Cevaplar.Org

MEYL-İ TEFEVVUK(ÜSTÜNLÜK MEYLİ) VE MAHVİYET-2

Riyanın ve nifakın sath-ı maili olan Meyl-üt tefevvuk: Isparta civarında İhlâs lem’aları neşredildiği zamanlarda, Hz. Üstad ‘iki küçük hadise münasebetiyle şiddetli bir ihtar kalbe geldi, diyerek Kastamonu Lahikasındaki bir mektupta: “aziz sıddık, halis muhlis kardeşlerim, hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, emsaline tefevvuk etmek gibi hisler ve insanlara iyi görünmek tasannukerane, tekellüfkerane layık olmadığı yüksek makamlarda görünmekle insan riya eder.”(1) diyor


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2015-05-14 05:31:08

Riyanın ve nifakın sath-ı maili olan Meyl-üt tefevvuk:

Isparta civarında İhlâs lem'aları neşredildiği zamanlarda, Hz. Üstad 'iki küçük hadise münasebetiyle şiddetli bir ihtar kalbe geldi, diyerek Kastamonu Lahikasındaki bir mektupta: "aziz sıddık, halis muhlis kardeşlerim, hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, emsaline tefevvuk etmek gibi hisler ve insanlara iyi görünmek tasannukerane, tekellüfkerane layık olmadığı yüksek makamlarda görünmekle insan riya eder."(1) diyor.

 Demek ki ihlâs prensiplerine muhalif iki küçük hadisenin bile şiddetli bir ihtara sebep olması, vakıanın ciddiyeti ve ehemmiyeti açısından çok önemlidir. Çünkü bu ikaza sebep olan:

Emsal ve akranlar arasında geçen:

*hırs-ı şöhret

* hubb-u cah

* makam sahibi olmak

* emsaline tefevvuk etmek yani meyl-üt tefevvuk

* insanlara iyi görünmek

* tasannu ve tekellüfkarane layık olmadığı yüksek makamlarda görünmekle insan riya eder;

Denilerek yapılan sıralamada, bizce basit gibi görünen biraz tanınmak ve bilinmek gibi bir arzunun sonu riyaya ve nifaka kadar dayanabiliyor. Demek ki ihlâs ve ihlâsa terettüp eden davranışlarımız, asla suniliğe ve ikinci bir niyete tahammülü yok. Çünkü amel ve ibadetlerde ikinci bir niyet, o ameli ya yakıyor, ya da iptal ediyor.

Bu bahisle ilgili Mesnevi-i Nuriye'de : "hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucb, riya ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta' bulur. Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ: tevazua niyet onu ifsat eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder."(2)

Lem'alar'da ise konunun hassasiyeti ve nezaketi için: "baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramıyor."(3) denilmiş.

Yani ihlâs ve uhuvvet prensiplerine ters düşerek emsal ve akranlar arasında bir saç ağırlığı kadar olan: gaflete ve masiyete; sırr-ı ihlâs, sırr-ı uhuvvet ve şahsı maneviyenin bazı üniteleri dayanamıyor.

* ya sönüyor

* ya ölüyor

* ya da kayboluyor.

 İşte bütün bu ehemmiyetli sırlardandır ki:

Hutbe-i Şamiye'de:

1."evvela umuru uhrevide haset ve müzahamet ve münakaşa olmadığından 'her kim' münakaşaya, rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir."(4)

2. "riyakârlık, fiili bir nevi yalancılıktır."(5)

3. "yalancılık ise Sani-i Zülcelal'in kudretine iftira etmektir."(6)

Peygamber Efendimizin (as) kabul edilmeyen duası

Burada menfi hissiyat ile meydana gelen en büyük düşmanlarımızdan birisinin ihtilaf olduğu açıktır. Belki de dâhilde yaşadığımız imtihanın en büyüklerinden birisi ihtilaftır. Efendimiz (as) bir hadisi şeriflerinde ihtilaf ile ilgili buyuruyor ki:

"ümmetimden dört şey kaldırması için Allah'a dua ettim. Rabb Teâlâ bunlardan ikisini kaldırdı, diğer ikisini kaldırmadı. Ben ümmetimden:

1. Gökten taş yağması

2. Yerin yarılması.

3. Aralarında ayrılıklara düşüp parçalanmamaları.(ve)

4. Birbirlerinden sıkıntı azabı çekmemeleri.

 şekline gelebilecek cezaların kaldırılmasını dilemiştim. Allah taş yağma ve yer yarılma cezalarını kaldırdı, diğer ikisini kaldırmaktan imtina etti."(7)

Bu hadis-i şeriften anlaşıldığı kadarıyla imtihanın zirve yaptığı ihtilafların tamamen bitmesi ve her konuda ittihad ve ittifakın yüzde yüz sağlanması zor gibi görünüyor. Yani sıfır ihtilaf, yüzde yüz ittihad ve ittifak bir ideal bir hedef olabilir. O hedefe doğru koşulabilir. Ulaşmak şart değil.

 İkinci olarak da: Yirmi ikinci Mektupta: "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadis-i şerifindeki, ihtilafın her zaman kötü bir şey olmadığı, bilakis hakkın taharrisinde bir rahmete vesile olabileceğine işaret edilerek şöyle denilmiş:

"Hadîsteki ihtilaf ise, müsbet ihtilaftır. Yani: her biri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa'yeder. Başkasının tahrib ve ibtaline değil, hak namına, hakikat hesabına olan (ihtilaf) ise; maksatta ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder."

Hutbe-i Şamiye'deki makalelerin birinde de: "dinî cemaatler maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklid yolunu açar ve "neme lâzım, başkası düşünsün" sözünü de söylettirir" denilmektedir.(8)

Aynı mana Tuluat'ta biraz daha netleşir: "Teşarük, maddiyatta eseri azimleştirir, fevkalade yapar; maneviyatta ve efkârda adileştirir, belki çirkinleştirir."(9)

Meyl-üt tefevvuk hubb-u nefisten ve tarafgirlikten geliyor

Muhakemat'ın 11.Mukaddemesinde: "iltizam-ı hilaf ve taassub-u barid ve meyl-üt tefevvuk ve hiss-i tarafdarlık ve vehmini bir asla irca' ile kendine özür göstermek, arzusuna muvafık olan zayıf şeyleri kavi görmek ve gayrın tenkisiyle kendi kemalini göstermek ve gayrı tekzib veya tadlil etmekle kendi sıdk ve istikametini ilan etmek gibi sefil ve süfli emirlerin menşei olan hubb-u nefis ile böyle makamlarda mugalâta ederek çok bahaneler bulabilir."  

 Bu metinde meyl-üt tefevvuku tetikleyen diğer yandaş duygulara dikkat çekilmiş:

"İltizam-ı hilaf, yani başka görüşlere, hele ki genel kabul gören görüş her ne ise ona ille de muhalefet etme hastalığı.

Taassub-u barid, yani meseleye asabiyet penceresinden, başka fikirlere bir türlü ısınmayan soğuk bir taassup'la bakmak...

Meyl-üt tefevvuk, başkalarıyla ortaklaşa bir 'anlama yolculuğu' yerine, başkalarına üstün gelme arzusu ve eğilimi.

Hiss-i taraftarlık, dolayısıyla takım tutar gibi meseleye bakma, 'ilkesel' duruştan mahrum kalıp 'ilişkisel' değerlendirmeler yapma.

Vehmin bir asla irca ile kendine özür gösterme, fehm'in değil vehmin eseri olduğunu vicdanen hissettiği fikrini temellendirme çabası.

Arzusuna muvafık olan şeyleri kâfi görmek, yani lehine-aleyhine diye ayırmadan bilgiyi tarafsızca toplayıp ondan sonra sıhhat ve önem sırasına göre de tasnif ederek bir değerlendirme ve yoruma ulaşacağı yerde, 'işine gelene göre' seçmecilik" yapmak

Gayrin tenkisiyle kendi kemalini göstermek, yani kendi işine bakacağı, kendi düşüncesini eksiğini tamamlayıp fazlalıktan arındırıp olgunlaştırmaya çalışacağı yerde, başkalarına çamur atarak, onları itibarsızlaştırarak aradan sivrilmeye kalkışmak

Gayrı tekzib veya tadil etmekle kendi sıdk ve istikametini ilan etmek, başkalarına ilişmeden doğru yolda doğru bir düşünce geliştirme çabası gireceği yerde, başkalarını 'yalancı' ve hatta 'sapkın' göstererek, kendisini 'sıdk ve istikamet eri' olarak sunmak..

Sefil ve süfli diye tarif ettiği bu sekiz davranış kalıbının 'menşei' olarak ise, 'hubb-u nefis'e dikkat çekiyor Bediüzzaman

Meyl-üt tefevvuk hakka değil kuvvete istinat eder

Muhakemat, 8. Mukaddeme de:"vakta ki mazi derelerinde hükümferma olan garaz ve husumet ve meyl-üt tefevvuku tevlid eden hissiyat ve müyulat ve kuvvet idi. O zamanın ehlini irşad için iknaiyat-ı hitabiye kâfi idi. Zira hissiyatı okşayan ve müyulata tesir ettiren, müddeayı müzeyyene ve şaşalandırmak veyahut hâile(trajedi tarzında tiyatro eseri)veya kuvve-i belagatle hayale me'nus kılmak, bürhanın yerini tutar idi.

Fakat bizi onlara kıyas etmek, hareket-i ric'iyye ile o zamanın köşelerine sokmak demektir. Her bir zamanın bir hükmü var. Biz delil isteriz, tasvir-i müddea ile aldanmayız."(10)

Bu Sekizinci Mukaddeme de meyl-üt tefevvukun, garaz ve husumet gibi iki ortağına daha dikkat çekilerek her üçünün de neşvü nema buldukları zeminin kuvvet olduğu belirtiliyor. Bunlar:

1.süfli hissiyat

2.gayr-ı meşru meyiller

3.kuvvetlinin haklı ve üstün olduğu düşüncesi

Özelliklede kuvvet kavramına vurgu yapılarak, kuvvet hakkın emrinde olmaz da, kuvvetlinin haklı olduğu esas alınırsa o zeminden garaz, husumet ve meyl-üt tefevvuk gibi istibdat meyvelerinin tevellüd ederek bizi vahşetin ve zulmün hâkim olduğu mazi derelerine götüreceği, hâlbuki istikbalde yalnız ve yalnız, kuvvete değil hakka istinat edenlerin yükseleceği Münazarat'ta şöyle anlatılır.

"zaman-ı meşrutiyetin zembereği, ruhu, kuvveti, hâkimi ağası, haktır, akıldır, marifettir, kanundur, efkâr-ı ammedir; kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezayüt, kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden, kuvvete istinat eden kurun-u vusta hükümetleri inkıraza mahkûm olup, asr-ı hazır hükümetleri ilme istinat ettiklerinden, hızırvari bir ömre mazhardırlar.(11)

Bu metinlerden anlaşıldığı kadarıyla, hem ferd olarak insanı, hem de fertlerden meydana gelen toplumları ve devletleri, ayakta tutacak olan; hak, adalet ve fazilettir. Hakkın yerine kuvvet ve istibdat hâkim olursa oradan, süfli hissiyat, gayrı meşru meyiller, enaniyet, unsuriyet, meyl-üt tefevvuk ve zulüm doğmaktadır. 

Otuzuncu Söz'de:"âlem-i insaniyette, zaman-ı âdem'den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr; her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış, iki şecere-i azîme hükmünde... Biri, silsile-i nübüvvet ve diyanet; diğeri, silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor."(12) diye yapılan tesbitte, silsile-i felsefe ve kuvve-i gadabiye mensubları ile silsile-i nübüvvet mensupları arasında şöyle bir mukayese ve muvazene yapılıyor:

1-Silsile-i Felsefe ve kuvve-i gadabiye mensupları ne zaman ellerine ilim, güç, kuvvet ve iktidar gibi nimetler geçse üstadları Karun gibi: "ben kendi ilmimle kazandım"(13) diyerek isyan etmişlerdir.

2-Silsile-i Nübüvvet mensupları ise ellerine geçen ilim, kuvvet ve iktidar gibi nimetler için onları Allah'tan bilerek şükür ve hamd etmişlerdir. Mesele Süleyman(as)'a dünya saltanatı mülk ve iktidar verildikten sonra, celb-i suret ve savt mucizesine de mazhar olunca, Karun gibi isyan değil de hamd ve şükür etmiştir.(14) çünkü: ayette sırr-ı imtihan için bize farklı farklı nimetler verildiği şöyle anlatılıyor: 'size verilen nimetler hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden üstün kılan odur'(15) buyrulmaktadır.

On dakikalık mücahede ve kırk ikilik top güllesi

Üstad hazretleri, Kastamonu Lahikasında: "bir kardeşimizin kusurunu görmediği münasebetiyle, onu ikaz için yazılmış ince bir meseledir."(16) dediği bir mektupta ana konumuz olan meylü't tefevvuk ile ilgili çok önemli ipuçları var. Bu mektupta misal olarak anlatılan bir vakıada, insandaki çok ince hissiyat, asab, damar, nefis akıl ve kalp gibi duyguların nabızları tutularak, çok mühim tespitler yapılmış şöyle ki:

"on dakika zarfında, büyük bir mücahede-i manevide benim cephemde kırk ikilik bir top gibi düşmanlarıma atıp yol açtığı halde iki nefsi emarenin, muvakkat bir gaflet fırsatında hodgamlık ve meylü't tefevvuk gayet zulümlü ve zulümatlı hissiyle bir şükür ve teşekkür yerine niçin ben atmadım diye en çirkin bir riya ve rekabet damarı hissettim."(17)

Burada hissedilen riya ve rekabet damarının bir tezahürü olan meylü't tefevvuk, kimin tarafından hissedildiğine dair üç ihtimal var.

1.Şık: üstadın kendisi tarafından bu düşüncenin hissedilmesi.

2.Şık: mücerret olarak meylü't tefevvuk duygusunun temsili olarak konuşturulması.

3.Şık: riya ve rekabet damarıyla meylü't tefevvuk'un, ikinci bir şahıs tarafından düşünülmesi.

Bu üç şıkkın her birinin olabilirlik ihtimali olmakla birlikte, benim tercihim 3. Şıktır. Yani ikinci bir şahıs tarafından düşünülmüş olmasıdır.

Çünkü üstadın kalbinde, ihlâsa mugayir olan riya, rekabet ve meyl-üt tefevvuk gibi hissiyat ve damarların olduğu ihtimali çok zayıf olduğundan, o ihtimale ihtimal verilmez. Yani ihtimalinde bir mantığı olması lazımdır. Denilmiştir ki " her şeyi tuz ile muhafaza veya saklamak lazımdır. Burada ya tuzda bozulursa sorusu abes kabul edilmiştir." Orada esbab sûkut etmiş demektir. Her ne ise…

Meylü't tefevvuk ile ilgili ikinci bir örnek de, Barla Lahikasındaki, Hafız Ali ağabeyin hattı ile ilgili olan mektuptur; "Kardeşlerimizden İslâmköy'lü Hafız Ali efendi, kendine rakip olacak diğer bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymettar gördüğüm için size beyan ediyorum:

O zat yanıma geldi; ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. O daha çok hizmet eder, dedim. Baktım ki; Hafız Ali kemal-i samimiyet ve ihlas ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi.

Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim; gösteriş değil, samimî olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah'a şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşallah bu his büyük hizmet görecek." (18)

Bu mektupta da Hafız Ali ağabey:

1)rekabet.

2)uhuvvet.

3)samimiyet.

4)meyl-üt tefevvuk.

5)kardeşlerinin meziyetleriyle iftihar etmek.

6)hatta kendisine rakip olabilecek bir kardeşinin meziyetiyle telezzüz etmek.

Gibi çok önemli ihlâs testlerinden başarıyla geçmiştir. Yine Kastamonu Lahikasındaki bir mektupta da: "sakın dikkat ediniz. Yoksa az bir ihtilaf, bu vakitte Risale-i Nur'a büyük bir zarar verebilir. Hatta sizden saklamam, işte şimdi Feyzi de, Emin de biliyorlar ki, mabeyninizdeki gayet ehemmiyetsiz bir tenkit, bize burada zarar veriyor. İnsan kusursuz olmaz. Ve rakipsiz de olmaz."(19)

Hafız Ali ağabeyin hat ile ilgili mektubun ilk cümlesinde: "kendine rakip olacak" demişti. Yani rekabete ihtimal manası yüklenmişken, burada "insan rakipsiz olmaz" denilerek kesinlik ifade eden bir cümle kullanıldı. Bu cümlelere göre:

a)genelde her insanın rakibi vardır.

b)bazı şahıslar bundan istisna olabilir. (Hafız Ali ağabey gibi )

Sonuç olarak; her insanda hırs, düşmanlık inat, haset ve emsali duygular olduğu gibi, rekabet damarı da potansiyel olarak az veya çok bulunabilir. Belki de olmalıdır. Burada yapılacak olan iş:

1)Menfi duygular dediğimiz bu hissiyatları yok kabul etmek veya yok etmek yerine mecralarını hayra çevirmek; mesela rekabet duygusunu fazilet yarışına dönüştürmek gibi.

2)Fazilet ve yüksek meziyet sahipleri de başımızda meyl-üt tefevvuk ile faziletfüruşluk yaparak gıpta damarımızı tahrik etmesinler.

Dipnotlar

1-Kastamonu L: 1639.

2-Mesnevi, Şemme: 1348.

3- 17. Lem'a 14. Nota: 655

4- H. Şamiye. 1977

5- H. Şamiye: 1967

6- H. Şamiye: 1967

7- İbrahim Canan, Hadis Külliyatı, Cilt: 3, s: 470.

8-Makalat, s. 75, Yeni Asya Neşriyat 

9-Tuluat, s: 581, Yeni Asya Neşriyat 

10-Muhakemat. 8. Mukaddeme: 1994.

11-Münazarat, s: 217, Yeni Asya Neşriyat 

12- Sözler, s:242.

13- Kasas suresi; 78, Zümer suresi;49.

14- Neml suresi; 40

15- Enam suresi; 165.

16- Kastamonu Lahikası: 1660

17- Kastamonu Lahikası: 1661

18- Barla Lahikası, 1459.

19-Kastamonu Lahikası; 1662.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.

Ankebut, 57

GÜNÜN HADİSİ

Harb bir hiledir.

Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI