Cevaplar.Org implant

MEYL-İ TEFEVVUK(ÜSTÜNLÜK MEYLİ) VE MAHVİYET-3

Mesailerin Tanzimi İle Teşrik-i Mesai Sırrını Katleden Meyl-üt Tefevvuk Üstad, Muhakemat isimli eserinin altıncı mukaddemesinde ortak çalışma ve mesailerin tanzimi sırrına muhalefet etmeyi, kâinattaki fıtri kanunlara muhalefet sayıp abes ile iştigal addetmiştir. Ve bu konuda hülasaten şu görüşlere yer verilmiştir


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2015-05-21 02:50:28

Mesailerin Tanzimi İle Teşrik-i Mesai Sırrını Katleden Meyl-üt Tefevvuk

Üstad, Muhakemat isimli eserinin altıncı mukaddemesinde ortak çalışma ve mesailerin tanzimi sırrına muhalefet etmeyi, kâinattaki fıtri kanunlara muhalefet sayıp abes ile iştigal addetmiştir. Ve bu konuda hülasaten şu görüşlere yer verilmiştir:

*"Cenab-ı Hak yaratılışta geçerli olan işlerin taksimi kaidesiyle meydana gelen, terakki ve tekâmülden, ilahi rızanın bu tarz olduğunun işaretlerini vermektedir.

*Mesela: cumhuriyetçi karıncalar ve iş bölümünün piri olan arıların hayat tarzları en güzel fıtri modellerdir.

*Çünkü ilahi yardımın ilk şartı işlerin taksimi ve mesailerin tanzimi kaidesi olan şeriat-ı fıtriyeye riayeti emretmektedir.

*Ve insanın mahiyetine ekmiş olduğu kabiliyet ve meyillerine göre şeriat-ı fıtriyenin farz-ı kifayesi olan, fenlerin ve sanatların sanayiini öğrenip icra ve tatbik etmektir.

*Böyle fıtrata uygun olan manevi bir emir vermişken, suiistimal ederek, o istinat ve kabiliyetlerden doğan, meyillere kuvvet verici olan şevki ve şu yalancı ve de riyakârlığın başı olan meylü't tefevvuk ile zayi edip söndürdük.

*Elbette isyan eden cehenneme müstahak olur. Bizi bu azaptan kurtaracak olan taksimü-l âmâl ve mesailerin tanzimi kanunuyla amel etmektir. Zira seleflerimiz işlerin taksimi kanununa uymak ilim cennetlerine dâhil olmuşlardır.(1)

*Onun için Efendimiz (as) bir hadisi şeriflerinde: "Allah'ın bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyacağını ferman buyurur;

1-Onu yaparken sevabını Allah'tan bekleyen sanatkârı

2-Onu atan okçuyu,

3-Ve onu okçuya vereni."(2)

Meyl-üt tefevvuk tevazu ve mahviyet gibi sıfatların yerleri değişse, mahiyetleri ve hükümleri değişir.

*"Bir haslet.. yer ayrı, sîma bir. Kâh dev, kâh melek, kâh sâlih, kâh tâlih;(salih kimselerin zıddı, yaramaz amel, kötü iş) misali şunlardır:

*Zaîfin kavîye karşı izzet-i nefsi sayılan bir sıfat, ger olursa kavîde, tekebbür ve gururdur.

*Kavînin bir zaîfe karşı da tevazuu sayılan bir sıfatı, ger olursa zaîfte, tezellül ve riyadır"

*Bir ulü-l emr, makamında olursa ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir.

*Hanesinde bulunsa mahviyeti tevazu, ciddiyeti kibirdir.

*Mütekellim-i vahde olsa eğer bir zâtta: Müsamaha, hamiyet. Fedakârlık; bir haslet, bir amel-i sâlihtir.

*Mütekellim-i maalgayr olsa eğer o zâtta: Müsamaha, hıyanet. Fedakârlık; bir sıfat, bir

Amel-i talihtir."(3) (faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel)

Şiirin üstadı olan Necip Fazıl:

"her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir" diyor. Hani derler ya 'akıl için yol birdir.' Akl-ı selim sahipleri aynı hakikatlere farklı yollardan da olsa ulaşabiliyorlar. Üstad Hazretleri de o çift akan olukları, insan ve fiillerini öne çıkararak ifade etmiş. Hakikaten o fiillerin birinden nur akıyor, diğerinden kir.

Nur Ve Kir Olukları:

*izzet-i nefis- tekebbür

*ciddiyet-zillet

*tevazu-tezellül

*mahviyet -kibir

*müsamaha– hıyanet

*amel-i salih– amel-i – talih

Üstad, insanda bulunan menfi ve müsbet sıfatların, makamlar ve şahıslar değiştikçe, nasıl farklı farklı ve birbirine taban tabana zıt hükümler alarak, mahiyetlerinin değiştiğinin bir örneğini sunuyor bu küçük metinde. 

Mesnevi-i Nuriye'de ise: "Bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennüm ile atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi taleb ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur"(4) derken, ilcaat-ı zamana ve muktezay-ı hâle muvafık hareket etmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu söylüyor.

 Buraya kadar yapılan müzakerelerden, insanda iki grup duyguların olduğu, bir kısmının müsbet, bir kısmının da menfi duygular olduğu, bütün problemin duyguların mahiyetinden ziyade yerli yerine kullanış şeklinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bunun için de Dokuzuncu Mektup'daki ölçülerle davranıldığı zaman, menfi duyguların da mahiyet değiştirerek müsbet duygulara dönüşeceği anlaşılmaktadır. Mesela:

"Aşk, şiddetli bir muhabbettir; fâni mahbublara müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimî bir azab ve elemde bırakır veyahut o mecazî mahbub, o şiddetli muhabbetin fiatına değmediği için bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılab eder. İşte insanda binlerle hissiyat var. Her birisinin aşk gibi iki mertebesi var. Biri mecazî, biri hakikî.

Meselâ: Şiddetli bir inat ile; ehemmiyetsiz, zâil, fâni umûrlara karşı hissiyatını sarfeder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şey'e, bir sene inad ediyor. Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his, böyle şeyler için verilmemiş. Onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikata münafîdir.

O şiddetli inadı, o lüzumsuz umûr-u zâileye vermeyip, âlî ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esasat-ı İslâmiyeye ve hidemat-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âlî bir haslet olan hakikî inada, -yani hakta şiddetli sebata- inkılab eder."(5)

Gururun Zemmi ve Tevazuun Önemi

Üstad, 1911'lerde kendisine sorulan önemli bir soruyu şöyle cevaplandırır;

"Soru- Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların faziletlerinin esiriyiz.

C- Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe'ni tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.

S- Neden tekebbür küçüklük alâmetidir?

C- Zira her bir insan için, içinde görünecek ve onunla nâsı temaşa edecek bir mertebe-i haysiyet ve şöhret vardır. İşte o mertebe eğer kamet-i istidadından daha yüksek ise; o, o seviyede görünmek için tekebbür ile ona uzanıp tetavül ve tekebbür edecektir. Şayet kıymet ve istihkakı daha bülend ise, tevazu ile tekavvüs edip ona eğilecektir"(6)

Gurur kibir ve tahakkümün ruha azap verdiği, tevazu ve mahviyetinde fıtrata daha uygun olduğunun anlatıldığı bir bahiste de şöyle der; "gurur ve kibirde öyle bir ağır yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister ve istemek sebebiyle istiskal gördüğünden, daimî azap çeker. Evet, hürmet verilir, istenilmez. Hem, meselâ, tevazuda ve terk-i enaniyette öyle lezzetli bir mükâfat var ki, ağır bir yükten ve kendini soğuk beğendirmekten kurtarır."(7)

Bu manayı teyiden İmam-ı Gazali'nin İhyasında naklettiğine göre, ariflerden Urve isimli zât demiş ki: "Tevazu, şerefi elde etmenin en önemli vasıtalarından biridir. Aynı zamanda her nimet az veya çok başkaları tarafından kıskanılır. Yalnız tevazu nimeti bunun istisnasıdır."(8)

Meyl-üt tefevvuk mahviyet tekebbür ve tevazu denklemi ile bütün bu hakikatler belki şu hadis-i şerife dayanıyor olmalıdır: " Ümmetimin alçak gönüllü olanları gördüğünüz zaman sizde onlara tevazu gösterin, fakat kibirlileri gördüğünüz zaman, siz de onlara karşı kibredin. Zira mütekebbire karşı, kibriniz, onları hakir ve küçük düşürmektir"(9)

Dipnotlar

1- Muhakemat: 1992

2- Camiü's sagir, 2. Cilt: 510

3- Sözler, Lemaat: 332.

4-Mesnevi. Zeylü'l-Habbe: 1333.

5-.Mektubat: 360

6- Münazarat: 1942.

7-Lem'alar: 737.

8-İhya, Cilt; 3. sh: 736

9- İbrahim Canan, Hadis Külliyatı (2. veya 3. Ciltte)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İnsanlar yalnız inandık demeleri ile bırakılıveriliceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?

Ankebut, 2

GÜNÜN HADİSİ

"Yâ Resûlâ'llâh, müslümanların hangisi efdaldir?" diye suâl ettiler. "Müslümanlar; dilinden elinden selâmette kalandır." cevâbını verdiler.

BUHARİ, KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI