Cevaplar.Org implant

ALLAH, İSLÂM’I, DÜNYA TERÖRDEN KURTULSUN DİYE GÖNDERDİ

“Işıklar söndü, film başladı. Bir el gördüm, tabancalı. Yaşlı bir kadının şakağına uzanmıştı. Bir el gördüm, damardan eroin enjekte ediyordu. Bir el gördüm, saatli bombanın vaktini ayarlıyordu. Bir el gördüm, başka bir elden zarf için de yüklüce bir para alıyordu. Bir el gördüm, kasanın şifresini kurcalıyordu.


Vehbi Karakaş

vkarakas@sakarya.edu.tr

2015-01-22 02:35:33

"Işıklar söndü, film başladı. Bir el gördüm, tabancalı. Yaşlı bir kadının şakağına uzanmıştı. Bir el gördüm, damardan eroin enjekte ediyordu. Bir el gördüm, saatli bombanın vaktini ayarlıyordu. Bir el gördüm, başka bir elden zarf için de yüklüce bir para alıyordu. Bir el gördüm, kasanın şifresini kurcalıyordu.

Bu gördüklerimi bir filmi seyrederken görüyordum. Sonra bir el daha gördüm, minik bir el, büyük bir eli tutmaya çalışıyordu. Ne yazık ki o büyük el, o minik eli tutmuyordu. Anladım ki yahut o film anlatmak istiyordu ki, bütün o zikredilen olumsuzluklar, uzanan minik ellerin, zamanında tutulmamasından kaynaklanıyormuş. Asıl suçlular da o minik elleri zamanında tutmayan büyüklerin elleriymiş."

Bu girişten sonra her halde şimdi rahatça diyebilirim:

Hiç kimse kapkaççılardan, yalancılardan, talancılardan ve teröristlerden dert yanmasın, el-eman etmesin. Çünkü suçlular sadece bunlar değil. Asıl suçlular, milletin özellikle de gençlerin ahlakını, edebini ve imanını kapıp kaçıranlardır. Asıl teröristler, milletin özellikle de gençlerin din ve maneviyatlarını öldürenler, onları İslamsız, imansız, merhametsiz ve muhabbetsiz eğitenler ve büyütenlerdir.

Allah, İslâm'ı boşuna mı gönderdi? Hz. Peygamber'i (sav) boşuna mı görevlendirdi? Bu iki değer, bütün insanlığın son şansıdır. Neden kâle alınmıyor?

Eğer gerek bu milletin ve gerekse dünya milletlerinin evlatlarına gerçek İslam ve hakiki iman verilseydi, düşmanlık etmek yerine Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed (sav) tanıtılsa ve sevdirilseydi hiçbir genç kapkaççılığa, yalana, talana, taciz ve tecavüze, cinayete ve terörizme tenezzül etmeyecekti.

Terör, hakiki Müslümanın işi olamaz. Çünkü hakiki Müslüman merttir, cinayete tenezzül etmez. Hakiki Müslüman aldanır, ama aldatmaz. Ölür, ama öldürmez. İncinir, ama incitmez. İncindi mi de affeder. İntikam peşine düşmez. Merhametlidir. Karıncaya dahi basmaz.

"Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum,

Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum" der.

Yemez, yedirir, giymez, giydirir. "Şu nimete bendense kardeşim, komşum, arkadaşım, eşim daha layıktır." Der, nimeti başkasına gönderir. Müslümanlık bu.

Hakiki Müslüman, Allah'ın emirlerine saygılı, Allah'ın yarattıklarına şefkatlidir. "Yaratılanı YARADAN' DAN ötürü severiz." sözünü laf olsun diye söylemez. Gerçekten Yunus gibi söyler, Yunus gibi sever.

Nerde şimdi bunlar? Bunlar yaşansaydı Âkif hiç:

"Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir." der miydi?


Varsa şayet, söyleyin, bir parcacık insafınız:
Böyle kansız mıydı -hâşâ- kahraman eslafınız?
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan! ...
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

der miydi?

Terörü doğru okumamız gerekmektedir

Müslümanlıkla terörizm asla bağdaşmaz. Terörü doğru okumamız gerekmektedir. Müslüman teröre bulaşmışsa, böyle biri ya İslamiyet'in cahilidir veya o an Müslümanlıktan çıkmıştır; ya da bu acı ve feci olayların altında başka mücbir sebepler vardır.

Ne olabilir o mücbir sebepler?

Siz birilerinin kaynaklarına el koyarsanız, acımasızca onları sömürürseniz, o kaynakların sahiplerini köle gibi çalıştırır da, çalıştıklarının karşılığını dahi vermezseniz, üstelik değerlerini alaya alır, inandıkları ve gönül bağladıkları kutsallarını kaleminizle karikatürize eder, karalar ve dalga geçerseniz, Allah'ın ve Peygamberin güzel ahlakını bilinmez, yaşanmaz hale getirirseniz, İslam'ın barış ve kardeşlik yüzünü, infak ve isar hasletini göstermezseniz; bunların sonucunda da bir saldırıya maruz kalırsanız, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, suç kimin? Hep eli silahlı teröristlerin mi?

Ey dünyayı yöneten güçler! Kendinize ve çocuklarınıza layık gördüğünüz onurlu bir işi, serveti, efendiliği, özgürlüğü, demokrasiyi başkalarına ve başkalarının çocuklarına neden layık görmüyorsunuz?. Kendi değerlerinize duyulmasını istediğiniz saygıyı, gösterilmesini istediğiniz sevgiyi başkalarının değerlerine neden istemiyor ve göstermiyorsunuz? Neden adil, dürüst ve hakperest olmuyorsunuz?

Bunları söylerken Fransa'da ve dünyanın başka yerlerinde işlenen cinayetleri asla haklı bulduğum için söylemiyorum. Teröre bin lanet. Hele İslam adına, Peygamber adına işleniyorsa ona da sayısız ve sınırsız lanet.

Ben yukarıdaki sözlerimi, yanlışların yanlışları doğurduğuna, hangi noktalarda yanlışlar yaptığımıza dikkat çekmek için söylüyorum.

Hırsızlık yaptı diye işçisinin elinden tutup Halife Ömer'e götüren adam:

-Ey Müminlerin Emiri! Bu adam benim malımı çaldı, cezalandırılmasını istiyorum, deyince, Hz. Ömer hırsızlık yaptığı söylenen adama sormuş:

-Bu adamın dedikleri doğru mu? Hırsızlık yapan adam:

-Evet efendim. Bu adam doğru söylüyor. Ama ben bu hırsızlığı yapmaya mecbur kaldım.

-Neden?

-Çünkü bu adam beni günlerce çalıştırdı, hem alacağımı tam ödemedi ve hem de vaktinde ödemedi. Çoluk-çocuğumun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldim. Çaresizlikten hakkım kadar olanı çaldım. Bu tahkikattan sonra Hz. Ömer şikâyetçi olan ve patron konumunda bulunan adama dönmüş ve şu tembihte bulunmuştur:

-Götür bu işçinin hakkını ver. Bir daha aynı suçtan karşıma çıkarsanız, hırsızın değil, senin elini keserim.

Siz suç işleyecek ortamlar oluşturacaksınız, sonra da "neden suç işlendi?" diye bağıracaksınız. Böyle bir lükse hakkınız ve haddiniz yok.

İslam ne yapmaktadır? İslâm, önce hakiki imanı gönüllere ve akıllara yerleştirmektedir. Sonra suç işleme ortamını ortadan kaldırmaktadır. Önce günahkârın değil, günahın gırtlağını sıkmaktadır. Tahrik edici teşhirciliğe izin vermemektedir. Toplumun zaruri ihtiyaçlarını karşılamakta, helal yoldan iş, aş ve eş bulma kapılarını açmaktadır. Müminlerinden inanmayanlara karşı da toleranslı, adil, dürüst davranılmasını istemektedir. Hiç kimsenin incinmesini ve incitilmesini istememektedir.

Bütün bunlara rağmen biri kalkar da günah işlerse, bu günahı işleyenin yanına koymamakta, toplumun selameti, huzur ve güvenin devam ve bekası için suçlunun yakasına yapışmakta. Adil bir şekilde yargılamakta ve cezalandırmaktadır. Bu sistem dünyaya lazımdır, dünya zaman kaybetmeden bu sisteme dönmelidir, yoksa dünya daha çok kan kaybedecektir. Allah, dünya ehline bu hakikati ve adaleti görme, bulma ve uygulama feraset ve basiretini nasip eylesin.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Nâziât, 37-38-39

Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.

GÜNÜN HADİSİ

Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihlerle beraberdir.

Tirmizi, Büyu 4, (1209); İbnu Mace, Ticarat 1, (2139)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI