Cevaplar.Org

İSLÂM HUKUKU’NDA SÜNNETİN YERİ-PROF. DR. MUSTAFA SİBÂÎ-MÜTERCİM HALİL KENDİR-YENİ AKADEMİ YAYINLARI-İZMİR-2009

Allah’ın Kur’ân’daki emirleriyle, hayatta iken Hz. Peygamber’e itaat etmek sahabeye nasıl farz kılındıysa, vefatından sonra da O’nun sünnetine itaat etmek hem sahabeye hem de onlardan sonra gelecek bütün Müslümanla


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2010-03-31 14:12:53

Allah'ın Kur'ân'daki emirleriyle, hayatta iken Hz. Peygamber'e itaat etmek sahabeye nasıl farz kılındıysa, vefatından sonra da O'nun sünnetine itaat etmek hem sahabeye hem de onlardan sonra gelecek bütün Müslümanlara farz kılınmıştır. S:81

Hz. Ali ile Hz. Muâviye arasındaki ihtilâfın, kanların aktığı ve canların heder olduğu fiilî bir savaşa dönüşmesinden ve Müslümanların bir çok gruplara ayrılmasından sonra, hicrî kırkıncı yıl, sünnete yalan ve uydurmanın bulaşmadığı saf ve katıksız hâli ile, sünnete eklemelerin yapılması ve sünnetin siyasî maksatlar ve iç bölünmeler için bir araç olarak kullanılmaya başlanması arasındaki bir ayrım noktası olmuştur. S:104

Hadis uyduranların el attıkları ilk konu kişilerin faziletleri oldu. Kendi imamları ve gruplarının liderleri için çok sayıda hadis uydurdular. Bu işi ilk yapanın, değişik gruplarıyla birlikte, Şîa olduğu söylenir. S:105

Irak'ın hadis uydurmanın geliştiği yer olduğuna da, hadis imamları işaret etmiştir. Zührî şöyle der: "Hadis bizden bir karış olarak çıkıyor ve Irak'tan bize bir kulaç olarak dönüyordu." S:108

Hadis konusunda bir yalan görüldüğünde, selefin yaptığı, yalancıların izini sürüp onları bulmak ve meclislerde "falanca yalancıdır, ondan hadis almayın, falanca zındıktır, falanca kadercidir vs." demek suretiyle isimlerini teşhir edip onları tanıtmak oluyordu. S:156

Daha neredeyse hicrî ikinci yüzyıl girmemişti ki, sünnet, onun İslâm Hukukunun kaynaklarından biri olduğunu inkâr edenler, mütevâtir olmayıp âhâd yoluyla gelenlerin delil oluşunu inkâr edenler ve Kur'ân'da olanları açıklayıcı ve te'yid edici olanların dışında, başlı başına müstakil hüküm koyanları inkâr edenlerle karşılaştığı bir imtihan geçirdi. S:182

Kur'ân-ı Kerim dinin usûl ve ilkeleri ile genel hükümlerin ana kurallarını kapsamaktadır. Bunlardan bazılarını açık bir şekilde ortaya koymuş, diğer bazılarının açıklamasını da Hz. Peygamber'e bırakmıştır. Allah, Peygamber'ini insanlara dininin hükümlerini açıklasın diye gönderdiğine ve insanlara da ona uymayı farz kıldığına göre Hz. Peygamber'in dinin hükümlerini açıklaması Kur'ân'ı açıklaması demektir. S:196

Sözün özü, ilim ehli sahih sünnetin Allah'ın kitabına muhâlefet etmeyeceği hususunda görüş birliği içindedir. Dolayısıyla Allah'ın kitabına muhâlefet eden hükümler içeren bazı hadisler ittifakla reddedilir. S:204

Sünnetin delil oluşunu inkâr etmek ve İslâm'ın sadece Kur'ân'dan ibaret olduğunu iddia etmek Allah'ın dinini ve O'nun dininin hükümlerini tam olarak bilen bir müslümanın yapacağı bir şey değildir ve böyle bir şey hakikatle çakışır. Zaten dinin hükümlerinin çoğu sünnetle sâbit olur. S:207

(Ne yazık ki) Sünnete saldırıların bir başka çeşidini de müsteşrıklara talebelik etmiş Müslümanlardan bir grubun saldırısı oluşturuyor. Bu saldırılar, daha önce müsteşrıkların görüşlerinde olduğu gibi açık ve net bir şekilde olmuyor. Bilakis halkın tepkisini engellemek için, ilim ve araştırma örtüsünün ardına sığınıp ikna yoluna yönelen, açıkça ifade etmekten kaçınıp hile ve aldatmayı tercih eden bir üslubu kullanıyor. S:287

Sahih olanı uydurma olandan ayırmak için âlimlerin metotları vardır. Bu, sened ve metnin birlikte eleştiri ve değerlendirmeye tabi tutulmasıdır. Araştırma ve incelemeden sonra sened ve metninin sahihliği sâbit olanının sahih olduğuna hükmederiz, sâbit olmayanın ise sahihliğine hükmetmeyiz. Bu gibi durumlarda esas alınacak makul yol budur. S:310

Ehl-i Sünnet'in kendi içindeki ihtilâflar, râvinin doğruluğu veya yalancılığı, adâleti ve fâsıklığı ya da hâfızası veya unutkanlığı gibi meselelerdeki görüşlerin farklılaşmasından kaynaklanmıştır. S:322

Sahabe ve tâbiînden bir grup, sadece yazmaya dayanıp ezber yeteneğinin zayıflamaması için, hadislerin yazılmasını hoş karşılamamışlardır. S:364

Sahabîler birbirlerinin hatalarını telafi ederler ve bunu birbirlerini yalanlamak olarak değil, yanlış bilineni düzeltmek ve bildiği emaneti yerine getirmek olarak görürlerdi. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kim bir ilmi gizlerse, Allah onu ateşten bir gemle gemler." S:369

Ebû Hanîfe döneminde hadis uydurmanın yaygınlaşması, onu (Ebû Hanîfe'yi) hadislerin kabulü hususunda çok dakik şartlar aramaya sevk etmişti. Bundaki maksadı Allah'ın dininde ihtiyatlı ve sağlam hareket etmek istemesiydi. S:489

İçtihad eden herkes hadis dairesinden çıkmadığı gibi, her muhaddis de elindeki nasslara dayanarak içtihatta bulunmuyordu. S:505

Bir İslâm devleti, bütçesinin onda birini düşmanlarımızın planlarını ve komplolarını açığa çıkarmaya tahsis etse, insanlık tarihindeki en büyük şerefe nail olur. Çünkü bu şekilde insanlığın acı çekmesine ve yıkımına neden olan kötülüğü ortadan kaldırma şerefini elde etmiş olacaktır. S:528

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

ali pekcan, 2010-04-04 03:38:39

İslam hukukuna göre Hz. Peygamber'in Sünneti KUR'ÂN'dan sonra vageçilemez, zorunlu ikinci kaynaktır. Teşride sünnetin bu konumunu reddeden İslam çizgisinin dışına çıkar. Sünnet İslam'ın özü ve en esaslı dayanağıdır. Dolayısyla sünnete ittiba farzdır. [(Buradaki sünnet kavramı ile Efali-mükellefindeki (sünnet) terimi birbirinden farklıdır.] Sünnet kavramı hadis kavramından daha genel ve kapsanlıdır. Hadis, Hz. peygamber'in SÜNNET'inin yazılı belgesi ve verisidir. Hadisler olmadan SÜNNET bilinemez anlaşılamaz, yaşanamaz. Dolayısıyla Sünnet ile hadis arasında ilişki ve irtibat zorunludur. Bu açıdan bakıldığında Mücahid alim MUSTAFA ES-SİBÂÎ'nin Sünnet karşıtlarına karşı bir tokat cevabındaki bu eseri sonderece akademik bir dille ele alınmış müstesna bir eserdir. SÜNNET'in dindeki yeri hakkında şüpheleri ve kuşkuları bulunan birçok kimseyi aziz nuruyla aydınlatmıştır. SÜNNET konusunda sağlıklı bilgi almak için başvurulacak temel kaynaklardan birisidir. Müellifine Rahmanın rahmetini diliyor, çevireni de tebrik ediyorum Rabbim, bizi IŞIK (NÛR) SİRÂC-Î MÜNÎR peygamberimiz, ulu önderimiz Hz. MUHAMMED'in yolu ve ışığından ayırmasın. ÂMÎN ALİSAÎD EL-KONEVÎ Konya-Nisan/2010

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI