Cevaplar.Org

ÖLÜM NE OLA Kİ?

Bir sabah babam vermişti bana beklenen haberi: “Anneannen rahmetli oldu.” Evet, bu beklenen bir ölümdü. Anneannem bir süredir rahatsızdı ve doktorlar fazla ümit olmadığını söylüyorlardı. Yine de anneannemdi işte. Üzülmemek elde değildi. Yakınını kaybetmiş bir insan neyi hissederse, o duyguları hissediyordum. “Allah rahmet eylesin” demekten başka ne yapabilirdim ki? Bir de arkasından okumayı düşündüğüm Fatihalar, Yasinler…


Abdullah Sacid

abdullahsacid@gmail.com

2012-04-16 00:08:24

Bir sabah babam vermişti bana beklenen haberi: "Anneannen rahmetli oldu." Evet, bu beklenen bir ölümdü. Anneannem bir süredir rahatsızdı ve doktorlar fazla ümit olmadığını söylüyorlardı. Yine de anneannemdi işte. Üzülmemek elde değildi. Yakınını kaybetmiş bir insan neyi hissederse, o duyguları hissediyordum. "Allah rahmet eylesin" demekten başka ne yapabilirdim ki? Bir de arkasından okumayı düşündüğüm Fatihalar, Yasinler…

Saatler ilerlerken bir şeylerin beni yavaş yavaş rahatsız ettiğini hissetmeye başlamıştım. Daha önce de birkaç yakınımın ölüm haberini almıştım. Lise arkadaşım Bilgin, kaldığı evdeki kalorifer kazanının patlamasıyla hayatını kaybetmişti. Dedemin ve babaannemin ölümlerini de çok net hatırlıyordum. Dört yıl önce bir yıla yakın beraber kaldığımız ev arkadaşım Savaş, daha geçen sene aniden vefat etmişti, arkasında yedi aylık hamile eşini bırakarak. Beni bugün rahatsız eden duyguyu bu vefat haberlerini aldığımda da bir nebze hissetmiştim: Kendi yakınlarına ölümü konduramamak bir hataydı. Az veya çok zaman geçirdiğimiz arkadaşım ya da akrabam artık yoktu. Zile bastığımda anneannem çıkmayacak, telefon ettiğimde Savaş'ın cana yakın sesini duyamayacaktım. "Demek ki yakınlarım da ölebiliyorlar" gibi zaten bildiğim ama iç dünyamdan uzak tuttuğum bir gerçek bütün çıplaklığıyla kendini gösteriyordu.

Aldığım bu son vefat haberinde bu yoğun düşünceleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getiren bir şey dünyamda yer işgal etmeye başlamıştı. Yakınlarım bile ölüyorlarsa peki ya ben? Benim onlardan farkım neydi? Bir gün benim de selam okunmayacak mıydı minarelerden? Benim için bir mezar taşı yazılmayacak mıydı? Ben de o musalla taşına boylu boyunca uzanmayacak mıydım? Ruhumun karanlıklara gömüldüğünü, içimin acıdığını hissediyordum. Ne olacaktı benim halim?

Çok şükür ki ruhumu karanlıklara gömen bu korkutucu tablo daimi yer tutmadı içimde. Yavaş yavaş bu dehşet verici tablonun yerini yıllardır farklı zamanlarda okuduklarım ve dinlediklerim alıyordu sanki. Bir kere ölüm bir son değildi ki. Büyük bir imtihan gereği bizleri sıkıntı ve acılarla dolu bu hayat sahnesine gönderen bir Yaratıcı vardı. Adı üzerinde bir imtihandı yaşanan. Deniyordu bizi, o yaptığı her işinde hikmetler görünen şefkatli Yaratıcı. Öyle ya, dünyayı ve evreni en küçük noktaya kadar güzellik ve inceliklerle yaratsın ve her yarattığı canlıya ihtiyacı olan gıda ve ortamı hazırlasın da en değerli hayat sahibi olan insan acı ve elemlerle iç içe bir hayat yaşayıp toprak olup gitsin. Hayır, diğer canlılarda apaçık gösterdiği şefkat ve hikmetiyle akıl sahibi insanlara ders veriyordu Yaratıcı. "Düşünün" diyordu. " Düşünün de, şefkatimin sizin toprak olup gitmenize izin vermeyeceğini, hikmetimin size ebedi, sonsuz bir yer hazırlamadan gerçek hikmet olamayacağını anlayıp ölümden sonra siz insanlar için sonu ve nihayeti olmayan başka bir âlemin sizi beklediğini akıl gözünüzle görün."

Evet, sadece midemizin ihtiyacı için bütün yeryüzünü bize bir sofra olarak hazırlayan bir Allah, en önemli ve en büyük ihtiyacımız olan ebedi yani sonsuz yaşama isteğimizi boş geçemezdi. Atom altı âlemlerden kocaman galaksilere kadar her noktada bir düzen ve denge gözeten bir Rab, bu dünyayı bir hiç için yaratmış olamazdı. Bu onun kudretine de ağır değildi. Zaten bu âlemi bütün boyutlarıyla yaratan da O değil miydi? İlk yaratan sonra niye yaratamasındı.

Aslında etrafına dikkatle bakan insanlara ölümden sonra dirilmenin örneklerini de gösteriyordu. Her bahar milyonlarca bitki ve hayvan türünün yeniden dirilişini görmüyor muyduk? Hem ölüme benzeyen uykudan sonra her sabah dirilişe benzeyen uyanmamızı kim sağlıyordu?

O'nun adaleti de ölümün son olmasına engeldi. Zira, en basitinden balığa denize uygun solungaç, kuşa uçmak için kanat takacak kadar; dünyaya yeni gelen bir yavru için annesinin memesine en safi bir gıda olan sütü verip onun büyüme sürecine uygun olarak içeriğini değiştirecek kadar adaletini, yani kime ne gerekiyorsa onu verme iradesini gösteren bir Adil Hakim, en önemli canlıda bu adaletini niye göstermesindi? Çünkü zalim ile mazlum aynı şekilde, yaptıklarının karşılıklarını göremeden ölüyorlardı. Demek, büyük bir mahkemeye bırakılıyordu.

Bu ve bunlara benzer nice düşünce günlerce zihnimin etrafında dolanıp durdular ve karamsar ruhumda sanki dirilişler yaşadım. Evet, ben de tüm sevdiklerim gibi bir gün bu diyardan göçüp gidecektim. Önemli olan, geleceği kesin olan öbür âleme ne hazırladığımdı. Ölümün dünyamda anlama kavuşmasıyla, ilginçtir ki hayat da farklı bir anlama bürünmüştü. Bu yaz(*) vefat eden şair Erdem Beyazıt ne de güzel yazmıştı:

Ölüm bize ne uzak, bize ne yakındır ölüm. 

Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.

*2008 yazı

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.

Fussilet, 46

GÜNÜN HADİSİ

Allah ister ki,biriniz bir iş yaptığı zaman onu en güzel ve en sağlam bir şekilde yapsın.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI