Hüsrev Aydınlar Hocaefendi
Tahir Taner Bey, vefatından bir süre evvel ziyaret ettikleri merhum Yaşar Tunagür Hocaefendiden naklen, Meşhur Fatih Dersiamlarından Hüsrev Aydınlar Hocaefendinin(1884-1953) Bediüzzaman hazretleri hakkında bir kanaatini zikrediyor: “Sohbette adı geçen, Yaşar Tunagür Hocamızın da hocası olan merhum Hüsrev Hoca'yı, Yaşar Tunagür Hocamızdan televizyonda da dinlemiştim. Bu büyük âlimi üçümüz de merak ediyorduk. Acaba Bediüzzaman’ı görmüş müydü?
Bu merakla önce Yaşar Tunagür Hocamızın Üstad'ı görüp görmediğini sormuştuk ki, o cevabında Hüsrev Hoca’yı Üstadla görüştürdüğünü de anlattı. Ben Hüsrev Hoca'nın Üstadla ilgili intibalarını sorunca şöyle anlattı:
"Evet, Hüsrev Hoca büyük bir âlimdi. Devrin büyük âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hoca bile onun huzurunda edeple dururdu. Bediüzzaman’la o gün uzun süre görüştüler. Bediüzzaman, Hüsrev Hoca’nın yanından ayrıldıktan sonra ben de sizler gibi merak edip Üstad hakkındaki kanaatini sordum.
Uzun uzun düşündü ve dedi ki: "Vallahi ben çok âlimler tanıdım. Fakat bu zatın ilmine ve haline akıl sır erdiremedim. O'nun ilmi, hâli akılla izah edilecek, tahsille elde edilecek bir şey değil. Vehbi bir ilim ve hâl var. Benim aklım sırrım bunlara ermez."
Şeyh Seyda el Cezeri
Değerli âlimlerimizden ve Şeyh Seyda el Cezeri’nin halifelerinden Muhammed Emin Er Hocaefendi, Üstadı ziyaretini ve Şeyh Seyda ile üstad arasındaki sıcak ilişkiyi şöyle anlatıyor: “merhum üstadın selam ve tebrikini mektupla şeyh Şeyda’ya bildirdim. Bilahare de kendim gittim. Şeyh Seyda o iki kelimeye çok manalar verdi. Daha başka ihtimaller de vardır dedi. (Selam ve tebrik kelimelerine) O esnada bazıları: “Şeyhim Risale-i Nur’u okumak faydalı mıdır?” diye sordular. Şeyh efendi: “Evet faydalıdır. Hakikattirler” dedi. “onların toplantılarına, medreselerine gidebilir miyiz?” diye sordular. Şeyh: “Evet” dedi. “Mânia olmazsa ben de oturur dinlerim” dedi. “Ziyaretine de gidebilir miyiz?” dediler. “Evet gidebilirsiniz. Mânia olmazsa ben de gider ziyaret eder dua talep ederdim” dedi. Dediler ki: “Talebeleri onun için mehdi diyorlar. Mehdi midir?” “Hadislerin zahirine göre Mehdi-i muntazar değildir. Fakat selefi salihin ulemaları gibi bir âlimdir. Cenabı Hak asrımızda onu göndermiştir. Bazı firavunların Musa’sıdır. Biz de sizin gibi imanlılara Mus gibiyiz. (Mus = Ustura saç traş eder, temizler) Biz namaz kılmayanlara namaz kılın, içki içenlere içmeyin deriz. Muhataplarımız mümindirler. Bizim vazifemiz böyledir. Onun vazifesi ise öyledir. Herkes vazifesini yapmış oluyor” dedi.
…Şeyh “eve dönmek istiyorum dedi. Bunun üzerine Şeyhin evinin bulunduğu Serdehli köyüne döndük. Köyde dediler ki: “Bediüzzaman vefat etmiş! Vefat haberi gelmiş!” Şeyh de “Biliyorum” diye cevap verdi onlara. Bunu nereden öğrendiği, kimin ona bu vefat haberini verdiği hususunda hayret içende kaldık. Bir müddet sonra ben kendim Cizre’ye şeyh efendinin ziyaretine gittim. Şeyh Seyda’dan daha yaşlı Seyyid Ali isminde bir zatla bu konuyu konuşurken (Bu zat seyyid olduğu için şeyhin yanında makbul biri idi) dedi ki: “Şeyh efendi o seferden geldikten sonra yanına gittim. Elini öptüm. Şeyhim dedim, senin bu seferin her zamanki seferlerine uygun olmadı. Kimseye haber vermeden gittin ve çabuk döndün.” Dedi ki: “Bediüzzaman’ın ruhunu mevtalar içinde gördüm. Vefat ettiğini anladım. Kendimi tutamadım. Onun için böyle bir dolaşıp döndüm.” Demek ki bu hadise de beyan ediyor ki birbirleriyle ruhi bir irtibatları, alakaları vardı. Merhum üstadın “alakadarız” sözünün tasdiki oluyor.
Ahmed Şirvani
Üstadın talebelerinden Hafız Emin Efendi bizzat İstanbul’da şahit olduğu bir hadiseyi üstada yazdığı bir mektupta şöyle anlatıyor:
“Üstadım! Şurasını da arz edeyim: Gönenli Mehmed Efendi seksen yaşında İstanbul’un meşhur ediblerinden ve âlimlerinden Ahmed Şirvanî’ye “Bediüzzaman’ı nasıl bilirsin?” dedi. Dedi ki: Hazret-i Yusuf’la Zeliha’ya iftira olunca, Zeliha Yusuf’u sakladı. İftira eden ve kendini tahtie eden kadınları davet etti. Ondan sonra Hazret-i Yusuf’u meydana çıkardı ve onlara sordu. Onlar da şu cevabı verdiler: “Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. İşte bu cevabdan başka bir şey diyemem dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Denizli mahkemesi müdafaalarında merhum Selahaddin Çelebi şunları anlatıyor: “altı-yedi sene evvel İstanbul'da, ulemâdan eski fetva emini Ali Rıza ve Elmalılı Hamdi Efendi gibi meşhur âlimlerin bir musahabelerinde Bediüzzaman Üstadımın ilminin vehbî olduğunu, vaktiyle Anglikan kiliseleri başpiskoposunun ve Japonya'nın başkumandanının İslâm ulemâsından sorduğu suallere cevap veren ve bütün âlimleri ilmiyle teshir ve hayrette bırakan ve yirmi seneye yakın bir vakitten beri dünyayı terk eden bu şahsiyetten bahsetmeleri.. Bende, muhitimizde olan bu zatı ziyaret etmek arzusunu uyandırdı.
Muhterem Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, Hayatım Hatıralarım adlı eserinde(s:26) Elmalılı merhumdan ders almış olan Erzurum ulemasından Mustafa Efendi’den naklen, Elmalılı Hamdi Yazır’ın şöyle dediğini naklediyor: “Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir
Kaynaklar
1- Tahir Taner, fgulen.com, 02.10.2006
2-http://www.evimizturkiye.com/islamguzeldir/mehmeteminer/hayat/ana.htm
3-Osmanlıca Emirdağ Lahikası
4-Müdafaalar.Zehra Yayıncılık-İst
5-Hayatım Hatıralarım-Mehmed Kırkıncı-Zafer Yayınları-İst–2004