Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR MESLEĞİ-2

EN BÜYÜK FARZ İslâmiyet, mevcudât Sâniinin ve kâinat sahibinin ve âlemlerin Rabbi, ezel ve ebed Hâkim’i olan Allah’ın rızâsıdır. İslâmiyet hakikati, bütün âlemi yutacak, birleştirecek, besleyecek, ziyalandıracak bir istidattadır. Asıl insaniyet-i kübrâ -en büyük insaniyet- denilen şey: kâinatta ezelî adâletin, tecelli ve timsali olan İslâmiyet hakikatidir


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-06-01 06:30:02

EN BÜYÜK FARZ

İslâmiyet, mevcudât Sâniinin ve kâinat sahibinin ve âlemlerin Rabbi, ezel ve ebed Hâkim'i olan Allah'ın rızâsıdır. İslâmiyet hakikati, bütün âlemi yutacak, birleştirecek, besleyecek, ziyalandıracak bir istidattadır. Asıl insaniyet-i kübrâ -en büyük insaniyet- denilen şey: kâinatta ezelî adâletin, tecelli ve timsali olan İslâmiyet hakikatidir.[1]  

Bu zamanın en büyük farz vazifesi, İslâm birliğidir.[2] Risale-i Nur'lar uyanış içinde olan ve birlik için çalışan İslâm âleminin arayacağı ve bu geniş dairelerin nazarlarına hitap eden büyük mecmualardır.[3] Gelecek yakın bir zamanda, bu vatan, bu millet ve bu memleketteki hükümet, İslâm âlemine ve dünyaya karşı gayet şiddetle Risale-i Nur gibi eserlere muhtaç olacak; mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini, tarihî iftiharını onu ortaya koymakla gösterecektir.[4]

Muhatabı: Avrupa Feylesofları ve Mülhitler

Said Nursi'nin 'ekseriyetle muhatabı, evvela kendi nefsi, sonra Avrupa feylesoflarıdır, mücadelesinin, onlarla ve dinden çıkan içteki mülhitlerle olduğunu söyler: "Muhatabım, evvel kendi nefsim, sonra Avrupa feylesoflarıdır.[5] Ben, otuz senedir, Avrupa feylesoflarına ve Avrupa feylesofları hesabına dahilde ecnebi dolapları hesabına çalışan mülhitlere karşı mücadele ederek cevap vermişim ve veriyorum. Muhatabım, ekseriya nefsimden sonra onlar olduğunu, risalelerimi takip eden anlar."[6] 

MEŞGUL OLDUĞU VAZİFE

Said Nursi, Risale-i Nurları, mesleği itibariyle meşguliyetini Kur'ân'a ve îmâna hasretmesi neticesi yazdığını,[7] bütün hayatının neticesi ve sermayesinin Risale-i Nurlar olduğunu söyler.[8] 

Risale-i Nurlar milletin manevî varlığını ve îmanını anlatır: "Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve îmânını terennüm ediyorum. Yalnız Kur'ân'ın tesis ettiği tevhit ve îmân esası üzerinde işliyorum ki İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur."[9]

"Programımız budur ki: dünya bir misafirhânedir; insan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde ebedi hayata lâzım olanları tedarik etmekle vazifelidir.[10] En büyük dünyevi ve siyasi bir mesele, bizim nazarımızda ve hakikat cihetinde kıymeti pek azdır ve ehemmiyetsizdir; fakat bizim meşgul olduğumuz zaruri insani vazife ise, herkese her zaman ciddî alâkası var. Bu vazifemizi beğenmeyenler ve kaldıranlar, ölümü kaldırmalı ve kabri kapamalı.[11] Bu gözümüz önünde ve bizi bekleyen ölümün ebedî idamından ve karşımızda kapısını açan ve bizi kati olarak çağıran kabrin daimi karanlık haps-i münferidinden kurtulmağa çalışıyoruz. (…) Bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatinin, elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesinin fevkinde, en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu zarurisi ve kat'î bir ihtiyacıdır.[12] İnsanlar bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir îman ve ebedi saadet müjdesi istiyor ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor.[13]

"Risale-i Nur'un ve talebelerinin meşgul oldukları vazife yeryüzündeki bütün muazzam meselelerden daha büyüktür."[14] "Ehl-i dünyanın-Ehlu'llah olmayan, Allah'ı değil, dünyayı dost edinenlerin- bütün muazzam meseleleri Risâle-i Nur'un ve talebelerinin meşgul olduğu muazzam meselenin en küçüğüne mukâbil gelemez."[15] 

AVRUPA'NIN BOZUK ZANLARINA KARŞI

Risale-i Nurlar, Kur'ân-ı Azîmüşşan'a bir hizmet maksadıyla ve haksız hücumlara bir siper teşkil etmek fikriyle yazılmıştır.[16] İslâmın şeâirini -îmândan ibadete kadar İslâmiyet adına maddi mânevi ne varsa- tahrip eden ebedi düşmanlara karşı zaruri vazife, şeâire hayat vermek ve onu muhafazadır.[17] 

Risale-i Nur mesleği, 'Kur'ân hakikatlerini küfre, inkâra, karşı müdafaa etme vazifesini üzerinde taşımaktadır.[18]

Risale-i Nur, îman hakikatlerini muhafazaya çalışır; bu, Said Nursî'nin ilk eserlerinden itibaren görülür.[19] 1908'den önceki konuşma ve yazılarında, Kur'ân'ı esas alarak Avrupa'nın ifsat fikirlerinin bozgunculuğuna karşı Müslümanları ve Müslümanlığı korumaya çalışır.[20] 1316 (1900 / 901) sıralarında mühim fikrî bir değişiklik geçirir; bütün bildiği ilimleri, Kur'ân'ın anlaşılmasına ve hakikatlerinin ispatına basamaklar yaparak hedefini ve ilmî gayesini ve hayatının neticesini, yalnız Kur'ân bilir; Kur'ânın manevî mucizeliği, ona rehber ve mürşit ve üstat olur.[21]

Said Nursi'ye göre: Bin seneden beri Kur'ân aleyhinde biriken Avrupa itirazları ve evhamlarının İslâm âlemi içinde yayılmasına Birinci Dünya Harbi vasıta olmuştur. Harpten sonra 'gâyet müthiş bir zındıka –dinsizlik- fikri'nin, îman sahiplerinin fikirleri içine girip onu bozmak ve zehirlendirmek için çalıştığını ve 'ejderha' diye nitelediği bu zındıka fikrinin, 'îmânın erkânına ilişeceğ'ini görür ve onun 'başını dağıtacak derecede' Kur'an'dan ilhamen eser yazar.[22]

IRKÇILIĞA KARŞI

Risale-i Nur Mesleği menfi milliyete karşıdır. Irkçılık Frenk illetidir, bu illeti Avrupalılar, İslâmın içine parçalamak ve onu yutmaya hazır hale getirmek için atmışlardır. Risale-i Nur, öldürücü zehir olan bu illeti tedaviye çalışır.[23] Hakiki milliyetin esası ve ruhu: İslâmiyet; aklı, Kur'ân ve îmândır.[24]

Irkçılık düşmanlık hissini uyandırır ve tefrika sebebidir.[25] Görünüşte bir milliyetçilik ve hakikatte ırkçılık; bütün bu vatandaki sair unsurlardan bulunanlar aleyhine, serseri ve enâniyetli nefislere zevkli bir rüşvet olarak bir ırkçılık kardeşliği vermektir. Irkçılık yapmak, o zevkli faydadan bin defa daha ziyade hakikî kardeşleri düşmanlığa çevirme gibi acip tehlikeyi görememektir.[26]

Said Nursî; ırçılığın 'İslâmiyet kardeşliğine zarar' olduğunu, 'İslâmiyet milliyetinin her şeye mukabil' geldiğini söyler, 'o kudsi milliyeti' tutar; "Irkçılığı bırakınız; dört yüz milyon kardeşi kazandıran İslâmiyet milliyetine giriniz." der, daimâ bu dersi verir.[27] Irkçılığın tehlike ve zararlarına, İslam tarihinden ve yakın tarihten verdiği örneklerle dikkat çeker:

"Emeviler, bir parça milliyet -ırkçılık- fikrini siyasetlerine karıştırdıkları için, hem İslâm âlemini küstürdüler, hem kendileri de çok felâketler çektiler. Hem Avrupa milletleri, şu asırda unsuriyet –ırkçılık- fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Alman'ın çok ebedî düşmanlıklarından başka; Birinci Dünya Harbi'ndeki dehşetli hâdiseler dahi, menfi milliyetin insanlığa ne kadar zararlı olduğunu gösterdi. Hem bizde Hürriyetin başlangıcında (II. Meşrutiyet'in ilanı), -Babil kulesini harabiyeti zamanında "tebelbül-ü akvam" tabir edilen "kavimlerin şubelere ayrılması" ve o ayrılma sebebiyle dağılmaları gibi- menfi milliyet fikriyle, başta Rum ve Ermeni olarak pek çok "kulüpler" namında ayrılık sebebi kulüp, çeşitli mülteci dernekleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar, ecnebilerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların halleri, menfi milliyetin zararını gösterdi."[28]

KUR'ÂN NURUNU SÖNDÜRMEK İSTEYENLERE KARŞI

Risale-i Nur'larda; Kur'ân nurunu söndürmek isteyenlere karşı yapılan mücadelede Said Nursi ve Risale-i Nur nurlandırma -aydınlatma- vazifesini gördüğü anlatılır:

'Avrupa zalimleri'nin İslâm devletinin [Osmanlı'nın] nurunu söndürmek niyetiyle yaptıkları müthiş suikast plânını, Türkiye hamiyetperverleri, bin üç yüz yirmi dörtte (1908'de) "Hürriyet"i ilânla[29] neticesiz bırakmağa çalışır; Birinci Dünya Harbi sonunda yine o suikast niyetiyle Sevr'de Kur'ân'ın zararına gayet ağır şartlarla kâfirane fikirlerini icra etmek olan planlarını de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabele etmiştir. Bu dehşetli suikast planlarına karşı, Kur'ân nurunu muhafazaya çalışanlar içinde yer alan Risâle-i Nur müellifi, Risale-i Nurlar ve onun fedâkar talebeleri o zulümatı dağıtır. Risale-i Nur, Avrupalıların, bu söndürme planına karşı aydınlatma vazifesini tam yerine getirmiştir. Şimdi İslâmlar içinde Kur'ân nuruna muhalif haletlerin ekserisi, o suikastların ve Sevr gibi gaddarane antlaşmaların vahîm neticeleridir.[30] 

YANLIŞ TEVİL VE TAHRİFLERE KARŞI

Said Nursi, ehl-i dalâletin, Kur'ân'ın müteşabih ayetlerini[31] yanlış tevil ve yorumlarla tahrif etmeye ve şüpheleri çoğaltmaya çalıştığı bir zamanda, Risâle-i Nur'un o müteşabihat-ı Kur'âniyenin hakikî tevillerini beyan edip, şüpheleri dağıttığını; daha sonra o şüphelerin bir kısmının fen kılığına girip, ortaya çıktığını, bu şüphe ve itirazları def edenlerin başında Risâle-in Nur ve talebelerinin göründüğünü söyler.[32]

HEDEFİ: İMAN VE ÂHİRET

Risale-i Nur mesleğinde îmana çalışma hedef alınır. Bunun sebebi ve neticesini Bediüzzaman şöyle açıklar:

"Bin seneden beri îman ve Kur'ân aleyhinde biriken, Avrupa feylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup îman sahiplerine hücum ediyor. Ve ebedi bir saadetin ve bâki bir hayatın ve dâimi bir cennetin anahtarı, medarı, esası olan îman esaslarını sarsmak istiyor. Elbette her şeyden evvel imânımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz. Hem bir fakir insana, değil fâni ve geçici bir tarlayı, bir haneyi, belki koca bir kâinatı, dünya kadar bâki bir mülkü kazandıran ve bir fâni adama, bâki bir hayatın levâzımatını bulduran ve ecelin darağacını bekleyen bir bîçareyi, ebedi idamdan kurtaran ve sonsuz saadetin hazinesini açan en kıymettar bir insanî bir sermaye imândır'.[33]

"HAKÎKATE AÇILAN YOL"

Risâle-i Nur; "hakîkate açılan yol"dur, hedefi îmân ve âhirettir . Said Nursi; hedefe, kasdını hasredip sağa sola bakmayanlar gibi maksadını hedef alarak yoluna koşup gitmektedir.[34]

Ona göre: İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise; himmeti, gayreti, nispetindedir. Himmeti ise, hedef aldığı maksadın ehemmiyet derecesine bakar.[35] Maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve İslâmiyetin galeyanı -çoşması - ile ahlâk da tekemmül ve teâlî eder -olgunlaşır ve yükselir-.[36]

Risale-i Nur mesleğinin dünya ile alışverişi yoktur; hedefi, doğrudan doğruya âhirettir.[37]

Said Nursi, mesleğinin merkezindeki maksadına bütün hayatı boyunca yürümüştür. Bu yürüyüşüne, karşı çıkmalarla baştan itibaren karşılaşmış, tehdit, sürgün ve idamla muhakemelere muhatap olmuş; fakat davasından vaz geçmemiştir:

"Beni tehdit ile vaz geçiremezler, kat'î bir azimle maksadımın yoluna tesadüf eden her bir tehlikeye gireceğim. (…) Yedi defâdır şu hayat elimden uçacaktı, emaneten elimde bırakılmış. Bunu vermekten minnet etmek hakkım değildir. (…) Bu hayat ile tehdit etmek hiçtir. Kaldı ki uhrevi hayat ile tehdit ediyorlar. Ondan da hiç minnet çekmem. (…) Umumun mâlûmu olsun ki iki elimde iki hayatımı tutmuşum, (…) tek hayatlı olan adam meydanıma çıkmasın".[38]"

Said Nursi kendisine yapılan işkenceli azap ve katmerli zulümlere[39] asayiş lehinde sabır ve tahammüle karar verdiğini,[40] yüz ruhu olsa bile asayişe feda edeceğini,[41] bin canı olsa imana ve âhiretine fedâ etmeye hazır olduğunu söyler:

"On senedir -şimdi yirmi sene oluyor- ki içtimai ve siyasi hayattan çekilmişim. Cumhuriyet hükûmetinin ne hal kazandığını bilmiyorum; El'iyâzübillâh, eğer dinsizlik hesabına îmânına ve âhiretine çalışanları mesul edecek kanunları yapan ve kabul eden bir dehşetli şekle girmiş ise, bunu size pervasızca ilân ve ihtar ederim ki: Bin canım olsa, îmana ve âhiretime fedâ etmeye hazırım."[42]

GAYESİ

Said Nursi, insanın bu dünyaya gelişinin yegâne gayesini: Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en büyük mucizesi olan Kur'ân-ı Hakîm'i hedef ve düstur kabul edip, ona bakarak, insanın yaradılış neticesine bilerek yürümek,[43] olarak açıklar.

Risâle-i Nur'un hedefi 'daimî âhiret saadeti ve dünya hayatındaki bütün hüsnü cemal –güzellikler- onun Cemâl cilvesinin bir nevi gölgesi ve bütün Cennet bütün latifeleriyle –incelik ve güzellikleriyle- muhabbetinin bir ışığı olan bir dâim-i Bâki'nin, Cemâl sahibi bir Rahîm'in rızasıdır'.[44]

Risale-i Nur mesleğinin gayesi: Cenab-ı Hakk'ın rızası ve îmân kurtarmak; talebelerinin ise: kendilerini ve vatandaşları ölümün ebedî idamından ve kabrin tek başına hapsinden kurtarmaya çalışmaktır.[45]

"RİSALE-İ NUR DÜNYAYA ÂLET EDİLMEZ"

Said Nursi "Risale-i Nur ve ondan tam ders alan biz talebeleri, değil dünya siyasetlerine, belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nur'u alet edemeyiz ve şimdiye kadar da etmemişiz." der, sebeplerini sıralar:

"Evvelâ: Kur'ân bizi siyasetten men etmiş; tâ ki elmas gibi hakikatleri, ehl-i dünyanın nazarında cam parçalarına inmesin.

Sâniyen [İkinci olarak]: Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten men ediyor. Çünkü tokada müstahak dinsiz münafıklar onda iki ise, onlarla alâkalı yedi-sekiz mâsum, bîçare, çoluk-çocuk, zayıf, hasta, ihtiyarlar var. Belâ ve musibet gelse, o sekiz mâsumlar o belâya düşecekler. Belki o iki münafık dinsiz, daha az zarar görecek. Onun için, siyaset yoluyla, idare ve âsâyişi ihlâl tarzında neticenin elde edilmesi şüpheli olduğu halde girmek, Risale-i Nur'un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak, hakikat talebelerini men etmiş.

 Nur talebelerini, emniyeti ihlâl ile itham edenler, herhalde ve gâyet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış veya bilerek veya bilmeyerek anarşistlik hesabına hükümeti aldatıp bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar."[46]

Risale-i Nur hizmeti, emniyet ve hürmet ve merhameti tesis ile hem asayişi, hem emniyeti, hem içtimai hayatı anarşilikten kurtarmağa çalışır, siyasetçilerin ve hükümetin hakikî vazifelerinin temel taşlarını tespit, takviye ve teyit eder.[47] Risale-i Nur hizmetinin; netice verdiği sair dünyevî iyilikler ise, dolayısıyla içtimai hayata ait bir faydasıdır.[48]

MİLLETİ VE VATANI ANARŞİDEN KURTARMAK

Risale-i Nur'un maksadı: "Bu mübarek milleti ve vatanı mânevi ve maddî anarşilikten muhafaza etmek ve âsâyiş ve emniyete mânevi yardım etmek ve anarşiliği uyandıran harici bir cereyanın istilâsına manevî set çekmek ve İslam âleminin bize karşı itiraz ve ithamını kaldırmak ve eski muhabbet ve kardeşliğini celp etmektir."[49]

Risale-i Nur, 'bu memleketin ve istikbalinin en büyük iki tehlikesini def etmeye' çalışır:

"Birinci tehlike: Bu memlekette, hariçten kuvvetli bir surette girmeğe çalışan anarşiliğe karşı set çekmek.

İkincisi: Üç yüz elli milyon Müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle, bu memleketin en büyük istinat noktasını temin etmektir."[50]

Komünist perdesi altında anarşistliğin, emniyeti bozmağa dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve talebeleri hakiki îman kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o dehşetli bozgunculuğu durdurmakta ve kırmaktadırlar.[51]

Hıristiyan dinini mağlup eden ve anarşiliği yetiştiren kuzeyde çıkan dehşetli dinsizlik hareketinin bu vatanı mânevi istilâ etmesine karşı Risale-i Nur, 'sedd-i Zülkarneyn' gibi Kur'ânî bir set vazifesini görebilir.[52]

Risale-i Nur'un çalıştığı: vatan ve milleti ve gelen nesli anarşilikten kurtarmaktır.[53] Millet ve vatanın saadeti ve anarşilikten kurtuluşu için yapılması gerekli olanlar şunlardır:

'Bu millet ve vatanın, siyasi ve içtimai hayatını anarşilikten ve büyük tehlikelerden kurtarmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir:

Birincisi: merhamet; ikincisi: hürmet; üçüncüsü: emniyet; dördüncüsü: haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek; beşincisi: serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur içtimai hayata baktığı vakit, bu beş esası temin edip, asayişin temel taşını tespit ve temin eder.[54] Bu vatanın selâmeti için Risale-i Nur kati bir vesiledir. Millet ve vatanını sevenler Risale-i Nur'u serbest bırakmalı, okumalı ve okutmalıdır.[55]

Said Nursî, vatanın saadetine hizmet etmenin kendisine "farz" olduğunu söyler;[56] ona göre, millet ve vatana en büyük ve en lüzumlu hizmet, milletin îmânına kuvvet vermektir,[57] îman ve Kur'an hizmeti için Mekke'de olsa buraya gelmek lâzımdır. Binler zahmetler çekse de milletin îmânına hizmet için burada kalmaya karar vermiştir:

'İmanı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin îmânına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur'an'dan aldığım dersle karar verdim."[58]

HAYAT MESELESİ VE RİSALE-İ NUR

Risale-i Nur'un "asıl mevzuu ve hedefi, dinin en has ve en yüksek kısmı olan îman esaslarıdır,[59] Risale-i Nur, îman ilimlerinde fetva vazifesiyle vazifelendirilmiştir.[60] "içtimai hayatın [toplum, siyasi, yönetim hayatının] kanunlarını da içine alan dinin geniş dairesinden bahsetmez,[61] en büyük fıkıh olan îman esasları ile meşguldür.[62] 

Said Nursi, dünyayı ve siyaseti ve cemiyet hayatını terk edip yalnız îmânı kurtarmak yolunda vaktini harcadığını, Kur'ân-ı Hakîm'in hizmetinin kendilerine katî bir surette siyaseti yasak ettiğini, Risale-i Nur'un hizmetinde dünyevi bir maksat olmadığını söyler:[63]

Risale-i Nur'un maksadı, tamamen uhrevî ve Allah'ın rızası dairesinde, îmâna hizmet etmektir.[64] İman hizmetinde dünyevi ve siyasi bir maksat yoktur:[65] Risale-i Nur'un hedefi îmân ve âhiret olduğundan, ilmî ve fikri hareketinde ehl-i dünyanın siyasetine çarpsa ve şiddetli kelimeler bulunsa, affa ve müsamahaya şayandır. Maksadı, ehl-i dünyaya ve siyasetine ilişmek değil, hedefine yürümektir.[66] 

Nur talebeleri, hiç siyasete karışmadılar, hiçbir partiye girmediler. Çünkü îmân, umumun malıdır. Her tabakada muhtaçları ve sahipleri vardır. Tarafgirlik giremez. Yalnız inkâra, zındıkaya, dalâlete, dinsizliğe karşı cephe alır. Nur mesleğinde, müminlerin kardeşliği esastır.[67]

Îmân hizmeti baki hayata baktığı için fani hayata, onun meşguliyetlerine ve faydalarına tercih etmek îmân sahiplerine vaciptir.[68] Risale-i Nur talebelerinin vazifeleri îmâna hizmettir hayat meseleleri onları çok alakadar etmez; onlar, hayat meselelerine merakla bakmaz,[69] dünyaya çok ehemmiyet vermezler, dünyaya yalnız Risale-i Nur için bakarlar.[70]

Said Nursî, dünyevi makam ve mevkilere beş para değer vermediklerini söyler, en yüce makam Kur'ân'a hizmettir:

"Yeni Said taraftar bulmak için çok muhtaç olduğu zamanda bütün insanları meşgul eden beşer tufanları, siyaset fırtınaları kat'a ve asla beni meşgul etmedi. Bütün dünyayı kendiyle meşgul eden hadiselere bakmıyorum, ehemmiyet vermiyorum.[71] Risale-i Nur'u; değil dünya cereyanlarına, belki kâinata da âlet edemeyiz. Hem, Kur'ân bizi siyasetten şiddetle men etmiş.[72]

Eski Said yok; yeni Said kendine hürmet ve teveccüh kazanmak ve şânu şeref bulmak aleyhindedir.[73] Hubb-u caha ve şan u şeref-i dünyeviyeye [makam sevgisine, dünyanın şan ve şerefine] beş para ehemmiyet vermiyoruz.[74] Kur'ân sırlarına hizmet en âlâ bir makam-ı müşiriyet -mareşallık makamı- hükmündedir.[75]

Kur'ân dersi olan Risale-i Nur, imânın yüksek hakikatlerini tamamıyla kaplamıştır. Risale-i Nur talebeleri yalnız kendi îmânlarını kurtarmak değil, başkalarının îmânlarını da muhafaza etmekle mükelleftir.[76]

Risale-i Nur'un ehemmiyet verdiği; ehl-i îmânın muhtaç olduğu, kâinatta hiçbir şeye alet ve basamak olmayan, hiçbir garaz ve maksadın onu kirletmediği hiçbir şüphe ve felsefenin mağlup edemediği tarzda îmân hakikatlerini ders vermek ve ehl-i îmânın, bin seneden beri birikmiş, dalâletlerin hücumuna karşı îmânlarını muhafaza etmektir. Bunun için Risale-i Nur dahili ve harici yardımcılara ve ehemmiyetli kuvvetlerine ehemmiyet vermiyor.[77] Risale-i Nur yalvarmaz, onlar yalvarmalı ve aramalı."[78]

OMUZLARA KONAN BÜYÜK HAZİNE

Risale-i Nur mesleği, insanların îmânına hizmeti esas almıştır, hedefinde insan ve onun iki dünya saadeti vardır, bu bakımdan Risalelerde insan hayatı ve hayatın mahiyeti geniş bir şekilde ele alınır:

'İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmet ve gayesi; kâinatın yaratıcısını tanımak ve ona îman edip ibadet etmektir. Bu gaye ile dünyaya gönderilen insanın yaratılış vazifesi ve ona zimmetli farz olan marifetullah ve Allah'a îmân; iz'an ve yakîn ile Hâlik'ının vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.'[79]

En büyük ihsan, bir vazife îmânı kurtarmaktır.[80] Bu zamanda îmân hizmeti, îmân hakikatleri, her şeyin fevkinde bir kudsî vazifedir, hiçbir şeye tâbi ve âlet olamaz.[81] Hak ve hakikatin, Kur'ân ve îmân hizmeti, büyük bir hazinedir.[82] Bu gayet ağır, büyük, umumi ve kudsî olan îmân vazifesi ve Kur'ân hizmeti hazinesi, Allah'ın ihsanı olarak omuzlarına konulmuştur.[83]

Risale-i Nur mesleği; hedefi ve programı, çalıştığı, davası ve meselesi Said

Nursî'nin ifadeleriyle kısaca şudur:

"Hedefimiz ve programımız: Evvelâ kendimizi, sonra milletimizi ebedi idamdan ve dâimî berzah haps-i münferidinden [kabirde tek başına hapisten] kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya sebep olan zındıkaya karşı, Risale-i Nur'un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır.[84]

Sonuç olarak: Risale-i Nurlarda, "Risale-i Nur Mesleği"nin bir îmân hizmeti olduğu görülür.

Said Nursi, îmân esaslarını dava etmiştir. İman hizmetinde rehber alınan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) maksadı tevhidi (Allah'ın birliğini) tebliğdir. Bu tebliğ, Kur'an'ın dört büyük esası (tevhit, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet[85]) arasında yer alır. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ve diğer peygamberlerin gönderilmesinin gayesi îmân esaslarını bildirmek ve insanlara ebedi saadeti müjde vermektir.

Risale-i Nur, insanlara îmânı ve îmânın dünyevi ve uhrevi güzel neticelerini anlatır, fert ve cemiyet olarak insanların hakiki saadeti îmân iledir. Toplumda huzur ve asayiş inanmış insanlarla sağlanır.[86] Îman hakikatlerini yayma noktasında[87] Risale-i Nur ve onun manevi şahsiyeti, bu asırda insanları hakiki adâletle mesut edebilir bir istidattadır.[88]

Risale-i Nur; Kur'ân ve Hz. Muhammed'in (a.s.m.) davasını -îmânı- esas alır. Said Nursi'nin "Risale-i Nur Mesleği" olarak tarif ettiği îmân hizmeti yolu, Kur'ân ve Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yoludur. Risale-i Nur'dan maksat Kur'ân'ın hakikatlerini ve îmânın esaslarını temin ve ispat ve neşirdir.[89] Risale-i Nur hizmeti "hem rıza-yı İlahiyeye, hem rıza-yı Peygamberîye (a.s.m.) muvafıktır."[90]

Risale-i Nur talebelerinin hayatlarını vakfettikleri Risale-i Nur mesleği ve o mesleğin hakikati olan îmân ve Kur'ân hizmeti "güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir."[91]

Dipnotlar

 

[1] İşarat-ül İcaz, S. 12.

[2] Hutbe-i Şâmiye, S.90.

[3] Emirdağ Lâhikası -1, S. 120.

[4] Emirdağ Lâhikası -1, S. 66. 

[5] Tarihçe-i Hayat; S. 212. 

[6] Tarihçe-i Hayat, S. 230.

[7] Barla Lâhikası, S. 367.

[8] Tarihçe-i Hayat, S. 450; Emirdağ Lâhikası -1, S. 20.

[9] Tarihçe-i Hayat, S. 603.

[10] Sözler, S. 277.

[11] Şualar, S.339.

[12] Şualar, S.310-311,Tarihçe-i Hayat, S. 534.

[13] Lem'alar, S. 247. 

[14] Emirdağ Lâhikası -1, S. 43.

[15] Emirdağ Lâhikası -1, S. 44.

[16] Mektubat, S.342.

[17] Tarihçe-i Hayat, S.134.

[18] Mahkeme Müdafaları

[19] Kastamonu Lâhikası, S.74.

[20] Kastamonu Lâhikası, S. 306; Divan-ı Harb-i Örfi, S.14.

[21] Şualar, S. 581 – 582.

[22] Lem'alar, S.167.

[23] Mektubat, S. 67.

[24] Münazarat, S. 60; Hutbe-i Şâmiye, S. 54.

[25] Divan-ı Harb-i Örfi, S. 32; Tarihçe-i Hayat, S. 68.

[26] Emirdağ Lâhikası 2, S. 531.

[27] Mahkeme Müdafaaları, S. 431.

[28] Mektubat, S. 343-344. 

[29] 1908 2. Meşrutiyet'in İlânı

[30] Şualar, S. 594.

[31] Lafız ve mânâ bakımından tevile, yorumlamaya elverişli âyetler.

[32] Şualar, S. 575.

[33] Şualar, S. 164.

[34]"Maksadımı hedef ederek yoluma koşup gidiyorum.", Bkz: Tarihçe-i Hayat, S. 234.

[35] İşârât'ül İ'caz, S.75.

[36] Divan-ı Harb-i Örfi, S. 52.

[37] Tarihçe-i Hayat, S. 534.

[38] Münazarat, S.74.

[39] Emirdağ Lâhikası -1, S. 178, 179. 

[40] Emirdağ Lâhikası -1, S. 111.

[41] Emirdağ Lâhikası -2, S. 208.

[42] Şualar, S. :279.

[43] Sözler, S.274.

[44] Şualar, S. 433. 

[45] Tarihçe-i Hayat, S. 447; Emirdağ Lâhikası, S.13.

[46] Lem'alar, S. :248

[47] Tarihçe-i Hayat, S. 278; Kastamonu Lâhikası, S. 147.

[48] Mektubat, S. 342.

[49] Emirdağ Lâhikası S. 91 – 92; Sözler, S. 617; Münazarat, 47; Muhakemat, S. 38; Mektubat, S. 280.

[50] Emirdağ Lâhikası -1, S. 112.

[51] Lem'alar, S. 247.

[52] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, S. 206.

[53] Emirdağ Lâhikası -1, S. 272.

[54] Tarihçe-i Hayat; S. 212.

[55] Emirdağ Lâhikası -1, S. 17

[56] "Bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.", Mahkeme Müdafaaları, S. 172.

[57] Emirdağ Lâhikası -1, S. 232.

[58] Emirdağ Lâhikası -1, S. 179.

[59] Tarihçe-i Hayat; S. 212. 

[60] Mektubat, S. 457.

[61] Tarihçe-i Hayat; S. 212. 

[62] Barla Lâhikası, S. 354.

[63] Mahkeme Müdafaaları, S.194, Tarihçe-i Hayat, S. 278; Kastamonu Lâhikası, S. 147.

[64] Emirdağ Lâhikası, S. 552; Mektubat, S. 342.

[65] Tarihçe-i Hayat S. 228.

[66] Tarihçe-i Hayat, S. 234. 

[67] Emirdağ Lâhikası -1, S.165.

[68] Emirdağ Lâhikası -1, S. 51.

[69] Kastamonu Lâhikası, S. 234.

[70] Emirdağ Lâhikası -1, S. 25.

[71] Emirdağ Lâhikası -1, S. 55.

[72] Tarihçe-i Hayat, S. 531.

[73] Emirdağ Lâhikası -1, S. 124.

[74] Emirdağ Lâhikası -1, S. 240.

[75] Tarihçe-İ Hayat, S. 543.

[76] Kastamonu Lâhikası, S. 226.

[77] Emirdağ Lâhikası -1, S. 73.

[78] Emirdağ Lâhikası -1, S. 95. 

[79] Şualar, S. 97.

[80] Tarihçe-i Hayat, S. 458. 

[81] Emirdağ Lâhikası -1, S. 61, Tarihçe-i Hayat, S. 278; Kastamonu Lâhikası, S. 147.

[82] Tarihçe-i Hayat, S. 192.

[83] Lem'alar, S. 149.

[84] Şualar, S. 310-311,Tarihçe-i Hayat, S. 534.

[85] İşârât'ül İ'caz, S. 12. 

[86] "Üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: "nur talebeleri mânevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkikî ile; nur'u okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar." Bunun bir numunesi denizli hapishanesidir. Oraya nurlar ve o mahpuslar için yazılan meyve risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarane bir salah-ı hal aldılar ki; üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. tam merhametli, zararsız, vatana nâfi bir uzuv olmaya başladı." Lem'alar, S. 247-248.

[87] Emirdağ Lâhikası -1, S. 60. 

[88] Emirdağ Lâhikası -1, S. 61.

[89] Emirdağ Lâhikası -1, S. 67.

[90] Emirdağ Lâhikası -1, S. 196.

[91] Tarihçe-i Hayat, S. 408.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz.

Hac:37

GÜNÜN HADİSİ

"Tutumlu kişi asla fakir olmaz."

Taberani

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI