Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-69

Ders: 6.Söz İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi * “Cenab-ı Hak, Müminlerden canlarını ve mallarını karşılığında Cenneti vermek üzere satın almıştır.” (Tevbe Suresi; 111) Bir insan bir evi satarsa, evin bütün bölümlerini


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-05-14 05:44:21

Ders: 6.Söz

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

* "Cenab-ı Hak, Müminlerden canlarını ve mallarını karşılığında Cenneti vermek üzere satın almıştır." (Tevbe Suresi; 111)

Bir insan bir evi satarsa, evin bütün bölümlerini de satmış olur. "Evi sattım ama penceresini satmadım, mutfağı satmadım" diyemez. Şimdi Cenab-ı Hak ile müminler arasında böyle bir akit, bir alışveriş olmuş. Nefsimizi satın almış olunca, gözümüz ondan hariçte kalmış olmaz ki. Öyleyse gözümüzü de satın almış. Kulağımız hariçte kalmaz ki, kulağımızı da satın almış. Nutkumuzu, konuşmamızı da, elimizi de satmışız. Yani bu uzuvlarımızı onun izni dairesinde kullanmakla yükümlüyüz. Bu alışveriş hâşâ Allah tarafından bozulmaz. Bozarsak-Allah muhafaza- biz bozarız.

* Mehmed Kırkıncı Hocamız, Nükteler adlı eserinde insan verilen cihazlarla alakalı şu tespitleri yapıyor; "Bir adamın elsiz olduğunu ve bir pazarda her çeşit el satıldığını farz ediniz. O farazi pazara giden bu adam, insan eli satılan dükkâna vardığında bu elin üzerinde yüz elli milyon lira etiketini ve yanı başında kurt eli satılan dükkânda ise kurt elinin üzerinde yüz ellibin lira etiketini müşahede etse, elbette ki ne pahasına olursa olsun insan eline müşteri olacak ve onu satın almak isteyecektir.

Şimdi, bu adam yüz elli bin lirayı ödeyerek insan elini aldıktan sonra, o el ile kurdun elinin yaptığı işi yapsa ne kadar divanelik etmiş olacaktır. İşte, kendisine takılan bu cihan baha cihâzat-ı insaniye ile hayvanatın yaptığı işleri işleyen bir kimsenin ne derece hasarete düştüğünü bu misâlle kıyas ediniz.(M. Kırkıncı, Nükteler, s:21, Cihan Yayınları, İst.1987)

Konuyla alakalı Hocamızın şu izahını da nakledelim; "Bir asker, kendisine sayı ile teslim edilen mermileri kumandanın izin vermediği yerlere boşuna harcadığında ceza gördüğü gibi, onları düşman askeri yerine kendi silâh arkadaşlarına karşı kullandığı takdirde ise cezası kat kat ziyade olur. İşte, bizim ömrümüzün her bir saati veya dakikası da, Allah tarafından sarf edilecek saha belirtilerek verilmiş birer mermi hükmündedir. Bu emanet mermileri malâyânî şeylere ve İslâm'ın nehyettiği sahalarda kullanmaktan kat'iyyetle içtinâb etmemiz icap etmektedir.

Yukarıda verilen mermi misalini genişleterek, göz dürbününe, ceset elbisesine ve insandaki sair cihazlara tatbik edebilirsiniz.. .(M. Kırkıncı, Nükteler, s:22, Cihan Yayınları, İst.1987)

*Cennet deyip geçmeyelim. Cennetteki nimetleri bu dünya aklımızla anlayamayız. Bu aklımızla ana karnında olsaydık, bize hiç görmediğimiz denizleri bahsetselerdi anlayabilir miydik, anlayamazdık. Güneşi anlatsalardı anlayamazdık. Anlatılan her şeyi anne karnımızdaki ortama göre kıyaslar düşünürdük. Biz ahiret hayatına göre bu dünyada ana karnındaki çocuk gibiyiz. Ama en azından şunu biliyoruz ki, o hayat başka bir hayat. Ebedi bir hayat, sonsuz bir hayat. Daima zevku sefa içerisinde bir hayat. Ahh yok, ohh yok. Aldım veremedim, verdim alamadım yok. Dert ve keder namına hiçbir şey yok.

Hatta kitapta yazıyor. Cennette bir suret çarşısı var. Giriyorsun bakıyorsun değişik suretler. Diyorsun ki 'keşke şu güzel suret gibi olsam, anında onun gibi oluyorsun.

Yine kitapta diyor, Cennette mesela insan rençperlik yapmak, tarla sürmek istiyor. Yapabiliyor. Yani ne meşru zevk istersen yapabilirsin.

Not; Hocamızın bahsettiği bu tarla sürmek istemekle alakalı mesele, hadiste geçiyor. Zübdetü'l Buhari, Cilt. 2, s. 380, Salah Bilici Kitabevi, İst.1971

*Bir fikir adamının şöyle bir sözüne rastlamıştım; "hayatım devam etse, ben buzların içinde yaşamaya razıyım."

*Hayat tabakaları o kadar çok ki, mikrobun da bir hayatı var, kuşun da gergedanın da. Hayat tabakaları o kadar çok ki, say gitsin.

Hayat o kadar güzel bir şey ki, kimde olsa, öpüp başına koymuş. Kurbağada bir hayat var ve bu hayatından çok memnun. Seni görünce suya kaçıyor "aman hayatımı alacak" diye.

Ama en üstün hayat tabakası insana verilmiş. Bütün mahlûkat ta insan için yaratılmış. Düşünelim insan mı hayvanlar için yaratılmış, hayvanlar mı insan için? Dağlar mı insanlar için, insanlar mı dağlar için? Cennet mi insanlar için, insanlar mı Cennet için? 

Bütün dünyayı bizim için, bizi de kendisi için yaratmış… Kadir Allah..

*Şimdi Cenab-ı Hakk'ın sıfatları var. Hayat, İlim, Kudret, Sem'i, Basar, İrade gibi. Cenab-ı Hakkın hayatı var, bize de bir nebze vermiş. İnsan düşünüyor ki, "bana bu hayatı verenin hayatı var, madem bana bu görmeyi vermiş, demek ki kendisinin görmesi var. Madem bu işitmeyi bana vermiş, kendisinin işitmesi var." Kendimizde bulunan sıfatlarla Allah'ın sıfatlarını anlayabiliyoruz.

Bir de Cenab-ı Hakkın Kelam(konuşma) sıfatı var, Mütekellim yani. Cenab-ı Hakkın konuşma sıfatı var da kendisinin –hâşâ- bir dengi yok ki onunla konuşsun. Peki, kelam sıfatıyla kiminle konuşuyor? Bizimle konuşuyor. Bizi muhatap almış. İşte günde beş vakit namaz Allah ile konuşmadır.

*Bir padişah düşünelim ki bir adama bir tezgâh vermiş olsun. Bu tezgâh para kesme tezgâhı olsun. Bir de yanında dağ gibi bir külçe altın verse ve dese ki, "bu altınları da sana veriyorum. Her gün ne kadar altın kesersen bir o kadar da ben ilave edeceğim."

Adam bu altın kesme işini bırakıp da o aletle gidip tuğla kesmeye başlasa ne kadar mantıksız olur.

Gözlerimizi asıl vazifesinden alıp sinema seyretmeye harcasak, televizyonun başında malayani şeylere harcasak, o adamın durumuna düşmüş olmaz mıyız? İnsanın gözü, kulağı, vücudu ya Cennet için ya Cehennem için. Otur da ahiret için altın kes. Yani sana verilen emanetleri Allah'ın rızası dairesinde kullan. Altıncı söz bunu ifade ediyor.

Not: Bu konuyla alakalı Kırkıncı Hocamız Hikmet Pırıltıları adlı eserinde şu izahı yapmaktadır; "İnsanın herhangi bir âletten istifade edebilmesi için öncelikle o âletin neye yaradığını ve ne için yapıldığını bilmesi lâzımdır. Aksi halde, âletten istifade edemeyecek ve âletin yapılışı da abesiyete inkılâb edecektir. Meselâ, insan, eline aldığı bir termometrenin ısı ölçme aleti olduğunu bilmezse ondan istifade edemeyeceği gibi, ondaki rakamları yanlış tefsir ederek termometre ile kumaş ölçmeye kalktığı takdirde de divânelik etmiş olacaktır.

Basit bir alette mes'ele böyle olunca, insanın her şeyden önce kendisinin ne âleti olduğunu öğrenmesi ve hayatını o sahada sarf etmesi icab eder. İnsanda, hiçbir fiilin fâilsiz olmayacağı hakikatını idrak etme ve Cenâb-ı Hakk'ın bu kâinatta tecelli eden isim ve sıfatlarını tefekkür etme istidadı ve ölçüleri vardır.

Yine insanda, hiçbir sıfatın mevsufsuz olmayacağını kavrama kabiliyeti vardır. İnsan bu kabiliyetiyle, kâinatın her tarafında yayılmış muhit bir ilim ve kudreti temâşa ederek, bu kâinatın bir Kâdir-i Hakîm tarafından idare edildiğini anlayabilmektedir ve hâkezâ... Bu istidat, hayvanatta, nebatatta ve diğer camid mahlûkatta yoktur.

İşte, bir insan kendisindeki bir sermayenin böyle ulvî maksatlar için verilmiş olduğunu idrâk edemediği takdirde, termometre ile kumaş ölçme misâli, bu fevkalâde kıymettar cihazatı ile sadece dünyevî menfaatler ve makamlar kazanma cihetine gidecek, böylece hem o kıymettar cihâzâtına mânen zulmedecek, hem de kendisine yapılan hadsiz masraflar hebâ olup gidecektir."(M. Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s. 178-179, Yeni Asya Yayınları-İst. 1976)

Not: 2: Nükteler'deki şu izah da meselemizle alakalıdır; "İnsandaki zahirî ve bâtınî duygulardan her biri dünyadan daha kıymettardır. İnsan ne görmesini, ne işitmesini, ne aklını, ne hafızasını ve ne de sevgi, korku gibi herhangi bir hissini dünya saltanatı ile değişmez.

Her biri, dünyadan çok daha kıymettar olan bu cihazatın tamamını, dünyanın cüz'î bir mes'elesine nasıl sarf ediyoruz? Yukarıda bahsettiğimiz cihazattan biri olan akıl, Cennetten de kıymetlidir. Akılsız bir kimseyi Cennete koysanız ne derece istifade edebilir.

Şu hale göre, her bir cihâzat-ı insaniye, insanın sırf bu dünya için yaratılmış olmadığına ve onun esas vazifesinin rızâ-i İlâhiye'yi tahsil ve irfan meydanında terakki etmek olduğuna birer şahittir." (M. Kırkıncı, Nükteler, s:29, Cihan Yayınları, İst.1987)

*Dili ele alalım. Bu dil, kâinatta bütün lezzet çeşitlerini tadabilecek şekilde yaratılmış, hepsini birbirinden ayırt ediyor. Demek bu dil kimin eseri ise, kâinattaki bütün leziz taamlar da onun. Bu göz kimin ise gördüğü bütün manzaralar da onun. Bu kulak kimin ise bütün sesler âlemi de onun.

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İman edip iyi yararlı işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.

Ankebût, 9

GÜNÜN HADİSİ

Geçmiş peygamberlerin sözünden (hiç eksiksiz) nâsın eriştiği haberlerden birisi de: Utanmazsan dilediğini işle! (sözü) dür.

Abdullâh b. Mes'ûd (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI