u lâyemut [ölmeyecek kadar] caizdir; fazlası millet malıdır. Bu suretle millete iade ediyorum."(5)

Said Nursi; Abdurrahman'la beraber kaldığı ve "hayatım, hayat-ı dünyeviye cihetinde bizim gibilere en mes'ûdane bir hayat sayılabilirdi", dediği o günleri 1934'lerde yazılan 26. Lem'a'nın 11. Ricâ'sında şu şekilde anlatır:

"Esaretten geldikten sonra, İstanbul'da Çamlıca tepesinde bir köşkte, merhum biraderzadem Abdurrahmân ile beraber oturuyorduk. Bu hayatım, hayat-ı dünyeviye cihetinde bizim gibilere en mes'ûdane bir hayat sayılabilirdi. Çünki esaretten kurtulmuştum, Dâr-ül Hikmet'te meslek-i ilmiyeme münasib en âlî bir tarzda neşr-i ilme muvaffakıyet vardı. Bana teveccüh eden haysiyet ve şeref, haddimden çok fazla idi. Mevkice İstanbul'un en güzel yeri olan Çamlıca'da oturuyordum. Hem herşeyim mükemmeldi. Merhum biraderzadem Abdurrahmân gibi gâyet zeki, fedakâr, hem bir talebe, hem hizmetkâr, hem kâtip, hem evlâd-ı maneviyem beraberdi."(6)

Abdurrahman, amcasıyla İstanbul'da bulunduğu sırada Said Nursî'nin; doğumu, Rus esareti, esaretten kurtuluşu, İstanbul'a dönüşü ve İstanbul'da Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azalığına kadarki hayatını anlattığı bir "Tarihçe-i Hayat" -biyografi- yazar ve bastırır. Said Nursi, yeğeninin yazdığı bu tarihçeden Risalelerde bahseder.(7)

Said Nursî, 17 Nisan 1923'te Ankara'dan ayrılmış(8), Abdurrahman Ankara'da kalmıştı. Bu ayrılışlarından sonra altı yedi sene kadar birbirlerinden haber alamamışlardı. Said Nursi: Barla'da sürgündeyken:"Ne o benim yerimi biliyor ki yardıma koşsun, teselli versin ve ne de ben onun vaziyetini biliyordum ki, onunla muhabere edeyim, dertleşeyim. Benim bu ihtiyarlık vaziyeti zamanımda; öyle fedakâr, sadık birisi bana lâzımdı." dediği günlerde birden birisi ona Abdurrahman'dan bir mektub getirir.(9)

Abdurrahman'ın Vefatından Önce Amcasına Yazdığı Mektup "(Hulûsi Bey'in selefi, yirmi altı yaşında vefat eden biraderzâdem Abdurrahman'ın vefatından bir iki ay evvel yazdığı mektubudur.)

بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ

Ellerinizi öperim, duanızı dilemekteyim. Sıhhat haberinizi, irşad edici olan "Onuncu Söz" risalenizle beraber Tahsin Efendi vasıtasıyla aldım, çok teşekkür ederim. Evvelce gerçi emrinize muhalefet ederek muhterem ve değerli amcamdan ayrıldığıma pişman olmuş isem de ve itâbınıza müstehak olmuş isem de, bu da mukadder imiş. Ve Cenâb-ı Hakk'ın emir ve iradesiyle ve belki de bizim için hayırlı olduğu için oldu. Binâenaleyh ben cehalet sâikasıyla bir kusur yaptım ve belâsını da çektim. Bundan sonra çekmemek için afvınızı rica ve duanızı dilerim.

Aziz mamo (*)(10)! Şunu da şurada arz edeyim ki: Himaye ve himmetiniz sâyesinde, din ve âhiretime dokunacak ef'al ve harekâttan kendimi muhafaza ettim ve etmekte berdevamım. Gerçi dünyanın değersiz çok musibetlerini gördüm ve çektim ve birçok da lezâiz ve safâsını gördüm, geçirdim.

Hiç bir vakit ve hiç bir zaman unutmadım ki: Bunların hepsi hebâ olduğu ve dünyanın Allah için olmayan lezâiz ve safâsı neticesi zillet ve şedid azab olduğu ve dünyada Allah için ve Allah'ın emir buyurduğu yollarda çekilen ve çekilmekte olan mezâhim neticesi sonu lezzet ve mükâfat olduğunu bildiğim ve iman ettiğimden, fenâ şeylerin irtikâbından kendimi muhafaza edebildim. Bu his ve bu fikir ise terbiye ve himmetinizle zihnimde ve hayâlimde yer yapmıştır. Hakikat böyle olduğunu bildiğim için bütün meşakkatlere şükür ile beraber sabretmekteyim.

Şimdi amcacığım ve büyük üstadım! Habîs olan nefsimle mücadele edebilmek ve onun hevâî ve bilâhare elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve keremiyle rahatım. Kimsenin dediğini şer ise duymamazlığa gelir ve kimse ile fenâ hasletleri kapmamak için ihtilât etmemekteyim. Dairede müddet-i mesâiden hariç zamanlarımı kendi evimde Cenâb-ı Hakk'ın şükrü ile geçiriyorum. Bundan başka ey amca, sizden sonra şimdiye kadar en çok beni ikaz ve fenâ şeylerden men'eden, üstad-ı âzam ve mürşidim olan bu âyet-i kerîmeden duyduğum ve hissettiğimdir:

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

Ve öyle biliyorum ki; o gün de pek yakındır. (Hâşiye -1)(11)

 اَللّهُمَّ لاَ تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْيَا اِلاَّ مَعَ الشَّهَادَةِ وَ اْلاِيمَانِ duam bu ve itikadım böyledir ve böyle de iman ederim: {(Haşiye-2)(12)

آمَنْتُ بِاللّهِ وَ مَلئِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللّهِ تَعَالَى وَ الْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّهِ

(Haşiye-3)(13)

Biraderzâdeniz Abdurrahman

Abdurrahman'ın Üç Zâhir Kerâmeti

Demek Onuncu Söz onun hakkında bir mürşid-i hakikî hükmüne geçmiştir ki; birden onu derece-i velâyete çıkararak şu üç kerâmeti söylettirmiştir.

[1. اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

"Ve öyle biliyorum ki; o gün de pek yakındır." cümlesiyle "Cây-ı dikkattir, vefatını haber veriyor.";

2. اَللّهُمَّ لاَ تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْيَا اِلاَّ مَعَ الشَّهَادَةِ وَ اْلاِيمَانِ duam bu ve itikadım böyledir ve böyle de iman ederim" cümlesiyle "Hem iman ile gideceğini haber veriyor.",

3. آمَنْتُ بِاللّهِ وَ مَلئِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللّهِ تَعَالَى الْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّهِ وَ

"âhir nefesteki kelimat-ı imaniyeyi âhir-i mektubunda zikretmesi dünyadan kahramancasına imanını kurtarıp öyle gideceğine işaret eder."] (14)

Sekiz Senede Aldığı Kirleri 10. Sözle Silmiş.

Benden sekiz sene evvel ayrılmış. Onuncu Söz eline geçmiş, mektubun başında söylediği gibi çok azîm istifade edip sekiz sene zarfında aldığı kirleri onunla silmiştir. Hattâ tayyedilmiş –yukarıda yer verilmeyen- mektubunun diğer bir parçasında Onuncu Söz'ün şevkinden demiş; "Yazdığın Sözler'in hepsini bana gönder, kendi hattımla herbirisinden otuzar nüsha yazar ve yazdırırım. Tâ intişar edip kaybolmasın." İşte böyle bir kahraman vârisi kaybettim. Ruhuna elfâtiha. /Said Nursî(15)

Said Nursî; Mektubat isimli eserinde ise Abdurrahman ve vefatıyla ilgili şunları söyler: "Biraderzadem merhum Abdurrahman, sekiz seneden beri benden ayrılıp dünyanın gaflet ve evhamlarına bulaştığı halde, şahsıma karşı haddimden çok fazla hüsn-ü zannı varmış. Bende olmayan ve elimden gelmeyen himmeti istiyor ve meded bekliyordu. Kur'an-ı Hakîm'in himmeti imdadına yetişti. Haşre dair olan Onuncu Söz'ü, vefatından üç ay evvel eline yetiştirdi. O Söz onu manevî kirlerinden ve evham ve gafletten temizlemekle beraber; âdeta mertebe-i velâyete çıkmış gibi, vefatından evvel yazdığı mektubunda üç zâhir keramet izhar etmiş."(16)

"Kur'ân'dan Gelen Teselli Olmasaydı, Dayanmak Mümkün Olmayacaktı."

Said Nursi, Lem'alar 12. Rica'da Barla'da; yalnızlık, gurbet içinde 'sürgün adı altında işkenceli bir esaret' içinde yeğeni Abdurrahman'ın vefatını öğrendikten sonra duyduğu üzüntüsünü şu cümlelerle anlatır:

"Ahbabımı, akaribimi unutabiliyordum. Fakat vâ-hasretâ -ne yazık ki- birisini unutamıyordum. O da hem biraderzadem, hem mânevî evlâdım, hem en fedâkâr talebem, hem en cesur bir arkadaşım olan merhum Abdurrahmân idi."

Bu Rica'da Said Nursi, Abdurrahman'dan "deha derecesinde zekâya mâlik ve hakikî evlâdın çok fevkinde bir sadakat ve irtibatla bana hizmet edecek cesur bir talebem" diye bahseder. Yeğeninden gelen mektup ile "işkenceli esareti, kimsesizliği, gurbeti, ihtiyarlığı" unuttuğunu söyler. Abdurrahman'ın kendisine Kur'ân sırlarını neşir için kalemiyle yardım etmek istemesi Said Nursî'yi "hakikî evlâdın çok fevkinde bir sadâkat ve irtibatla bana hizmet edecek böyle cesur bir talebemi buldum diye" sevindirir.

"On Senelik Vazifeyi Bir-İki Senede Gördü"

Said Nursi, seneler sonra Abdurrahman'dan haber almıştı. Yeğeni, yazdığı mektupta risaleleri, yazmak ve çoğaltmak için amcasından istiyordu. Said Nursi de "dünyada benim hakikî vazifem olan neşr-i esrar-ı Kur'aniye" dediği îman hizmetinde onun "muktedir kalemiyle Kur'an ve iman hakikatlerinin neşrinde yardım etmek" istemesine sevinmişti. Fakat birkaç ay sonra yeğeni vefat etti. Vefat ettiğinde 26 yaşındaydı.

Said Nursî, genç yaşında vefat eden ve "Nur'un birinci şakirdi ve kahramanı"(17) dediği, Abdurrahman için Emirdağ Lâhikası'nda yer alan bir mektubunda 'çabuk dünyadan gideceğiz diye on senelik vazifeyi bir-iki senede gördüğünü söyler.(18)

Dipnotlar

1- "[Abdurrahman'ın] Çamlıca'da, Sarıyer'de beraber olduğu ve İngilizlere karşı 1920 yılı içinde neşredilen Hutuvat-ı Sitte eserinin İstanbul'da yayınlanmasında büyük hizmetleri olduğu gibi bilâhare 1922 Kasım'ında amcası ile Ankara'ya giderek (...) hep fedakârâne sadakatle, amcasının hizmetinde görülmüş; [Bediüzzaman'ın], bütün cazip ve şaşaalı tekliflerini reddederek, izzet-i ilmî ve vakarını muhafaza yolunda, fakr-u zarureti ihtiyar ederek Van'a gitmeye hazırlandığı zaman merhum Abdurrahman, amcasından ayrılmış, Van'a gitmemiştir." (Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdulkadir Badıllı, s. 364).

2- "Benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellim ve hakikî vârisim ve bir deha-yı nuranî sâhibi olacağı muhtemel olan birâderzâdem Abdurrahman'ın vefatından sonra, Hulusî aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi îfâya başlamasıyla ... bu şahsı, Cenâb-ı Hak bana hizmet-i Kur'ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş.", Barla Lâhikası, s. 8; "Biraderzadem merhum Abdurrahman'ın vefatını müteakib yanıma gelip, kuvvetli emarelerle Abdurrahman'ın yerine bana gönderildiği kalbime ihtar edilen, gayet çalışkan ve hâlis kardeşlerimizden, elmas kalemli, Kuleönlü Sarıbıçak Mustafa Hulusi", Barla Lahikası, 135.

3- "Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede bir iki sene maaşı kabul ettim.", Emirdağ Lâhikası, s. 16.

4-Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları, s. 456.

5-Tarihçe-i Hayat, s. 113-114; Said Nursî, 1935'teki Eskişehir Mahkemesi müdafaasında mahkemenin "-Ne ile yaşıyorsun?" sorusuna verdiği cevapta bu hususla ilgili olarak şunları söyler: "Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de aldığım maaştan çoğunu, o zaman yazdığım kitapların tab'ına sarf ettim; az bir kısmını, hacca gitmek için sakladım. İşte o cüz'î para, iktisat ve kanaat bereketiyle on sene bana kâfi geldi ve yüzsuyumu döktürmedi; daha o mübarek paradan biraz var.", Mahkeme Müdafaaları, s. 13; "Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede bir iki sene maaşı kabul ettim, fakat o parayı kitaplarımın tab'ına sarf ederek ve ekserini meccânen [karşılıksız] millete verip, milletin malını yine millete iade ettim.", Emirdağ Lâhikası, s. 16.

6-Lem'alar, s. 225.

7- "Biraderzâdem Abdurrahman tarafından on beş sene evvel İstanbul'da tab' ettirilen Tarihçe-i Hayatım"Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaları, s. 455; "Hürriyetin bidayetinde, Risalet-ün-Nurdan çok evvel, kuvvetli bir ümid ve itikad ile ehl-i imanın me'yusiyetlerini izale için " İstikbalde bir ışık var, bir nur görüyorum," diye müjdeler veriyordum. Hatta hürriyetten evvel talebelerime beşaret ederdim. Tarihçe-i hayatımda Abdurrahman'ın yazdığı gibi, "Sünuhat" misillü risalelerde dahi, " Ben bir ışık görüyorum" diye dehşetli hadiselere karşı o ümid ile dayanıp mukabele ederdim." Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 181; "Otuz sene evvelki hayatımın tarihçesini merhum Abdurrahman yazmış, tab'edilmiş." Emirdağ Lâhikası, s. 146.

8-Bediüzzaman, Ankara'dan ayrılma sebepleri hakkında Eskişehir Mahkemesi'nde yaptığı müdafaasında şunları anlatır: "Ankara reisleri, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte namındaki eserimle mücahedemi takdir edip, beni oraya istediler. Gittim [9 Kasım 1922, Perşembe]. Gidişatları, benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi.

"Bizimle beraber çalış", dediler.

Dedim: "Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz, fakat size de ilişmez."

Evet, ilişmedim ve ilişenlere de değil iştirak, meyil; bilakis teessüf ettim. Çünkü İslâmî adetler lehinde kullanılabilir acip bir askeri dehâyı, an'ane aleyhine bir derece çevirmeye maatteessüf bir vesile oldu. Evet; ben, Ankara reislerinde, hususan Reisicumhur'da muannit ve büyük bir dehâ hissettim ve dedim:

"Bu dehâyı, kuşkulandırmakla an'aneler aleyhine çevirmek câiz değildir. Onun için, ne kadar elimden gelmişse, dünyalarından çekildim, karışmadım. (...) Dâüssıla tabîr edilen vatan hasreti beni vatanıma sevketti. Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van'a gittim." Lem'alar, s. 233.

9-Lem'alar, s. 229.

10(*) Kürtçe amcacığım demektir.

11- (Hâşiye-1): Cây-ı dikkattir, vefatını haber veriyor.

12- (Haşiye 2): Hem iman ile gideceğini haber veriyor.

13- (Hâşiye 3) Âhir nefesteki kelimat-ı imaniyeyi âhir-i mektubunda zikretmesi dünyadan kahramancasına imanını kurtarıp öyle gideceğine işaret eder.

14-Barla Lâhikası, s. 23-25. 

15-Barla Lâhikası, s. 23-25. 

16-Mektubat, s. 381.

17- "İstanbul'da bulunan Nur'un birinci şakirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahman", Şualar, s. 408; Emirdağ Lâhikası, s. 370.

18- "Risale-i Nur'un kahramanlarından ve Hâfız Ali'nin makamına geçen merhum Hasan Feyzi'nin vefatı, (...) Aynen biraderzadem Abdurrahman gibi, bir-iki senede on sene kadar Nurlara kıymetli hizmet etti. Güya o da, Abdurrahman da çabuk dünyadan gideceğiz diye on senelik vazifeyi bir-iki senede gördüler.", Emirdağ Lâhikası, s. 170. 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Tevbe, 119

GÜNÜN HADİSİ

Gerçek Müslüman

Müslüman, dilinden, elinden müslümanlar selâmette kalan kimsedir. (Buhari, Kitabü'l İman -Abdullâh b. Amr b. Âs)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI